Pazar, Aralık 26, 2010

Çemçük Ağızlı Adamların Fıkracısı

Mizah dergilerinde genellikle orta ve orta alt sınıflardan üreticiler çalışır. Yine genellikle demek gerekiyor, bu dergilerde orta sınıf eleştirilerinin sözcülüğü yapılır. Bir milad olarak Cem ya da Cemal Nadir-Ramiz Gökçe’yi gösterirsek mizah dergilerinde şehirli, kültür temelli, siyaseten milliyetçi ve laik düsturlara sahip güçlü bir eğilimin hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Erken dönem karikatürlerinde orta yaşlı beyamcaların ya da memur izlenimi veren düzgün giyimli, tahsilli erkek tiplemelerini; gündelik hayat ve kısmen de aktüel siyaset eleştirilerini, gazete fıkracılığına yakın espri tercihlerini görebiliriz. Bu anlayışın Gırgır dergisine kadar hâkimiyetini koruduğu, Gırgır ile birlikte mizah dergilerinin kitleselleştiği ve yeni üreticilerin varlığıyla anaakım mizahın çeşitlendiği hemen tespit edilebilir.

Çabuk Eskiyen Mizah Dergileri
Gırgır öncesindeki üreticiler, geçimlerini sağladıkları gazetelerde manşetle ilişkili siyasi karikatürler yaparlardı. Gırgır, gazete okurunun dışında bir ilgiyi yakalamak zorunda olduğu için farklı ve yeni olan üretimleri teşvik etti, üstelik mevcut karikatürist nüfusuna oranla çok daha genç olan üreticilerin doğal olarak başka gündemleri vardı, onlar da başka espriler ve sorunlara yoğunlaştılar. Örneğin gecekonduların içine ilk kez bu yıllarda dikkat edildi, televizyon üstüne serilen dantel örtüler gibi ayrıntıları Gırgır ve sonrasında gördük. Balonlardaki diyalektler, vurgular değişmişti. Tahsilli bir adamın ekseriyetle şaşırarak anlattığı alt sınıf manzaraları başkalaşmıştı. Herşeyden önce üreticiler, o mahallede yaşayan biri olduğunu okura hissettiren bir yakınlıkla konuşturuyordu tiplemelerini. Burada bir parantez açmak gerekiyor, özellikle yetmişli yıllardan itibaren mizah dergileri ve karikatürdeki milliyetçi-laik (etno seküler) paradigma, marksizmle harmanlanmış, sol bir içerik kazanmıştı. Yoksullar, işçiler, memurlar, çok çocuklu aileler sempatiyle, olumlu anlamda abartılarak sunulur olmuştu. Geçmişte alt sınıflara yönelik korku ve (hatta) tiksintinin yerini bir tür romantizm almıştı. Seksenli yılların ikinci yarısından itibaren bu romantizm de parçalandı. Sarkastik ya da kinik bir orta sınıf tutumu, esprilere hâkim oldu. Maganda tiplemesini aşan ölçülerde alt sınıf eleştirileri yeniden belirginleşti. Bu etkinin belki de en önemli nedeni satışlardı. Dergi satışlarının düşmesiyle birlikte kentli (çoğunlukla İstanbullu), orta sınıf merkezli bir okura yönelen, marjinal ve underground eğilimli espriler gündeme geldi. Bu tür esprileri temel alan mizah dergileri çok satar oldular veya mainstream özellikli dergiler tv karşısında günbegün erirken onlar kemik okurlarıyla direnerek ayakta kalabildiler.

Günümüzün mizah dergileri 6 ya da 7 yıl içinde yaşlanabiliyorlar. Hakeza, pek çok üretici, bugün, ne kadar yoğun ilgi görürse görsün benzer süreler içinde gündemden düşüyorlar. Geçmişteki kadar büyük dergilerden ve unutulmaz usta ölçüsünde isimlerden bahsedebilmek artık mümkün değil. Başka türlü ve çok daha hızlı bir hayat yaşanıyor. Öyle ki benzer bir espri anlayışına sahip olan, birbirlerinden etkilenerek kendini geliştirmiş üreticilerin bile öncesi ve sonrası bilinmeyebiliyor. Örneğin günümüzün sevilen üreticilerinden biri olan Umut Sarıkaya’nın Ahmet Yılmaz, Mehmet Çağçağ veya Engin Ergönültaş ile bir bağı olduğunu söylemek çok da anlamlı olmayabiliyor. Ergönültaş hariç her üç isim de karikatüristliğe devam ediyorlar ama hiç birisi mizah camiası dışında Sarıkaya kadar tanınmıyorlar. Oysa on yıl kadar önce hiç de böyle değildi. Üretimlerin ve üreticilerin ne denli çabuk eskidiğini gösteren ilginç bir olgu bu...

Naif ve Tanıdık Erkekler
Ahmet Yılmaz, esnaf kültürünü uzun balonlarla, argosu ve klişeleriyle anlatıyordu. Engin Ergönültaş’ın diyaloga dayalı hikâyeciliği gibi değildi yaptığı veya Mehmet Çağçağ’ın ardışık anlatımı yoktu onda. Patlamanın arifesinde gibi duran, az sonra sinirlenecek ve küfrederek espri yapacak dedirten monologlarla bir moda yaratmıştı. Kareyi kaplayan konuşma balonuyla, çoğu zaman ilgisiz arkaplan ayrıntılarıyla esprilerini kuruyordu. Umut Sarıkaya, Ahmet Yılmaz tarzını devam ettiriyor aslında. Evet, ilgileri daha geniş gözüküyor; örneğin “öğrenci geyikleri”, alt sınıf ev hayatı ziyadesiyle ön planda. Ahmet Yılmaz’ın cinsellik merkezli, şehvet ve arzu güdüsünün herşeyin belirleyicisi olduğu haşin espri evrenine karşılık Sarıkaya kırık, utanan, pişmanlık duyan, tuhaf ayrıntılara saplantılı biçimde takılan erkekleri çıkardı sahneye. Karikatürlerinden küçük bir örnek; Kurtuluş Savaşı sırasında bir düşman saldırısı olur, komutan askerlerle konuşur ve birisi “Sen girersen ben de girerim komutanım!” der. Komutan sorar “Nerelisin yavrum sen?”, asker cevaplar “öz be öz Zeytinburnu çocuğuyum Komutanım!”. Bağlamı bir kenara bırakırsak, naif ve tanıdık bir erkek böbürlenmesi değil mi?…

Siyaset ve Sarkastizm
Sarıkaya’nın en önemli özelliği politik ilgilerinin olması, son yirmi yılda popüler olmuş hiçbir üretici siyasi ölçülerde böylesi bir tavra yakınlaşmadı. Kastettiğim politik ilginin gazete karikatürcülerinin gösterdiği türden bir yoğunlaşma olmadığını baştan söylemeliyim. Rus edebiyatını ya da Marksizmin simge isimlerini karikatürlerinde kullanıyor olması da bence o denli önemli değil. Karikatürlerde bir espri evreni kurulur; Gırgır daha çok tv dizilerine bakardı; Leman, tv dışı alternatif kültürlere, örneğin çizgi roman ve trash filmlere yönelmeyi yeğledi. Bu bakımdan Marx’ın veya Dostoyevski’nin Sarıkaya’nın çalışmalarında “rol alması”, Kızılmaske’nin ya da Falconetti’nin esprileştirilmesinden farklı değil.

Anti-entelektüelizm geleneksel mizahın doğasında vardır. Sarıkaya’nın politik tavrında bir anti-entelektüelizm yok değil ama bu, hiç bilmediği meselelere yönelik bir husumet sayılamaz. Gırgır’ın gecekonduyu anlatan gecekondulu üreticilerine benzer biçimde bildiği, teyet geçtiği ya da uzak durduğu ama düşmanlık göstermediği siyasi hassasiyetleri olduğunu hissettiriyor bize. Habasetle kurmuyor esprilerini, eskisi kadar kitap okuyamadığını itiraf eden, siyasi ve perhizkâr türden fedakârlık yapamayacağını bilen bir mesafede duruyor. Bu bir tür orta sınıf mahcubiyeti sayılabilir. Belki de yine bu yüzden kendini ve politik konumunu da küçümseyen bir sarkastik göze sahip. Mizah dergilerinin son yirmi yılı sarkastizmin seyrinin ve yaygınlaşmasının izlenebileceği verimli bir dönem. Sarıkaya, bu hattın ilginç bir dönemeci

Son söz: Sarıkaya’yı ciddi ve ne yaptığını bilerek çalışan bir üretici olarak görüyorum. Zaman değişip eskisi kadar hatırlanmayacağı zamanlarda kendisini yenileyebileceğine inanıyorum ama bunu nasıl başaracak ayrıca merak ediyorum.

Birgün Kitap, 25.12.2010

1 yorum:

arda umut dedi ki...

Sarıkaya'nın kitabını yıllardır , sizin kitap üzerine yazmanızı da haftalardır bekliyordum. İkisi de çok güzel olmuş. Umut Sarıkayanın nasıl 'beyinsel hiperaktif' olduğunu anlamak için salt karikatürlerine bakmaz yetmez, yazılarını da okumak lazım diye düşünüyorum. İleriki yıllarda kendisini yenilemesine pek de gerek kalmayacak bana kalırsa, sokakta vakit geçirmeye devam ederse asla tıkanmaz.

Related Posts with Thumbnails