Perşembe, Ağustos 31, 2017

Rh+ ve Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi



Rh+, haftalık çizgi roman dergisi 1993 yılında çıktı. O yılın Ağustos ayında çıkmaya başlayan dergi, 1 Ekimde yayınlanan 8. sayısıyla son buldu. Mizah dergilerine baskı ve biçim olarak benzeyen Rh+, 8 sayfa fazlasıyla 24 sayfa yayınlanıyordu, haliyle fiyatı o dönem çıkan dergilerden 2000 TL daha pahalıydı. Rh+ dergisinin bir fanzini andırdığı söylenebilir, gerek çizgi ve gerekse konu tercihlerine bakılırsa, çoğunlukla underground eğilimleri olan hikâyelere yer verildi. Dergide iktibas edilen ünlü yabancı yazarlardan seçilen hikâyeler ve Giger gibi çizerlerden kullanılan kimi illüstrasyonlar da bu özelliği desteklemekteydi. Bir başka ifadeyle Rh+ popüler bir yayın değildi, iddialı hikâyeleri ya da ilgi gören çizerleri yoktu. Pişmiş Kelle’den hatırlanacak Metin Demirhan, Déli’den Tan Cemal dışında çoğu çizer bir başka fanzin nitelikli yayın olan Zeplin’den (1991-2) isimlerdi. Genel olarak bakıldığında Rh+, dönemin mizah dergilerinde aralıklarla işleri çıkan, sürekli çizgi roman yap(a)mayan üreticilerden kuruluydu. Kısa sürede kapanmış, son kertede başarısız olmuş bir derginin içerikle ilgili tercihlerinin yanlış olduğunu söylemek bugün için haksızlık. Ama Rh+ içerik olarak düşünülmüş ve baştan tasarlanmış bir yayın olarak durmuyordu. Bu yayın için özveride bulunan, arkadaşlık bağlarıyla bir araya gelen, dergiye destek veren isimlerin ortaya koyduklarıyla çıkmış gibiydi. Şartlar bu olunca “editörün” beğenmeme lüksü ister istemez kısıtlanır; içerikte tutarlı olan tek şey yabancı romancılardan iktibas edilen roman alıntıları ve hikâyelerdi, çünkü editörün seçme şansı vardı.

Sadece Rh+ değil,  kısa ömürlü tüm çizgi roman dergisi denemelerinde varolan bir sorundan söz etmek gerekiyor. Mizah dergilerinde yetişen üreticiler anlatılacak hikâyeyi pek önemsemiyorlar. Önce çizeri düşünüyorlar, çizerler hem yazıp hem çizdikleri için ne anlatacağını ona bırakıyorlar. Nasıl Rh+, istediği üreticilerle çalışamamak gibi bir ekonomik sıkıntı yaşamışsa, iş çizerlere bırakıldığında nitelik şansa kalabiliyor. Bir derginin neden çıktığı, ne derdi olduğu hiç hesap edilemez oluyor. Çizerler derginin ismini önemsiz kılıyorlar. Çizerin bir başka dergide değil de o dergide çiziyor olmasının hiçbir önemi kalmıyor. Örneğin Galip Tekin’in çıkarttığı Resimli Roman dergisinin ilk sayısında Kenan Yarar da çizmişti. Anlattığı hikâyenin Lombak’ta çizdiklerinden ne farkı vardı?
İki ayrı yargıdan söz etmeli. İlkini yorumsuz aktaracağım: İyi bir çizginin kötü bir hikâyeyi okutacağı iddiası yaygın olarak kabul görüyor. İkincisi için sinematografik diyelim. İyi hikâyeler için “film gibi” deniyor ama anlatılan “filmler” sinemayı değil televizyondaki alacakaranlık hikâyelerini andırıyor. Sürpriz sonlu, karakterlerin psikolojik derinliklerini önemsemeyen, hızlı anlatılan hikâyeler tercih ediliyor. Rh+ hikâyelerine bakılırsa bu tarza geniş yer vermiş, sorun ise şu: Aynı hikâyeler, o dönem çıkan Dıgıl dergisinde de yayınlanabilirmiş. Böyle olunca Rh+’ın neden yayınladığı muğlaklaşıyor. Amatörlük değil, o dergilerde yeterince yer bulamamak belki ama maddi nedenler hiç değil, delilik çünkü. Muhtemelen dergi zararla kapandı.

Rh+’de minimalist ve kişisel duran, başka bir yerde anlatamayacağı hikâye anlatan tek isim Doğan Güneş. O gün için -Frank Miller’in Sin City çalışmasından hayli etkilenmiş olduğu pek anlaşılmamıştı ama- farklı gözüken bir başkası ise Murat Bozkurt’un -sonradan dergi olarak da çıkan- Şehir Köpeği çalışmasıydı. Tüm hikâyelerde kendini hissettiren mizahçı şaşırtmacasına gerek duymayan bir çizgi roman, ama ne özgün ne de yereldi.

Bitirirken özellikle mizah dergileri üreticileri arasında yaygın olarak kabul gören bir çizgi roman algısından söz etmek gerekiyor. Bu algıyı Moebius hayranlığı, fantastik edebiyatı, belki mitoloji, daha çok da mizah dergilerinde yayınlanan çalışmalar etkilemiş olabilir. Çizgi romanın yerel/yerli olmadığı; hayatla değil hayalle uğraştığı, sokaktaki insanı yakalayamadığı çünkü yabancı olduğu söylenir. Bunlar birer yargı, içeriklerini tartışmayacağım. Mizah dergilerinde çoğu üreticinin, karikatüristin ağzından bunları duymuşumdur, örnek olarak son çıkan Resimli Roman da geçer, Rh+ da…Derginin nasıl okunduğu ve hatırlandığı ile ilgili olduğu için aktarmak istedim.


Dart Tahtası, Soner Tuna ve Rh+, Sayı: 1 - 6.
Zaman Makinesi, Murat Bozkurt, Sayı: 1.
II.Elden Tatil, Doğan Güneş, Sayı: 1- 3.
Kuzuların Sessizliği, Kutsi-Ahmet Mehmet Ot, Sayı: 1
Bugün Perşembe Yarın Cuma, Tan Cemal, Sayı: 1.
Çıt, Aydın Gündüz, Sayı: 1.
Alternatif, Kutsi Akıllı, Sayı: 1 - 6.
Çılgın Köpek, Metin Demirhan, Sayı: 1.
Savaşçı, Mahmut, Sayı: 1,
Neşter, Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 1,
Silbaştan, Aydın Gündüz, Sayı: 2.
Made in USA, Öykü: Paçaro, Çizgi: Oytun İdil-Metin Demirhan, Sayı:2.
Kaykay Adam, Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 2.
Günaydın, Ercüment, Sayı: 2.
Geri Dönen, Bilal, Sayı: 2.
Paranın Rengi, Paçaro, Sayı: 3.
Geliyorlar, G.Scognamillo ve Tan Cemal, Sayı: 3.
Türlerin Kökeni, Aydın Gündüz, Sayı: 3 - 6.
Şehir Köpeği, Murat Bozkurt, Sayı: 3 - 7.
Bir Avuç Toprak İçin, Metin Demirhan, Sayı: 3 - 4.
Menije, Deniz, Sayı: 3.
Artimetik, Doğan Güneş, Sayı: 4.
Menije-Ninca Gücü, Deniz, Sayı: 4.
Üst Geçitteki Kalça, Metin Bilişli, Sayı: 4.
Biz de Onları Akıllı Sanırdık, Ercüment, Sayı: 5.
Undefined Walking Objects, Doğan Güneş, Sayı: 5 - 7.
Alien, Metin Demirhan, Sayı: 5.
Menije-Kaatil Mahir, Deniz, Sayı: 5.
Senin İçin Dövüşürüm, Kadri Özel ve Paçaro, Sayı: 5.
Monoton Günler, Erhan Nuhoğlu, Sayı: 6 - 8.
Jack Hayatta, ?, Sayı: 6.
Sevgilim Nemesis, Metin Demirhan, Sayı: 6 - [yarım kaldı].
Duvardaki Tuğlalardan Biri, Öykü: Orkun Uçar-Çizgi: Dağıstan Çetinkaya, Sayı: 6 - 7.
Menije-Büyük Aşk, Deniz, Sayı: 6.
Vur Patlasın Çal Oynasın, Aydın Gündüz, Sayı: 7.
Sıcak Kar, Tan Cemal, Sayı: 7.
Ya Hoca Boşver Ya, Aydın Gündüz, Sayı: 8.
Gizli Güç, Neslihan ve Paçaro, Sayı: 8.
Benim Kanatlarım Var, Oğuz ?, Sayı: 8.
Menije-Evrenin Sırları, Deniz, Sayı: 8.
Cansu Hanımın Peklik Sorunu, Kutsi Akıllı, Sayı: 8 [yarım kaldı].

[2006]

Salı, Ağustos 29, 2017

Edebiyat Çizgi Romana Ne Katar?


Türkiye’de çizgi roman, comics olan özgün isminden tercüme edilirken, edebiyatın bir parçası olarak düşünülmüş ve “roman” olarak algılanmış (Bu tercihte çizgi romanın zararlı sayılmaması için yayıncılar tarafından geliştirilmiş bir korumacılık güdüsü de aranabilir). Sıfat tamlaması olarak sinema roman, resimle roman, resimli roman ve çizgi roman biçiminde bir değişim göstermiş. Batı’da olduğu gibi, Türkiye’de de, çizgi romanın edebiyat veya sinemanın dışında/ötesinde farklı bir anlatım aracı sayılması ise oldukça yakın tarihli. Genel kabul gören görüş ise çizgi romanın sinemaya ya da edebiyata yaklaştığı oranda özgünlüğünü yitirdiği. Bu sorun, sinema ya da edebiyattan çizgi romana uyarlamalar yapılması söz konusu olduğunda görünürleşiyor.

Sinemadan yapılan çizgi roman uyarlamaları edebiyattan yapılanlarla kıyaslandığında nicel olarak oldukça azdır. Bu oranın hemen tüm ülke çizgi romanları için geçerli olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye’de yapılan sinema uyarlamalarında ilk akla gelen örnekler, Faruk Geç’in Love Story ve Kleopatra, Şahin Erkoçak’ın (Sencer) E.T., Ömer Muz’un Mad Max için yaptığı çalışmalardır. Oysa edebiyat uyarlamaları pedagojik niyetlerle ilişkilendirildiğinden olacak, geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Özellikle çocuk dergileri önemli klasik romanlarını çizgi olarak yayınlamış, yerli yazarların öykü ve romanlarını uyarlamak konusunda oldukça istekli davranmışlardır. Çocuklar için üretilmiş yerli çizgi romanların oranının genel çizgi roman anlayışı içerisinde sınırlı bir yeri olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çocuklar için üretilmiş ve popülerlik kazanmış çizgi roman sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu sınırlılık, edebiyat uyarlamalarının (çocuk meselesiyle birarada düşünüldüğünde) yaygınlaşmasını etkileyen bir sorun olmuştur.

Dergilerde yayınlanan edebiyat uyarlamaları belli bir döneme kadar yabancı kaynaklı (İtalyan ve Fransız) olmuştur. Çoğu da metinleri özetleyen, çocuklar için ehlileştirilen, çizgi kalitesi vasatın altında çalışmalar olarak tanımlanabilir. Bu çalışmalarda çizerin (ya da uyarlamayı yapan yazarın) varlığının pek de bir önemi yoktur doğrusu. Başkasının öykülerini anlatırken kendini açığa çıkartan sanatçılarla karşılaşmamız uzun zaman almıştır. Bu süreçte ilginç olan, “edebiyat” dendiğinde bir İtalyan çizgi romanının hatırda kalması, ilk ağızda söylenir olmasıdır. Edebiyatın çağrıştırdığı birçok etmeni içerdiğinden olacak, Ken Parker bu estetiğin (ya da çizgi romanı estetize etme çabasının) simgelerinden biri olmuştur. Türkiyeli okurun alışık olmadığı biçimde “politik” duruşu, edebiyata yaptığı göndermeler, metinlerarası oyunbazlığı bu çizgi romanı özellikli kılmıştır. Ken Parker, Bonelli kalıpları içinde kendi “rengini” yaratmayı başarabilmiş birkaç istisna çalışmadan biri aslında. Edebiyatla ilişkisi, fumettilerin Hollywood’a yönelik göndermeleri kadar ağırlıklı bir yere sahip. Benzer bir yorum, müzik veya tiyatro için de yapılabilir hiç kuşkusuz.

Senarist Berardi, başlangıçta olmasa bile sonraları Ken Parker’ı tutkulu bir okur olarak göstermeyi tercih etmiştir. Bir “eylemci” olan kahraman prototipi düşünülürse, bu okuma alışkanlığı, Ken Parker’ın yarı-uygar hayat duruşuna “mürekkepli” bir derinlik katmıştır. Türkçe’de “Gazeteci Leydi” adıyla yayınlanan serüvende Parker, yetkin bir okur değildir. Romeo ve Juliet’ten okunan parçaları ağdalı ve kendi hayatından uzak bulduğu gibi, “okumuşlara” karşı mesafeli olduğunu gösteren sözler sarfeder. Yazarların kendileri gibi düşünülmesini istemelerinden şikayetçidir. Eleştirdiği modernist yazarlar mıdır, yoksa külleyin kalem ehli entelektüelleri mi kastetmektedir, çok açık değildir. Tartıştığı Leydi, sonraları aklında kalacak (ama ilk anda eleştirdiği) bir cevap verir: “Bütün yazarlar öyledir. Bu yüzden onlara güvenmeyin ama okumayı da bırakmayın. Ancak böylece iyi ve kötüyü birbirinden ayırd edebilirsiniz”. Ona istediği zaman alıp okuyabileceği kitap torbasını gösterir (İki satırla geçiştirilen Türkçe çevirinin aslına bakıldığında, Leydi’nin Ken Parker’a Irwing, Hawthorne ve Poe gibi yazarlardan söz ettiğini görüyoruz). Aynı öyküde yaya olarak yola devam etmek zorunda kaldıkları bir anda Parker’in kitap çuvalını yanında taşıdığını gören Leydi, kitap okumanın arkadaşlıktan çok “saplantıya” dönüştüğünü farketmiştir. Ken’in cevabı: “Kültür fedakarlık istiyor”, olur. Yaşadıkları okuma zevkini etkilemiş olmalı ki, “Sönmeyen Kin” serüveninde Gazeteci Leydi’yi anmadan edemez: “Okumayı severim. Bir İngiliz gazeteci bana zamana ayak uydurmanın en iyi yolu budur demişti”, der. “Şair Soyguncu” serüveninde, beklemek konusunda sabırsızlık gösteren yol arkadaşlarına bulduğu çözümü söyler. Walt Whitman’ın şiir kitabını göstererek, “Kafanı meşgul edecek bir şey bul yeter”, der. “Kuzey’in Atlıları”nda, mütevazılık olarak değerlendirilebilecek bir itirafta bulunur: “[Okurlukta] çok yeniyim. Ne kadar cahil olduğumu yeni yeni farkediyorum”. Zamanı yakalamak için çaba gösterdiğine işaret eden sözler de eder. Dağlarda kazandığı tecrübeyi değişen zaman için yetersiz bulmaktadır: “Günümüzde işe yaramıyor”.

Birçok öyküde Ken Parker’ı geceleri kitap okurken gösteren kareler resmedilmiştir. “Vicdan Borcu”nda, Poe okumaktadır. “Göçmenler”, “Devlerin Yolu” veya “Kiralık Katil” gibi öykülerde, ne okuduğu belirsizdir. Türkçe’de yayınlanmayan “Grev” öyküsünde, elinde Marx’ın Kapital’i vardır. Bir cep kitabını andıran, bir özet izlenimi veren (o tarihlerde İngilizce’de öyle bir baskı var mıydı, tartışılır) Kapital’in dilinin ağırlığından/anlaşılmazlığından yakınır Ken. Whitman’ın metaforlarını, Marx’ın cümlelerine tercih ettiği kesindir. Kapital yorumunu otantik ve gerçekçi bulmak ta mümkün, konuşanın Berardi olduğunu düşünmek te...

Tutkulu bir okura dönüşen Ken Parker’ın serüvenleri içerisinde başarılı bir edebiyat uyarlaması mevcut. Berardi, Ambroce Bierce’ın “Askerlerin ve Sivillerin Öyküleri” adlı öykü kitabından yaptığı uyarlamada, Parker ile yazarı karşılaştırıyor. Aynı hayvanı vuran, bu yüzden birbirleriyle kavga eden, sonunda bir ateş başında vurdukları avı paylaşarak arkadaş olan iki adam birbirlerine hikaye anlatmaya başlıyorlar. Daha doğrusu, lafı her defasında Ken’in ağzından alan Bierce anlatıyor. Yazarın dört öyküsüne dayandırılan “Asker Hikayeleri”, öykü geçişlerinde iki yeni arkadaşın hayatla-edebiyatla ilgili diyaloglarıyla zenginleştirilmiş.

Berardi öyküleri uyarlarken ara bölümler eklemeyi tercih etmiş. Diyaloglar ve iç savaş dönemine ilişkin şarkılar, marşlar, ırkçı anlayışlar, savaşın dışında yaşanan gündelik hayata ilişkin gelişmeler gibi otantik ayrıntıları, öyküleri yorumlarken becerikli bir biçimde kullanmış. Bir başka deyişle, her öyküye kendini katmış. “Owl Creek Köprüsü’nde Bir Olay” adlı öyküyü, birinci tekil şahıs/ölünün ağzından anlatarak, ilginç bir değişiklik yapmış örneğin. Öykü bittiğinde Bierce ile konuşan Ken Parker, metinlerarası göndermeyi işaret ediyor elbette: “Yalnız gücenme ama [bu tür öyküler] bana biraz Edgar Allan Poe’yu hatırlatıyorlar”. İlginç olan sözlerin (eleştirinin) Bierce’dan çok Berardi için söylenmiş olması. Bierce (ya da Berardi), rahat bir savunma yapıyor: “Gücenecek bir şey yok... Poe hepimizin ustasıdır”. Sonraki konuşmalar varolan bütün anlatıların Homeros’a ya da İncil’e (kutsal kitaplara) dayandığını, hemen herkesin bu temeli kullandığını iddia eden argümanlarla gelişiyor. Bierce, edebiyat tarihinde yeri olan, nedense postmodernizme aitmiş gibi gösterilen fikirleri anlatıyor Ken’e: “Ama halk bunu asla bilmemeli. Aksi halde, etrafımızda yaratılan sihirli halka kaybolur ve kitaplarımızı kimse satın almaz”. Aslına bakılırsa, Bierce ile Parker’ın gece yarısında yemek yerken yaptıkları konuşmalar, Berardi’nin yazarlık anlayışını da açıklıyor. Ona göre, bir yazarın amacı gerçek değil, benzerini yaratmak. Gerçek olaylar tarihçilerin işidir. Yazar ise bunları hareket noktası olarak kullanır. Bir askerin öldürülmesinin kınanması, geniş anlamda, savaşın kınanması demektir. Bu sebeple, hayal gerçeğin kendisinden daha gerçek olabilir. Öte yandan, Berardi, düşüncelerini Bierce’ı kullanarak aktardığı için, bütünüyle o mu konuşuyor bilebilmek çok mümkün değil. Elimizde anlatılanlardan fazlası yok. Ama bir izlenim olarak, Berardi’nin Ambroce Bierce yorumu biraz da yazarın kendisi gibi duruyor. Bu açıdan düşünüldüğünde, yazarının kendini açığa çıkarmadığı bir çizgi roman türü içinde Berardi bir kaçamak hazırlamış kendine. Ken Parker’la aynı dönemde yaşamış (!) bir yazarın öykülerini, “savaş karşıtlığı” bağlamında seçmiş ve uyarlamış. Seçtiği dört öyküyü birbirine bağlarken, arada kahramanlarıyla konuşmuş.

Asker Hikayelerinin Türkiye’deki ilk yayınından bir on yıl sonrasına gideceğim. Arada geçen yıllarda, farklı edebiyat uyarlamaları yapılmadığından veya çeşitli tercümeler yayınlanmadığından değil. Türkiyeli okurun karşılaştığı ilginç bir edebiyat uyarlaması çizgi romandan bahsedebilmek için yapacağım bunu. Yaşadığımız dönemin önemli yazarlarından biri olan Paul Auster’ın New York Üçlemesi’nin ilk kitabı Cam Kent’in çizgi roman uyarlaması yayınlanmıştı o dönem. Hemen söyleyeyim: David Mazzuchelli’nin çizgileriyle oluşturulmuş çalışma, bana göre, Türkçe’de yayınlanmış en başarılı edebiyat uyarlaması. Yüzlerce uyarlama arasında Cam Kent’i böyle bir değerde anıyor olmam, sözcüklerin ve metaforların (sahnelerin demiyorum), çizgiye dönüştürülmesinde gösterilen maharetten kaynaklanıyor. Hemen her türde görülen “sadakat” sorunu, Cam Kent’te konuşulmuyor, anlatılanın farklı bir dilde işlediği hemen farkediliyor çünkü. Mazzuchelli’nin kıvrak zekalı ironik kurgusu, çalışmanın bir romana-bir metne dayandığını unutturuyor.

Başkasının hikayesini anlatan Berardi, bir edebiyat uyarlamasında, “yazarla” kendini açığa çıkartmış, yazarlık hakkında düşüncelerini anlatmıştı. Cam Kent’te polisiye romanlar yazan kahramanın karşısına (vakt-i zamanında kendisi de polisiye romanlar yazmış) bir yazar olarak çıkar Auster. Hem de garip bir biçimde, özel detektif Paul Auster’i arayan yanlış bir telefonla: “Burada Paul Auster diye biri yok”. Cam Kent, kahraman ve yazarın kim olduğunun birbirine karıştığı; gerçek, romanın gerçekliği ve hayalin içiçe geçtiği bir “oyun”. Doğal olarak, Ken Parker gibi süreli yayın olma baskısıyla hazırlanmamış, başarılı bir romanı çizgi romana uyarlamayı amaçlayan artistik bir deneme.

En önemli ilginçliği, nesneleri zoom yaparak başkalaştıran, metni başkalaştırılan imgeler arasında kurulan bağlantılarla anlatan görsel dili. (Bir apartmanın önce labirente, sonra bir parmak izine dönüşmesi, uzun konuşmaların mutlaka çağrışımsal imgelere dayalı bir biçimde bezenmesi v.b.).

Özetle, edebiyat uyarlamalarını üç grupta – son ikisini örneklerle – değerlendirmeye çalıştım. İlki, çocuk dergilerinde pedagojik amaçlı üretilen, onlara okuma alışkanlığı kazandırmaya ve daha çok edebiyatı sevdirmeye çalışan üretimler. İkinci grup, Ken Parker gibi süreli yayınların oluşturduğu estetize edilmiş uyarlamalar. Edebiyattan çok çizgi romanın öne çıktığı, roman ya da öykünün sadece konu olarak değil, çağrıştırdıklarıyla birarada görselleştirildiği çalışmalar bunlar. Öte yandan, uyarlamanın kendisinden çok “kahramanın kendisiyle” (örneğin Ken Parker’la) hatırlanmaları, uyarlamanın ölçeğini de belirliyor aslında. Üçüncü gruptakiler ise Cam Kent gibi istisnai, romandan yola çıkan ama o roman olmayan; çizgi romanın sınırlarını zorlayan uyarlamalar olarak gösterilebilir.

Çizgi roman okurunun yaş ortalaması geçmişe nazaran yükseldiği için, ilk gruptaki uyarlamalar giderek azalıyor. İkinci gruptaki Ken Parker veya Corto Maltese gibi Türkiye’de “edebiyat estetiği” denilebilecek bir alanda yer alabilecek çizgi romanlar ise çok satmıyor. Cam Kent gibi istisnalar batıda da az üretildiğinden, Türkiye’ye pek gelmiyor. Yukarıdaki yargıları bir hayıflanmadan çok, tespit olarak okumakta fayda var. Berardi’nin yaptığı kaçamakları, Cam Kent gibi yenilikçi denemeleri seven biri olarak edebiyatın çizgi romanı zenginleştirdiğini düşünüyorum. Elbette edebiyatı taklit eden değil, kendi diliyle konuşabilen bir zenginliği tercih ediyorum.


[2004] 

Pazartesi, Ağustos 28, 2017

Avni Dergisinde Yayınlanan Çizgi Romanların Listesi


Avni, Gırgır’ın satılmasından sonra Oğuz Aral’ın ekibiyle birlikte Sabah grubundan çıkarttığı mizah dergisiydi. 25 Kasım 1989 ile 1 Haziran 1996 arasında toplam 341 sayı yayınlandı. İlk sayılarında Gırgır’ı satın alan Ertuğrul Akbay ile girilen polemiklerin yer aldığı dergi, başlangıçtaki enerjik tepkiselliğini zaman içerisinde yitirdi. İlk iki yılın ardından süratle düşen satışlar, Oğuz Aral’ın dergiyle ilgilenmez oluşu, sokağın ve zamanın yeni koşullarına uyum sağlanamaması,  Avni’ye her an kapanabilecek bir yayın izlenimi  veriyordu. 1996 yılında dağıtım şirketinin koşullarını ağırlaştırması, dağıtım ücretlerine yüzde 100 zam yapması, Dıgıl ve Panik gibi Avni’nin de kapanmasına neden oldu. Uzunca süredir yayıncı grup için kâr getirmeyen bir yayın olan Avni, kolaylıkla feda edildi.

Avni, bakıldığında seksenli yılların ikinci yarısındaki Gırgır’ı biçim ve mizah olarak izleyen bir dergiydi. Gırgır’ın devamı olduklarını vurgulamayı özellikle tercih ediyorlardı. Ancak 1989 yılında Gırgır’dan ayrılanların çıkarttığı Hıbır ve bir altı ay sonra Gırgır’ın satılması, Gırgır modelinin eskimesini ister istemez hızlandırmıştı. Avni’yi editöryal olarak yönlendiren  Galip Tekin gibi isimlerin derginin ikinci yaşına doğru rakip dergilere geçmesi “düşüşü” pekiştirdi. Derginin yedi yılı aşan ömründe üretici olarak Serhat Gürpınar, Gürcan Gürsel, Şevket Yalaz, Galip Tekin, Orhan Alev, Kayhan Erkan, İlban Ertem gibi isimlere daha sık rastlanıyor. Son yüz sayıda ise üreticilerin gençleştiği, sonraki dönemlerde L-Manyak ve Lombak gibi aylık çizgi roman dergilerin başat isimleri olacak Oky, Cengiz Üstün, Emrah Ablak’ın çalışmalarının yer aldığı, Duka Film, Mokar Hastası Nihan, Polat gibi dizilerin ilk olarak Avni’de  yayınlandığı hatırlatılabilir.

Aşağıdaki liste hakkında birkaç not düşmek gerekiyor. Öncelikle listenin kapsamına dergide yayınlanan bantlar dahil edilmedi. Oğuz Aral’ın Avni, Serhat Gürpınar’ın Ergen, ilk ve son dönemlerde yayınlanan Özden Öğrük’ün Çılgın [Bediş], Mehmet Çağçağ’ın Camız Abi (baş. Sayı: 62), Bülent Morgök’ün Son İstanbullu (baş. Sayı: 181), Can Baytak’ın Karikatürcü (baş. Sayı: 301), Faruk Bayraktar’ın Rezil-i Rüsvan (baş. Sayı: 314) hemen akla gelen bantlardan. Listeye bakıldığında en çok çizgi roman çizenler Gürcan Gürsel ve Serhat Gürpınar. Gürcan Gürsel, genellikle ortak çalışmalara imza atarak çalıştı, Kayhan Erkan ve Orhan Alev’in bir espriye dayanan sürpriz sonlu komik hikayelerini resimledi. Tek başına çizdiği Yalancı Cennet ise gerek Avni’nin gerekse kendisinin hatırlanması gereken önemli çalışmalarından. Serhat Gürpınar, derginin arka sayfasında renkli olarak çizdiği tek sayfalık çalışmalarında, Engin Ergönültaş’ı hatırlatan bir üslupla cinsellik temelli (erotik olmayan) mahalle hikayeleri anlattı. Derginin sürekli çizerlerinden Şevket Yalaz’ın son sayılarda biçemini farklılaştırarak foto realistik çizgilerle fantastik-korku türünde çalışmalar yapması ayrıca ilginç. Yine Avni’de Gürcan Gürsel’in çizgileriyle hazırlandığı anlaşılan son Utanmaz Adam hikayelerinin çizilmişti.

- Nerde Kalmıştık [Izgane’nin Umudu], İlban Ertem, Sayı: 1-26.
- Oyun Bitti, Birol Bayram-Bülent Benli, Sayı: 1.
- Bir Yaratık Resmi ile Çizerinin Karanlık Hikayesi, Galip Tekin, Sayı: 1-10.
- Şaka, Nuri Kurtcebe, Sayı: 11-14.
- Ruhun Gemisi, Nuri Kurtcebe, Sayı: 15-20.
- Dürbün, Yaz. Erdoğan Dağlar, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 18-19.
- Gecenin Belkemiği, Galip Tekin, Sayı: 21-30.
- Büyü, Yaz. Murat Kürüz, Çiz. Nuri Kurtcebe, Sayı: 22.
- Kana Kan, Yaz. Murat Kürüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 23.
- Yalancı Cennet, Gürcan Gürsel, Sayı: 27-56.
- 3,5 Saat, Galip Tekin, Sayı: 31-33.
- Frijit, Galip Tekin, Sayı: 34.
- Şirket, Galip Tekin, Sayı: 35.
- Gitme Zamanı, Galip Tekin, Sayı: 36.
- Beş Kişi, Galip Tekin, Sayı: 37.
- Shanna ile Ziva, Galip Tekin, Sayı: 38.
- El Baraka, Galip Tekin, Sayı: 39.
- Hayatta Görebileceği En Korkunç Şeyi Gördü, Galip Tekin, Sayı: 40.
- Ve Bir Gün Hepimizin Hayatını Kurtaracak, Galip Tekin, Sayı: 41.
- Not Defterimden Bir buçuk Sayfa, Galip Tekin, Sayı: 42.
- Karar Gecesi, Galip Tekin, Sayı: 43.
- Genesis, Galip Tekin, Sayı: 44.
- Kurtarıcı, Galip Tekin, Sayı: 45.
- Bir Bacağı Kırık Sandalye, Galip Tekin, Sayı: 46.
- Aynı Yolun Yolcuları, Birol Bayram, Sayı: 47.
- Zülüm ve Neşe, Soner Günday, Sayı: 48.
- İkra, Galip Tekin, Sayı: 49.
- Şimdi Ölüm Zamanı, Galip Tekin, Sayı: 50.
- Son Büyük Gösteri, Galip Tekin, Sayı: 51.
- Bir Mart Gecesi, Galip Tekin, Sayı: 52.
- Sinema Çocuğu, Oky, Sayı: 53.
- Duvar, Galip Tekin, Sayı: 54- 59.
- Şeytanın Çiçekle Seviştiği Gün, Oky, Sayı: 60 - 62.
- Maksat Muhabbet Olsun, İlban Ertem, Sayı: 57 - 67.
- Başroldekiler, Galip Tekin Sayı: 63 - 73.
- Tesadüf, İlban Ertem, Sayı: 68 - 80.
- Vahşet Gibi, Soner Günday, Sayı: 70 - 73.
- Gavak Gavağın Altında İki Daş, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 71.
- Gökyüzünde Heyelan, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 73.
- Görevimiz Tehlike, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 74.
- Yok Edici, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 75.
- Bir Emeklinin Hikayesi, Galip Tekin, Sayı: 76.
- Bir Başka Cehennem, Galip Tekin, Sayı: 77.
- Beyaz Atlı, Galip Tekin, Sayı: 78.
- İsa’dan Sonra, Galip Tekin, Sayı: 79.
- Bir Geceyarısı, Galip Tekin, Sayı: 80.
- Maksat Muhabbet Olsun, Sayı: 81-83.
- Okyanusta Bir Gün, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 81.
- Elbise, Galip Tekin, Sayı: 82-83.
- Yol Geçmeyen Hanı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 84-85.
- Orası, İlban Ertem, Sayı: 84 -94.
- Suphi’nin Kanatları, Galip Tekin, Sayı:86.
- Mantar, Galip Tekin, Sayı: 87.
- Yankesici, Galip Tekin, Sayı: 88.
- Dük Vezef’in Hazinesi, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 89.
- Kimse Beni Sevmiyor, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 90.
- Benim Güzel Karım, Galip Tekin, Sayı: 91 - 92.
- Pazar, Galip Tekin, Sayı: 93.
- Şampiyon, Soner Günday, Sayı: 94.
- Badi-Kara, Galip Tekin, Sayı: 95.
- Hırsız (Karanlık Hayri), İlban Ertem, Sayı: 95 - 102.


- Zahide, Galip Tekin, Sayı: 95 -96.
- 24 Saat, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 97-98.
- Yeni Hayat, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 99-101.
- Baba, Soner Günday, Sayı: 101.
- Ve Buzlar Çatladı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 102-103.
- Paragöz, Zafer Temoçin, Sayı: 103.
- Baba, Soner Günday, Sayı: 103-106.
- Hırsız Hayri, İlban Ertem, Sayı: 103 -106.
- Pepe Don Giardino, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 104 -106.
- Martı, Zafer Temoçin, Sayı: 107.
- Blow Up, Zafer Temoçin, Sayı: 107.
- Müthiş Bir Adam, Soner Günday, Sayı: 107-108.
- Karadutun Çatalkıranı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 107-109.
- Hırsız Hayri, İlban Ertem, Sayı: 108- 120.
- Pişmanlık, Soner Günday, Sayı: 109-110.
- Kırılma Noktası, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 110-111.
- Bolu Dağında -30, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 112-113.
- Ekrem Amcanın Kızları, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 114- 115.
- Sayılı Fırtınalar, Soner Günday, Sayı: 116.
- Köprüden Önce Son Çıkış, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 116-118.
- Dergim Var Dünyadan Büyük, Zafer Temoçin, Sayı: 119- 122.
- Hırsız, İlban Ertem, Sayı: 121-131.
- Bir Daha Göremedim, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 123.
- Video Gezegeni, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 124.
- Hababam Sınıfı Yarışıyor, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Şevket Yalaz, Sayı: 125.
- Ayuoğluayu, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 126-130.
- Mondingo Goko’nun Hayatı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 131.
- Kurtarma, Soner Günday, Sayı: 132.
- Bora Celal’e Karşı, İlban Ertem, Sayı: 132-145.
- Los Scot İmparatoru, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 132-135.
- Cevdet Bey’i Kim Öldürdü, Soner Günday, Sayı: 134-135.
- İstanbul 2004, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 136-137.
- Masal, Cengiz Üstün, Sayı: 138.
- Tırlattı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Şevket Yalaz, Sayı: 138.
- Neo Nazi Bir Durum mu Var, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 139-144.
- Pisleşmiş Milletler, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 145-150.
- Düğün, İlban Ertem, Sayı: 146 -151.
- Dergim Var Dünyadan Büyük, Zafer Temoçin, Sayı: 149-151.
- Yumurcak Ateş Parçası, Zafer Temoçin, Sayı: 152.
- Gece Karanlığında, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 152.
- Dönüşüm, Yaz. Emre Özbay, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 153-156.
- Samanaltı Harekatı, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 153 -159.
- Argo Hopteriks, Ufuk Gürgenç, Sayı: 154-155.
- Yeni Hikayemiz, Zafer Temoçin, Bülent Morgök, Sayı: 157-164.
- Zeynep ile Salih, Kutlukhan Perker, Sayı: 158.
- Kuş Olan Adam, Kutlukhan Perker, Sayı: 159.
- Nazar Etme Ne Olur, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 159-163.
- Uvaaa, Kutlukhan Perker, Sayı: 161.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 164-165.
- Dekameron 93, Zafer Temoçin, Sayı: 165-179 [yarım kalıyor]
- Boeing Koy, Yaz. Servet Gürbüz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 166.
- Bu İşin Sony Yok, Yaz. Yavuz, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 167.
- Utanmaz Adam, [imzasız], Sayı: 168-176.
- En İyisi Arseniktir, Serhat Gürpınar, Sayı: 168.
- Tarlada, Serhat Gürpınarx, Sayı: 170.


- Yasak Aşk, Serhat Gürpınarx, Sayı: 172.
- Denize Adam Düştü, Gürcan Gürsel, Sayı: 177.
- Utanmaz Adam, [imzasız], Sayı: 178-216.
- Spartaküs, Sefa Sofuoğlu, Sayı: 180.
- Bir Zamanlar Nazif, Zafer Temoçin, Sayı: 180.
- İki Cambaz Bir İpte Oynamaz, Bülent Morgök, Sayı: 181 [tekrarı 187]
- Bu Ne Güzel İnsan Böyle, Zafer Temoçin, Sayı: 181 [tekrarı 187].
- İstanbul Ağrısı, Zafer Temoçin, Sayı: 182.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Zafer Temoçin, Sayı: 183.
- Sinema Bir Şenliktir, Zafer Temoçin, Sayı: 184.
- Rekortmen, Zafer Temoçin, Sayı: 185.
- Demirbüken Numan, Zafer Temoçin, Sayı: 186.
- Kahrolsun Sevgi, Bülent Morgök, Sayı: 188.
- Kaçak, Kutlukhan Perker, Sayı: 188.
- Karneler Elimizde, Zafer Temoçin, Sayı: 188.
- Azrail Şaka Yaptı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 189.
- Ayaküstü Sorgulama, Bülent Morgök, Sayı: 190.
- Kamburun Derdi, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 191.
- Kim Daha Büyük Hırsız, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 192.
- Magandalığın Çağrısı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 193.
- Deniz Küstü, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 194.
- Duygu Sektörü İmparatorluğu, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 195.
- Hırsız, Bülent Morgök, Sayı: 196.
- Hatasız Kul Olmaz, Zafer Temoçin, Sayı: 197.
- Yaralı Yüz, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 198.
- Binali Kurtözü ve Ailesi, Soner Günday, Sayı: 199.
- Eski Bir Hesap, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 199.
- Delilerden Sen Anlarsın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 200.
- Grup Terapi, Soner Günday, Sayı: 200.
- Kare Dam, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 201.
- Kelle İsteyen Surat, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 202.
- FB-GS Maçının Naklen Yayınlıyoruz, Zafer  Temoçin, Sayı: 202.
- Neyse Halin O Çıkar Falın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 203.
- Gecenin Gözleri, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 204.
- Özel Bir Yaşlı Kadın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 205.
- Halis Maraş  Dövmecisi, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 206.
- Ani Çıkış, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 207.
- Biraz Daha Dayansaydın, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 208.
- Köy Hayatı Gibisi Var mı?, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 209.
- Er-Aş Pozitif, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 210.
- Acı Patlıcan, Kenan Yarar, Sayı: 211-212.
- Aynen Yazıldığı Gibi, Kenan Yarar, Sayı: 213-214.
- Rüya Kızı, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 215.
- Bir Kelebeğin Yaşam Öyküsü, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 216.
- Paparazzi Hüseyin, Gürcan Gürsel, Sayı: 217.
- Küçülme Katsayısı: n, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 217.
- Kalleş, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 218.
- Niyet Neydi Akıbet Ne Oldu?, Gürcan Gürsel, Sayı: 219.
- Tek Tek Basaraktan, Bülent Morgök-Şevket Yalaz,, Sayı: 219.
- Büyük Gazeteci Ali Rıza, Gürcan Gürsel, Sayı: 220.
- Prezoya Gerek Yok, Bülent Morgök-Şevket Yalaz, Sayı: 220.
- Gitti Çükün Yarısı, Gürcan Gürsel, Sayı: 221.
- Ölmek Yasak, Bülent Morgök-Şevket Yalaz,, Sayı: 221.
- Herkesin ki Can, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 222.
- Al Gözüm Seyreyle Salih, Mustafa Sui, Sayı: 222.
- Zamana Karşı, Zafer Temoçin, Sayı: 222.
- Çıkmaz Sokak Sakinleri, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 223-225.
- Maho, Çita, Selo ve Çolak, Mustafa Sui, Sayı: 223.
- Takıntı, Serhat Gürpınar, Sayı: 223.
- Bil Bakalım, Zafer Temoçin, Sayı: 223.
- Başka Tanrının Çocukları, Mustafa Sui, Sayı: 224.
- Ortaköy, Kanber Çelik, Sayı: 224.
- Benim Karım Yapmaz, Diyebilir misiniz?, Serhat Gürpınar, Sayı: 224.
- 1001 Resim, Zafer Temoçin, Sayı: 224-232.
- Savaşma Hakkı, Mustafa Sui, Sayı: 225.
- Hava Soğuk, Araba Bozuk, Yol Kaput, Serhat Gürpınar, Sayı: 225.
- Baari Sifonu Çek, Yavuz-Kayhan, Gürcan Gürsel, Sayı: 226.
- Öyle Demeyin Abi, Serhat Gürpınar, Sayı: 226.
- Pardon Profesör, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 227-229.
- Kesersin Biliriz, Serhat Gürpınar, Sayı: 227.
- Açık Görüş, Serhat Gürpınar, Sayı: 228.
- Özlemim Arzularım, Serhat Gürpınar, Sayı: 229.
- Bir Uçak Kaçırıldı, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 230.
- Talih, Serhat Gürpınar, Sayı: 230.
- En Büyük Asker Bizim Asker, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 231.
- Biz, Can Baytak, Sayı: 231.
- Tehlike Çok Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 231.
- Denize Adam Düştü, Gürcan Gürsel, Sayı: 232.
- Geri Dönmedi, Serhat Gürpınar, Sayı: 232.
- Kara Bahtım, Kem Talihim, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 233.
- Sınav Hediği, Zafer Temoçin, Sayı: 233.
- Bekar, Serhat Gürpınar, Sayı: 233.
- Ortak, Kayhan Erkan, Gürcan Gürsel, Sayı: 234.
- Neye Niyet Neye Kısmet, Zafer Temoçin, Sayı: 234.
- ??, Serhat Gürpınar, Sayı: 234.
- İntikam, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 235-236.
- Hedef 12, Zafer Temoçin, Sayı: 235.
- Yakında Bir Zamanlarda, Serhat Gürpınar, Sayı: 235.
- Sen ve Ben, Zafer Temoçin, Sayı: 236.
- Ezeli Rekabet, Serhat Gürpınar, Sayı: 236.
- Talk Cumhuriyeti, Mustafa Sui, Sayı: 237-239.
- Gözler Her Zaman Görmez, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 237.
- Son Nefesim, Zafer Temoçin, Sayı: 237.
- Gece Sesleri, Serhat Gürpınar, Sayı: 237.
- Estetik Yürüyüş, Yavuz Taran- Gürcan Gürsel, Sayı: 238.
- Doğru Zamanda Doğru Laflar, Zafer Temoçin, Sayı: 238.
- Pencere Aşkım, Serhat Gürpınar, Sayı: 238.
- Krizantem, Serhat Gürpınar- Gürcan Gürsel, Sayı: 239.
- Bizi İzlemeye Devam Edin, Zafer Temoçin, Sayı: 239.
- Hasret Odası, Serhat Gürpınar, Sayı: 239.
- Külahıma Anlat, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 240.
- Ey Ruh, Zafer Temoçin, Sayı: 240.
- Halı, Serhat Gürpınar, Sayı: 240.
- Öteköy, Gürcan Gürsel, Sayı: 241.
- Atlar da Vurur, Zafer Temoçin, Sayı: 241.
- Marjinal Ana, Serhat Gürpınar, Sayı: 241.
- Ve Gemi Gidiyor, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 242-244.
- En İyisi Arseniktir, Serhat Gürpınar, Sayı: 242.
- Dert Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 243.
- Zaten Bir Gün, Serhat Gürpınar, Sayı: 244.
- Bir Pazar Sabahıydı, Mustafa Sui, Sayı: 245.
- Katil Kim, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 245- 249.
- Uğurlu Münir, Serhat Gürpınar, Sayı: 245.
- Sonun Başlangıcı, Mustafa Sui, Sayı: 246.
- İhtiyar, Serhat Gürpınar, Sayı: 246.
- Ulusal Güvenlik, Mustafa Sui, Sayı: 247.
- Güvenlik Gereği, Serhat Gürpınar, Sayı: 247.
- Amerika’dan Küçük Bir Çocuğa Hediye, Mustafa Sui, Sayı: 248.
- Davul Dengi Dengine, Serhat Gürpınar, Sayı: 248.
- Son Tellak, Serhat Gürpınar, Sayı: 249.
- Ateş Etmeyin, Gürcan Gürsel, Sayı: 250.
- Bütün Şahlar Mat Olsa, Kamber Çelik, Sayı: 250.
- Refakatçi, Serhat Gürpınar, Sayı: 250.
- Şöhret, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 251 -259.
- Medyum İhsan, Serhat Gürpınar , Sayı: 251.
- Tren Durdu, Serhat Gürpınar, Sayı: 252.


- Sıradaki, Serhat Gürpınar, Sayı: 253.
- Aile Meclisi, Serhat Gürpınar, Sayı: 254.
- Besle Kargayı, Oky, Sayı: 255.
- Çirkin Behzat, Serhat Gürpınar,  Sayı: 255.
- Speed, Oky, Sayı: 256.
- Göresimiz Geldi, Serhat Gürpınar, Sayı: 256.
- Mehmet Oğlu Burak Bey, Oky, Sayı: 257.
- Tekerlekli Sandalye, Serhat Gürpınar, Sayı: 257.
- Süper Kahraman Olmaya Karar Verdim, Oky, Sayı: 258-259.
- Altın Ayaklar, Serhat Gürpınar, Sayı: 258.
- Alet, Serhat Gürpınar, Sayı: 259.
- Bayıltıcı Ceza, Gürcan Gürsel, Sayı: 259.
- Kuyu, Oky, Sayı: 260.
- Kulübede, Serhat Gürpınar, Sayı: 260.
- Avare Ceset Süheyl, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 261-265.
- Çok Şey mi İstedim, Serhat Gürpınar, Sayı: 262.
- Çıtlık Efsanesi, Oky, Sayı: 264.
- Mezarlıkta Tecavüz, Serhat Gürpınar, Sayı: 264.
- Aşkların En Büyüğü, Oky, Sayı: 265.
- Yollar ve Zamanlar, Serhat Gürpınar,  Sayı: 265.
- Sahnedeki Kırık Kalpler, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 266-268.
- Kıllı Burun’un Serüvenleri, Oky, Sayı: 266-270.
- Metres Kocası, Serhat Gürpınar, Sayı: 266.
- Noel Baba, Serhat Gürpınar, Sayı: 267.
- Pırlanta Çocuk, Mehmet Çoşkun, Sayı: 268.
- Kül Kedisi, Serhat Gürpınar, Sayı: 268.
- Medyatör, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 269- 273.
- Son Kovboy, Mehmet Çoşkun, Sayı: 269.
- Sağduyu, Serhat Gürpınar, Sayı: 269.
- Kurtlarla Dans, Mehmet Çoşkun, Sayı: 270.
- Sağ Döndüm, Serhat Gürpınar, Sayı: 270.
- Robin Hood, Murat Başol, Sayı: 271. [Tekrarı 337]
- Kız Olmak İsteyen Çocuk, Oky, Sayı: 271.
- Beklerken, Serhat Gürpınar, Sayı: 271.
- Polat, Oky, Sayı: 272.
- Sıkı Bi Kadın, Serhat Gürpınar, Sayı: 272.
- Gamsız, Oky, Sayı: 273-281.
- Öyle Çok Benziyomuşum ki, Serhat Gürpınar, Sayı: 273.
- Dur Kaçma, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 274
- Alımlı Ayşenur, Serhat Gürpınar, Sayı: 274.
- Gösteri Devam Etmeli, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 275-277.
- Tezgah, Serhat Gürpınar, Sayı: 275.
- Tele Erkek, Serhat Gürpınar, Sayı: 276.
- Görev Aşkı, Serhat Gürpınar, Sayı: 277.
- Tarzan, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 278 -281.
- Yalnız, Serhat Gürpınar, Sayı: 278.
- Kanlı Bahar, Can Baytak, Sayı: 279.
- Cin, Serhat Gürpınar, Sayı: 279.
- Her İşin Başı, Serhat Gürpınar, Sayı: 280.
- Rüya, Serhat Gürpınar, Sayı: 281.
- Uzay Yolu, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 282- 284.
- İğneci Safiye, Serhat Gürpınar, Sayı: 282.
- Felek, Serhat Gürpınar, Sayı: 283.
- Ceset Sorunu, Serhat Gürpınar, Sayı: 284.
- Kıl Payı, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 285.


- Ötenazi, Serhat Gürpınar, Sayı: 285.
- Moderin Çalıkuşu, Sayı: 286-289.
- Şehir, Serhat Gürpınar, Sayı: 286.
- Hiç, Serhat Gürpınar, Sayı: 287.
- Unutulmuş, Serhat Gürpınar, Sayı: 288.
- Gözbağı, Serhat Gürpınar, Sayı: 289.
- Süper Doktorlar, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 290-292.
- Ördek, Serhat Gürpınar, Sayı: 290.
- O sabah, Serhat Gürpınar, Sayı: 292.
- Gençlik Rüyası, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 293.
- İshal, Serhat Gürpınar, Sayı: 293.
- Keksoy Görevde, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 294.
- Küçük Pipili, Serhat Gürpınar, Sayı: 294.
- Hızlı Ortaklar, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 295-298.
- Üçgül, Serhat Gürpınar, Sayı: 296.
- Kalkık Serkan, Serhat Gürpınar, Sayı: 297.
- Deli Kız, Serhat Gürpınar, Sayı: 298.
- Halvetya, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 299.
- Döl, Serhat Gürpınar, Sayı: 299.
- Meçhul Hayaletin Sırrı, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 300.
- Kırık Dişli Kıza Hediye, Oky, Sayı: 300.
- Kırrtt, Serhat Gürpınar, Sayı: 300.
- Tarzan Haksız, Yaz. Orhan Alev, Çiz. Gürcan Gürsel, Sayı: 301-303.
- Döğmeli Kadın, Oky, Sayı: 301.
- Radyodaki Ses, Serhat Gürpınar, Sayı: 301.
- Karşılık, Oky, Sayı: 302.
- Gasil, Serhat Gürpınar, Sayı: 302.
- Bağlat Beni, Serhat Gürpınar, Sayı: 303.
- Hamsi, Oky, sayı: 303-304.
- Hayal ve Yaşam, Gürcan Gürsel, Sayı: 304.
- Linç, Serhat Gürpınar, Sayı: 304.
- Bir İmaj Uğruna, Murat Kürüz-Şevket Yalaz, Sayı: 305-307.
- A Takımı, Gürcan Gürsel ?, Sayı: 305.
- Ziyaret, Serhat Gürpınar, Sayı: 305.
- Ekrem Amcanın Kızları, Gürcan Gürsel, Sayı: 306.
- Kömürlük, Serhat Gürpınar, Sayı: 306.
- A Takımı, Gürcan Gürsel ?, Sayı: 307-309.
- Yol Kenarı, Serhat Gürpınar, Sayı: 307.
- Mirkelam’ın Klibi Nasıl Oldu da Oldu?, Kayhan Erkan-Şevket Yalaz, Sayı: 308.
- Kısasa Kısas, Mehmet Çoşkun, Sayı: 308.
- Teknolojiden Nefret Ediyorum, Oky, Sayı: 308.
- Doğuştan, Serhat Gürpınar, Sayı: 308.
- Silikon Davası, Murat Kürüz-Şevket Yalaz, Sayı: 309.
- Klasik İşlevler, Mehmet Çoşkun, Sayı: 309.
- Numara, Serhat Gürpınar ,Sayı: 309.
- Alemine Hastayım, Kayhan Erkan-Şevket Yalaz, Sayı: 310.
- Seni Seviyörüm, Seviyörüm, Oky, Sayı: 310.
- Masajcı Kızlar ve Cep Telefonu, Gürcan Gürsel, Sayı: 310.
- O Herif, Serhat Gürpınar, Sayı: 310.
- İsyankar, Mehmet Çoşkun, Sayı: 311.
- Büyük Balık Küçüğü…, Oky, Sayı: 311.
- Balıkçı, Serhat Gürpınar, Sayı: 311.
- Gizli, Oky, Sayı: 312.
- Ondan Bundan, Mehmet Çoşkun, Sayı: 312-313.
- Bahri Burger, Serhat Gürpınar, Sayı: 312.
- Et ve Tutku, Oky, Sayı: 313.
- Zevker Dede, Kayhan Erkan- Şevket Yalaz, Sayı: 313.
- Tehlike Çok Büyük, Serhat Gürpınar, Sayı: 313.
- Umut ta Bitti, Oky, Sayı: 314.
- Pis Fare, Metin Demirhan, Sayı: 314.
- Suyundan da Koy, Mehmet Çoşkun, Sayı: 314.
- Ucuz Çizgi Roman, Oky, Sayı: 315-317.
- Morko, Mehmet Çoşkun, Sayı: 315-323.
- Dönencenin Farkında Olan Adam ve Biz, Can Baytak, Sayı: 317.
- Pek Uzak Değil, Şevket Yalaz, sayı: 318.
- Mahalle, Can Baytak, Sayı: 319.
- …Küçük o Daha, Oky, Sayı: 319.
- Pazarlamacı, Gürcan Gürsel , Sayı: 319.
- Cins Tahlilleri, Emrah Ablak, sayı: 320.
- Abi Bizde Kuzu Olayı Yanlış Anlaşılıyor, Can Baytak, Sayı: 320.
- O Aldattı, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 320.
- Sürücü, Kayhan Erkan- Gürcan Gürsel, Sayı: 322.
- Yeni Dünya Yeni Hayat, Gürcan Gürsel, Sayı: 323.
- Kara Fatma, Şevket Yalaz, Sayı: 324.
- Center, Berk, Sayı: 324.
- Taş, Şevket Yalaz, Sayı: 325-328.
- Şeytan İşi, Gürcan Gürsel ,Sayı: 325- 329.
- (İsimsiz), Berk, Sayı: 325.
- Kaçayım, Ercüment Morgök, Sayı: 327.
- Kabus, Şevket Yalaz, Sayı: 329.
- Yolculuk, Ercüment Morgök, Sayı: 329.
- İkinci Yarı, Şevket Yalaz, Sayı: 330.
- Zamanın Kısa Tarihi, Gürcan Gürsel, Sayı: 330.
- Kimse Yok, Şevket Yalaz, Sayı: 331- 335.
- Kaçamak, Gürcan Gürsel , Sayı: 331.
- Fanatik, Gürcan Gürsel, Sayı: 332.
- Tecrübe, Oky, Sayı: 333.
- Selam Bebek, Gürcan Gürsel, Sayı: 333.
- Hotel Sİndirella, Gürcan Gürsel, Sayı: 334.
- Ağır Ceza, Gürcan Gürsel, Sayı: 335.
- Önsezi, Şevket Yalaz, Sayı: 336.
- Tehlikeli Fantezi, Gürcan Gürsel, Sayı: 336-337.
- İntikam Saati, Gürcan Gürsel, Sayı: 337.
- Anılar, Şevket Yalaz, Sayı: 338-339.
- Takıl Bana, Gürcan Gürsel, Sayı: 338.
- Bir Reklam, Gürcan Gürsel, Sayı: 339.
- Kambur Esat, Şevket Yalaz, Sayı: 340 -341.
- İntikam, Gürcan Gürsel, Sayı: 340.
- Hastalık, Gürcan Gürsel, Sayı: 341.


 [2007]

Pazar, Ağustos 27, 2017

Kenan Yarar


Mizah dergileri: Karikatür geleneğinden farklı bir çizer olmak bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Artıları ve avantajları yok değil; mesela çok çabuk isim yapıp, sivrilebiliyor, yoğunluğu haliyle karikatüristlerden yana olan bir dergide, azınlıktaki üç beş çizgi romancıdan biri olabiliyorsunuz. Üstelik sınırlı dergi sayfalarından bir, bir buçuk, iki sayfasında kendinizi gösterme şansı da veriliyor. Ayrıca bütün bunlara ek aynı dergi bünyesindeki karikatür çizerleri çizgi roman çizerlerine arka çıkıp itibar da gösteriyorlar. Bunlar, tabii olağan üstü güzellikler. Ama sorun tam burada, çizgi roman ve çizgi romancı kimliğiyle beraber geliyor. Çünkü çizgi roman anlatım ve çizgi tarzıyla gittikçe değişen, gelişen, kendi içinde yoğunlaşan bir sanat dalı. Bazen neredeyse meraklısının anlayabileceği işler çıkıyor ortaya. Zamanla mizahi kalıpları reddetmesi çizerini (mizah dergisi) okuyucusundan koparabiliyor. Okuru yakalamaya kalktığında ise kendinden kopuyor. Eğer o derginin, sayfalarını teslim ettiği bir ya da iki çizgi romancısından biriyseniz sorumluluk yükümlülüğe dönüşebiliyor. Ben ve benim kuşağım eserlerinde bireyselliği ön plana çıkardığı için bu sorun sanırım daha da büyüyebilir.

Zeplin: Zeplin'in ilk hazırlanıp çıkacağı tarihlerde ben aklı bir karış havada yol yordam bilmez amatör bir çizerdim. Hatta derginin çıkmasına bir iki hafta kala birinden duyup gitmiş, iş istenmiş, apar topar bir şeyler çizmiş, onu da üçüncü sayfa ve kapakta görünce pek sevinmiştim. Şu an düşünüyorum da o dergilerin ruh hali de benden pek farklı değildi. Ama küçük te olsa bir başlangıç, bir atılım, hiç kimsenin zararına değildi. İlerisi için bir işaretti. (Ben bile tahmin edemiyorum bu noktalara gelebileceğimi.)

Şehir: İstanbul'u bir labirente benzetiyorum, küçük kapılarla büyük hangarlara açılıyor sokakları, caddeleri tam bir panayır alanı. Evde oturup bir Tarantino filmi seyrediyorken televizyonumda, E5'e bakan penceremden birbirine giren arabaları, ambulansa taşınan parça insanları da aynı anda aynı doğallıkla seyrediyor, ekrandaki filmin etkilediği kadar etkileniyorum. İki cam arasında bir fark göremiyorum. Akıl sağlığın için bu gerekli buna da inanıyorum.  Ve gitgide gerçeğine yabancılaşıyorsun şehrin. Güvensizlik getiriyor; paranoya, depresyon ve her şeyi paylaşmana rağmen insanlardan kaçış ve yalnızlık.

Vörç: Kendi dünyamı, aşkımı, acımı, cinselliğimi, öfkemi, arzumu, şehrimi çiziyorum. Kuşkusuz insanları eğlendirmek de amacım. Çizgi romanlarım bir beyin jimnastiği, bir zeka oyunu da olabiliyor, ya da durduk yere ruhsal bir boşalma. İnsanların zihnine larva bırakıyorum. Gecenin bir vakti ya da günün ortasında o larva 'vörç' diye fırlasın düşünceden, beynini, benliğini kemirsin istiyorum. Küçük  bir virüsüm kurcalasın usunu.

Tarz: gerçekçilik gerçek gibi durmuyor benim çizgi romanlarımda.

Okuyucu: Kendini sorgulamayı seven insana hitap ettiğime inanıyorum. Biraz psikolojiye az buçuk felsefeye girip çıkarken karamsar veya trajik bulunsam da kimi zaman kafalara takılan usturupsuz soruları gelişigüzel anlatsam da sağlam düşünce ve fikirlere dayalı, eğlenceli ve komik olduğuna inandığım çizgi romanlarımdan özellikle bu tür insanların keyif alacağına inanıyorum.

Apartman: Ben İstanbul'un kenar mahallelerinde büyüdüm. Samatya, Yedikule, Kocamustafapaşa... Ben altı katlı bir apartmanın en alt katında büyümüştüm. Arka balkonları bizim bahçemize bakıyordu bu apartmanların ve ben apartmanın aklı ve yaşı sağa sola koşuşturulmaya müsait tek velediydim o zamanlar. Ve ne zaman bahçeye top oynamaya veya kedi avlamaya çıksam apartmandan biri rica minnet bir şey almaya oraya buraya yollardı beni. Bu nedenden, günde altı katın altısına da koşuşturup girip çıkıyordum. Sanırım henüz önemsenmeyecek yaşta olduğumdan ev ahalisinin bütün gizli sırlarına, mahrem dedikodularına da kulak misafiri oluyordum.

İki tür: Çizgi romanlarımda bazen, huzursuz ve rahatsız bir çizgiye dayalı, çöp kollu, ölü bakışlı insanlarla simgeli psiko öykülerin yanı sıra-estetiği ve deseni ön planda, real(ize), çekici ve güzel, rahat ve esnek öykülere dayalı nispeten sevimli romanlar arasında gidip geliyorum. Okuyucu her halükarda ikisi arasında birinde karar vermenizi diretse de şu an böyle bir ayrıma hazır değilim. İki tarzda da söylemek istediğim şeyler var.


[1997 yılında Kenan Yarar'la yapılmış bir söyleşiden seçme bölümler]

Cumartesi, Ağustos 26, 2017

Hisar’daki Vampir


“Erhan Doğan, vitesi ikiye düşürdü, tam tünel yokuşunda bire taktı. Evden buraya gelene kadar sinir küpü olmuştu. [Bedrettin] Dalan istediği kadar yol açsın İstanbul trafiği çözülmüyordu. Zaten doğum sancıları çekiyordu genç resimli-romancı… Son olarak Refik Halid Karay’ın bir eserini resimli-romana uyarlamayı denemiş, sonuçtan pek hoşnut olmamıştı. Erhan’ın türü, tarihi macera türüydü. Ama nicedir zamanımızda geçen şöyle hızlı, heyecanlı, çekici, gerilimli, bizde pek alışılmamış bir şeyler anlatmak istiyordu” cümleleriyle başlıyor Hisar’daki Vampir. Suat Yalaz’ın Tercüman gazetesinde 12 Şubat-2 Nisan 1989 tarihleri arasında 50 gün tefrika edilen çizgi romanından söz ediyorum.

Seksenli yıllarda gazetelerimizde bir modaya dönüşen metin ağırlıklı, o günlerin deyişiyle “Kara Murat gibi” çalışmalardan biri Hisar’daki Vampir. Kara Murat’ın gördüğü ilgi kadar, dizinin yazarı olan Rahmi Turan’ın gazetecilik anlayışının yaygınlaşması bu türden yazı ağırlıklı, metnin okunurluğunu kolaylaştırmak için çizilmiş üç ya da dört kare resmi olan anlatıları çoğaltmıştı. Çalışmanın yayınlandığı Tercüman büyük reklamlarla satışını artırmaya çalışırken, o dönemde, içlerinde Suat Yalaz’ın da olduğu tanınmış gazetecileri kadrosuna dahil etmişti.  Yalaz, gazetenin mevcut kadrosundaki Şahap Ayhan ve Ayhan Başoğlu gibi isimler nedeniyle olmalı Karaoğlan türünde tarihi çalışma yapmayarak bir edebiyat uyarlamasına yönelecekti. Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı gibi bu uyarlamadan hoşnut kalmamıştı; Hisar’daki Vampir, günümüzde geçen, yaptığı edebiyat uyarlamasına göre daha hareketli ve tarzına uygun bir çalışma olacaktı. Her şeyden önce bir Vampir hikâyesi olması nedeniyle farklılık arzediyordu.

Erhan Doğan adlı bir “resimli-romancının” başından geçenlerin anlatıldığı hikâye gerilimin iyi kurgulanmadığı, “yazdıkça geliştirilmeye çalışılmış” bir çalışma olarak özetlenebilir. Metin ağırlıklı olduğu için anlatım dilinin değiştiği, başlangıçtaki sarkastik-özgüvenli anlatıcının kimi yerlerde unutulduğu, hikâyenin yeknesaklaşıp betimleyici bir dille sürdürüldüğü  söylenebilir. Türkiye’de korku literatürü uzmanı sayılan  Giovanni Scognamillo’nun “Co” adlı bir tipleme olarak hikâyede yer alması Hisar’daki Vampir’in ilginç özelliklerinden. 

Hikâyenin hemen başında Erhan Doğan, yeni çalışması için onun tavsiye ettiği bir sahafa giderek Drakula hakkında kitaplar arıyor. Merak uyandırıcı ilk sözleri de “yüzünde üç günlük sakalla, kitapçıdan çok kudret macunu satan baharatçıya benzeyen” sahaf söylüyor: “Bugün ne oluyor böyle Allahaşkına? Sizden biraz önce güzel bir kız geldi. Alman turist falan zannettim. Baktım Türkçe konuşuyor. ‘Vampirle ilgili ne kadar kitap varsa istiyorum’ dedi. O gitti siz geldiniz. Ne oluyor Allahaşkına!”. Yalaz’ın kendini anlattığı, tip olarak Karaoğlan’ı andıran kahramanı Erhan, doğal olarak bu güzel (ve haliyle esrarengiz) genç kadının arkasından “seyirtiyor”. Kızdan yüz bulamayınca, “Frankeştayn bozması” korumasına bir not yazıp elinde Kont Drakula’nın Hatıra Defteri olduğuna dair yalan söylüyor. Bu bölümlerde Yalaz’ın çok sevdiği türden Türkçe açıklamalı İngilizce diyaloglar okuyoruz. Bu basit-başlangıç düzeyindeki İngilizcenin gazete tarafından yanlış dizilmesi ise ayrı bir hoşluk! (juste the mi mute! vs) . Erhan, eve döndüğünde hatıra defteri palavrası için arkadaşı Co’dan yardım istiyor: “Bu yalana bir kulpu bulsa bulsa, Giovanni bulabilirdi. Boru değil, bütün dünyada vampiromanların en tanınmışıydı. Liste başıydı… Pirincin taşını şimdi o ayıklasındı”.

Erhan, kızın evine gittiğinde Kurukafa adını verdiği bir üçüncü adamla karşılaşıyor. Göz yerine iki karanlık çukuru, dudaksız bıçak yarığını andıran ağzı olan korkutucu bir adam Kurukafa. Ardından hatıra defterinin gerçekten var olduğunu, Kurukafa, Frankeştayn bozması ve güzel genç kızın o defterin eksik bölümlerinin peşinde olduğunu öğreniyoruz. Erhan, kendisinde defter olmadığını söyleyince onu bayıltıp tutsak ediyorlar. Ertesi gün gazetedekiler Erhan’ın resimli romanının gelmediğini görünce meraklanıyorlar, yerine bir şey konmak söz konusu olduğunda Ahmet Bey (Tercüman’ın o dönemki başyazarı Mehmet Barlas kastediliyor olmalı) şöyle diyor: “Erhan’ın yerine kolayca başka bir şey konabilseydi, koca Babıali bunca yıl onun nazını çeker miydi be kızım? Hem Erhan iyi bir profesyoneldir. Gecikince telefon eder. Bunda bir iş var. Bana Çevik Kuvvet Amiri Ali Bey’i bulun!”. 

İşe böylelikle Türk Polisi de karışıyor, hikâyenin bir başka kahramanı olacak Faruk Benice ortaya çıkıyor. Benice, 12 Eylül öncesinde bazı arkadaşları sorgu yapayım derken (işkence yaparak) kantarın topuzunu kaçırınca yukarıya durumu bildirmiş, onlar da “Karaoğlan’lık taslama, yoksa bu azgınlığı bastıramayız” deyip onu siyasi polisten alıp Çevik Kuvvet’e vermişlerdir.

Köşkte tutsak olan Erhan, sabah kahvaltısında genç kızdan hafif tertip dayak yedikten sonra (Bir Suat Yalaz hikâyesi anlatıyoruz) genç kızla erotik ölçülerde yakınlaşacaktır: “Ya vampirse bu karı diye düşündü bir an. Ufak ağzından sadece ön iki dişi görünüyordu. Vampir olsa köpek dişleri ağzından dışarı taşardı (…) Boş versene be dedi içinden. Atın ölümü arpadan olsun. Böyle vampire can kurban”. Kızdan Kurukafanın gerçek adının Herr Werner olduğunu, küçük kız kardeşinin ellerinde rehin olduğu için onlara yardım etmek zorunda kaldığını öğreniyoruz. Dahası var elbet, genç kadın adının Sonya olmakla birlikte, Romanya Türklerinden olan bir aile tarafından yetiştirildiğini, onların kendisine Suna diye hitap ettiklerini söylüyor (!)


Hisardaki Vampir’in İstanbul’la kurulan ilgisi ise şöyle: Kont Dracula, yaşadığı dönemde karşılaştığı güçlükler nedeniyle Osmanlı Sultanı Murad Han’dan yardım isteyerek yanına sığınıyor. Çok sevdiği karısı Amanda’yı da Türk topraklarında kaybediyor, onu İstanbul’da bilinmeyen bir yerde defnediyor. Werner, “Drakula bir vampir olduğuna göre karısını da vampir yapmıştır” diyor,  ona göre Drakula öldü ama karısı hâlâ bir vampir olarak İstanbul’da yaşıyor. Bu karanlık adamların Amanda’nın mezarını neden aradıkları ise merak uyandırıcı bir soru olarak hikâyeyi sürüklüyor. Sonradan Werner’in yüzyıllar önce Drakula’ya hizmet etmiş ailenin soyundan geldiğini, Amanda’yı karşılıksız bir aşkla aradığını anlıyoruz. Tüm bunlar üstün körü anlatılıp geçiyor. Hikâyenin gelişimiyle önce Hayırsız Ada’ya Anemas Zindanı kalıntılarına, oradan Karpatlara daha sonra İsviçre ve Paris’e gidip finalde İstanbul’a yeniden dönülüyor. Amanda’nın cesedinin Drakula’nın hizmetkârlarından olan Annabella ile değiştirildiğini, Hayırsız Ada’daki tabutun bu yüzden boş olduğunu öğreniyoruz. Werner, Amanda’yı Sonya’yı kurban ederek diriltiyor ve birlikte Avrupa’yı dolaşmaya başlıyorlar. Gösterilerine Vampirella adıyla çıkan kadının cinsel cazibesine kapılan erkekleri kurban seçiyorlar, bu arada Türk işçilerine Amanda’yı Ahu Tuğba olarak tanıtmak gibi yollara da başvuruyorlar. 

Tüm kovalamaca ve uluslararası seyahat sırasında Komiser Faruk, bir kurtarıcı olarak ölümün eşiğindeki Erhan’a hep son anda yardım ediyor. Hikâyenin dağınıklılığını Faruk da kurtaramıyor, Yalaz bir karede onun bıyıklarını çizmeyi dahi unutuyor. Finalde o ana kadar herhangi bir duygusal tepkisini görmediğimiz Amanda’nın nedamet getirdiğini, Faruk’a dönüp bozuk bir Rumeli Türkçe’siyle: “Beni affet! Olanlara karşı koymak benim elimde değildi. Ölmeme yardım et! Suçsuzluğumu da herkese anlat!” diyor. Sonsuzluktan usandığını ölmek-huzura kavuşmak istediğini anlatıyor. Aşığı ve hizmetkârı Werner’i sürpriz bir biçimde tehdit ederek şöyle söylüyor: “Beni öldürmeye mecbursun. Yoksa seni polise ihbar edeceğim. Bütün cinayetlerini bir bir anlatacağım. Benim gerçekten nasıl öleceğimi yalnız sen biliyorsun. Bunu yap ve defol git! Ölümü, seninle yaşamaya tercih ederim, iğrenç yaratık!”. 

Yalaz’ın kahramanlarına psikolojik bir derinlik katmak gibi bir derdi olmadığını, bir aksiyon anlatıcısı olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Üstelik hikâyeyi bir biçimde toparlayıp bitirme telaşına kapılabilen bir tefrikacı. Finalde birdenbire hızlanan hikâyenin mantığı (çok mantıklı olmasa da) nedamet getiren Drakula’nın karısına bağlanınca gerisini Türk polisi tamamlıyor ve hasta ruhlu aşığı yakalıyor. Hikâyenin sonunda ölmek isteyen Amanda’yı mezardan çıkarken görüyoruz: “Ölmemişti. Çünkü vampir olayına inanmayan Türk doktorlar onu morgtan alınca, kalbine saplı tahta kazığı çıkarmışlar ve normal bir ölü gibi gömmüşlerdi.” Hisardaki Vampir’in dağınıklığının temel nedeni belki de Yalaz’ın esprisinde dile getirdiği gibi en az Türk doktorları kadar “vampir olayına” inanmamasıyla ilgiliydi.


[2007]

Cuma, Ağustos 25, 2017

Hakkım Sana Haram Olsun


Hakkım Sana Haram Olsun, Küstah mizah dergisinde tefrika edilmiş bir çizgi roman (2006). Hikâye, Ahmet Koçak imzasını kullanan Şükrü Yavuz’a, çizgiler Gürcan Gürsel’e ait.  Derginin 5.sayısında başlayan çalışma 29.Sayıda son buluyor. İlk 3 bölümünde 1,5 mizah dergisi sayfası ayrılırken sonraki bölümler 2 tam sayfa olarak yayınlanıyor.

Hakkım Sana Haram Olsun, başarısız finaline rağmen nitelikli bir siyasi çizgi roman. Temelde 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimleriyle ilgili siyasi mücadeleler anlatılıyor ama yan hikâyeler, özellikle televizyon dünyasına ilişkin anlatılanlar çalışmayı özellikli kılıyor. Şükrü Yavuz, kendi deneyimlerinden yola çıktığını hissettiriyor ve özel bir televizyon kanalında anahaber bültenini sunan spiker Filiz Gürsoy’u anlatarak başlıyor hikâyesine. Hemen herkesin cinsel olarak ilgisini çeken, arzu duyulan genç bir kadın Filiz. Ancak bütün özgüvenine,  narsist jest ve tavırlarına karşın erkeklerle ilişkilerinde başarısız bir kadın. Kolaylıkla duygusal krizler geçiriyor; ağlıyor, sürekli endişeleniyor, hata yapmaktan korkuyor. Annesinin denetiminde bir yaşam sürüyor, sürekli ona danışarak hareket ediyor. Şükrü Yavuz, Filiz’in babasını Cumhurbaşkanlığı için düşünülen bürokratlardan biri olarak göstererek konuyu asıl anlatmak istediği meseleye de teyelliyor. Böylelikle hem medya çevresindeki gelişmeler, hem de Filiz’i kullanarak hazırlanan siyasi bir komployu anlatıyor. Bunu o denli başarıyla yapıyor ki en iyi çalışmalarından biri olduğu rahatlıkla söylenebilir. Daha önceki hikâyelerinden önemli bir farklılığı var; her şeyden önce Gürsel’in Gırgır’cı komik çizgilerine karşın komik bir hikâye anlatmıyor. Şöyle de söylenebilir: Hikâye komikleştiğinde sıradanlaşıyor. Uzun konuşmalar, planlar, öngörüler, hesaplar aktarıyor ki hikâyeyi asıl okutturan bunlar. Hemen her balonun yanında kullanılan, konuşmacının endişesini ya da gerçek niyetini anlatan düşünce balonları bu uzun diyalogların farklı biçimlerde izlenmesini kolaylaştırıyor.

Gerçek hayattaki mevcut siyasetçilerin farklı isimlerle anlatıldığı hikâyede ulusalcılar ve muhafazakarlar birbirlerinin açıklarını arayan, siyasi komplolar hazırlayarak gelişmelerin seyrini değiştirmeye çalışan iki ayrı ekip olarak gösteriliyor. Muhafazakar Parti Genel Başbakanı ve Başbakan Remzi Atmaca, Cumhurbaşkanı adaylarını birer birer devre dışı bırakılmasını emrediyor. Hikâyede yer alan hiçbir tipleme normal olmadığı için Cumhurbaşkanı adayları da sürekli siyasi hesaplar yapan, telefonlar açan, çeşitli bürokratları ziyarete giden hırslı adamlar. Parti içi çekişmeler, birbirlerine güvenmeyen siyasetçiler, sürekli bir sonraki gelişmenin hesabını yapan bürokratlar resmediliyor.

Şükrü Yavuz, medya ile siyasette varolan ilişki biçimini eşleştiriyor. Medyada da aynen siyasette olduğu gibi sürekli yükselebilmek için her türlü entrikayı kullanan çalışanlar var. Filiz ile kısa süreli bir ilişkisi olan Haber koordinatörü Cenk, anahaber bültenini sunmak, Filiz’i bertaraf etmek isteyen bir başka kadın spikerle ilişkiye giriyor. Kanal İslamcılara satıldığında bıyık bırakıp takiyye yapıyor. Birlikte olduğu kadınların uyurken gerektiğinde kullanabilmek için çıplak fotoğraflarını çekiyor. Bennu adlı yeni sevgilisi bu fotoğrafları telefonunda gördüğünde önce sinirleniyor ama oldukça rahat bir biçimde “karşı hamlesini” yapıyor: “Bir dahaki sefere ben de onu çekerim. Onun telefonundan kendiminkine atıp saklayayım bu pozları. Sonra kendime attığım mesajları silerim onun telefonundan, olur biter, kullanmaya kalkarsa, onun telefonundan geldiği, onun çektiği zaten belli olur. Elbette işime yararlar bir gün..Seni Uyanık Pusşt Seni”.

Hikâye ilerledikçe Filiz kadar Başbakan Remzi Atmaca’nın iç dünyasına ve mahremine ilişkin kareler görüyoruz. Atmaca da aynen Filiz gibi etrafındaki siyasi gerilimleri duygusal olarak taşıyamayıp hezeyan halinde krizler geçirmeye başlıyor. Amerika’dan icazet almak, Yahudilere sevimli görünmek, AB ile pazarlık etmek, başörtü sorunu, askerlerin tehditleri, Cumhurbaşkanlığı hayalleri ve nihayet Filiz’in çıplak resimleri Remzi Atmaca’nın duygusal dengesini altüst ediyor.

Hakkım Sana Haram Olsun entrikacı içeriğine, başarılı psikolojik tahlillerine rağmen bu altüst oluşla başka bir hikâyeye dönüşüyor. Remzi Atmaca rüyasında Filiz’le cinsel ilişkiye giriyor ve akli dengesini yitirmiş biri olarak karısı tarafından İsviçre’ye kaçırılıyor. İyi anlatılan ve iyi geliştirilen hikayenin böylesi bir finalle bitmesinin birkaç gerekçesi olabilir. Küstah’ın kapanacak olması -ki birkaç sayı sonra dergi kapanıyor- kuşkusuz önemli bir neden olabilir. Dizinin son iki bölümü önceki bölümlere nazaran daha hızlı ve savruk çizgilerle çizilmiş. Son bölümün altında “Bu Maceranın Sonu” yazılmış ayrıca, devam edebileceği izlenimi veriliyor. Hikâyeyi bağlayamayan yazarın sıkıldığı da düşünülebilir. Nedeni her ne olursa olsun farklı bir hikâye, tipik bir Gırgır hikâyesi gibi komikleştirilmeye çalışılmış bir son’la tamamlanıyor. Ulusal ve uluslararası politikaya ilişkin söylenmiş onca iddialı söz, entrikaya dayanan kurgu Başbakanın delirmesiyle (!) uçup gidiyor. Son söz çizere: Gürcan Gürsel, mizah dünyasının kendi reklamını yapamayan mütevazı isimlerinden. Çalıştığı dergilerde onun kadar üreten bir ikinci isim olmaması genellikle hatırlanmıyor. Hikâyeyi her zamanki titizliğiyle güzel resmetmiş, kareler arası ardışıklığı nasıl geliştirmesi gerektiğini iyi biliyor. Tarzını beğenmemek elbette mümkün ama nasıl anlatacağını onun kadar iyi bilen çok az üreticimiz olduğunu görmemek, ona hakkını teslim etmemek haksızlık olur. 


[Yazı, 2007 yılında Serüven 10.sayıda yayımlandı. Eski yazılarımı toparlıyorum diyelim... ]

Perşembe, Ağustos 24, 2017

Çizgilerle Nazım Hikmet


Çizgilerle Nazım Hikmet, Müjdat Gezen’in yazıp Savaş Dinçel’in çizdiği, adından anlaşılacağı gibi  Nazım Hikmet’in yaşamını konu alan bir albüm (Cem Yayınevi, İstanbul). 1978’de yayınlanmış, hakkındaki yasaklama ve toplatma kararı ise ilginç bir biçimde altı yıl sonra verilmiş. Kitaplarla ilgili yasaklama kararları her zaman anlaşılır değildir. Benzer içerikte yayınlar dururken başka bir kitabın toplatıldığına şahit olabiliriz. Çizgilerle Nazım Hikmet için altı yıl sonra açılan davanın iyi niyetli olmadığı aşikar. Dava sürecinde Müjdat Gezen ve Savaş Dinçel’in tek tip mahkum kıyafetleriyle ve kelepçeli olarak mahkemeye getirilmeleri ise açık bir ayıp. Daha baştan beraat edeceği belli olan bir dava açmak, üreticilerine eziyetten başka bir anlam taşımıyor. İki yıl kadar önce Kültür Bakanlığı, vakt-i zamanında siyasi ve konjentürel tercihlerle yasaklanmış kitaplarla ilgili bir sergi hazırladı. İçlerinde Çizgilerle Nazım Hikmet de vardı.

Albüm, batı’da yaygın olan, belli bir konuyu çizgilerle anlatan popüler kitapları ilke olarak izlemiş. Müjdat Gezen, albüm için yazdığı önsözde bu benzerliği açıklıyor. Konuyla ilgili ilginç yorumları da var. Örneğin yolculuklarda sürekli çizgi roman okuduğunu belirtiyor “yolun uzunluğu bu resimlerin arasında kayboluverir. Bir bakarım ta güneyden Karadeniz’e çıkmışız”. Tom Miks okurken birdenbire kafasında bir şimşek çakıyor: “Bu adamlar bana ve benim gibi kim bilir kaç kişiye bu zırvaları bu denli kolay okutmanın yolunu nasıl bulmuşlar. Yanıtı kolay tabii, çizgi ile”. Gezen, okumayı sevmeyen ama çizgi roman okuyan insanlara onların istediği türden bir kitap hazırlamaya karar veriyor. Hem çok satsın, hem kendinden söz ettirsin hem de okuyanlar “Tom Miks Teksas okur gibi yutuversinler” istiyor. Kimi konu alacağını, neyi işleyeceğini düşünürken devrimci birini anlatmayı tercih ediyor: “Öyleyse.. evet Nazım Hikmet olur bu…Zaten Moskova’dan yeni dönmüşüm, karısı ile de tanışmışım, mezarına çiçek de koymuşum, onsekiz yıldır da okumadığım kitabı kalmamış… Çok da ama çok çok da seviyorum Nazım’ı…Evet kararı verdim. Kitap Nazım Hikmet’i anlatacak ve de çok çok çok satılacak, herkes de okuyacak bu kitabı”. 

Çizgi romanla ilişkilendirerek açıklansa da Çizgilerle Nazım Hikmet  bir çizgi roman değil. Çizgi, metnin okunmasını kolaylaştırmak için tercih edilmiş. Resimler birbirini değil metni izliyor. Üstelik bu izlemenin her zaman metinle uyumlu olmadığını söylemek gerekiyor. Bir başka deyişle yazar Müjdat Gezen albümde daha fazla öne çıkıyor.  

Böylesi bir biyografik çalışmada “yazara” düşen en önemli sorumluk kitabın belgeselcilik iddiasını dengeleyebilmesinde yatıyor. Müjdat Gezen, Nazım Hikmet’in hayatının kimi dönemlerine daha fazla yer verse de, iyi bir “özet” yapmış. Ayrıca yayınlandığı dönem itibarıyla iyi hazırlanılmış, metni görsel olarak destekleyecek materyal de iyi toparlanmış. Öte yandan Nazım ile ilgili sol içindeki tartışmaları özellikle dışarıda tutarak tarafgir sayılabilecek bir metin yazdığını söylemek mümkün. Ama Gezen niyetinin propaganda olduğunu belirtiyor zaten, albümün “yutar gibi” okunmasını istemesi saf bir dil sürçmesi değil. Albümün çizeri Savaş Dinçel, bugün daha çok popüler televizyon dizilerindeki rolleriyle hatırlansa da yetmişli yılların ikinci yarısından itibaren on yılı aşkın bir süre çeşitli gazete ve dergilerde bant karikatür çalışmaları, kitap resimlemeleri yapmış biri. Politik karikatüre yatkınlığı nedeniyle Çizgilerle Nazım Hikmet  albümünde hiç bilmediği bir alana girmiş değil. Kitabın kolay okunma amacına uygun bir anlatım dili aramış, büyük ölçüde başarmış; eklemek de gerekiyor: Kimi zaman Dinçel’in komik doğalı çizgisi metinde öne çıkan dramatik coşkuyla uyuşmamış. Benzer nitelikteki siyasi propaganda kitaplarında foto realist bir çizginin öne çıkartıldığı düşünülürse Dinçel, bu çizgi açığını (ya da komikleşme tehlikesini) fotoğraf ya da gazete kupürleri kullanarak kapatmaya çalışmış. Rahatsız edici olan ise kaligrafiyi de kendisinin yapması. Bu kaligrafinin göze hoş gelmeyen estetiği bir yana gözle görülür dil yanlışları içermesi Çizgilerle Nazım Hikmet’in en önemli kusuru.

Çizgilerle Nazım Hikmet’in yayınlandığı döneme özgü aktüel ayrıntılar albüme dahil edillmiş. Örneğin Sabahattin Ali’nin ölümüyle ilgili o yıllarda açığa çıkan bir duyum konu edilmiş, Nazım okuduğu gazeteye bakarak şüphelerini dile getiriyor, öngörülerinde haklı çıktığı vurgulanıyor. Müjdat Gezen, Sabahattin Ali’nin ölümünün Nazım Hikmet’in kaçışını tetiklediğini düşünüyor. Nazım’ın yurt dışına kaçmasına kimin yardım ettiği o tarihlerde bilinmediği için Refik Erduran’dan bahsedilmemiş ister istemez. Albümün ilk sayfalarında ise daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış anı, şiir ve fotoğraflar kullanılmış, bu da ilginç.

Çizgilerle Nazım Hikmet, iddiasıyla birlikte düşünüldüğünde okur olarak kimi hedeflediği çok anlaşılmıyor. Kitap okumayanlar (ya da çizgi roman okurları) için hazırlandığı iddia edilse de albüm; şiir, siyaset ve tarih ekseninde sanıldığı kadar “kolay yutulur” değil. Çocukların ya da kitap dünyasıyla ilgisi olmayan okurun takip edebileceği bir yayın hiç değil. Türkiye’de çocuklar ya da çocuk zekasıyla eşleştirilen çizgi roman okurları düşünülerek hazırlanan propaganda yayınlarının başarılı olamadığını iddia edeceğim. Mesaj kaygısının hikaye anlatma kaygısının önüne geçmesi elbette önemli bir handikap. Asıl ilginç olan ise bu tür yayınları çocukların değil ebeveynlerin satın alınması. Bir başka deyişle bu tür yayınları çocukların satın almaması ya da okumaması sorun edilmiyor; ebeveynler arasında yaşanan alışveriş ruhları kurtarmaya-en azından ilaç olmaya yeter sayılıyor. Çocuklar için “doğru çizgi romanı” hazırlarken ve çocuğu için “faydalı çizgi romanı” satın alırken, aslında çizgi romana yönelik hoşnutsuzluk eksilmeden sürüyor. Çizgilerle Nazım Hikmet, çizgi roman okurunu yakalayamayan, hedeflediği kitleyi büyük ölçüde ıskalayan bir çalışma. İlginçliğini iki ünlü tiyatro sanatçısının ortak çalışması olmasından alıyor. Ayrıca Nazım Hikmet ile ilgili yapılmış tek yerli çizgili anlatı olma özelliği taşıyor.

[2007 yılında Serüven için yazmışım.]
Related Posts with Thumbnails