dumankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dumankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 17, 2018

Eskilerden


Vogue, Nisan 2013'te Dumankara ile ilgili çıkmıştı.


Milliyet Sanat, 15 Mayıs 2001, Markopaşa ile ilgili çıkmıştı.




Aktüel, 5-11 Haziran 2008


Pazartesi, Mart 05, 2018

Dumankara 5.Baskı


Dumankara from İletişim Yayınları on Vimeo.

Dumankara 5.baskısını yaptı, bugüne değin ilgi gösteren herkese teşekkür ederiz.

Çarşamba, Şubat 17, 2016

Üçleme Hakkında




Uzak Şehir karanlık bir öyküyü anlatıyor fakat diğer kitaplarında ondan kalır yanı yok. Ankara üzerine yazarken hüzünlü senaryolar seçmenizin nedenleri var mı, varsa nelerdir?
Uzak Şehir, Emanet Şehir’e göre daha sert ve karanlık bir hikâye. Bu bir üçleme olduğu için finalin daha koyu olması gerekiyordu, böyle bir perspektifi olması gerekiyordu veya… Hüzünlü senaryolar seçiyor muyum, alt sınıfları ve suçluları anlatıyorsanız, dramatik bir eksen kurmak zorundasınız, anlattıklarımın ister istemez kederli bir tadı oluyor, methetmiyorum, kimseyi kahramanlaştırmıyorum çünkü.

İlk kitapta birçok farklı çizerle birlikte çalıştınız, diğerlerindeyse Berat Pekmezci ile devam ettiniz. Onunla devam etmenizin sebepleri nelerdir?
İlk kitap çok hikâyeli bir antolojiydi, daha kısa sürede üretildiği için çok çizerli olması gerekiyordu ama diğerleri daha uzun hikâyeli albümlerdi. İkinciyi Berat’la çizeceğimi biliyordum ama üçüncüye, ikinciyi çalıştıktan sonra karar verdim. Takıntılı biriyim, yoğun çalışmak, hayattan kopmayı gerektiriyor, herkes bu tempoyu göze alamıyor. Berat’la iyi çalıştık ikinci albümde, devamı öyle geldi. Herkesle çalışılmıyor, uyum gerekiyor, benzer bir ritmi tutturmak gerekiyor. Berat’la uyumlu çalıştığımız için üçüncü albümde de birlikte çalıştık. 

Çizgi romanlarda yazar ve çizer farklı olduğunda hep merak ettiğim bir konu var. Sizin Berat Pekmezci’nin çizimlerine onunda senaryoya herhangi bir katkısı ya da müdahalesi oldu mu, olduysa hangi durumlarda?
Çeşitli çalışma biçimleri var. Berat, bitmiş ya da tamamlanmış senaryo bölümlerini çiziyor. Sadakat gösteriyor senaryoya. Ben taslaklara bakıyor ve sahnelerle senaryo uyumunu karşılaştırıyor, onun yorumunu inceliyor, önerilerde bulunuyorum. Taslaklarda revizyonlar oluyor ve senaryo çizgi romana dönüşürken, görsel olarak biçim değiştiriyor. Daha en başta tipler, mekânlar epeyce çalışıyoruz, görsel bir arşiv sağlıyorum. Berat, senaryoyu görsel olarak daha iyi anlatabilirim ile uğraşıyor aslında. Öte yandan uzun süre çalışınca bir uyum yakalıyorsunuz, ben onu serbest bırakıyorum o da bana önerilerde bulunuyor artık. Örneğin ben Uzak Şehir’de hiç anlatım kutusu kullanmayacaktım, Berat ısrar edince, senaryoya başladıktan, çok sayıda sayfa çizildikten sonra yeniden bir anlatım dili kurdum. Bu tür iş bölümlerinde çalışma biçimi nasıl verimli oluyorsa o yönde değişir. 

Emanet Şehir’de 1940’lı yılları seçmenizin belli bir nedeni var mı, sizce Ankara’yı o yıllarda özel kılan nedir?
Dumankara, 1916 Yangını ile başlar, o da bir tercih. 1923 sonrasında Ankara bir vitrin şehir olarak tasarlanır, cumhuriyete model olması için uğraşılır. İstanbul’a alternatif olacak yeni bir şehir olsun isteniyordur. 1950 ile birlikte bu uğraştan vazgeçilir ve İstanbul yeniden öne çıkar. Emanet Şehir, tam bu değişim anında geçiyor. Bir tür hayal kırıklığı, bir başarısızlık hissi ve değişim arifesinde geçiyor veya.

Uzak Şehir’de bu sefer karşımıza Alevi –solcu bir mahalle de yaşayan, silik bir kenar mahalle delikanlısını başkahraman olarak görüyoruz. Bu kara hikâyenin kahramanı için neden böyle bir çevre seçtiniz?
Bu bir suç hikâyesi. Türkiye’de yoksul bölgeler sanılanın aksine iktidar partilerine destek verirler. Muhalif bir mahalleyi arkaplan olarak kullanmak istiyordum, bu sebeple böyle bir tercihte bulundum. Üstelik, kahramanlardan birinin vicdani bir huzursuzluk yaşaması için de bu türden bir gerginlik gerekiyordu.

Ankara üçlemesi özellikle Ankaralılar tarafından çok beğenildi. Başka grafik roman projeleriniz var mı? Varsa, içerikleri ve kimlerle çalıştığınız hakkında biraz bahsedebilir misiniz?
Evet var, iki ayrı çalışma daha sürdürüyorum. Aslında ikisi de tarihi çalışmalar ya da en azından o biçimde tarif edilebilirler. Biri Sefa Sofuoğlu ile birlikte hazırladığımız, 1951. İsminden de anlaşılabileceği gibi o yıl içinde bir siyasi hikâye. Diğeri, Taner Duran’la yaptığımız, 1930’larda geçen bir kabadayı hikâyesi. Yine bir dönem panoraması, siyasi itişmeler, suç dünyasına ilişkin ayrıntılar vs

Aylık çizgi roman dergisi Hortlak yolda. Çizgi roman “All Stars” denilecek bir ekipten oluşuyor kadro. Nasıl ortaya çıktı, size teklif nasıl geldi, orada neler yazacaksınız? Biraz bahsedebilir misiniz?
Uykusuz yeni bir çizgi roman dergisi çıkartmak istiyordu, benden de çizgi roman hakkında yazılar yazmamı istediler. İki nedenle çekincem vardı, biri ben genel olarak mizah dergilerinden uzak duruyordum, haklarında yazı yazdığım için bir mesafem olsun istiyordum. İkincisi, benden istenen yazılar, böyle bir dergiye uygun olmayabilirdi. Hem konuştuk, hem de ben düşündüm. Bakalım, en azından başlangıçta bir katkım olacak, sonra ne olur ben de bilmiyorum. 

Biraz da Türkiye’de çizgi roman ve çizgi roman okurluğu üzerine konuşmak isterim.
Eskilerde olduğu kadar bir çizgi roman sevgisi furyası yok bu zamanda. İnternet veya teknolojinin gelişmesi dışında, sizce sebepleri nelerdir? Türk kökenli çizgi roman eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir mi?
Tek bir cevabı yok bunun, şunu iyi biliyorum, neredeyse çeyrek asırdır böyle bir sorun var. Ben iyimser biriyim yoksa üretim yapamazdım. Konuşulan hikayeler anlatırsanız her zaman ilgi görürsünüz. Dün nasılsa yarın da öyle olacak.

Hiç çizgi roman okulu açmak gibi bir düşünceniz oldu mu? Sizce Türkiye’de böyle bir okul açılsa başarılı olur muydu, bunun için neler gerekirdi?
Böyle bir idealim olmadı, yakın zamanlarda üniversitelerde ders anlatmamı isteyen teklifler aldım, alıyorum ama kendi yoğunluğumdan kabul etmedim. Üniversiteden istifa ettikten sonra dışarıdan lisans ve yüksek lisans dersleri verdim. Hazırlanmak, özel vakit ayırmak gerekiyor, heyecan, iştah ve zaman istiyor. Bunu yapamıyorsanız, o işi sürdürmemelisiniz. Yoğunluktan dersleri sürdüremedim. Belki ileride, emekli olduktan sonra yapabilirim.

Son birkaç soruyu daha kişisel sormak isterim.
İlk okuduğunuz çizgi romanı hatırlıyor musunuz? Neydi, siz de nasıl bir etki bırakmıştı?
Okuma yazma bilmiyordum, teyzem bir Tommiks almıştı, ilk onu hatırlıyorum. Ne yazdığını bilmediğim için abime okutmuş, uzun uzun resimlerine bakmıştım… Kendi paramla aldığım ilk çizgi roman Mister No’ydu. Çocukken beni en çok etkileyen çizgi romanlar Yüzbaşı Volkan ve Tarkan’dı.

En çok beğendiğiniz çizgi roman serisi, karakteri hangisi, neden?
Ben obur bir okurum, takılıp kalamıyorum, bir sürü güzel kitap, film ve dizi var hayatta. Oradan oraya sürükleniyorum. 17 yaşımda bana bunu sorsanız, ünlü Heavy Metal dergisinin abonesiydim. Moebius severdim, Ken Parker okurdum. İlban Ertem, Suat Gönülay ve Engin Ergönültaş işlerini takip ederdim. 

Çizgi roman okumaya yeni başlayacaklar için Türk, yabancı tavsiyeleriniz var mı?
Bu yazıyı okuyanlar, bu yaşa kadar çizgi roman okumadılarsa… Maus ya da Persepolis okusunlar, Corto Maltese’i keşfetsinler…

Söyleşiyi GazeteBilkent için Yağmur Yıldızhan ile yaptık.

Pazartesi, Şubat 08, 2016

Kenar Mahallede Eğri Eğri Gezmek




Kitabın ismini sormak istiyorum, neden Uzak Şehir? Bana sanki “uzak” sözcüğünü Ankara’nın uzak durulan insanlarını, mekânlarını anlattığınız için tercih etmişsiniz gibi geldi.
Türkiye’de tek bir şehir var aslında. Meclis olmasa Ankara’nın haber değeri bile olmaz. İstanbul varken hem Ankara uzak bir şehir, hem de o kenar mahalleler Ankara imgesi için çok uzaklar. Mecazı olan farklı bir Ankara vurgusu yapabileceğim bir isim aradım ve ikinci kitap olan Emanet Şehir’i izleyerek onu seçtim.

Kitabın sonsözünde aklınızdaki hikâyenin “Beli kırık köpek gibi eğri eğri geziyordu mahallenin bebeleri…” diye başladığını söylemişsiniz. Tek bir cümleyle yola çıkmışsınız…
Evet, bazen tek bir cümleyle başlarsınız, tuhaf bir karşılaşma, garip bir konuşma, bir cümle, bir bağırtı ilham verici olabilir. Benim büyüdüğüm yerde sokak köpekleri sürü halinde dolaşırlarsa çok korkutucu olurlardı, yoksa hepsi tek tek, ürkek, kaçmaya hazır hayvanlardı. Bir arada olmak ya da tek kalmak onların haleti ruhiyesini etkiliyordu. Bir kenar mahalle hikâyesi anlatıyorsanız o ürkekliği, o birbirinden cesaret alma işini hesap etmek zorundasınız. Mezun olduğum liseden beş kişi üniversiteyi kazanmıştı ilk senesinde. Ne yapsanız yoksunuz bu hayatta anlamına geliyor, o eğitimle, o çevreyle olmuyor demek. Yusuf’un Volkan’a söylediği bir şey var, sen bu çöpten kurtulmaya çalışıyorsun, ben bu çöpten para kazanmaya bakıyorum” mealinde bir şey. Kenar mahalleliyseniz, hiçbir özelliğiniz yok demektir. Elinizdeki tek şey delikanlılığınız, kurnazlığınız, güzelliğiniz olabilir. Yok başka bir şey, eğri eğri geziyorsunuz işte.

Çizgi romanlarda çoğunlukla -demek yanlış olmaz sanırım- erkek hikâyeleri anlatılır. Erkeklik halleri, erkeklik krizleri ya da olağanüstü yeteneklere ve güçlere sahip kahraman erkekler… Uzak Şehir’de hikâyenin anlatıcı-karakterlerinden birisi bir kadın: Lili.
Selcan da var. Uzak Şehir, entrikanın işleyişi gereği bir erkek hikâyesi oldu. Dünyayı erkekler ve erkeksileşen kadınlar yönetiyor. Anlatıcılardan biri olan Lili, o entrikanın merkezinde olan, her kumpasta rol verilen biri. Aklediyor, oyuna katılıyor, erkeklere karşı yenilmiş gibi davranıyor ama yetmiyor… Selcan da o bakımdan farklı değil, o da kurtarmaya bakıyor. Mahallede kalmak isteyen Yusuf ile oradan kaçmak isteyen Volkan arasında. Hikâyenin başında düğünle ilgili bir yorumu var, ayrıcalıklı zamanın farkında olduğunun göstergesi. Başka bir yer ve zaman aralığı istiyor. İkisi de güçlüler bence. Lili erkeklerle baş etmesini biliyor, vesayet altında kalmayı istiyor gibi yaparak başka bir düzlem kurmaya çalışıyor çünkü.

Hem sizin hikâyenizde hem de Berat Pekmezci’nin çizimlerinde sokağı çok iyi yansıttığınızı görüyoruz. Sokakla ilişkiniz, temasınız nasıldır?
Olabildiğince konuşmaya, izlemeye çalışan biriyim ama sokağın içindeyim diyemem. Bu tür hikâyelerin belgeselci bir yönü olmalı, gerçeklik vehmini beslemek için arka plan iyi istiflenmek zorunda. Ben epey dolaştım, Berat da ben de resimler çektik. Ödevinizi iyi yapmanız gerekiyor. Sonuçta insanlar sizin bir yılda bitirdiğiniz bir işi birkaç saat içinde tüketiyorlar. İşinizi iyi yapmalısınız ki okur, hızla okusun, hızı aksamasın, sonradan keşfetsin ayrıntıları…

Bize karanlık bir Ankara sunuyorsunuz. Kirli bir hikâye anlatıyorsunuz. Steril hayatlardan, karakterlerden, mekânlardan özellikle uzak duruyor gibisiniz. Bu doğru mu?
Ben galiba yoksulları daha iyi anlatabiliyorum veya onları anlatırken daha rahat olabiliyorum.

Ankara’yı çok iyi biliyorsunuz; size özellikle ilham veren, sizin için özel bir yere sahip mekânları var mıdır?
Elbette var, dedelerim Ankaralı, evde, çevremde hatıralarda hep Ankara var. Ulus’a güzel olduğu için değil epeyce zaman oralarda çalıştığım için bir tür sempati gösteriyorum. Fırsat buldukça dolaştığım yerlerdendir. İlham meselesi biraz karışık, işim gereği çok okuyorum, her gün film izliyorum. Gazete okumuyor ve tv seyretmiyorum, bu tempoyu da on yılı aşkın bir zamandır sürdürüyorum. Ne yazık ki yeterince aylaklık edemiyorum.

Tüyap’ta yayınevlerinin standlarını gezerken bir lise öğretmeninin Uzak Şehir’le ilgili sorduğu bir soru dikkatimi çekmişti. Hazır imkân bulmuşken öğretmen hanımın sorusuna aracılık edeyim: “Ben öğrencilerimin çizgi roman okumasını istiyorum, Uzak Şehir’i de okutmak istiyorum onlara, ama emin olamıyorum. İçinde siyasi şeyler de var onlara okutmak uygun olur mu ki?”
Hayır, çocuklara uygun değil. Bence grafik romanlar ve hatta çizgi romanların önemlice bir kısmı artık çocuklara göre değiller. Çocuklar da çizgi romanlara eskisi kadar ilgi göstermiyor. Ben çocukken çizgi film başlayınca sokaktan eve koşardık. Şimdi gün boyu çizgi film yayınlayan kanallar var. Öte yandan bu ayrımlar başkalarının işi, filmler için yapılan yaş ayrımlarının nasıl yapıldığını merak ediyorum.

Size yakın çevremden gözlemlerimin özeti olarak şunu söyleyeyim, son zamanlarda çıkan en iyi grafik romanlardan birisi. Özenle kurgulanmış özgün bir hikâye, Berat Pekmezci’nin ustalıklı çizimleri… Fakat bizim göremediğimiz, kendinizi eleştirdiğiniz noktalar var mı? Keşke şurada şunu yapsaydım dediğiniz kısımlar oldu mu?
Hayır, olmadı ama Uzak Şehir daha uzun, daha çok sayfalı olabilirdi, bir pişmanlık değil ama yazarken bunu çok düşündüm. Biraz evirip çevirdim ama bu türden eksiltmeler, eklemeler her yazım süreci için normaldir.

Ankara Üçlemesi Uzak Şehir’le son buldu. Bundan sonra aklınızda ne gibi projeler var, yeni bir üçleme düşünüyor musunuz?
Sefa Sofuoğlu ile 1951, Taner Duran ile Bir Zamanlar AnkaraFakir Şükrü isimli iki ayrı grafik roman çalışması sürdürüyorum. İkisi de devam edebilecek çalışmalar. Bakalım, kervan yolda düzülür, sabah ola hayrola diyelim.

Cuma, Aralık 11, 2015

Dumankara'dan kara bir sona...


(...) Yakın bir zaman önce yayımlanan Uzak Şehir ise “Ankara Üçlemesi”ne nokta koyuyor; hemen belirtmek gerekir ki, bu üçlemeye yakışan kara (noir) bir nokta bu. Biraz da grafik romanın doğasından gelen özellikleri nedeniyle olsa gerek, kara (noir) hikayelerin daha çok yakıştığını düşünüyorum grafik romanlara. Dumankara’daki hikayelerin çoğunun kenar mahallelerde geçmesi ya da suçla ilişkili kahramanlara sahip olması ve Emanet Şehir’deki atmosfer bu kulvarda ilerlendiğinin bir göstergesiydi zaten; Uzak Şehir ise, çıtayı biraz daha yükseltiyor hatta.

Sabit Fikir'de Ceyhan Usanmaz Ankara Üçlemesi'ni yazmış.
link



Cumartesi, Kasım 21, 2015

Dumankara


Dumankara
from İletişim Yayınları on Vimeo.

Dumankara ile bana, GIO Ödüllerinde En İyi Çizgi Roman dalında Jüri Özel Ödülü'nü vermişler. İltifat etmişler, jüriye ve nezaket gösteren herkese teşekkür ederim. Dumankara, kolektif bir çalışmaydı, pek çok arkadaşım emek verdi, bu iltifatı ben değil, onlar hakediyorlar. Umarım, iştah açıcı bir albüm yapmış, pek çok genç çizere ve yazara, pek çok artık çizmeyen  çizgi romancıya ilham verebilmişizdir. Ve yine umarım Fabisad gelişir, lanetli türlere ilgi gösteren başka oluşumlar da çıkar, boşuna inat etmediğimizi daha rahat söyler oluruz.

Çarşamba, Kasım 18, 2015

Bu Dünyayı Yaşatan İyilik


(...) babasını kaybetmiş, annesi ve kız kardeşinin sorumluluğu omuzlarında, ruhunu öldürecek rutin bir işe girmektense, kolay parayı bulabilmek için ufak tefek hırsızlıklar yapmaya başlıyor. Kafasında ona geçmişle ilgili anlatılanlar, babasının öğütleri, annesinin beklentileri var. Cantek, kitapla ilgili olarak Radyo Sputnik'e verdiği röportajında, "Bu bir suç hikâyesi aslında. Politik nitelikleri olan muhalif bir kenar mahallede geçiyor, tabii ki ben hardcore siyasi hikâyeler anlatmıyorum. Hatta özellikle böyle bir ortamın ortasında bu işlerle hiç ilgilenmeyen birisini anlatmayı tercih ederim. Yani arka fonda, siyaset vardır, koyulaşma vardır, bir muhalefet, kirlilik, yozlaşma vardır, ben orada sınıf atlamaya çalışan birisini anlatmayı tercih ederim. Onlar onun yanında akıp gider biz de böylelikle onunla birlikte izleriz," dediği karakteri Volkan hikâyede tam da böyle bir taşıyıcı. Hem babasının geçmişten gelen öğütleriyle yaşadığı çevrenin tarihsel arka planını anlatıyor hem de cesaretiyle girdiği suç dünyasını gözlemlememize yarıyor. Annesinin "Bu dünyayı yaşatan iyiliktir," diyerek, oğlunu gidişatını bildiği yoldan döndürmeye çalıştığı sahneyle, Volkan'ın babasını gördüğü rüya sahneleri, grafik romanın en duygulu bölümlerini oluşturuyor. Babası için "Dürüst bir insandı ama yoksullarla paylaştığımız eşitlikten başka şey bırakmadı bana," diyen Volkan, yitip giden geçmişin dertleri sırtında, düzene uyup, parayı bulup, annesi ve kız kardeşini rahatlatıp, uzaklara gitmeyi isteyen masum bir ruh aslında.

Fisun Yalçınkaya, Uzak Şehir ve Ankara Üçlemesi hakkında yazmış
link

Salı, Kasım 17, 2015

Uzak Şehir: Kederli ve Karanlık Bir Grafik Roman



(...) 2007’de üniversiteden ayrıldım, arada yarı akademik yazılar yazıyorum, bazen yazmak da istiyorum ama galiba, o alandan uzaklaşmış durumdayım. Roman yazmayı da şimdilik düşünmüyorum. Benim çizgi romanla ilgili ilk senaryom 1985 yılına ait, eski çizgi roman dergileri karıştırılırsa bu konuda bir tutkum olduğu zaten görülebilir. Pek çok arkadaşım ve tanıdığım, benim çizgi romanla bu ölçüde ilgilenmemi pek anlamlı bulmuyor. Kendilerine göre daha anlamlı ve büyük işler yapabileceğimi düşünüyorlar. Bir Hocam, daha yeni, üç hafta kadar önce, imalı bir biçimde “bayağı sardırdın bu çizgili işlere” dedi bana. Benim bu yönümü bilmiyor, ders anlatan, tuhaf şeyler bilen, kütüphanelerde vakit geçiren arşivci yönüme bakarak konuşuyor. Benim derdim ise şu, hayatımı mutlu olduğum işleri yaparak sürdürmek istiyorum. Yazabildiğim kadar senaryo yazacağım, aralıklarla televizyon ve sinemaya işler yapacağım. Hikâye anlatmak kadar güzel olan çok az şey var bu dünyada. (...) Fransa’da çizgi roman çok sevilir ama orada da üreticilerden benzer şikâyetler duyabilirsiniz. Sanattı değildi, önemliydi önemsizdi, hepsi bana çok uzatılmış şeyler gibi geliyor. İnsanların egolarını korumak adına birbirlerini ve karşılarına çıkan her şeyi küçümsedikleri bir dünyada yaşıyoruz. Bunlarla uğraşmak için genç değilim artık, hepsi unutulacak, aslolan yapıp ettiklerimiz, iyi hikâyeler er ya da geç fark edilirler, işimize bakalım, hayat dediğimiz dar vakit demek… İyi hikaye, okunur, sevilir, hatırlanır ve itibar getirir…

[Berat'la birlikte yaptığımız söyleşinin tamamı ÖtekiSinema'da...]

Perşembe, Eylül 03, 2015

Ankara Üçlemesinin Son Kitabı Uzak Şehir Çıkıyor




Kendinizi tanıtır mısınız?
Uzunca bir süre üniversitede öğretim üyeliği yaptım. Sonra istifa ettim ve İletişim Yayınları’nda editörlük yapmaya başladım. Türkçe edebiyatta her ay üç ya da dört yeni kitap çıkarıyoruz. Hayatım sürekli okumakla geçiyor. Onun dışında hem akademik hayatım hem de özel ilgi alanım dolayısıyla çizgi roman ve mizahla ilgili çalışmalar yaptım. Yakın dönemde de senaryosunu yazdığım grafik romanlarım ‘Dumankara’ ve ‘Emanet Şehir’ çıktı. Ankara üçlemesi olan bu serinin ekim ayında ‘Uzak Şehir’ isimli son bölümü yayınlanacak. 

Çizgi roman ve grafik romanla ilgili çok sayıda çalışmanız var. Tanımlamayla başlayacak olursak, çizgi roman nedir?
Çizgi roman, öncelikle gazetelerde ortaya çıkmış resimli bir anlatım aracı. Biraz edebiyata biraz sinemaya benziyor. En önemli özelliği karelerin birbirini takip etmesi. Gazetelerde yoluyla ortaya çıkmakla birlikte, kendi dergilerini üretmiş, kitaplarını yayınlamış, birçok ülkede basın endüstrisinin bir parçası olarak görülen, sinema-tiyatro uyarlamaları yapılan, popüler kültürün çok önemli bir parçasıdır çizgi roman. Çizgi romanlar, muktedir kahramanlarla yürürler. Sürekli yinelenen bir serüven kurgusu vardır. Yakın dönemde tüm dünyada etkili olan grafik romanda ise kahramanlar yaşlanabiliyor, ölebiliyor. Her şeyi başaran kahramanlar olamayabiliyorlar.

Çizgi romanın okur kitlesi kimler?
Çizgi roman, gazetelerden çıkıp kendi dergilerini yarattıktan sonra, başlangıç itibariyle 9-15 yaş arası erkek çocuklara hitap ediyordu. Sonra bu okurlar büyüdü ve çizgi roman okumaya devam etti. 14 yaş ve üzeri yaşlara da hitap edebilecek siyasi hikayeler çoğaldı. Çizerin ‘anlatıcı’ yani ‘auteur’ olarak kendi hikayesini ya da derdi olan bir şey anlatmaya başladığını düşünün. Dolayısıyla okur yaşı itibariyle çeşitlenme var. O yüzden çizgi roman herkese hitap edebilir. Mesela, Marjane Satrapi’nin ‘Persepolis’ çizgi romanı, bir genç kızın büyüme hikayesini, 1980’lerde İran rejiminin yerleşmesini ve İran’dan kaçışını anlatıyor.  Art Spiegelman, ‘Maus’ çizgi romanında Nazi soykırımını hayvanlar üzerinden anlatır. Yani ‘Çizgi roman şunlara yöneliktir’ diyemeyiz artık. Pek çok anlatım aracı ve pek çok popüler sanat gibi, ‘farklı okurlara farklı mecralarda ve biçimlerde hitap etmeyi başaran bir anlatım türüdür’ demek daha doğru aslında.

Peki çizgi romanın kadınları bir müddet dışladığı ya da içine alamadığı tespiti doğru mu sizce?
Bu doğrulanabilir bir şey. İstisnaları var ama evet, doğrudur. Çizgi roman denilince Hollywood dolayısıyla, eli belinde, göğsünü şişirerek bakan erkek kahramanları hatırlıyoruz. Bütün kültürlerde aşağı yukarı böyleydi, hep muktedir erkeği anlatırdı. Ama hayat değişti, şimdi erkeklik krizi çok daha etkili oluyor. Batman’i bile öyle göremiyorsunuz; yaşlanıyor, başarısız olacağından korkuyor, endişeleniyor.


Son zamanlarda dünyadaki genel tabloya paralel olarak Türkçede de çeviri ve özgün eser olarak çok sayıda çizgi roman yayınlandığını görüyoruz. Sizce bu geçici bir ‘trend’ mi? Yoksa çizgi roman artık edebiyatta kendine sağlam bir kitle ve yer ediniyor mu?
Bence çizgi ve grafik roman, edebiyatta kalıcı bir kitleye ve yere sahip oluyor. Burada hem sevdiğim hem de bir misyoner gibi gelişmesi için çaba sarf ettiğim bir meseleden bahsediyoruz. O yüzden ‘geçici bir moda’ gibi olduğunu düşünmüyorum.  Bugün daha yaşlı bir çizgi roman okuru var. Daha derinlikli hikayeler anlatılmak zorunda. Grafik romanlar da kitapçılarda kitap okuruna’ uygun olarak var olma mücadelesi gösteriyorlar, bence alana itibar getiriyorlar.  Bu, bence piyasayı daraltmayıp çeşitlendiriyor ve moda gibi değil. İngiltere, ABD ve Fransa’daki kitapçılarda artık grafik romanla ilgili reyonlar var. Grafik romandan sinema uyarlamaları yapılıyor ve festivallerde ödüller alıyorlar.

Türkiye’de post-modern edebiyat türünün en başarılı ve sevilen örneklerinden olan ‘Puslu Kıtalar Atlası’nın çizgi roman versiyonunun editörlüğünü yaptınız. İlban Ertem ile çalıştığınız bu eseri başarılı kılan yanlar nelerdi sizce?
Bu, İlban Ertem’in 5 yıl süren bir çalışmasının sonucu. Ben burada aslında ‘editörlük yaptım’ diyemem. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitaplarda, bana dosya verirler, ben de dosyayı okurum, değerlendiririz, yazarla üzerinde konuşur, kısaltır, genişletir, ayrıntılandırırız. Yani yazarla yol arkadaşlığı yaparız. Puslu Kıtalar Atlası’nda ise, ‘Bu kitabı nasıl daha iyi sunabiliriz?’ diye düşünerek çalıştım. İlban abi, çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir çizerdir. Onunla Puslu Kıtalar Atlası için animasyon yöntemlerini kullanarak ‘teaser’ çalışması yaptık. Yani editörlük değil de, daha sonrası için bir şeyler yaptım gibi geliyor bana. İlban Ertem şimdi yeni bir uyarlama yapacak, bunda daha canlı bir iletişim kuracağız gibi geliyor bana.

İlban Ertem, sırf Puslu Kıtalar Atlası için çok uzun bir aradan sonra yeniden çizme kararı almıştı. İkinci eser de çok heyecan verici bir kitap olsa gerek. İpucu alabilir miyiz?
Onu söylemeyeyim şimdi, sürpriz olsun. Heyecanlı olacak ve insanlar sevinecekler diye düşünüyorum.

Kitapların, sinema versiyonları bazen hayal kırıklığı yaratır. Puslu Kıtalar Atlası’nin çizgi roman versiyonuna gelen tepkiler nasıldı?
Uyarlama söz konusu olduğunda insanları çok mutlu edemezsiniz. Orhan Gencebay’ın bir şarkısı var, ‘Ne söylesem bir eksik’ diye. Tam’lık bir fantezidir, herkesi mutlu edemezsiniz. Ben burada şuna bakıyorum, İhsan Oktay Anar bu uyarlamada İlban Ertem ile yan yana yürüdü mi? Yürüdü. İlban Ertem bu işi yapmaktan mutlu oldu mu? Oldu. Ortaya çıkan sonuç, eleştiriler de övgüler de alabilir. Bence kitapta estetik olarak çok başarılı çizgiler var. Ben başarılı bir iş olduğunu düşünüyorum. Pek çok insana çalışkanlığı, sabrı, işçiliği, kendine hayran olmadan üretmeyi hatırlattığı için çok önemli buluyorum.

Sizin eserlerinize gelecek olursak, Levent Cantek imzalı iki grafik roman var şu anda raflarda: Dumankara ve Emanet Şehir. Sanırım serinin üçüncüsü de yolda…
Bu bir Ankara üçlemesiydi. Birinci kitap Dumankara’da, 1915 Ankara yangınıyla başlayıp Ankara’nın çeşitli dönemlerinde geçen kısa kısa insan hikayeleri vardı. Emanet Şehir’de 1940lı yılların sonunda Ankara’daki politik ve kültürel dönüşüm sürecini, başarısız, zaafları olan bir yazarın etrafında dönen hikaye üzerinden anlattım. Üçüncü kitap Uzak Şehir ise, çok yakın bir tarihte geçecek. Aslında bir tarafıyla kenar mahallede geçen bir suç hikayesi. Şehrin yeraltısına ilişkin detayların olduğu, öte yandan da siyasileşmiş, muhalif bir kenar mahallede geçiyor. Ben ‘hard core’ siyasi hikayeler anlatmam. Özellikle böyle bir ortamın içerisinde bu işlerle hiç ilgilenmeyen, sınıf atlamaya çalışan birisini anlatmayı tercih ederim. Olaylar onun yanında akıp gider, biz de onunla birlikte izleriz. Uzak Şehir’de yine çizer Berat Pekmezci ile çalıştık. Böylelikle Ankara üçlemesini tamamlamış olacağım. 2013’te başladığım bir hikayeyi nihayetlendirmiş olacağım.

Röportaj için link

Konuşmayı Süheyla Demir, Sputnik Fm için yaptı 
Related Posts with Thumbnails