![]() |
Guy Debord’un Gösteri Toplumunda anlattığı şey şu: “gerçek” kaybolup gitmez, temsile dönüşür. Mesele insanların kandırılması değil, daha yapısal bir dönüşümdür: yaşadığımız şeyin “yaşanmış” olmaktan çok “gösterilmiş” olmasının normalleşmesi. Bugün sosyal medya bu gösteri düzeninin kullanıcı üretimli sürümü gibi işliyor. Herkes aynı anda seyirci, oyuncu ve kendi sahnesinin ışıkçısı.
Sosyal medyada sahne arkası diye bir şey neredeyse yok: her şey ve herkes sahnede oynuyor. Duygular bile. Üzüntü, öfke, yas, utanç, vicdan… Hepsi birer “sunum malzemesi”ne dönüşüyor. Bu durumda “unutmayacağız” bir içerik olmaktan çıkıp “Bakın, ben doğru taraftayım” demenin pankartı oluyor. Üstelik pankartlar, tartışmanın yerini tutmayı sever, çünkü hızlıdır, risksizdir, paylaşılabilirdir.
Buradan “vicdan performansı” dediğim şeye geliyoruz. Vicdan, iç hesaplaşma olmaktan çıkıp gösterilebilir bir kimlik öğesine dönüştüğünde, nitelik değiştiriyor. Vicdan artık “ne yapacağım?” değil, “beni nasıl görecekler?” sorusu oluyor. Çünkü algoritmik akışta, görünürlük bir tür toplumsal değer oldu. Bu değerin kuralları da basit: kısa ol, keskin ol, tepki üret, paylaşılabilir ol. Uzun anlatı, bağlam, emek, tereddüt, mesafelilik… bunlar ya cezalandırılıyor ya da görünmezleşiyor.
Performatif olanın kaderi şudur: tekrarlamak insana güç verse de her tekrar aynı zamanda içerikten kopmayı kolaylaştırır. Sürekli “unutmayacağız” diyerek unutmayı geciktirmeyiz, yalnızca unuttuğumuzu fark etmeyi erteleriz. Cümle, hafızayı taşımaya değil, hafıza taşıyormuş gibi görünmeye yarar.
“E ama insanlar ses çıkarıyor, farkındalık yaratıyor” diyebilirsiniz. Kısmen katılırım. Fakat dikkat ekonomisinde mesele çoğu zaman doğruluk değil tutunmadır: gündemde kalma, akışta görünme, etkileşim üretmeyle ilgilidir. Bu yüzden bazı olaylar bir anda “patlar”, sonra aynı hızla unutulur. Duygu bir süreliğine yükselir, sonra başka bir şeye devredilir. Sosyal medya, yas tutmayı bile “trend” mantığına sokar: acının bir “yüksek reytingi” olur, sonra “bir başka konuya” geçilir.
Performans, ister istemez bir izleyici ister, izleyici varsa rekabet de vardır. Kim daha vicdanlı? Kim daha çok üzülmüş? Kim daha çok öfkelenmiş? Kim daha iyi cümle kurmuş? Kim daha hızlı paylaşmış? Yas bir “ahlaki yarış”a dönüştüğünde, acının kendisi arka plana itilir. Geriye bir tür puanlama kalır: doğru tepki, doğru hız, doğru ton.
O yüzden “unutmayacağız” cümlesini bir tür kendini temize çıkarma formülü gibi görüyorum. “Ben unutmadım” demek, çoğu zaman “ben bir şey yapmadım”ın yerini tutan bir kefarete dönüşüyor. Üstelik ucuz bir kefaret: bir paylaşım, bir story, bir retweet kadar kolay. Emeği, riski, bedeli az. Bedel azsa hafıza da zayıf olur. Çünkü hafıza yalnızca bilgi değildir, ıslandıkça ağırlaşan bir paçavra misali ağır bir yüktür. Yük almadan hafıza olmaz.
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder