Çarşamba, Eylül 28, 2011

Samsunlu Hayriye, Vedat ve Tarzan

Soldan sağa: Hayriye Hürriyet (Burcu Tutkun Oruç), Vedat Hürriyet (Fatih Koyuncuoğlu)
(Arkada) Nejat Hürriyet "Tarzan" (Hakan Döner)

Pek Yakında TRT1'de

Salı, Eylül 27, 2011

Dedo ve Gecekuşu Sabiha

Dedo (Muharrem Koçak) ve Gecekuşu Sabiha (Sabiha Karagülle)
[Sinan Tuzcu ve Nihan Okutucu]
17 Ekim'de TRT1'de
Pek Yakında...

Güle Güle Dostum

Güle güle dostum...Allah biliyor ya şu hayatta en çok senin hikayelerini okudum. Neler neler öğrendim senden...Güle güle Sergio Bonelli...

Pazar, Eylül 25, 2011

Cumartesi, Eylül 24, 2011

Kabadayı Akif, Sarı Fikret, Hayali Ömer

Soldan sağa: Akif Kabadayı (Sarp Levendoğlu), Fikret Tepeli (Ömür Arpacı), Ömer Hayali (Umut Kurt)

Mor Menekşeler dizisin üç arkadaşı...Palazlandıktan sonra, zengin terzisinden çıkma kıyafetleriyle...

Efenim pek yakında TRT1'de...

Pazar, Eylül 18, 2011

Cuma, Eylül 16, 2011

Pazartesi, Eylül 12, 2011

Pazar, Eylül 11, 2011

Geeeker Resitali, Süper Kahraman Geyiği

Kick-Ass, Mathhew Vaughan tarafından sinemaya aktarıldığı için daha önce haberdar olmuş olabilirsiniz. Mark Millar’ın yazıp John Romita’nın çizdiği sekiz sayılık bir mini çizgi roman dizisiydi. Ticari başarısından çok eğlenceli konusu nedeniyle sinemacıların ilgisini çektiği anlaşılıyor. Yakınlarda albüm olarak Türkçede de yayınlandı. Kick-Ass için ilk söylenebilecek şey geek bir hikâye olduğu. Biçimsel olarak anaakım Amerikan çizgi romanlarını andırması istenmiş ama çizgi ve parodiye yakın tutumu, anlatımı baştan sona farklılaştırmış. Hikâye, Don Quixote temasına dayandırılmış. Kaba hikâyesi şöyle: iyi bir okur, tutkulu bir koleksiyoncu olan genç lise öğrencisi okuduğu süper kahraman çizgi romanlarını modelleyerek kötülerle savaşmaya karar veriyor. Kendiyle ve çizgi romanlarıyla dolu bir hayatı var. Kısa bir süre önce öksüz kalmış ama bu durum daha çok babasını etkilemiş görünüyor. Baba, yalnızlığını, oğluna karşı sorumluluğu patetik bir biçimde abartarak yaşıyor. Onu, babasına telkinlerde bulunurken ya da adamcağızın dramını sarkastik bir edayla anlatırken okuyoruz.

Dave sınıfın ineği ya da haylazı değil, marjinali hiç değil, benzerleriyle dolaşan geekerlardan biri. Hınzır, kinik ve arkadaşlarıyla fısıldayarak konuşan, etrafa bakıp gelip geçenlerden durum komedisi arayan, tespitlerde bulunan, kıkırdayan orta sınıftan bir ergen işte... Umutsuz bir âşık, abazan, sosyal medya bağımlısı, malumatfuruş da diyebilirdim. Dave, kendine bir kostüm tasarlayıp sokağa çıkıyor, kötülerle savaşacak; zalim dünyaya çeki düzen verecek, planı böyle. Don Quixote ile kıyaslamıştım. Bu noktadaki farklılığı Dave’in geekerliği belirliyor. Dave kıyafetine, amacına ve görünümüne karşı sarkastik bir mesafeyle bakabiliyor. Kendisinin ve yapıp ettiklerinin farkında… Mark Millar’ın senaryosu bu vurguyu belirginleştirecek ölçüde iyi kurgulanmış zaten. Dave, sokaklarda dolaşırken sağdan soldan laf atanlar onun görünümünü mizahileştiriyorlar. O da narsistik bir tutumla bakmıyor yaşadıklarına. Susuyor, hak veriyor, oradan uzaklaşıyor ya da kendini kötü hissediyor. Çevresinde söylenenleri fark etmeyen, kayıtsız kalan, kendini büyüklenme hevesine ve hayallerine kaptırdıkça traji-komikleşen biri değil. Romantik ve delice bir cesaretle bilerek ve isteyerek ortaya çıkıyor.

Sosyal Medyada Şöhret
Bu çıkış, post-modern dünyanın, internetin hâkim olduğu koşullarda gerçekleşiyor. Kendine seçtiği sahte isim, nick-name’den farksız. Dayak yiyen birine yardım edebilmek için girdiği kavga, izleyiciler tarafından youtube’a yüklenince, internet kahramanı da oluyor. Normal hayatlarında vermedikleri tepkileri olağandışı ölçülerde vererek tanınan internet kahramanlarından farklı değil yaşadıkları. Medyatik şöhretin getirisi, geeker muhabbetlerinde konuşulur olmasını sağlıyor. Dave, Kick-Ass olarak ün kazanırken umutsuzca tutulduğu sınıf arkadaşı (başına gelen kimi sıra dışı olaylardan dolayı onu) gay sanarak ilgi gösteriyor. Millar-Romita ikilisi, Dave’ın gizli hayatını cinsel tercihlerle daha da gerilimli kılmışlar. Bilirsiniz çizgi romanlar erkek anlatılarıdır. Eşcinselliğin kıyılarında anlamlandırılmaları fanları kızdırır, okuru şaşırtır vs. Dave sevdiği kız uğruna gay sanılmasını önemsemiyor. Katie ise gay sandığı Dave’a karşı politically correct ve olumlu ayrımcılıkla yaklaşıyor, iki hempa gibi gezip tozuyorlar. Hikâyenin sonunda Dave gay olmadığını itiraf ettiğinde Katie’nin tepkisi, ölçüsüz ve tahammülsüz. O özenli, müşfik genç kadın yerini öfkeden dengesini kaybetmiş, ortalama erkek modelinden nefret eden bir başkasına bırakıyor. Siyah sevgilisi ve gay arkadaşı olan iyi niyetli beyaz (üst orta sınıf) demokrat Amerikalı kadının hezeyanla kabuk değiştirmesi güzel yakalanmış bir politik espri olmuş.

Moda olunca, süper kahramanlığa soyunan bir tek Dave olmuyor. Taklit, eğlence ya da kanun koyuculuk ekseninde pek çok kişi görüyoruz. Kick-Ass’ın kendisi dahi bir modaya dönüşüyor. Internet fenomeni olmaktan çıkıyor, t-shirtleri satılan bir tiplemeye dönüşüyor. Amerikalılar, tüketim toplumu olmalarıyla ilgili espri yapmayı ve bu esprileri satmayı çok seviyorlar. Üstelik bunun bir ironi olduğunun farkındalar, bu farkındalıkla ilgili de espri yapıyorlar. İçinde yaşadığımız dönemde, kayıtsızlığın ironisi global ölçekli popüler kültüre çoktan sirayet etmiş durumda. Amerikan süper kahramanları gibi kendine hayran anlatıları mizahileştirmek çok zor değil aslında. Amerika mizahı, özellikle Mad dergisi bunu yıllar yıllar boyunca yaptı. Yeni sayılabilecek olan o mizaha da ironik yaklaşmak, bir zekâ gösterisi yapmak, yaptığın espriyi küçümsemek, kaçarcasına ve fısıldayarak dillendirmek.

Biçim ve Estetik
Kick-Ass sadece Dave’ın hikâyesi değil. Millar, başka türden bir derinlik katmış anlatıya. Dave’ın yarım yamalak yaptığı işi gerçekten de başaran bir Hit-Girl ve Big Daddy isimli baba-kız da var Kick-Ass’ta. Big Daddy’nin de arızalı bir Don Quixote varyasyonu olduğunu sonradan anlıyoruz. İkilinin Dave’dan farkları, ciddiyetle işlerine odaklanarak, sahici bir kahraman gibi gizlenerek, perhizde bulunarak bir misyoner edasıyla yaşamaları. Hit-Girl, Romita’nın çizgileriyle bir anime kahramanını andırıyor, Leon’un Mathilda’sına bir gönderme yapıldığını da hissediyorsunuz. Sertliği, küfürbazlığı ve duygusuzluğu esprili biçimde anlatılmış, sarsıcı değil handiyse komik buluyorsunuz eylemlerini. Romita’nın sevimli, akışkan çizgileri, Spiderman’le özdeş berraklığı Kick-Ass’e çok yakışmış. Güzel bir albüm, filmi de izlenebilir, aralarında ‘biz ayrı dünyalardanız’ dedirten büyük uçurumlar yok.

Birgün Kitap, 10.9.2011

Cumartesi, Eylül 10, 2011

Türkiye'de İslami Mizahın Yükselişi

Bu ay çıkan Birikim'de (268-269), Levent Gönenç ile birlikte yazdığımız Türkiye'de İslami Mizahın Yükselişi başlıklı bir incelememiz var.

Çarşamba, Eylül 07, 2011

Mor Menekşeler

Bir süredir dizi senaryoları yazıyorum. Yakında TRT1'de başlayacak Mor Menekşeler adlı bir dizim var. 1950 yılında, Ankara'da Eskitepe adlı bir mahallede geçiyor hikaye. Geçtiğimiz günlerde Eskişehir'de süren çekimlere gittim, seti ziyaret ettim, fotoğraf oradan...Yönetmen Serdar Akar'la konuşuyoruz... İnsanın yazdığı şeyleri birilerinin oynaması biraz tuhaf bir duygu, henüz alışamadım...Kafanızda bir karakter tahayyül ederken birden o rolü bir oyuncu oynuyor ve siz o saatten sonra o oyuncuyu düşünerek yazmaya başlıyorsunuz, o da tuhaf...

Cuma, Eylül 02, 2011

Seyrüsefer Defteri 14

+ Just Go with it, bir kaç espri gayet güzel. Klişe bir romantik aşk komedisi, seyrediliyor (31 Ağustos). + St. Trinian's 2: The Legend Of Fritton's Gold, çok anladığım türden bir film değil. Teenage girl animelerini andırıyor. İnatla seyrettim (30 Ağustos). + Memleket Meselesi, güzel diyalogları, iyi oyunculukları var ama tuhaf bir kıssadan hisse aksaklığı taşıyor (29 Ağustos). +Space Battleship Yamato denizaltılı savaş filmlerini andırıyor, bazen hızlanıyor ama epeyce ağır aksak (28 Ağustos). +Bölüm bitti, ben de bittim (27 Ağustos). + Perihan Mağden-Son Yazılar'ı okudum, eski bir kitabı. Edebi bir öfke...(26 Ağustos). + Source Code, melez bir film. Pek çok başka filmi andırıyor, Güzel bir aşk filmi demek daha doğru... Asıl hikâye, benim sevdiğim bir trük, biteviye edit ediyorsun. + Mor Menekşeler çekimleri başladı, önemli gün (25 Ağustos). +5.Bölümü yazmaya başladım (24 Ağustos). + Mor Menekşeler'in revizyonları, küçük küçük yazılar (22 Ağustos). + Mor Menekşeler okuma provası için Eskişehir'deydim, çok konuşmak zorunda kaldığım bir gündü (22 Ağustos). + Forbrydelsen'i seyretmeye başladım. The Killing'in orijinali... 2.Sezonu beklemeyedim (21 Ağustos). + Arabalar 2'ye gittik Tuna'yla. Mcqueen'in ağırlığı neredeyse yok, Mater filmi olmuş, o ilginçti. İlk filmi izleyenlerin büyüdükleri düşünülmüş. Filmden önceki Toy Story kısa filmi güzeldi (20 Ağustos). + Mor Menekşeler 4.bölümü bitirdim, güzel bir Cumartesi olacak... (18-19 Ağustos). + Ayaşlı ile Kiracıları'nı okudum. Cinselliğin kıyısında ergen buhranları gibi geldi. Çok dolaylı anlatılmış (17 Ağustos). + Pirates Of the Caribbean On Stranger Tides'ı nihayet seyrettim. Entrikası eksilmiş, atışmalı gevezeliği azalmış ve aksiyonu zayıflamış diyebilirim (16 Ağustos). + Mor Menekşeler 4.Bölümü yazmaya başladım, arada kısa bir sinema yazısı bile çok zor geldi (15 Ağustos). + Günün kısa filmi: Deus Irae, biraz korku ve biraz devamı var havası (14 Ağustos). + Mor Menekşeler, Eskişehir seyahati, mekan turu (13 Ağustos). + Büyülü Rüzgar 105-106'yı okudum. Güzel entrika olmuş, ikinci bölüm ilki kadar iyi çizilmemiş (12 Ağustos) + Brighton Rock, Graham Greene uyarlaması. Sıradan bir cinayetten psikolojik bir derinlik çıkartmak Greene'i zaten başka bir yazar yapıyor, iyi uyarlama, iyi oyunculuk (11 Ağustos). + The Passion of Joan of Arc (1928), Bergman'ı etkilemiş, bunu görebiliyorsunuz (11 Ağustos). + Mor Menekşeler 3.bölüm bitti, yorgunluktan uyuyamadım (10 Ağustos). + Tuna'yla Şirinler'e gittik, çok beğenmedim (9 Ağustos). + Womb, iyi anlatılmış sahneler var. Yorgunken seyredebileceğim filmlerden (8 Ağustos). + Teen Wolf dizisinin ilk bölümüne baktım. Alacakaranlık dizisi olmuş, halbuki orijinlerden biriydi (7 Ağustos). + Mor Menekşeler 3.Bölümü yazmaya başladım (6 Ağustos). + Cowboys and Zombies, korku western mi demeli? Bu zombilik hastalık olsaydı yandığımızın resmiydi, yayılma hızları felaket. Zombiler bizi ye-me-sin!! (5 Ağustos). + Cat Ballou Forever Jane! Neşeli Lee Marvin(4 Ağustos). + Bad Teacher, tipik sitcom kötülüğüne dayanıyor. Kötü öğretmen "temiz" öğretmenlerle gırgır geçiyor vs. Mainstream cool'luk (3 Ağustos). + Prince Achmed (1926) dönemi için ilginç bir animasyon. Bugün için insana uzun ve naif geliyor ama zeka pırıltılarıyla dolu, yokluğu zorlamışlar (2 Ağustos). + The Boondock Saints, naif, sarkastik, iyimser, iyi sahneleri olan teenage zekalı bir mafya filmi (1 Ağustos). + Ankara dönüşü bana hep uzun geliyor, Mor Menekşeler mesaisi başlıyor (31 Temmuz). +

Mahrem 36



Related Posts with Thumbnails