Pazar, Aralık 30, 2018

İyi Seneler



Yeni şeyler öğrendiğimiz, neşeli, sağlıklı, tasası az bir yıl olsun. Daha önemlisi iyi insanlar olsun etrafımızda, yokluklarını da göstermesin bize... 
Beraber yürüyelim onlarla...
Hepinize iyi seneler

Salı, Aralık 25, 2018

Bozkır'da dijital bir hikaye


Bozkır’ın hikâyesiyle başlayalım. Nasıl gelişti?
Taşrada geçen bir polisiye düşünüyordum. O ara 221B dergisi, benden bir polisiye çizgi roman hazırlamamı istedi, yeni çıkıyorlardı. Denk düştü, her sayı başlayıp biten kara hikâyeler yazdım. Kara hikâyeden kastım, “kapitalizm her zaman kazanır” fikrine dayalı bir anlatı olması. Biri tecrübeli, diğeri çaylak iki polis, olaylarla uğraşıyor ama bir türlü asıl katili bulamıyorlardı. Şu veya bu nedenle, sistem kazanıyor, dosya kapanıyordu. Sonra aynı hikayeyi bir senaryoya çevirdim. İletişim Yayınlarında çalışıyordum, emekli olmak ve sadece senaryo yazmak istiyordum. Fatih, Eski Hikâye’de birlikte çalıştığımız yapımcı, benden bir iş istedi. Bozkır’ı verdim ve Blutv’ye götürmesini önerdim, ısrar da ettim. Kabul edeceklerini biliyordum. Üç gün sonra görüşmeye çağırdılar, resmi imzalar bir iki ay sonra atıldı ama o gün anlaştık. İlk bölümü ben yazmıştım, sonra Ali (Demirel) ve Barış (Erdoğan) ile devam ettim.

Türkiye’de polisiye yapımlar hakkında ne söylemek istersiniz?
Çok üretildiğini düşünmüyorum. Görsel anlatılarda, hele televizyonda ve yerli sinemada bir ağırlığı olduğu söylenemez. Yok demek daha doğru… Polisiye olsun diye bir talep olduğunu, yapımcılardan bir şey istendiğini, arandığını söylemek hiç mümkün değil. Arka Sokaklar ve Behzat Ç. geliyor hemen akla. Kendi türleri içinde başarılı işler ama düşünün, karşılaştırmalar yapılırken bile onlar zikrediliyor, kıtlığın göstergesi değil mi bu? Türkiye’de kendi içinde tutarlılığı olan başarılı bir dizi üretim süreci var. O zanaat başarılı ki, yenisine ve yeni türlere ihtiyaç duyulmuyor. Polisiye, dizi üretim zanaatımıza uygun biçimde kurulursa, yeni gözüken başka bir tür melezlikle ele alınırsa çoğalabilir. Televizyonun da görsel anlatılarımızın da yeni bir gerçekçiliğe ihtiyacı var.

Bozkır, 88 plakalı bilinmez bir şehirde geçiyor. Bu ‘bilinmez şehrin’ hikmeti nedir?
Şöyle düşünün, sıradan insanlar ancak intihar ettiklerinde, öldürdüklerinde, olağandışı bir şey yaptıklarında haber olabiliyorlar. Sosyal medyaya bakın, insanlar ancak bağırdıklarında dikkat çekebiliyorlar. İstanbul dışında tüm Türkiye, taşra sayılmalı ama hadi Ankara, İzmir, Bodrum arada bir konuşuluyor… Küçük şehirler hiç yoklar. Oralara giderseniz, taşralılarla hoş beş hasbihal ederseniz, tuhaf bir hayal kırıklığı, marazi bir rekabetçilik, öfke gösterileri, büyük şehirlere, oradaki hayatlara yönelik imrenme ve dehşetli bir reddiye görüyorsunuz. Bozkır, buralarda geziniyor. Yeknesaklık, seyreklik, hoyratlık, büyüklenme ve hafifseme edebi olarak ilgimi çekiyor… Ben bildiğim bir dünyayı, Orta Anadolu’yu, bozkırı anlatıyorum. Niye 88? Çok açık. Dava açılıyor, açılmasın diye uydurduk.

Bozkır, günümüz Türkiyesi’nin sorunlarına da değinen bir dizi… Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Bozkır, mesaj kaygılı bir iş değil. Yapılabilirse eğer, geçerken anlatmanın gücüne inanırım. Bir aura anlatıyoruz. İşinde gücünde insanların geçerken karşılaştıkları, konuştukları şeylerin daha önemli olduğuna inanıyorum. Hikaye gereği siyaset konuşmaktan, hikayeye katkı sağlayacaksa kullanmaktan yanayım. Polisiyede akıllı tekrarlardan, bile isteye klişelerden hareket etmek zorundayız, asıl farklılığı yaratan karakterler ve diyaloglar.

Dizinin ilk bölümleri izleyici tarafından ilgiyle karşılandı. Bundan sonraki bölümlere dair neler söylemek istersiniz?
Yavaş yavaş derinleşen, muamması olan anlatıları, komik gözüken bir ciddiyet taşıyan karakterleri seviyorum. Seyircinin Ziya’yı seveceğini, en azından ilginç bulacağını düşünüyorum. Oteldeki resepsiyoncu çocuğun edebiyat ilgisi, bağ evinde Nuri’ye musallat olan adamın pişmanlığını veya Köçek karakterini yazmaktan hoşlandım. Sekizinci bölümü ayrı seviyorum. On bölüm bittiğinde değişik bir tat bırakacağız, bana öyle geliyor. Dijital işlerde henüz çok yeniyiz. Herkes için bir başlangıç noktasındayız. Daha ilgili, daha eleştirel bir seyircisi var işlerin. Günbegün hikayelerin niteliğini artıracak bir zorlaması olacak.

Söyleşiyi Duvar ile yapmıştık.
link 

Pazartesi, Aralık 24, 2018

Pıt Pıt Sözlüğü (6)



Realite: Nihayet, anladı ki, kahve işsizlikten ve aile dirliksizliğinden doğan ıstıraplara karsı sığınılacak tek köşedir. O da olmasa, mütekaitler için ölmekten başka yapılacak is kalmayacaktı (Reşat Nuri Güntekin, Yaprak Dökümü).

Abbas: Haydi Abbas, vakit tamam / Akşam diyordun işte oldu akşam. (Cahit Sıtkı Tarancı)

İfrat: bir sıfatı şiddetlendirerek, abartarak kullanmak.

Cevat Fehmi: Ben Cevat Fehmi Başkut’u tanıdıktan sonra, ondan hareket ederek, büyük sanatçı kişiliklerini de tanıdım. Sanatçılık biraz da çocuksulukla at başı gidiyor. Onunla on iki yıllık çalışma arkadaşlığımızda ne kadar çatışmamız olmuşsa, onun çocuksuluğundan oldu. Ondan ne kadar dostluk görmüşsem gene onun çocuksu yönünden gördüm. Bir insan, Cevat Fehmi Başkut kadar çocuksu, temiz olmadan bir usta sanatçı olamıyor (Yaşar Kemal).

Karavelli: Asıl hikâye arasına katılan küçük, bağlamsız hikâyeler. Dikkat dağıtmak ya da dikkati başka tarafa çekmek için de kullanılır.

Kese: Yaz tatili özellikle kesenin katilidir. Deniz kıyısında azıcık serinleyeyim, bir parça başımı dinleyeyim derken borç kuyusuna tepetaklak gidersin (Çetin Altan).

Cumartesi, Aralık 22, 2018

Aslolan...



- “Bozkır” TV’lerde benzerlerini pek görmediğimiz bir polisiye. Bizdeki polisiyeler daha çok her bölümde bir vakaya odaklanan ve her seferinde yeni bir vakaya geçen yapıda oluyor. Oysa “Bozkır”da tek bir vaka üzerinden ilerliyor hikâye. Biraz nasıl çıktı bu proje, onu konuşalım mı?
Hikâyeler, ister istemez yayın mecrasına göre biçimleniyor. Bozkır, benim çizgi roman olarak daha önce yazdığım bir çalışmaydı. O hali de “kara” bir işti. Bürokrasinin, siyasetin ve şimdiki zaman hallerinin altında ezilen iki polisi anlatıyordum. Sonradan dijital platformu düşünerek senaryolaştırmıştım. BluTV’ye gönderdim, beğeneceklerini biliyordum. Çalışmaya başladık. Sekiz bölümdü, on bölüme çıkarmamı istediler. İlk bölümü tek başıma yazmıştım. Sonraki bölümleri Ali (Demirel) ve Barış (Erdoğan) ile birlikte yazdım. Çizgi romandan esintiler var ama daha başka bir hikâye anlattık.

-İnternette yayımlanan dizilerin bazı özgürlük alanları da oluyor haliyle. Daha ilk sahneden oyuncuların sigara içtiğini ya da doğal hayatta olduğu gibi küfürlü konuştuklarını görüyoruz örneğin. Bu ve benzeri özgürlükler sizin işinizi kolaylaştırdı mı?
Dijitale hikâyeyi nasıl anlatacağımızla ilgili deneyimimiz yok aslında. Oyuncusu, yönetmeni, senaristi, müzisyeni hepimiz en baştan öğreniyoruz. TV dizilerinden farklı işler çıkması gerekiyor ama üreticilerden oradan geliyor. Sinema deneyimimiz var, dizi deneyimimiz var ama dijital hikâyeyle ilgili bir dil kurabilmiş değiliz. Hatırlarsınız, televizyonda ilk renkli yayına geçildiğinde stüdyolarda fon olarak her renk gösteriliyordu. Hepsini görebileceksiniz diye abartılan bir tutumdu. Aslolan hikâyedir. Dijitale yazmak benim işimi kolaylaştırdı ya da zorlaştırdı diyemem zaten başka bir yerde yayımlanamayacağını biliyordum. Bozkır, televizyona sert gelecek bir hikâye. 

-Öte yandan bu alanda da yeni yasalar ve olası sansürler geliyor. Yasaklar internete de bulaşınca ne olacak dersiniz?
Sansür gelecek gibi duruyor ama televizyon bir yandan çok yaşlandı, genel eğilim onu gösteriyor, “yarın” dijitalde olacak. Mesele kapitalizmle yerel yasaların nasıl ve ne yönde uzlaşacağıyla ilgili galiba.

-BluTV gibi platformlar sizce Türkiye’de dizi izleme ve dizi üretme alışkanlıklarını değiştirebilir mi?
İzleme zaten değişti. Televizyonlar +45 yaş üzerine hitap ediyorlar. Metropoller, orta sınıftan gençler dizileri internetten izliyorlar. BluTV global eğilimlerin ve Türkiye’deki sonuçların farkında olarak yatırım yapan bir firma. Sadece Netflix’in yatırım ve harcama kalemlerini inceleyin, manzaranın çok aşikâr olduğunu anlayacaksınız. Üretim faslıysa ayrı bir tartışma. Bizim gelişkin bir dizi üretme zanaatımız var. Yurtdışı için ucuz ve “uzun” maddi getirisi olduğu için bu üretim biçimi ister istemez devam eder ama televizyonlarımız maddi olarak eskisi kadar güçlü değiller. Üretilen işler için yeni mecralar gerekiyor. Üretici kısmında olan herkes bunun farkında... Değişecek...

-Senaristler için de yeni bir meydan okuma bu, değil mi? Artık her olayı uzun uzun anlatma devri kapanacak belki de.
Kuşkusuz bir meydan okuma. Ben uzun değil uzatarak anlattığımızı düşünüyorum. Dijital hikâyelerin temposu, sahne ardışıklığı muamması ve dili sahiden farklı. Yeni başladık, öğreneceğiz.

-“Bozkır” Orta Anadolu’da, muhtemelen Ankara kırsalında ya da o yakınlarda bir yerlerde geçiyor. Ama tüm araçlara 88 plaka vererek olmayan bir yerde geçtiğini söylüyorsunuz aslında. Buna neden ihtiyaç duydunuz?
Vallahi ne diyeyim, dava açılıyor, dava açılmasın diye yapıldı.

-Çocuk istismarı ile ilgili bir suç var ortada. Memleketimizde en çok acı çekenler belki de çocuklar... Bu konuda bir mesaj vermek miydi derdiniz? Bunu Suriyeli göçmenler için de sorabiliriz...
Mesaj verme işini doğrudan yapamadığımıza, ajitatif ve öğretmen edasıyla büyüklendiğimize inanırım. Şunu yapmaya çalışırım, “Bozkır”da da bunu yapmaya çalıştık. Sıradan hayatın ve gündelik dilin içinde, ilgisizce geçerken söylediğimiz şeyler oldu. Karaktere ve hikâyeye katkı sağlıyorsa kullandık. Kişisel olarak popüler kültürü bir mücadele alanı olarak görüyorum. On bölüm bittiğinde “farklı” bir hikâye seyrettiğini seyirci anlayacaktır diye düşünüyorum.

-Yazdığınız birçok çizgi roman oldu geçmişte. Bu alandaki pratiğiniz dizi senaryosu yazarken de işinize yarıyor mu?
Yaptığımız işler, çalışma biçimimiz, seyrettiklerimiz, okuduklarımız, ilgilerimiz hepsi yazdıklarımızı etkiliyor. Hızlı yazdığım söyleniyor, yazdığım grafik romanlara bağlayanlar var. Bunu ben ölçemem.

Cumhuriyet, 20.12.2018
link

Cuma, Aralık 21, 2018

Sayfalar

http://andrew-robinson.deviantart.com/art/5th-Beatle-Final-Page-43-44-360776777

http://spacefriend-krunk.deviantart.com/art/Amvamp2-2-222527412

http://seangordonmurphy.deviantart.com/art/Amvamp-3-1-251978194

http://urban-barbarian.deviantart.com/art/Conan-Battle-262548527

http://jharren.deviantart.com/art/Conan-issue-4-page-14-303447454

http://jharren.deviantart.com/art/DEAD-BODY-ROAD-386979596

http://laemeur.deviantart.com/art/In-a-Capsule-407175720

http://spacefriend-krunk.deviantart.com/art/WBY-1-19-low-res-334280736

Salı, Aralık 18, 2018

Bozkır 4.Bölüm Fragmanı



Bozkır, 4.Bölümüyle perşembe akşamı saat 19'da.

Ne güzel yan yana durmak!












İnsanlar, inandıkları dinleri, dahil oldukları "ırkı", üyesi olduğu cemiyetleri, çalıştıkları kurumları, mezunu olduğu okulları, taraftarı olduğu takımları, beğendikleri yıldızları, yaşadıkları yerleri, sevdikleri müzikleri, okudukları kitapları, seyrettikleri filmleri, oy verdikleri partiyi, öğrendikleri tarihi, konuştukları dili, yedikleri yemeği, erkekliklerini, kadınlıklarını, çocuklarını, babalarını, kedilerini, satın aldıkları markaları, içtikleri çayı, kahveyi, rakı sofralarını...

yarıştırmak, farklı ve benzersiz olduklarını göstermek istiyorlar.

Ben "buradayım" demek bize iyi geliyor.

Hemen her dakika "buradayım" demekte üstümüze de yok... Birbirimize baka baka ses yükseltiyor, kendimizi teşhir ediyoruz.

Karşımızda, yanımızda, içimizde, üstümüzde, yerin altında ve üstünde ne var peki? Bizden sadakat ve itaat isteyen her şey, büyük bir heyula, görünmez bir el, hep haklı olan bir "vaiz", görkemli bir vasatlık... Yan yana durmamızı isteyen "anonim" bir büyücü...
Related Posts with Thumbnails