Tenten etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tenten etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 23, 2026

Tenten Kopyaları Hakkında

Tenten kopyaları hakkında bir iki not düşmem gerekiyor. Bu kopyaların hukuken sorunlu ve etik açıdan yanlış olduğunu uzun uzun tartışmaya sanırım gerek yok. Diğer yandan, çizgi roman dünyasına yakın insanlar, üreticiler ve koleksiyoncular bu tür kopyalarla sık karşılaştıkları için onlara belli bir sempati gösterebiliyorlar. Meseleyi dönemin koşulları içinde normalleştirenleri, nostaljiyle bakanları ve pulp evreninin mantığıyla düşünenleri de bu kesime katabiliriz.

Zaten geçmişte olmuş bitmiş ve yayımlanmış şeylerden söz ediyoruz, bugün ne desek nafile. Kendi adıma, severek okuduğum kimi çizgi romanların birebir başka eserlerden alındığını sonradan gördüğümde dehşete kapılmış, kandırıldığımı düşünerek çok sinirlenmiştim. Ama bu benim kişisel hikâyem. Kişisel hikâyelerimizin romantik tonuyla kopyaların niteliği birbirine karıştırılmamalı.

Her birimiz bir nedenle bu kopyaları hoş görebiliriz ama “Eser sahibi buna ne derdi?” sorusunu aklımızda tutmamız gerekiyor. İntihali dönemin koşullarıyla açıklamak mümkün olabilir ama aynı gerekçeyle hoşgörmek ise bana anlamlı gelmiyor. Anlarım ama katılamam diyelim. Çünkü aynı koşullarda ve aynı iş yoğunluğu içinde kopya çekmeden üretim yapanlar da vardı.

Sosyal medyada yazımı paylaştığımda, bunlara “kopya” denmesini yanlış bulan ve “bootleg” denmesi gerektiğini söyleyen bir yorum yapıldı. Kavramı bilmeyenler olabilir: Bootleg, resmî izin alınmadan üretilmiş, çoğaltılmış veya dağıtılmış ürün için kullanılır. Türkçede bağlama göre “korsan”, “izinsiz üretim” ya da “kaçak baskı” denebilir.

Ne var ki kavram epeyce romantize ediliyor. Örneğin, sahte ürünün aldatma amacıyla, bootleg’in ise hayranlar tarafından yapıldığı söyleniyor. Burada denmek istenen şu: Tenten kopyaları hayranlar tarafından üretilmiş sevimli şeylerdir. İki bakımdan da yanlış olduğunu söyleyerek meramımı açayım.

Tenten’i izinsiz biçimde kullanıyor, ürettiğiniz yayını satıyor ve bundan gelir elde ediyorsanız, yaptığınız işe “bootleg” demeniz durumu değiştirmez. Telif ve marka haklarını ihlal ederek Tenten’i aynen kullanıyor, sonra ortaya çıkan ürünü gerçek bir Tenten serüveni izlenimi verecek biçimde satıyorsanız, iş artık romantikleştirilmiş bir hayran üretiminin ötesine geçer, sahte ürün niteliği de kazanabilir. Böyle bir kullanım hukuki, koşullarına göre cezai sorumluluk doğurabilir.

Dikkatinizi çekerim: Bu kopyalarda yayımlanan hikâyelerin “resmî Tenten serüvenleri olmadığı” belirtilmemiştir. Velev ki belirtilseydi, yani “Biz Tenten’i çok seviyoruz, bunları ona duyduğumuz saygıdan ürettik,” denilseydi bile, bu açıklama kopyaları kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmezdi. Çünkü eser ve karakterler izin alınmadan kullanılıyor, yayın çoğaltılıyor ve satılıyor.

Asıl soru basit: Dizinin yaratıcısı Hergé buna izin verir miydi? Daha doğrusu, izin vermeme hakkına sahip miydi? Elbette sahipti.

Bu kopyaları kimin çizdiğini bilmiyoruz. Şahap (Ayhan) Amca çizdiyse bile, 1991 yılında yaptığım uzun kayıtlı konuşmada bunu bana söylemedi. Belki de ticari nitelikte, izinsiz bir iş yaptığı için söylemedi, kesin olarak bilemem. Oysa Flash Gordon’u çok seviyordu ve Tercüman Çocuk’ta Tengiz’le birlikte, “bootleg” denilen şeye daha çok benzeyen işler yapmıştı. Bunları benden saklamadı.

Tenten kopyası başka bir şey, üzerinde imza yok. Niçin yok?

Biz okurlar, gayriresmî dolaşımda bulunan bu kopyaları okuyabilir, sevebilir ve benim yaptığım gibi üzerlerine yorum yapabiliriz. Sadece ben değil, yüz binlerce insan da sevebilir. Fakat bizim sevgimiz, eser sahibinin haklarını ortadan kaldırmaz. Tekrar hatırlatayım: Hergé’nin izin vermeme hakkı var mıydı? Vardı.

Bir başka konu da Tenten’in artık telifsiz biçimde yayımlanabileceği söylentisi. Buradan hareketle bu tür kopyaların da serbestçe yayımlanabileceği sanılıyor. Oysa durum böyle değil.

ABD’de eski eserlerin koruma süresi yayın tarihine göre hesaplanabiliyor. Tenten’in ilk serüveni Tenten Sovyetler’de, 1929’da Le Petit Vingtième’de tefrika edilmeye başlandı. Hergé ise 1983’te öldü. ABD’de 1929’da yayımlanan eserlerin koruma süresi 1 Ocak 2025’te doldu. Dolayısıyla serüvenin 1929 yılı içinde yayımlanan özgün Fransızca bölümleri ve Tenten’in bu bölümlerde görülen ilk hâli, ABD bakımından kamu malı oldu.

Serbest kalan şey bütün Tenten evreni değil. Sonraki yıllarda eklenen karakterler, görsel özellikler, hikâye unsurları ve diğer albümler kendi yayın tarihlerine göre korunmaya devam ediyor. Üstelik telif hakkının sona ermesi, marka hukukundan kaynaklanabilecek bütün sorunların da kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Türkiye’de ve Avrupa Birliği’nde ise durum farklıdır. Genel kural, eserlerin yaratıcının yaşamı boyunca ve ölümünden sonra yetmiş yıl süreyle korunmasıdır. Hergé 1983’te öldüğü için eserleri 2053 yılının sonuna kadar koruma altındadır; mali haklar genel olarak 1 Ocak 2054’te sona erecektir.

Üstelik eski ve koruma süresi dolmuş bir Tenten metnini yeniden yayımlamakla, Tenten’i kullanarak yeni bir serüven üretmek aynı şey değildir. “Bunu tek başıma yapıyorum”, “İyi niyetliyim” veya “Ticari bir amacım yok” demek, bir başkasının eserini ve karakterlerini kullanarak yeni bir versiyon üretmeyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Ticari amaç bulunmaması somut hukuki değerlendirmede önem taşıyabilir fakat izin zorunluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Kısacası benim iyi niyetim, hak sahibinin izin verme veya vermeme hakkını hükümsüz kılamaz. Hergé’nin mirasını ve Tenten üzerindeki hakları yöneten kuruluşların bu konuda son derece sıkı davrandıkları da zaten biliniyor.

Çarşamba, Ağustos 19, 2026

Uğursuz Film

Türkiye’de üretilen Tenten kopyalarından birini daha okuyorum. Uğursuz Film isimli serüvenin öncesi ve sonrası var, yani bizimkiler kopya işine öyle tek seferlik bir kaçamak gibi değil, bodoslama girişmiş, arka arkaya Tenten’e yeni serüvenler yaşatmışlar.

İşin tuhaflığı daha macera başlamadan kendini gösteriyor. Tenten ile Kaptan Haddock, Merih’ten döndükten sonra maceradan uzak, sakin bir hayat sürmeye karar veriyorlar. Kendilerine meslek arıyorlar. Tenten futbolcu, Kaptan da antrenör olmak istiyor. Ne var ki mevsim yaz, futbol mevsimini beklemek gerekiyor, bu boşlukta Kaptan gördüğü bir filmden etkileniyor ve sinemayı meslek olarak seçiyor. “Nasıl bir boşluk” dersen, kozmik bir boşluk derdim Mıstık abi.

Kurdukları şirketin adı da Haddock’un malum zaafına göz kırpan “Alkol Film”. Sene 1966, siz anladınız, bir asır önce yani. Kaptan rejisör ve yapımcı olacak, Tenten başrolde oynayacak, bir önceki serüvende yaşadıkları Merih macerasını filme çekecekler. Yani ortada yalnızca Tenten’in taklit edildiği tekil bir korsan macera yok, bizimkiler kendi devamlılıklarını kurmuş, Tenten’i bir serüvenden ötekine taşıyarak küçük bir paralel evren yaratmışlar.

Tenten daha işe başlamadan “Yaşasın, sinema yıldızı oldum” diye seviniyor, Kaptan da “Dünya dehamı alkışlayacak” havasında. Fakat işler pek öyle gitmiyor.

Tam çekime gireceklerken senaryo kayboluyor, kopyasını alalım derken gittikleri senarist durduk yere intihar ediyor. Kaptan senaryoyu okuması için kime gönderdiyse onlar da birer birer intihar etmeye başlıyor. Ekip kayıp senaryonun peşine düşüyor ve iş İstanbul’a kadar uzanıyor.

Artık nasılsa mı diyelim, meğerse mi diyelim, senaryonun içinde gizli bir robot-makine tasarımı varmış. Bunun peşine düşen gizli servisler birbirleriyle rekabet ederken insanları öldürüyor, cinayetleri de intihar gibi gösteriyorlarmış.

Tenten, olayları öğrendiğinde “Devletimin sırlarını ele geçirmek istiyorlar. Onlara engel olmam lazım” diyor ve Boncuk’a dönüyor: “Haydi Boncuk, vatani görev bu.” Boncuk’un cevabı daha da güzel: “Emret Komutanım.” Hangi devlet, hangi vatan diye merak ederseniz, isim olarak hiç geçmiyor. Siyasi polis filan devreye girince kötü adamlar “komünistler” çıkacak sandım ama o kadar ileriye gitmemişler.

İntiharlar ve bir türlü ulaşılamayan senaryo fikri başlangıçta “muamma” olarak ilginç. Üstelik herkesin peşinden koştuğu ama kimsenin doğru dürüst ele geçiremediği bir film senaryosunun çizgi romanın merkezine yerleşmesi kendi başına hoş bir fikir. Ne var ki hikâye ilerledikçe fikir dağılıyor. Polisiye başlıyor, casusluğa dönüyor, oradan bilimkurguya sıçrıyor, gizli servisler, robot tasarımları ve cinayetler üst üste yığılıyor.

Bu kadar çok ölümün Tenten dünyasına pek uymadığını tahmin edebilirsiniz. Hergé’de tehlike, şiddet ve ölüm ihtimali vardır ama burada olduğu gibi peş peşe ceset çıkaran bir hikâye düzeni yoktur. Kopyacılarımız, Tenten’i almışlar ama anlatının ölçüsünü, ritmini ve ahlakını almamışlar, serüvenin İstanbul’da geçmesi onlara yeter gibi gelmiş.

Sonuçta epeyce saçma, fakat tam da saçmalığı nedeniyle ilginç bir uydurma okuyoruz. Hikâye nasıl devam edeceğini bilemedikçe yeni bir fikir ekliyor, sonra onu da sürdüremeyince başka bir fikre sıçrıyor. Tenten, polisiye, casusluk, bilimkurgu ve yerli tefrika alışkanlıkları birbirine karışıyor.

Kopyaları ilginç yapan tam olarak bu zaten: Hergé’yi ne kadar iyi taklit ettikleri değil, taklit etmeye çalışırken Tenten’i neye dönüştürdükleri. Bir noktadan sonra okuduğumuz şey sahte bir Hergé macerasından çok, Tenten kılığına sokulmuş yerli bir polisiye-tefrika oluyor.

 

Cuma, Temmuz 03, 2026

Manuk Baronyan

İstanbul’da yayımlanmış Ermenice bir çocuk dergisinde, Karun’da (1970), Tenten’e rastladım. Dergi, Türk-Ermeni Öğretmenleri Yardımlaşma Derneği’nin yayınıymış. Büyük ölçüde cemaat içi dolaşıma yönelik, mizanpajı ve içeriğiyle oldukça resmî, eski usul bir yayın. Asıl sürpriz ise Tenten.

Tekboynuz’un Esrarı serüvenini kullanmışlar. Üstelik bunu, tıpkı Türkçe baskılarda olduğu gibi, kopya çizimlerle yapmışlar. Büyük olasılıkla renkli orijinal sayfaların konturları asetat üzerinden yeniden çizilmiş, ardından derginin sayfa düzenine göre paneller yeniden sıralanmış.

TekBoynuz'un Esrarı, Çev.Barış Kılıçbay, YKY, 1995.

Ermenice olunca Ümit (Kurt) ile yazıştım; sağ olsun, paylaştığım sayfa üzerine önemli bilgiler verdi. Hikâyeye “Likor’un Sırrı adını vermişler. Çeviri Veronik’e, kopya çizimler ise Manuk Baronyan’a aitmiş. İlk karede her ikisinin adlarının belirtilmesi ayrıca hoş bir ayrıntı.

Bu bilgi benim için özellikle önemliydi. Çünkü biz yıllardır, “bilenler” olarak, Türkçe Tenten kopyalarını kimin yaptığını tartışıp durduk; hâlâ da birbirimizi ikna edebilmiş değiliz. En azından Ermenice yayımlanan bu versiyonun kimin elinden çıktığını artık biliyoruz.

TekBoynuz'un Esrarı, Çev.Barış Kılıçbay, YKY, 1995.

Kopya ise açıkçası çok başarılı görünmüyor. En dikkat çekici tercih, konuşma balonlarının yeniden çizilmemiş olması. Bu yüzden işi yapan kişinin bir çizgi romancıdan çok, dönemin pratik ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş bir grafiker ya da resme kabiliyeti olan biri olduğu izlenimini veriyor. Bilemiyorum, belki de bir resim öğretmeni.

Teferruat gibi görünebilir. Ama Türkiye’de çizgi roman ve yayıncılık tarihinin gözden kaçmış parçalarından birini tamamlayan küçük ama önemli bir keşif olduğunu düşünüyorum.

Kolay sevinen bir çocuk olduğumu söylememe gerek yok, Romalılar…

Salı, Şubat 24, 2026

Tenten Faturası

Tenten’le ilgili bir efemera geçti elime. “Tenten İstanbul’da” filmi için kesilmiş bir fatura. Dağıtımcı Ceylan Film, Heybeliada Yeni Sinema’ya iki aylık kiralama bedelini faturalandırmış.

Faturada tek başına Tenten yok. Yanında bir Amerikan filmi daha var: Bizdeki adıyla “Zorro’nun İntikamı”. Bu hangi Zorro bilemiyorum, Zorro, The Avenger (1959) olabilir gibi geldi bana. Neyse faturadaki rakamlar ilginç: Tenten’in kira bedeli daha düşük. Neden? Dolar kurundan mı, kopya maliyetinden mi, yoksa o yıllarda Zorro’nun daha yüksek gişe garantili sayılmasından mı? Kesin konuşmak zor ama piyasa sezgisi çoğu zaman kültürel hiyerarşiyi ele verir, bunu biliyoruz.

Bizde “Tenten İstanbul’da” adıyla oynayan film, 1961 tarihli, Türkiye’de gösterimi iki yıl gecikmiş. O dönem yabancı filmler genellikle merkez ülkelerde dolaşımını tamamladıktan sonra “çevre” pazarlara inebiliyordu. Kopya pahalıydı, dolaşım yavaştı, takvim asimetrikti. Yani biz her filmi geç izliyorduk.

Bu gecikmenin kültürel bir yan ürünü vardı: Popüler yabancı filmlerin rüzgârından ticari olarak yararlanmak için yerli çizgi romanlar ürettirilirdi. Film gelmeden hikâyeyi okurduk. Görüntüden önce metin, perdeden önce kâğıt çıkardı karşımıza. Kültürel tüketim tersine akardı.

Not düşeyim: Safranbolu yakınlarında “Tintin” adını taşıyan, yüz küsur nüfuslu bir köy var. İçine tek bir Tenten ayrıntısı serpiştirseniz (bir duvar resmi, küçük bir vitrin, sembolik bir heykel) turistik bir mikro-anlatıya dönüşebilir. Ya tamam Mıstık abi, esnaflık yapayım dedim, fatura konuşunca aklıma geldi, kaşın gözün oynamasın.

Perşembe, Ocak 15, 2026

Tenten, tarihsiz bir edebiyat ülkesinde!


Romancılığıyla bildiğimiz Tom McCarthy’nin Tenten’le ilgili bir kitabı yayımlandı. Eksik söylemiş oldum, kitap sadece Tenten’i içermiyor; bir yandan çizgi romanın klişelerini, hikaye izleklerini ve değişimini anlatırken diğer yandan yazarın “Hergé üzerine yazarsam Freud, Derrida ve daha bir sürü insan üzerine yazmış olurum; ayrıca öylesi daha eğlenceli olacaktır,” fikriyle ele alınmış bir deneme. Çizgi roman, en çok edebiyata ve sinemaya benzetilir. Söz sanatlarını kullanmakla birlikte edebiyat değildir. Sahne istifi, ardışıklık ve kurguyu kullanma tarzı onu sinema da yapmaz. Çizgi romanın melezliği kolay anlaşılmayabiliyor, pek çok “yazar” benzerlikleri yeni keşfedercesine abartabiliyor. McCarthy’nin denemesi o gözle okunmalı demeyeceğim, biraz makyajlı ama yazdıklarının zihin açıcı tarafları mevcut. Sinema eleştirisi nasıl edebiyat sosyolojisinden beslenmişse, Türkçedeki yoksunluğu hesap ederek söylüyorum, çizgi roman yorumu benzer mecralardan çıkabilmeli. McCarthy’nin Tenten yorumu bu yönüyle değerli, çünkü edebiyat eleştirisini temel alıyor.

Tenten, Frankofon dünyanın popüler ikonlarından biri; hakkında onlarca kitap, yüzlerce makale yazılmış önemli ve itibarlı bir anlatı. Dizinin yaratıcı Hergé (Georges Remi) deseni ve sayfa tasarımıyla, “ligne-claire” denilen (açık berrak/temiz çizgi) biçemiyle çizgi romanı dönüştürmüş, tarzını “okul” olarak yaygınlaştırmış bir büyük usta. Tenten ve Hergé, bu kadar sevilip bu kadar modellenince dizinin mazisine ilişkin teşhirci bir şayia silsilesi de oluşmuştur. Hergé’in ilkgençliğindeki sağcı eğilimleri, Nazi işgali sırasındaki boyun eğici suskunluğu yıllardır konuşulur örneğin. Tenten serüvenleri tek tek incelenerek, ırkçı ve oryantal tutumu deşifre edilir. Yıllar içinde Türkçede bile çıkmış onlarca yazı ve haber sayabilirim. Garip bir ifşa iştahıyla aralıklarla konuşulur bu meseleler, McCarthy de yapıyor bunları. Hergé, savaş sırasında çizmeye devam ettiği, üstelik bunu sofu-sağcı bir yayında sürdürdüğü için “hain” olarak yaftalanmıştır. Yaşlandıkça siyaseten liberter eğilimler gösterir ve ikrar ettiği geçmişine dair savunmalar yapar, haksızlığa uğradığını düşünmektedir. Ona göre, işgal yıllarında, pek çok kişi gündelik hayatın sürebilmesi için çalışmaya devam etmiştir: “Bir makinistin tren sürmesini herkes normal karşılarken gazeteciler ‘hain’ damgası yedi!” diye şikayet eder. McCarthy, “bu argüman, insanı hayrete düşürecek kadar naif görünebilir,” diyor ve ekliyor, “çünkü gerçekten de hayret edilecek kadar naiftir.” Hergé’in mantığını anlamış olmakla birlikte bana yukarıdan bakıyor gibi geldi, ihtimamsız buldum yazdıklarını: “Sanatçı, bir zanaatkar ya da teknisyen kadar saf ve basittir,” fikrine inanmasını akıldışı sayıyor: “Hergé bu önermeyi savaş sonrasında, Profesör Turnesol figürü üzerinden sonuna kadar dayatacaktır.”

Popüler kültür üreticileri, hele çok satanlar, hitap ettikleri kitlenin nabzına veya arzularına göre bilerek, planlayarak üretmezler. Genellikle ürettikleri şeylere izleyicileri kadar inanır, inandıkları şeyleri anlatır, öyle üretirler. Tenten, ilk yıllarında, ırkçı veya anti-komünist unsurlar içermiştir, çünkü o serüvenin yayımlandığı yıllarda, ülke iklimi, popüler kültürün nefes alıp verdiği aura, ırkçı ve anti-komünisttir. Tenten, o normalliğin sınırları içinde yayımlanmış, ancak o şekilde popüler olabilmiştir. Zaman ve popüler kamusallık, popüler kültürün asal belirleyenidir, o popüler ürün, zamanı yakalıyorsa, aktüel olabiliyorsa yaşar, aktüel kalabiliyorsa daha çok yaşar. Zaman değişir, geçmişte kullanılan ve normal sayılan ifade ve eğilimler değişebilir, yanlış bulunabilir. Günümüzün popüler kültür ürünleri, illa kendilerini açıklamak durumunda kalırlarsa, siyasi angajmanlarla değil, geniş bir insancıllık kavramsallaştırmasıyla konuşurlar. Bu insancıllığın içine hoşgörü, yardımseverlik, dostluk, paylaşma, özveri gibi şeyler katılır. Bütün uzun ömürlü kahramanlar gibi Tenten de bu yöne evrilen bir süreç geçirir. Irkçılıktan, sağcılıktan, emperyal kibirden uzaklaşarak siyaseten doğrucu bir yönseme içine girer. Milyonlarca hayranı olan bir çizgi roman ancak böylesi bir ortak paydada varlığı sürdürebilir zaten.

Hakkında yapılan çalışmalara, verdiği röportajlara bakılırsa eğer Hergé, pek çok bakımdan evhamlı, siyasetle ya da entelektüellerle ilişkisi sınırlı biri. Buna karşın özenli, popülerlik için nelere hassasiyet göstermesi gerektiğini bilecek kadar da akıllı. Kendini geliştiren ve değiştirmeye çalışan, öğrenmeyi seven biri. İlginç bir anekdot anlatılır, kitapta da yer verilmiş. Üniversiteden bir okuru, Hergé’ye mektup yazıyor ve duyurusunu yaptığı Uzakdoğu serüveninde klişeci ve oryantal vurgular kullanmaması konusunda onu uyarıyor. Çinli bir öğrencisini yanına gönderiyor. Hergé, böylelikle, sonradan yakın arkadaş olacağı genç ve yetenekli bir Çinliyle tanışıyor ve önyargılarından epeyce sıyrılıyor, başka bir yola giriyor. Girmeyebilirdi. Şunu demek istiyorum, McCarthy, hem Hergé’i bir biçimde naif buluyor hem de onun üretimlerini önemseyerek Barthes’çı bir yorum yapıyor, Derrida’dan ve Freud’tan kavramlar alarak serüvenleri yorumluyor, Balzac ile koşutluklar kuruyor. Tenten’i konuşmak için kuramcıları vesile etmiyor, tersini yapıyor. McCarthy, derdi bu değilmiş gibi görünmekle birlikte Hergé’i azımsıyor ve bu bana çelişkili bir mesafe kaybıymış gibi geliyor. Yazar dikkat çekici biçimde şunu yapmıyor, tarihsel bağlamı kesin biçimde göz ardı ediyor. Hergé’yi bugünden bakarak irdeliyor. Bireylerin hangi etkiler altında nasıl biçimlendikleri, tercihlerini nasıl yaptıkları, nasıl ve neden sevindikleri, üzüldükleri, anlatılarını neden şu veya bu biçimde ürettiklerini anlamak zor olsa da böylesi bir farkındalık, toplumları, edebiyatı veya popüler olanı anlamak adına çok önemli bana kalırsa.

Okura not: kitaptaki yorumları anlayabilmeniz için Tenten serüvenlerini bilmeniz gerekiyor, açıklayıcı olmak gibi özel bir kaygısı yok yazarın. Romancı McCarthy’yi denemeci olarak, iddia ettiği kadar eğlenceli bulmadım diyerek sözü bağlayayım. Kitabın sonunda çevirenin notu başlığı altında Türkiye’de Tenten serüvenlerini kopyalayanların listesi verilmiş, o ayrıca ilginç olmuş. Kaynak belirtilmediği için tek tek ayrıntısına girmeyeceğim ama çok fazla isim yazıldığını düşünüyorum. Farklı yayınevleri de olsa baskı klişeleri alınıp satılıyordu. Örneğin Ali Recan, Burhan Şener’in kalıplarını satın almıştı, yeniden kopyalamamış, kısmen düzeltmiş, yenilemiş, üstelik bunu da kendisi yapmamış, isimsiz gençlere yaptırmıştı.

Sabit Fikir, Eylül sayısında yayımlandı.

Cuma, Aralık 13, 2024

Tenten İstanbul'da

Tenten İstanbul'da, Tenten'in Türkiye'de üretilmiş kopya serüvenlerinden biri. Uzun seneler evvel, ben çocukken, Tenten İstanbul'da serüvenini, (Tintin et le Mystére de la Toison D'or) filminin çizgi roman uyarlaması sanıyordum. 

Mahallede böyle bir serüveni çizgi roman olarak okuduğunu söyleyen bir çocuk vardı, nasıl merak etmiştim anlatamam, yalan söyleyecek değildi ya, film hikaye olarak Milliyet Çocuk'ta tefrika edilince daha da heyecanlanmıştım. Milliyet Çocuk, niye o çizgi romanını değil de, öykü tefrikasını yayımlamıştı, tabii ki anlamamıştım. 

Seneler sonra, Tenten'in İstanbul'da geçen bir filmi olmasını vesile ederek Türkiye'deki yayıncısının kopya bir serüven ürettiğini öğrenecektim. 

Hah, işte yukarıdaki kapak o serüveni içeren sayıların cilt kapağı. [Pek de düzgün bir örnek değil çünkü ciltçi kenardan öyle bir kesmiş, öyle bir "acı acı" uçurmuş ki, üzülmemek elde değil... ]

Bu serüveni kim çizmiş-kim kopyalamış belirsiz, metni okuyunca bir yazarı ve çizeri olduğu anlaşılıyor, çünkü bununla ilgili bir espri yapılmış, ortak bir çalışma olmuş, bilemiyorum, yakın zamanlarda bu kopya çizgilerin sahibinin Şahap Ayhan olduğu iddia edildi, ben o kadar emin değilim. Madem ihtimallerden söz ediyoruz, yazarı yayınevinin sahibi olan Burhanettin Şener olabilir. 

Yazar ve çizerlerin kendilerini çizgi romanın içinde göstermeleri, bir espri olarak "gerçekliği" tahrif etmeleri o yıllarda bir moda... Ben "yazıyorum" ve "çiziyorum" demek veya hikayeyi birdenbire kesip kahramanla "yaratıcısını" karşılaştırmak o yılların bir modası... Tenten'de yapılan,  yukarıdakikarde görülen Kaptanın şikayeti o mizahi modanın bunun bir örneği...

İtiraf edeyim, beklentim düşük olduğundan olabilir, öyküyü kötü bulmadım, evet, dağılıyor filan ama kendince esprisi ve devamlılığı var. Hikayede Orhan Günşıray ve Öztürk Serengil göndermeleri var örneğin. Bir papağanla karşılaşıyorlar, kuş Adanalı Tayfur gibi "Yeşşe!" diye "bağırıyor", o yıllarda İnönü bile siyaseten sarkastik bir biçimde "Yeşşe" demişti, hatırlatayım, popüler kültürün dilindeydi yani. Fırsat buldukça Tenten'in bu yerli serüvenlerine devam edeceğim.

Perşembe, Mart 28, 2024

Pul

Tenten, Belçikalıların milli kahramanı olduğu için yaratıcı Hergé'in yüzüncü doğum yılında (2007) çeşitli dillerde basılan Tenten albüm kapaklarından bir pul serisi yapmışlar. O yıllarda Tenten'in Türkiye yayımcısı olan Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bir kapak da seriye dahil edilmiş, bilmiyordum. 

Not: Bizde Amcabey, Abdülcanbaz ve Karaoğlan dışında çizgili kahramanlarımızla ilgili pul çıkmadı.

Cumartesi, Mart 09, 2024

Marmara Canavarı

Tenten'in Türkiye'de üretilen kopya serüvenleri olduğunu yazmış, örnekler paylaşmıştım. Marmara Canavarı, o kopyaların en çok bilineni. Çünkü, yukarıda kapağını gördüğünüz üzre bizatihi Milliyet gazetesi tarafından okurlarına çizgi roman ilavesi olarak verilmişti. 

Nasıl olur da koskoca gazete suç işler, niye Tenten'in yasal mirasçılarına yok yere tazminat ödeme riskini alır ki... diyebilirsiniz. Kimse bu soruların cevabını, işin aslını bilmiyor. Anlaşılır gibi değil zaten, muhtemelen farkına dahi varmadan, orijinal serüven sanarak yayımlamışlar. Üstelik içerde dizinin Fransız yayıncısını belirten "@casterman 1989" filan gibi telif hakkı ibaresi kullanmışlar.
Bu kopyalar, altmışlı yıllarda üretilmişler, hani diyelim o zamanlar, dünya daha kapalı, kimse kimseden haberdar olamıyor filan, bu ilave, 1989 ya da 90'da çıkmış olmalı, kaç sene geçmiş aradan... Hayret...

Bir itirafta bulunayım, o ilaveyi görmemiş, sonradan duymuş ama ihtimal vermemiştim. Olamazdı. Çünkü Milliyet, çocuk dergisi çıkarttığı dönemde 1972'de Tenten'in yayın haklarını almış, Tenten öncesinde kopya çizgilerle yayımlanırken ilk orijinal çizgi ve renkleriyle yayımlama yoluna gitmişti. E bunu yapan bir yayıncı, tutup kopyasını korsanını, uydurmasını yayımlayacak kadar bönleşemezdi. Ben yanılmışım, bönleşebiliyormuş, bu kopyalar siyah beyazdır, kendilerince renklendirmişler, grafik servisini de çalıştırmışlar...

Nasıl olur faslını geçiyorum, olmuş bir kere diyelim, uydurma hikayemizden bahsedelim. Hikayeye göre Tenten ile Kaptan, Kınalıada'da yaşamaya başlamışlar, balık tutalım filan derken gazetelere düşen bir Marmara Canavarı haberi görüyorlar, Tenten malumunuz acar gazeteci, merak ediyor, araştırıyor, esrar kaçakçılarının polisin dikkatini dağıtmak için uydurduğu bir tezgah olduğunu anlıyor filan... Tenten mizahını tutturmuşlar ama serüven ritmi olmamış seviyesinde...ki okuduğum yerli kopya serüvenler içerisinde en başarılısı olabilir. 

Not 1: Milliyet, o yıllarda, yine gazete kağıdına, küçük boy olarak çizgi roman ilaveleri verirdi. Daha çok Red Kit'i kullandı demek daha doğru, öyle ki dönemin Başbakanı olan Özal, kendisine muhalefet eden Milliyet'i, okumadığını sadece Red Kit ilavesi verdiği günlerde satın aldığını filan söylemişti. Hınzırlık tabii...

Not 2: Bu kopya üretimleri kimin ürettiği hep konuşulur, arada ben de yazdım, Şahap Ayhan isminden söz ediliyor, ben de bir iki kez fikrimi söyledim, ihtimal ama benim için çok güçlü bir ihtimal değildi, diğer yandan bu serüvendeki mizah bir ölçüyse, evet bir Şahap Ayhan havası var diyebilirim. 

Salı, Haziran 20, 2023

Tenten Tayland'da

Kim bu işe kalkışmış, bu kadar emek vermiş belirsiz, Tenten Tayland'da albümü anladığım kadarıyla bir meraklı tarafından dilimize  tercüme edilmiş ve dijital olarak çoğaltılmış. O sebeple kolay ulaşılabilir bir şey değil, tesadüfen rastlayarak satın aldım. 

Tenten yüzyıla yakın bir süredir Avrupa çizgi romanının ve frankofon kültürün simgelerinden biri. Telif haklarıyla ilgili ciddi bir takibi yapılıyor ve mirasçıların kurduğu vakıf, "markanın" kendisi dışında üretilip çoğaltılmasına karşı esaslı bir mücadele veriyor. Tenten'in devamı olabilecek yeni serüvenlerin üretimine de haliyle izin verilmiyor. Tenten Tayland'da "izinsiz" üretilen bir parodi anlayacağınız, yüksek ihtimal hakkında dava açılmış, el altından satılmış bir "illegal yayın". Bizdeki üreticileri de o yüzden isimlerini belirtememişler. 

Parodi nitelemesini biraz açayım, Tenten az diyaloglu, bol hareketli başarılı bir  serüven çizgi romanıdır. Albüm, bütün Tenten evrenini, estetiğini ve klişelerini ters yüz eden bir espriyle üretilmiş. Tenten'de ne yoksa özellikle o abartılmış ve bu ters yüz etmeyle hikaye evreni komikleştirilmiş. Oldukça geveze, yavaş anlatılmış, argo ve cinsel imaların yoğun olarak kullanıldığı bir anlatı kurulmuş. Hemen her karakterin "asıl yüzünün" ifşa edildiği, herkesin sex-oriented "yaşadığı", thaili kadınlar, travestiler ve tuhaf mekanlar-ilişkiler içinde geçen bir underground hikaye okuyoruz. Buna karşın, meğerse Tenten'in cinsel organı yokmuş filan... 

Albüm için güzel hikaye denemez ama ergen iştahlı bir ilginçlik taşıyor. 

Meraklısına not: Farang Yayınları diye bir yayınevi aramayın, Farang, Tayland'da Fransız anlamına gelen bir sözcük, yabancı demeye getiriyorlar. Yani uydurulmuş, ironik bir yayınevi ismi.

Çarşamba, Haziran 22, 2022

Fındık

Yukarıdaki görseli sosyal medyada görmüş olabilirsiniz, Tenten köpeğine çeşitli dillerde ismiyle bağırıyor, espri yapmışlar, son kare sevimli köpeğe ayrılmış, Fındık'ın kafası karışıyor... Fındık dedim, bizde Boncuk da dendiği oldu. 

Çizgi romanlar genellikle çocuklar için üretilip pazarlandığı için onların anlayabileceği biçimde yerelleştirmeler yapılırdı. Hani  çocuk, Milu'yu anlayamazdı ama Fındık dersen bilebilir ve özdeşleşme kolaylaşabilirdi filan. Tenten tercihinin, Tintin olarak bırakılmamasının nedeni de bu...

Günümüzde çeviride uyarlama yoluna pek gidilmiyor, en azından çeviri eğitimi yapan bölümlerde, akademide bu yola gidilmemesi yönünde bence doğru ve güçlü bir eğilim var.

Elbette bu yerel uyarlamalara alışan insanlar için orijinal isimler tuhaf gelebiliyor. Daha önce yazmış olabilirim, Obelix'e Hopdediks demeye o kadar koşullanmışım ki, her Obelix dendiğinde huylanıyorum, sonradan yapılan yeni adlandırma olan Oburiks de tuhaf geliyor bana.

Çarşamba, Mart 09, 2022

Nasılsın yaramaz?

Tenten'in yerli kopya serüvenlerinden biri olan Esrarengiz Sirk'ten iki kare... Kaptan, Tenten ile karşılaşınca neşeyle takılıyor: "Nasılsın yaramaz? Bizi arayıp sormuyorsun. Aşk olsun yani". Konuşma biçimi çok tatlı, bir yetişkin ilkokul çağındaki çocuğuyla konuşuyor sanki... "N'aber keraneci?" demediğine şükretsek mi acaba... 

İkinci karede bu defa Tenten soruyor "Gene çok içiyor musun?". E bu da tam Türk usulü gevezelik, serüvene mi çağırıyorsun, dert dinlemeye mi? Artık kopyayı kim yaptıysa Kaptan bu kadar içmesin istiyor, kahramanı kendi adına  konuşturuyor. Zaten Kaptan da "bu kadar içmeyeyim, alkolik olup çıkacağım, kendimi oyalamalı, akşamları eğlence yerlerine gitmeliyim" gibi bir özeleştiri (!) yapıyor.

Yukarıda tatlı dedim, okuduğumdan beri dilimde bir "nasılsın yaramaz?" var, her konuştuğuma anlatıyorum.

Cumartesi, Şubat 13, 2021

Tenten ve Keloğlan

Keloğlan biraz Tenten'e benzemiş, ama olsun...Karagöz'le biraraya gelmişler, az şey mi canım, ben ona bakarım. 
 

Salı, Ağustos 07, 2018

Tenten Kopyaları


Türkçede yapılan Tenten'in kopyaları, meğerse 2010 yılında Fransızcada yayımlanmış. Fiyatlarına bakılırsa ya az sayıda basılmış ya da dijital kopya olarak, talebe bağlı üretiliyor. Albümleri görüp incelemediğim için bir yorum yapamıyorum ama kapaktaki "İstanbul" vurgusu nedeniyle Türkiye'de bir süreliğine bulunan, gidip gelen bir çizgi roman uzmanının bu işi kotardığını düşündüm. 

Meraklısı linklerden albümlere bakabilir.
link1
link2

şu da ayrıca ilginç, başka versiyonlar varmış çünkü
link3

Bu faslı geçiyorum, ilgimi çeken şu, serüvenlerin üreticisi olarak Şahap Ayhan  gösterilmiş. Nereden bu kanıya varılmış bilemedim. Kimle konuşmuşlar, kim söylemiş, hangi mantıkla bu serüvenleri Şahap Ayhan'ın çizdiğine karar vermişler anlayamadım. Şahap Ayhan, yaşamadığı için soramayacağız. 1991 yılında kendisiyle uzun bir söyleşi yapmıştım, pek çok şey anlattı ama bunları söylemedi. Bana söylemedi diye "olamaz" iddiasında bulunuyor değilim. Geçmişte de bu konuda yazdığım oldu. Bu kopyaları Şahap Ayhan yapmıştır diyemem, çinisi itibarıyla yaptığını düşünmem diyebilirim. 

Daha önce sorulduğunda bu serüvenlerin Şemsi Güner ya da Hayri Önder tarafından yapıldığını düşünüyorum demiştim. Bahadır çizgi romanı nedeniyle bir ilişki kuruluyor galiba...Şahap Ayhan, o yıllarda gazetelerden iyi telif aldığı çizgi romanlar yapıyordu. Gönül de indirmezdi, o paraya da yapmazdı. Yayıncı için bu kopyaları daha genç, daha amatör birisinin yapması daha mantıklı olurdu. 

Bu tür belirsizliklerde iddialı ve kesin konuşmayı sevmiyorum. Konuşulamaz da. Yaşlı insanlardan şahidi olmayan, teyit edilemeyecek şeyler duyuyoruz. Abartıyor, yanlış hatırlıyor, yalan söylüyor olabilirler. İhtimal değil mi bunlar? 

Perşembe, Haziran 28, 2018

Tenten'in Kardeşleri



Hergé (Erje), çizgi roman dünyasının gelmiş geçmiş en büyük yıldızlarından biri. Nasıl anlattığı, nelerden ilham aldığı hakkında binlerce sayfa yazı yazılmıştır, ünlü kahramanı Tenten'le birlikte ülkesinde ve tüm frankofon kültüründe kültürel bir miras sayılır. Müzesi vardır, adına hemen her yıl çeşitli ülkelerde sergiler yapılır vs. Hergé'nin Tenten dışında bir başka çizgi roman dizisi Türkçede, YKY tarafından yayınlanmaya başladı. Tenten'in arka kapaklarından hatırlayabilirsiniz, oradaki resimde sadece Tenten değil Jo, Zette ve Jocko gibi Hergé'in yarattığı diğer dizilerin kahramanları yer alır. Jo ve Zette, biri kız diğeri erkek olan iki kardeş, Jocko da onların evcil maymunları. Bizde yayınlanan ilk serüveni Bay Pump'ın Vasiyeti (Le Testament de M.Pump) ilk kez 1951'de albümleşmiş. Orijinal yayınına bakılırsa ilk dört albümü 1953'te tamamlanmış. Tenten'in albümlerinin çıkmadığı yıllara denk düşmesi, ikame edildiğini düşündürüyor. Ve ayrıca ilk kez 1936 yılında tefrika edilen hikâyelerin gözden geçirilmiş ve renklendirilmiş halleri olmalı çünkü 1942'ye kadar Tenten bile renkli yayınlanmamıştı. Hergé'nin bir başka çizgi roman dizisi Quick et Flupke ancak ölümünden sonra, 1985'te yayınlanabildiğine göre Jo, Zette ve Jocko'nun Maceraları üstadın sevdiği bir çalışması olmalı.

Çalışkan, tutkulu, zeki bir adam Hergé. Siyaseten muhafazakarlığa yakın olduğu bir dönemi var, özellikle otuzlu yıllardaki çalışmaları bugün çeşitli bakımlardan ayrımcı ve sağcı bulunur mesela.  Hergé, 1929'dan 1943'e kadar sahiden çok tempolu çalışıyor, bir kaç çizgi romanı birarada yürütüyor ve giderek olgunlaşan bir çizgi üslubu tutturuyor. Savaş sonrasında Tenten'e odaklanarak ikişer yıl arayla albüm yapmaya başlıyor ve 1960'tan sonra yavaşlayarak 1983'teki ölümüne kadar biri tamamlanmamış dört serüven çizebiliyor sadece. Böyle düşününce Tenten veya diğer çizgi roman dizilerinin benzer bir çalışma aurasından çıktıkları söylenebilir. Aynı yıllarda üretilmişler. Esprileri, anlatım biçimleri, ardışıklıkları birbirlerinden çok farklı değiller. Şu akla gelecektir: Peki nasıl olmuş da Tenten global bir popüler kültür mitine dönüşebilmişken diğerleri unutulmuşlar. Cevabı çok zor değil: Tenten'e göre naif kalmışlar da ondan. E çocuk kahramanlar bunlar, naif olmaları doğal değil mi diyebilirsiniz. Çocuklar için üretilmiş çizgi romanların geneli incelendiğinde çocukların, ekseriyetle yetişkinleri kahraman olarak tercih ettiği görülebiliyor. En azından abi ya da abla olmaları bekleniyor, yaşıtları muhtemelen inandırıcı gelmiyor onlara, bir an evvel "büyümek istiyor", yetişkin muktedirleri "kanarak seviyorlar".


Bay Pumb'ın Vasiyeti albümü, modernlik eleştirisiyle başlıyor. Dizi hakkında genel bir fikir vermesi bakımından ilginç bir başlangıç bu. Amerikalı bir zengin, yanında çalıştırmak için iş başvurusuna gelenlerle konuşuyor. Bekleyenler, konuşanlar, patenler, endüstriyel bantlar, telefonlar, sürat tutkusu hicvediliyor. Geçen yüzyılın başlarında Avrupa'da özellikle frankofon kültüründe Amerikalı zengin klişesi böyleydi. Zamana karşı yaşayan, herşeyi süratle ölçen, evin içinde yürüyen bantlar kuran bir adamla, uşakların ve yaşayanların paten giydiği eksantrik  bir ev en azından o günler için komikti. Bizi de etkilemiştir bu dalga, Refik Halid'in  (Karay) karikatürize ettiği Kurtuluş Savaşı Ankara'sı tahayyülü de böyleydi. Sürat ve zamanlama obsesyonu bize bugün o kadar komik gelmiyor, o espriler haliyle arkaik ve demode kalıyor. Cep telefonlarını, bilgisayarı yaşayarak büyüyen günümüz çocuklarının bunu anlaması mümkün değil. Jo, Zette ve Jocko'nun Maceraları, sanıyorum daha çok çizgi roman koleksiyoncularına hitap edecek, Hergé ne çizmişe bakılacak, Tenten'den ne kadar farklı ya da ne kadar benziyor merakı daha önemli olacak.


Amerikalı zengin klişesi gibi pek çok sessiz sinema esprisi kullandı Hergé. Onun hikâyelerinde sessiz sinemayı hatırlatan siyahlar, uşaklar, sirkler, yaramaz evcil hayvanlar, görür görmez tanınan kötüler, sürekli kovalamacalar, ayağı kayan insanlar, hayli çevik, hayli hınzır ve meraklı çocuk- kahramanlarla karşılaşırız. Bu durum Hergé'ye değil döneme özgü aslında. En azından başlangıçta çizgi romancıların sinemanın yarattığı algıdan epeyce faydalandığı anlaşılıyor. Basit ve anlaşılır olma gayretinden söz etmiyorum. Pek çok espri iki ayrı mecrada da paralel biçimde dolaşımda çünkü.


Jo ve Zette'nin en bariz espri membaı Tenten'in köpeği Milu gibi evcil maymun Jocko görünüyor. Jocko'nun oyunbazlığı, yerinde duramazlığı, sakarlığı komiklik olarak kurgulanmış. Sessiz sinemada da sık rastlarız bu türden slapstick unsurlara. Maymun varsa, muz olacak; muz varsa birisi muz kabuğuna basarak yere düşecektir. Beceriksiz kötü adamlar, kovalamacalar ve çarpışmalar da aynı mantığın parçası.  İnsanlar koşarken mutlaka çarpışırlar, merdivenlerden yuvarlanırlar. ilk serüvenlerinde Tenten'i de benzer bir izlek içinde okuruz. Küçümsenen çocuk-ergen, bazen tesadüf eseri bir şey duyar, inat eder, kötü adamların gerçek yüzünü ifşa ederek, yetişkinlere -devlet görevlilerine teslim eder. Biteviye bir takip ve kovalamaca vardır. Arabalar devrilir, vagonların üstüne çıkılır, uçak düşer, gemi batar vs. Çizimlerden hiç söz etmiyorum, Hergé'nin ne yaptığını bilen kurgusu ve ardışıklığı, az çizgiyle çok şey anlatan maharetli bileği her sayfada kendini hissettiriyor. Üstelik, seksen yıl önce çizilmişler. Jo, Zette ve Jocko'nun Maceralarının Tentenseverlerin ilgisini çekeceği ve özellikle La Vallée des Cobras (or.1956) albümünün beğenileceğini düşünüyorum.

Radikal Kitap, 19.4.2013



Çarşamba, Kasım 02, 2016

Çizgilere Derkenar 4


1959 yılında çıkan dergilerden birinin reklamı. Zorro'nun yayıncı Hâmid Şendur'un sürekliliği olmayan denemelerinden biri olduğu da söylenebilir. Reklamda ilginç bir özellik öne çıkartılmış (sinema vurgusundan söz etmiyorum), şöyle denmiş: "Her sayısında 400 Resimli Sahne". Hani bu çizgi romandır, elbette bu kadar çok resim olacak denmemiş. Görselliğin yaşanan hayatta ne denli sınırlı olduğunu işaret ediyor kuşkusuz.


İlan Tommiks'in yakın arkadaşı sloganıyla sunulan Kit Taylor'a ait (1959).  TomMiks'in popülerliğinden faydalanmak istenmiş.

Tenten Milliyet Çocuk'ta, 4 Ekim 1972 tarihli ilan. Yayın hakkı ile ilgili duyuru da yapılmış. [fotoğraf Gökhan Demirkol]

Perşembe, Ağustos 09, 2012

Tenten


http://seruven.deviantart.com/art/ikinci-Sayi-Kapagi-36711949


http://prisonsuit-rabbitman.deviantart.com/art/extra-tintin-280015686
http://yvanieartmaker.deviantart.com/art/Tonerre-De-Tintin-309621326
http://sikuriina.deviantart.com/art/Tintin-280613309


Related Posts with Thumbnails