Çarşamba, Ocak 14, 2026

Dertli Mersedes

Lisede bir gün üç beş arkadaşımla okuldan kaçtık. Kapılar kilitlenmeden önce arka merdiven penceresinden epeyce yüksekten aşağı atladık. Bir süre gizlendik, nöbetçi öğretmenlerin geçmesini bekledik, sonra kuş gibi uçarcasına atış mesafesinden çıktık. Uzun namlulu tüfekleriyle bizi vurabilirlerdi. O koşunun ucunda, sanki başka bir ufka çıkmışız gibi his yaşayarak, Aşıklar Tepesi denen yere vardık. Aslında gideceğimiz yerde bir halt olduğundan da değil, kahveye gidip kâğıt oynayacağız altı üstü, ne ki, hoşumuza giden bir mutluluk içindeyiz.

Çok sürmedi, kaçış yolumuzda karşımıza Kur’an okuyan bir adam çıktı. Hiç yoktan, bizi çevirdi, lafla sözle yanına oturttu. O günlerde bizim oralarda dershane açan, “abilik” yapan Nurculardan biriydi. Biz öğretmenlerden kaçmışız, kıkırdıyoruz filan, soğuk yüzüyle hayat, “yakalama” işini başka bir gardiyana devretmiş, üstümüze çöküyor. O faslı geçiyorum.

Adam, ezberlenmiş bir konuşma temposuyla Allah’ın varlığını tartışmaya başladı: yokluk ihtimalini rahleye yatırıp, sonra onu kendi kurduğu mantıkla tarumar ederek “ispatladı”. Vardı işte! Biz kem küm bile etmeden günah olmasın diye susup dinledik. Asıl aklımda kalan, bir ara söylediği bir cümleydi: “Dert iyidir,” dedi, “Allah insanın derdini artırsın.” Geveze bir arkadaşımla tasavvufa dahi bağladı, dertten, aşktan, arayıştan söz ederek hepsini tek nefeste halletti.

Sufilere göre dert, hakikate varma iştahıdır, insanın içindeki o “yerinde duramama” hâlini anlatır. Bu yüzden “dert” nerdeyse hayır duası sayılır. “Dertli dolaba binesin” deyişi de o yüzden bir beddua filan değildir.

Adam dünya nimetlerini reddeden bir sufi falan değildi. Üç beş gün sonra yine gördük çünkü: yol kenarına park ettiği Mercedes’ine biniyordu. Demek ki o tepede, o ayazda, sufi gibi giyinip Kur’an okumak ona iyi geliyordu. Herkesin bir terapi yöntemi var: kimi benim gibi yürüyüş yapar, kimi aşık olur, kimi susar, kimi nefes egzersizi, kimi de derviş kostümüyle kendine “manzara” kurar.  Belki de mesele tam da budur Mıstık abi, insanın kendi derdini “dervişçe” paketleyip kendine sunmasıdır.

Ne zaman hayat kararsa, dertlerim büyüse, mutsuz olsam, yalnız ve ağrılı günlerim uzasa, o laf gelir aklıma: “Allah derdini artırsın Levent” diye mırıldanırım. “Vicdanen” irkilmeliyim ama istemsizce gülümserim de. Çünkü o cümlenin içinde hem hakikat var, hem de benim hafızamın küçük sahtekârlığını faş ediyor: kaçtığımız okul, yakalandığımız tepe ve mercedesle eve dönen “derviş”.

2 yorum:

Stepne dedi ki...

Bana da takva filmini hatırlattı bu derviş :)

Sade'Ce dedi ki...

Güzelmiş :)
Dertli dönemlerde değil de, geçtikten sonra, iyi ki dediğim benim de çok olmuştur. Böyle dönemlerde gelişiyor, değişiyor insan. Fakat yaşarken, yönetemiyorum ben şahsen.. Çok kapılıyorum, çıkamıyorum girdaplardan umutsuzluklardan..
Neyse ki geçiyor her şey, kötüsü de iyisi de bir arada.
Bu sıra dert içindeyken ne yapılabilir, onu düşünüyorum, belki fikirleriniz vardır? Zaman bulursanız.. Selamlar.

Related Posts with Thumbnails