Perşembe, Temmuz 20, 2017

Çarşamba, Temmuz 19, 2017

Endişeli ve Suçlu


Basit ölçütlerim var, bir şehir veya bir mekanın medeniliğini ve yaşanabilirliğini nasıl ölçüyorum onu anlatayım. Birincisi, kadınlar sokaklarda, toplum içinde istediği gibi davranabiliyor ve yaşıyor mu? Rahatsız edilmiyor mu? Yaşıyorsa, rahatsız edilmiyorsa hah diyorum orası yaşanabilir bir yerdir. İkincisi, kedilerle köpekler yan yana duruyorsa, kediler ve köpekler sizden korkmuyor, kaçmıyor ve size sokuluyorsa orası düzgün ve insani bir yerdir.

Zevzeklik, pozörlük ve palavracılıkla ilgili ölçütlerim var ki bu da önemli, çünkü bir yeri yaşanmaz kılan her ne varsa buralardan zuhur ediyor.

Mesela her türlü zevzekliğin altında "adam gibi adam" böbürlenmesi yatıyor.

Mesela her kim ki fevrilikle veya böğürerek konuşuyorsa,vatan, bayrak, ay yıldız, şehitler, kutsalım, vazgeçilmezim saydırıyorsa, evire çevire sakız gibi bunları çiğniyorsa anlıyorum ki o konuşan endişeli ve suçlu, suçlanmaktan korkuyor.

Hiç değişmiyor, karakolda da, kürsüde de, kamera önünde de şaşmıyor.

Mesele Fatih Terim değil tabikü karşim...

Yok, medenilik ile zevzekliğin ilgisi nedir filan diyeceksen o fasla da girmeyelim derim, hep birlikte yuvarlanıyoruz, ortaya konuşuyorum canım benim.

Salı, Temmuz 18, 2017

Son Okuduklarım 17


Burroughs, siyah beyaz, sert ve undergorund bir iş olmuş. Yazarın ruhuna uygun olmakla birlikte çok da çizgi roman gibi durmuyor ilerledikçe, metin kendini çok gösteriyor ve çizgiler yazara teslim oluyor. Bizde bu tür işler, Express'te filan çıkardı veya daha da eski Sokak'ta. Özel İsimler Sözlüğü, ilginç bir hikayeye sahip, metin kısacık ve sanki, daha çok şey anlatılabilecekken pıt diye bitiyor. Başka bir hikaye olma potansiyeli varmış. Yine de kesin olarak ilginç. Heatwaves, erotik çizgi hikayelerden oluşan bir albüm. Bilmediğim bir çizerdi Bernardo Munoz, o beni heyecanlandırdı. Albüm, 1999 tarihli. Üçüncü hikaye, edebi açıdan daha derinlikli. Tılsım, Bolano okumak istediğim için arayıp bulduğum bir roman. Latin Amerika'ya özgü çok ayrıntı var, bol gönderme olduğu için arada duralıyorsunuz ama fikri ve tahkiyesi, temposu ortalamanın üzerinde. Beni kesmedi o ayrı.


Karga'nın Uçuşu, baskısı ve sunumu güzel hazırlanmış bir albüm. Hikaye, işgal altındaki Fransa'da geçiyor ve iyi anlatılmış. Çizgilere zaten diyecek yok. Bu kadar iyi resmeden üreticilerin hikayeleri genellikle okunmaz, "bakılır". Hayır, bu öyle değil, romantizmi ve yavaşlığı iyi kuruyor. Hırsız karakteri ayrıca ilginç. The Fires Of Askell, hafif de erotizmi kullanan, üç albümlük bir serüven çizgi romanı. Canlı çizgileri var, hafif komik, tempolu bir hikaye. Denizler, korsanlar, hazineler, türün tüm klişeleri var. Çağdaş İran Öyküleri, doğrusu İran Edebiyatıyla ilgili çok şey bilmiyorum, yıllar içinde buralara ulaşan filmler ve romanlar dışında "cahilim" demek gerekiyor. Antoloji olduğu için okudum bu kitabı. Aklımda en çok kalan mizahi tortu, en çok da kavanozlu hikaye, tam benlik. Üzümün Kardeşliği, Fante külliyatının iyi bir örneği mi emin değilim. Aile hikayesi, iyi karakterleri var, başlarken nereye varacağını bildiğiniz anlatılardan. Buna rağmen okutuyor.


İki Kardeş, Fabio-Gabriel Ba kardeşlerin bir edebiyat uyarlaması, ikiz kardeşlere odaklanmaları hoş olmuş. Hikaye, Latin edebiyatının  mitolojisini taşıyor, romanı bilmediğim için kıyaslayamıyorum. Beğenmedim diyemem ama bir iki yerde kopmalar var, özellikle bırakılmış muğlaklıklar mı yoksa çizerlerin bir yorumu mu merak ettim. Deli Dumrul'un Bilinci, eski bir kitap, metinlerarası gidip geliyor, ilginç ve az bulunur kitaplardan. Kusursuz Bir Cinayet, pulp evrenini ve snap ending nedir iyi bilen bir yazarın elinden çıkma güzel hikayeler. Yeni baskısı var mı bilmiyorum. Her macerasever okumalı.  Üç Gölge, Cyril Pedrosa'nın nefis çizgileriyle karşılaşmak için iyi bir vesile. Yeni bir yayınevi yayımlamış, umarım devamını getirirler. Masalsı ve yeni bir hikaye, grafik roman sevenler kaçırmamalı.

Pazar, Temmuz 16, 2017

Seyrüsefer Defteri En İyiler 2015 / 2014


Blogu takip edenler biliyor, her gün izlediğim bir film ya da diziyi kısa notlarla "kenarda" yazıyor, her ay sonunda topluca onları yayımlıyorum. Bu notlar, çok ayrıntılı olmadığı için eş dost eleştiriyor, hatta "kötü filmleri" neden yazdığıma anlam veremiyor, serzenişte bulunuyorlar. Herkesin az vakti var, iyi filmi işaret ederek onlara yardımcı olmamı istiyorlar. Oysa herkesin vaktini kullanma biçimi, sinema tercihleri ve aklını, zihnini rahatlatması farklı. Hep söylüyorum, ben çoğu insanın "kötü" dediği filmlerden bir şeyler öğrenirim. Neyin eksik ya da fazla olduğunu kötü anlatılmış hikayelerde iyi görürsünüz. Ayrıca ben türler arasında gezinmeyi, merakımı yenmeyi, nefsimi köreltmeyi severim. Eleştirenler, galiba, beni değiştireceklerini sanıyorlar, filmlerle ilgili derdini meramını uzun uzun anlatan biri olmamı istiyorlar. Böyle bir şey olmayacak. Bu yıl başında bu ısrarla ilgili bir şeyler yazmıştım, yineleyeyim:

"Doğrusu, kendimi bir meraklıdan fazlası olarak görmüyorum. Filmlere, dizilere not veya yıldızlar vermek, uzun uzun yorum yazmak bana göre değil (...) Yoğun bir hayatım var, hep bir şey okuyorum, işim ve sürdürdüğüm hayatın dışında kalan zevkim için kendimi çok belirlemek (ve etkilenmek) istemiyorum. Gezinmek istiyorum demek daha doğru. Sonuçta filmler ve diziler hakkında pek bir bilgim olmuyor, sinema yayınlarını takip etmiyorum, sinefilleri okumuyorum. Eğer onlar benim hayatıma dahil olmazlarsa sinefil tanımaya da çalışmıyorum. Ne kadar az bilgiye sahip olursam o kadar çok hoşuma gidiyor. Tabii şu da var, öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bir filmden bir diziden haberdar olmamak çok zor  olabiliyor. Bazen bir yönetmeni, senaristi ya da bir başka çalışanın yeni işini bekliyor ve merak edebiliyorsunuz. Bütün bunlara rağmen dışarıda kalmaya çalışıyorum demek istiyorum. (...) Bilenler biliyor, büyük küçük, iyi kötü film ayrımı yapmam, şu veya bu türe odaklanmamaya çalışırım. Üst üste iyi ve büyük film seyredemem örneğin. "

Aşağıda 2014 ve 2015 yıllarında seyrettiğim filmlerden derlediğim bir seçki var, sevdiğim filmler. Bazıları zaten büyük filmler ama bazıları potansiyeli olup da bunu başaramamış yapımlar. Meraklısına diyelim...

A Most Wanted Man (2014)
Baron Prasil (1961)
Bin Jip (2004)
Durak (The Fool, 2014)
Filth (2013)
Frances Ha (2012)
Get Carter (1971)
I Vitelloni (1953)
Jagten (2012)
Judge (2014)
La Tête en friche (2010)
Leviafan (2014)
Memorias del Subdesarrollo (1968)
Men Women and Children (2014)
Mitt liv Som hund (1985)
Mr Holmes (2015)
Murmur of the Heart (1971)
Palo Alto (2013)
Pozitia Copilului (2013)
Ratcatcher (1999)
Red Riding Üçlemesi (2009)
Sånger från andra våningen (2000)
Snowpiercer (2013)
St. Vincent (2014)
Tale of Tales (2015)
The Grand Budapest Hotel (2014)
The Homesman (2014)
The Lobster (2015)
The Way Way Back (2013)
The Wolf of Wall Street (2013)
This is England (2006)
Una Giornata Particolare (1977)
Wadjda (2012)
Youth (2015)
Zipper (2015) 

Cuma, Temmuz 14, 2017

Takoz (5)


Kıraat: Metnin yüksek sesle, dinletmek amacıyla okunması. Kıraat etmek, genellikle ders çalışmak, okuyup bitirmek anlamında kullanılır
Derkenar: Haşiye, çıkma, hamiş, kenar notu, küçük açıklama.
Dibace: Eski edebiyatta eserin takdimi, sunuş yazısı, önsöz, sunuş, giriş.
Kötümser Bir İyimserlik: “Şair kafasıyla iyimser ama kalbiyle kötümserse, galiba o zaman kötümser bir iyimserlikten söz edilebilir. Bu çelişme, buruk, dokunaklı ve kahırlı şiirlerin anasıdır.” (Atilla İlhan, Cahit Irgat’ın şiirini niteliyor.)
Ha ha ha: Bir Cemal Süreya dizesi.
Cüz: Kısım, bölüm, fasikül.
Kalem Şuarası: Şiir yazan ama saz çalamayan şairlere denir.
Muaşeret Romanı: Ben bir muaşeret romanı yazıyorum. Çünkü İstanbul’u ilk softasından son levantenine kadar tanırım. Beyoğlu’nda konsolos medeniyetini, Fatih’teki kurunuvustâyı yakından bilirim. (Mithat Cemal Kuntay, Üç İstanbul romanını anlatıyor.)
İntinsah: Matbaa öncesinde yazma eserlerin çoğaltılması. Kopyalama müstensih denir.
Kamus: Büyük sözlük.
Sıcak Şair: Turgut Uyar’ın deyişiyle Cahit Külebi.
Sözcü ve Seçici: “Ataç, bir toplumsal sınıfın hem şair seçiciliğini hem şair sözcülüğünü yapan kişiydi.” (Turgut Uyar).
Irmak: “Ülkemin ırmakları dışarı akar / Neden bilmem can havliyle akar.” (Cemal Süreya).
Lâ-edri: Kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen şiirlerin altına yazılan ibare.
Mir-i Kelâm: Söz söyleme ustası.
Musahhih: Düzeltmen.
Müstear: Takma isim, yazar ve şairlerin gerçek isimlerinin dışında kullandıkları imza.
Naşir: Yayıncı, yayınevi sahibi.
Şehrengiz: Bir şehri çevresi, yaşayanları ve tarihiyle anlatan eserlere verilen isim. 

Çarşamba, Temmuz 12, 2017

Hafıza Oyunu


"Kitsch" sözcüğünün genellikle kullanıldığı tarzı pek sevmiyorum. Onları "Gülünecek Komik Şeyler" fikrinden daha fazla ciddiye alıyorum. Doğrusu çocukluğumdan kalma, yıllardan beri görmediğim şeyler hakkında çok fazla düşünüyorum. Son zamanlarda dört  beş yaşlarımdan beri izlemediğim çizgi filmlerin kasetlerini aldım. Onlardan büyülenmiştim ve şu hisse kapılmıştım: "Vay, çok fazla ilgili olduğum şey bu mu?" Hafızam onları gerçekte olduklarından çok daha etkileyici hale getirmişti. 

Daniel Clowes anlatıyor.

Salı, Temmuz 11, 2017

Takoz (4)


Şiir maydanoz değildir: Salah Birsel yorumu.
Cönk: İçinde halk edebiyatından şiir, türkü, mani, fıkra, dua, hutbe türü anonim ürünlerinden yer aldığı meşin kaplı, ciltli defter mecmua. 
Süleyman Efendi: Orhan Veli’nin ünlü dizesi nedeniyle edebiyat çevrelerinde yıllardır konuşulan ünlü şiir oyuncusu.
Bak: "İsteyen denize isteyen kendine baksın." (Süreyya Berfe).
Ürperme: “Türkçenin ortasında geniş bir sevgi ve şefkat ürpermesidir. Reşat Nuri.” (Tanpınar).
Öğretmenler ve memurların romancısı: Mehmet Kaplan’ın Reşat Nuri Güntekin nitelemesi.
Bir nevi maskara Don Kişot: Halide Edip’in tanımlamasıyla Şıpsevdi’nin kahramanı Meftun.
Mazi: "Mazi lezizdir, ona geçen zaman ile bozulmadığı için itimad eder, onu solmadığı için severiz." (Abdülhak Şinasi Hisar).
Garip: “Vezinle kafiyeye, edebi sanatlara, burjuvaziye, eskilere, duygusallığa, şairaneliğe hayır!” manifestosu. 
Külliyat: Bir yazarın bütün eserlerini içeren dizi.
Anakronizm: Ne zaman yaşandığı belli olan bir kişiliği ya da olayı, başka bir dönemde geçmiş ya da yaşanmış gibi gösterme.
Zümrüdüanka: Simurg, Kaf Dağı’nda yaşayan mitolojik kuş.
Basmakalıp: Harcıâlem, klişe, sıradan, iptizal.
Fayda: "Ben güzele güzel demem / Güzel faydalı olmalı / Güzel dediğin işe yaramalı." (Eyüboğlu). Dizelerindeki 1950’lerin hemen başında şaire yönelik eleştirel biçimde tartışılmıştır.
Bahname: Osmanlı’da erotik edebiyatı ve cinsellikle ilgili malumat içeren kitaplara verilen isim.
Cem: Şarabı bulduğu için hazzın ve eğlencenin simgesi olan hayali kişilik.
Ceride: Gazete.
Ağız: “Kahramanlardan birini alıp onun ağzından anlatmayı daha kolay bulurum.” (Reşat Nuri).

Pazartesi, Temmuz 10, 2017

Muhalefet Defteri Çıktı



Uğultular


Bir rüyadan arta kalanlar, derinlerden, ta çocukluktan çınlayan hatıralar. Garip, güzel, korkunç… İstanbul’dan Antakya’ya uzanan, ormanda biten bir yolculuk. Neyi konuşsa hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilen erkekler.
Gönül Kıvılcım; Kader’in, Dolunay’ın, Melek’in ve ormandaki diğerlerinin hikâyesini anlatıyor… Tarihi olmayan zamanın, kadınların… 
Uğultular, hepsi görünen ve hiçbiri anlatılmayan küçük ve büyük sırların romanı. Neden peşinden gideriz geçmişimizin? Ejderha uyanır diye korkar mıyız?

Pazar, Temmuz 09, 2017

All Capp


Bizde çok sevilen, Vatan ve Milliyet'te dizi sonlandırana kadar yayımlanan Hoş Memo'nun çizeri All Capp hakkında okuyorum. Capp, Amerikan ölçülerinde bir liberalken muhafazakarlaşıyor ve 68' sürecinde açık bir sol ve demokrat karşıtına dönüşüyor. Bağnaz, inatçı ve öfkeli biri olup çıkıyor. Televizyonlarda inatçı bir dille saydırıp duruyor. Sonraki yıllarda şöyle demiş örneğin: "öğrendiğim şeylerden biri, liberal bir tavır sergilediğimde -ki buna inanıyordum- muhafazakârlar bana sadece soğuk bir küçümseme gösterdiler. Onlardan hiçbir zaman bir mektup almadım. Sadece benden nefret ettiler. Liberallere saldırmaya başladığımda muhafazakârlar soğuk sessizliklerini korudular fakat liberaller her hafta binlerce mektupla beni kınamaya başladılar!”. Capp'in anlattığı Hoş Memo'nun sonunu getiren dönem olmalı. 

Yine altmışlı yıllarda ortaya çıkan pop-art akımını da aynı torbaya koyup tekmelemiş ama çizgi bantlarla-çizgi romanlarla arasında ilginç de bir karşıtlık kurmuş...“Modern sanat sakat düşüncelilerin açığa çıkmasıdır. Yeteneksizler tarafından yaratılır, ilkesizler tarafından satılır, bilgisizler tarafından satın alınır. Gerçek sanat bugün çizgi bantlarda bulunuyor. Ve çizgi bantları bugün Amerika’da üretilen en iyi sanat. Onları Daumier ve Michelangelo’ya uyguladığım standartlara göre değerlendiriyorum. Ve bu standartlara göre bantlar gerçekten çok iyi.”

Cumartesi, Temmuz 08, 2017

Her Şey Dahil


Birbirine dolanan arzular, hiç durmadan yağan yağmur gibi bizi kıstıran yorgunluklar, zamanın insafsızlığı, eksikliğin sıkıntısı, hayatın yeknesaklığı ve benzersiz coşkusu. 

Kerem Aslan, yarı karanlıkta bir zamanı anlatıyor, eve sığınan, evi bulan ve özleyen ince bir hüznü.

Her Şey Dahil, uyumsuzluk öyküleri, bulanık, perdesiz ve yanı başımızda.

Cuma, Temmuz 07, 2017

Galip ve Pı'ya Mektuplar


Pı’ya mektupların esası, bütün sözlüklerin en yıpranmış sözcüğü: aşk. Ümitsizlikten, terkedilmişlikten ölüyor her sahneye çıkan. Hiçbir kahkaha çınlamıyor karelerde. Berduşun soğuk elleri, hem "ibnenin" hem kaldırımın sesi; küçük kızlar gibi titreyen, karanlığa hissedar öyküler. Bitimsiz intikam hayattan. Şiddet yüzlü adamlar, karaağaçlar, arka sokaklar, uzak diyarlar, uzaylılar. Faust en meraklı okuyucu, Pı terkeden; Galip, çizmeye keş. 

Perşembe, Temmuz 06, 2017

Takoz (3)


Cep Kitabı: Chapbook, cep boyunda ucuz kitaplara verilen isim.
Üçüncü Hamur: Kısa ömürlü, düşük maliyetli kâğıt türü.
Kebikeç: Kitapları haşereden koruyan meleğin adı.
Küçük Adam Edebiyatı: Türkçe edebiyat eleştirisinde sıradan insanları, sokaktaki adamı anlatan roman ve öyküler için kullanılan niteleme.
Mısra haysiyetimdir: Yahya Kemal’in şiir sloganı.
Dübeyt: İki beyit anlamında, rubai için kullanılır.
Poetika: Aristoteles’in şiirle ilgili düşüncelerini içeren kitabının adı. Şiir üstüne düşünce ve teorilerin bütünü.
Cicili Bicili Boyacı Sandığı: Cahit Irgat’ın Yahya Kemal şiirine yönelik döneminde çok tartışılan nitelemesi.
Nevrozum: İlhan Berk’in İstanbul tarifi.
Hasaset: Edeb dışını edebiyatta kullanma, asalet karşıtı.
Düzd-i Sühan: Söz hırsızı.
İstidrak: Över gibi görünerek eleştirmek. 

Çarşamba, Temmuz 05, 2017

Hugo


 
Çizgi Roman: Kariyerimin henüz başlangıcında çizgi romanla ilgilenmeye başlamıştım. Desen konusu ilgimi çekiyordu: Resimlerle anlatmak, çizgi romanda yazıyı ve diyaloğu kullanmak. Aslında çizgi romanla büyüdüm diyebilirim çünkü benim zamanımda çizgi roman tanıdık bir eğlenceydi.

Gördüğüm en büyülü yer: Fantezilerimde ve dünyamda, Batılı eğitimim nedeniyle belki de, İrlanda’ydı.  Muhtemelen modern hikâyeleri, Yeats şiirleri,  James Joyce’un İrlanda’nın fantastik dünyasını anlatan; küçük yeşil adamlarla, konuşan taşlar ve yapraklarla süslü hikayeleri nedeniyle böyleydi. Bu hikâyelerde bütün Kelt dünyası aktiftir: taşlar konuşur, gökler konuşur, otlar ve hayvanlar... hepsi de önemlidir. İrlanda’ya, işte tüm bunları görmeye gittim.

Mezarlıklar: Bence o kadar da uğursuz değiller, biraz karanlık biri olduğum için belki de. Ayrıca  karga da benim çok sevdiğim bir hayvandır.

Corto Maltese: Ona aşık olacak ya da ondan nefret edecek bir noktaya henüz ulaşmış değilim, bu bir sempati ve dostluk ilişkisi. Hayatımın şu döneminde kendimi Corto Maltese ile beraber kalmak zorundaymışım gibi hissediyorum. İrlanda’ya geliyorum ve Corto Maltese burada; Danakil’e gidiyorum, Corto Maltese orada; Venedik’e gidiyorum....Nereye gitsem orada ve Corto Maltese’nin yaptıklarından başka bir şey yapamıyorum.

Venedik’te yaşıyorum: Burada sinema olasılığı pek yok, kendimi bana yakın olan şeylere adadım. Venedik sizi düşündüren, dolaşmaya çıkartan ve sokaklarda yürüten  tarzda bir sanata sahip. Bu nedenle Roma’daki gibi Cinecitta’ya sahip değilim ama  fantezi dünyamı besleyen kanallara ve çok güzel bir kente sahibim.

[Hugo Pratt'la, hayatının son günlerinde, 1995'te yapılan bir söyleşiden]

Salı, Temmuz 04, 2017

Takoz (2)



Çağlar: Ece Ayhan’ın çalışmalarında kullanmadığı soyadı.
Galat-ı Meşhur: Yaygın yanlış.
Sanat şahsi ve muhteremdir: Fecr-i Ati’nin sloganı.
Nevzat Çorum: Yusuf Atılgan’ın mahlası.
Nisuaz: İstiklal Caddesi’nde, edebiyatçıların uğrak yeri olan pastane.
Şeyh-ül Muharririn: Yazarların şeyhi, ustası anlamında kullanılarak Burhan Felek için söylenmiştir.
Serin Esen: Halide Edip’in Akile Hanım Sokağı romanında idealize ettiği modern kadın karakter.
Kınar Hanım: Ermeni asıllı tiyatrocu. Ece Ayhan’ın Kınar Hanım’ın Denizleri kitabına, şiirine ilham olmuştur.
İki Çizgi: Memet Fuat’a göre Türk şiiri iki çizgide gelişti. Birincisi Nedim-Yahya Kemal-Nâzım Hikmet-Orhan Veli. İkincisi Şeyh Galip-Haşim-Necip Fazıl-Dağlarca.
Açlık Grevi: Nâzım’ın haksız yere hapiste tutulmasını protesto etmek için başlattığı açlık grevi. Eyleme destek olmak için Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday da açlık grevine başlamıştır (1950).
Tasfiye Lazım: 1940 yılında Gavsi Ozansoy’un aynı isimli yazısıyla başlayan eski şiire yönelik eleştirel gençlik hareketi.
Bibliyofobi: Kitaptan hoşlanmama, kitap sevmezlik.
Bibliyofil: Kitap tutkunu.
Kitaptanır: Bibliyognost, kitapları iyi bilen, bilgisi olan.
Kitap Düşmanı: Bibliyoklast, kitapları yok eden kişi.
Tezhip: Yazmalarda sayfanın yaldız ve boya ile bezenmesi.
Vassal: Bozulmuş ve yıpranmış yazmaları yenileyerek onaran sanatçı.
Dar-ül Kütüp: Kitaplık.
Hafız-ı Kütüp: Kütüphaneci, kitap koruyucusu.

Pazartesi, Temmuz 03, 2017

Kemal Sunal



Yanı başımızdaki Çizgi Roman


Sadece bizde değil, çizgi romanın endüstri olduğu ülkelerde bile olabiliyor, grafik romanla ilgili yanlış bir algı var. Sanılıyor ki, başlayıp biten bir serüveni anlatan her tek çizgi roman eseri grafik romandır. İlgisi yok; baskı niteliği, sunum, hacim veya başlayıp bitmesiyle açıklanamaz grafik roman. Her şeyi başaran muktedir bir kahramanın hikayesi, örneğin Batman veya Örümcek Adam, grafik roman olamazlar. Özel bir albümlerinin olması, ayrıksı bir macera yaşamaları onları grafik roman yapmaz. Yıllar önce, anaakım çizgi roman içinde yayımlanmış öncü nitelikli bir seriyal senaryosu veya serüveni, örneğin Frank Miller’ın yazdığı bir Batman, çığır açmış, grafik roman türünün gelişimine katkıda bulunmuş, piyasadaki kabulünü kolaylaştırmış olabilir, bugünse durum epeyce farklı. Denebilir ki, dünya kadar albüm ve kitap üstünde neden grafik roman ibaresi yer alıyor? Yapılana ticari bir kurnazlık demek zorundayız. Grafik romanlar merak uyandırdığı için vara yoğa grafik roman etiketi konabiliyor. Amerika’daki marketlerde pelerinli olmayan her Avrupalı çizgi roman bu isimle nitelenebiliyor. Eskiden Japon çizgi romanları aynı kaderi yaşıyordu. Grafik romanı çizgi romandan ayıran en temel farklılık, hikayelerin niteliğiyle ilgilidir. Yaşlanan, ölen, başarısızlıklar yaşayan, çizgi romana göre yavaş akan hikayelerin sıradan nitelikli karakterlerini anlatıyor grafik romanlar.

Antonio Altarriba-Kim (Joaquim Aubert) ikilisinin Kırık Kanat’ı bir grafik roman. Türkçede 2011 yılında yayımlanan Uçma Sanatı’nın bir tür devamı. Albümün yazarı Altarriba’nın babasının sonu intiharla biten yaşam öyküsüydü Uçma Sanatı. Grafik romanların ortak özelliklerinden biri (oto)biyografik nitelikler taşıması, yazar ve çizerlerin, ekseriyetle, kendi hayatlarına, yakın çevrelerine ve ailelerine, özellikle ebeveynlerinden birinin yaşam öyküsünde odaklanmalarıdır. Uçma Sanatı’nda bu eğilime uyarak, bir büyüme ve yaşlanma hikayesi anlatılmıştı. Altarriba, aynı mantıkla, arka planda 20. yüzyıl İspanya siyasi tarihini kullanarak bu kez annesini “konuşmak” istemiş. Albümün sonsözünde yazdıklarına göre bir kadın okurunun “peki ya anneniz?” sorusuyla başladığını söylüyor Kırık Kanat’a. Soru, babanızı bu kadar anlatırken anneniz neredeydi, neden onu anlatmadınız demek istiyor, yazara bunu hissettirmiş. Kırık Kanat, bu yüzden de bir grafik roman. Çizgi roman üreticilerine bu tip sorular sorulmaz çünkü. Okurlarının ve üreticilerinin böylesi bir sıkıntısı yoktur. Erkek kahramanın mücadelesini izleriz ve/veya erkeksi-erotik bir kadın kahramanın “pataküte”sini okuruz. Tıpkı erkek kahramanlar gibi onlar da yenilmez ve muktedirlerdir, kötüleri birer ikişer tepelerler. Altarriba’yı rahatsız eden ve hikayeyi başka türlü anlatmaya zorlayan politik bir doğruculuk içeriyor kadın okurun sorusu. Brecht’in “Okuyan Bir İşçinin Soruları”nda geçer: “Nereye gittiler Çin Duvarı bittiği gece/ Duvarcılar? Yüce Roma’da/ Geçilmez zafer anıtından. Kim dikti bunları? Kimleri yenerek? (…) Sezar, Galyalıları yendi/ Bir aşçı da mı yoktu yanında?” Tarih kitapları nasıl zaferler kazanan kralları yazıyorsa çizgi romanlar da yenilmez kahramanları anlatıyor. Grafik romanlarsa sıradan insanları, kenarda kalanları, büyük değil küçük hikayeleri, zaferleri değil hayal kırıklıklarını.

Kırık Kanat, bu ayrımın farkında olarak anlatılmış, hikayenin dört bölümü annenin yakınındaki birer erkeğe ayrılmış: Petra’nın babası, patronu, kocası ve ömrünün son günlerindeki “sevgilisi.” Kadının itibarsızlığını, ikincilliğini gösteren özellikli bir seçim… Doğru ayrımlar, doğru çıkarımlar yapılmış. Anlatılanlar, ister kronolojik olsun ister bir duyguya yoğunlaşsın, iyi bir hikayenin odağında insanlar, dönüştürücü olaylar ve fikirler olmak zorundadır. Bunu yaparken karakterinizi tanımlar, arzularını ve dertlerini açıklar, psikolojik eşiklerini gösterir ve yorumlarsınız. Petra, erkekler dünyasında temkinli adımlar atan, niyetini saklayan, soğukkanlı, mesafeli, tedbirli biri. Öyle ki kolundaki çolaklığı kimselere hissettirmeden ömrünü sürdürebiliyor, en yakınları dahi onun bu durumunun farkına var(a)mıyorlar. Altarriba, annesini anlatırken maddi olmayan ve maddi izlerin peşinden gitmiş. İlki, haliyle elle tutulur şeyler değil; kurumlar, gelenekler, inançlar ve itikatlar içeriyor. Petra, doğarken annesi ölmüş, babası çok sevdiği karısının ölümünden sorumlu tutarak onu öldürmek istemiş, kolundaki çolaklık o teşebbüsün hatırası. Çok küçük yaştan itibaren ev hizmetinde çalışıyor, okula gönderilmiyor, bağnazca koşullandırılıyor erkeklere karşı, üstüne üstlük tecavüze uğruyor, sürekli hezeyanlar yaşayan yatalak bir babaya bakmak zorunda kalıyor vs. Petra, kendini erkeklerden uzaklaştırarak neredeyse aseksüel birine dönüşüyor, saplantılı bir titizliği ve çalışkanlığı var, çalıştığı evi ustalıkla çekip çeviriyor. Ruhunu çalışarak kurtaranlardan, siyasete inanmıyor, fikrini söylemiyor, tarafını göstermiyor ve otorite karşısında her zaman geçiştiriyor, takiyye yapıyor. Altarriba, benzer bir yorumu, maddi izleri anlatırken, İspanya’nın tarihi ve faşizan siyasi iklimi için de kullanıyor; asker ve bürokrat yöneticileri, onların yardımcılarını gösteriyor bize. Büyük siyasetin içinde sakınarak yaşamaya çalışan birileri söz konusu olduğunda Petra yalnız değil. Biliyoruz ki, iyi hayat hikayeleri tek bir biyografi içermezler, bir sınıfın ve toplumun tarihini resmedebilir, karmaşık olaylar dizgesini açıklamaya yarayabilirler. Gerçek dediğimiz şey, karmaşık ve çok yönlüdür. Farklı görüşlerin gösterilebilmesi, tarihe ve hayata tek biçimli bakmamızı engellediği için önemlidir. Petra’yı veya çevresindekileri haklı ya da haksız göstermek, tarihi yargılamak gibi bir kaygısı yok hikayenin. Öte yandan bunu hiç yapmıyor demek de mümkün değil. Okura seçme şansı veren iyi hikayelerden Petra’nın biyografisi. 

Kırık Kanat’ın başarısı, her insanın hayatının heyecan verici ve anlatılabilir olduğunu göstermesinde yatıyor. Çizgi roman dilini ve tekniklerini kullanarak, bizi yanıbaşımızda olup bitenlere bakmaya, empati kurmaya, mağdurun dilini anlamaya, hatırlanmayanları hatırlatmaya çağırıyor. Altarriba-Kim ikilisinin ilk albümleri olan Uçma Sanatı da böyleydi; Kırık Kanat, anlamlı bir hikaye, iyi tasarlanmış ve devamlılık taşıyan bir çizgiyi görmek ve okumak imkanı veriyor bize. Grafik romanın ayrıksılığına iyi bir örnek sunuyor üstelik.

Sabit Fikir, Haziran 2017

Pazar, Temmuz 02, 2017

Takoz


Kara Bir Gün: İstanbul’un işgaline karşı Süleyman Nazif’in yazdığı, döneminde çok ünlü olan makalenin ismi.
İsim Babası: İkinci Yeni ismini ilk kullanan yazar Muzaffer Erdost.
Seber: Cemal Süreya’nın soyadı.
Dört Köşeli Üçgen: Salah Birsel’in tek romanı.
Bibliyoman: Kitap kurdu.
Göl Saatleri: Ahmet Haşim’in çok bilinen şiirinin adı.
Boşboğaz: Hüseyin Rahmi Gürpınar ile Ahmet Rasim’in birlikte çıkardıkları mizah dergisi.
Sis: Tevfik Fikret’in İstanbul’a lanetler yağdırdığı şiirinin adı.
Ok: Yahya Kemal’in aruz kullanmadan yazdığı tek şiir.
Agrafi: Yazı yazma yetisinin yitirilmesi, tıbbi terim.
Kanber: Onsuz düğün olmaz, Hazreti Ali’nin azad ettiği kölesi.
Aydemir: Şevket Süreyya’nın severek soyadı olarak aldığı, Müfide Tek’in romanı.
Ahmet Cemil: Halit Ziya’nın Mai ve Siyah romanındaki hayalperest ve romantik kahraman.
Yanyana İki Mezar: Rumeli Hisarı’nda Yahya Kemal ile Tanpınar’ın mezarları yan yanadır.
Aşiyan: Kuş yuvası.
İkinci Yeni’nin Papazı: Ece Ayhan için kullanılan yakıştırma.

Cumartesi, Temmuz 01, 2017

Seyrüsefer Defteri 83


Modus Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (30 Haziran). ++ Better Call Saul Sea3 Ep. 9 ve 10'u seyrettim (29 Haziran). ++ Jordskott Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (28 Haziran).++ Kara Bela (2015) Cengiz Bozkurt büyük oyuncu (27 Haziran). ++Charlie Countryman (2013) filmin bağlamı ve meselesi neredeyse yok desem yanlış olmaz ama güzel sahneleri ve bir enerjisi var(26 Haziran).++ Lo Chiamavano Jeeg Robot (2015) ayın sürprizi, İtalyan süper kahramanı (25 Haziran).++ Tuna ile Wonder Woman'a gittik, gişe kaybını göze almışlar (24 Haziran). ++ Manhattan Night (2016)filmin nereye nasıl gideceğini anlıyorsun, sürprizi yok (23 Haziran).++Animal Kingdom US Sea 1 Ep 9 ve 10 seyrettim (22 Haziran). ++Eskişehir Yolculuğu (21 Haziran). ++ Solo (2013)vasat bir gerilim (20 Haziran). ++ Animal Kingdom US Sea1 Ep 7 ve 8'i seyrettim (19 Haziran). ++ Decoding Annie Parker (2013) belgesel havasında (18 Haziran).++ Contratiempo (2016) epeyce teatral ama eski tarz iyi polisiye (17 Haziran).++ T2 Trainspotting (2017) ilk filme turistik seyahat olmuş ama temposu, mizahı yine de güzel (16 Haziran). ++Better Call Saul Sea3 Ep. 7 ve 8'i seyrettim (15 Haziran). ++ Animal Kingdom US Sea1 Ep 5 ve 6'yı seyrettim (14 Haziran).++ İstanbul yolculuğu(13 Haziran).++ Twin Peaks  Sea3 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (12 Haziran). ++ Tuna ile Dede Korkut Hikâyeleri: Salur Kazan'a gittik, çok fena seviyesinde (11 Haziran).++ Young Pope Sea1 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (10 Haziran).++ Düğün Evi Oyun Evi oyununu seyrettim, grotesk cinselliği kullanmaları cesurdu (9 Haziran).++ American Pastoral(2016) daha iddialı bir film bekliyordum, inandırıcı olmamış (8 Haziran).++ Animal Kingdom US Sea1 Ep3 ve 4'ü seyrettim (7 Haziran). ++Harlots Sea1 Ep. 3 ve 4'ü seyrettim (6 Haziran).++ Criminal Activities (2015) odağı dağıtmasa sürprizi tutturabilirmiş (5 Haziran).++Animal Kingdom US Sea1 Ep1 ve 2'yi seyrettim (4 Haziran).++Tersine Dünya (1993) 50'li yılların mizahını taşıyor, o yıllar için cesur, sonrası için arkaik (3 Haziran).++ Sunset Song (2015) edebiyat uyarlaması olduğu için seyrettim, yavaşlığı, kadın hikâyesi olması ilgi çekici yönleri (2 Haziran).++ Fargo Sea3 Ep.1 ve 2'yi seyrettim (1 Haziran).



Perşembe, Haziran 29, 2017

Güzel Şeyler


Ebebulgur: Bulgur iriliğinde yağan kar.
Ebehörlüm: Beş nisanda esen fırtına.
Ecet: Dul bir kadının yeniden evlenmesi için beklemek zorunluğunda olduğu zaman.
Efci: Kadın gibi iş gören erkeklere verilen ad.
Elebez kancığı: İşsiz güçsüz olup, gönül eylemek için avare avare dolaşan.
Elüğun köri: Bir kimseninin çağırmasına ya da sorusuna karşılık olarak tersleme, azarlama anlamında kullanılır.
Eşkem köşkem: Kayıtsız, gamsız.
Fartfurtçu: Gelişi güzel iş yapan konuşan, palavra atan kimse.
Fenekir: Delik deşik olmuş, eskimiş.
Fıcık: Bir şeyin en küçüğü, ufacık, küçücük.
Fışfırdal: Sidiğini tutamayan.
Mart Cevizi: Boysuz, küçük yapılı adam.
Lemlum etmek: Açıkça söylememek, gevelemek.
Melermek: Gözlerin heyecandan yusyuvarlak açılması.
Muştucuböcü: Girdiği eve hayırlı haber getirdiğine inanılan, kelebeğe benzer kahverengi kanatlı böcek.
Nakış: İpekböceğinin üçüncü değişim uykusu.
Oğlakbaşlı: Kuyruklu yıldız
Cintepesi: Dağın en yüksek yeri. 

Çarşamba, Haziran 28, 2017

Taşra Tektüklüğünde


Taşra seyrekliği, taşralı merakı, yılgınlığı… Ne zaman taşrada vakit geçirmek durumunda kalsam, rahatsızlıkla söylemiyorum bunları, ilginç şeylerle karşılaşıyorum. Büyük şehirlerde göremeyeceğiniz şeyler de oluyor bunlar. Caddede, sokakta, bir yerde beklerken birileri size selam veriyor. Dursanız konuşacaklar, sorsanız cevaplayacaklar. Yakın zamanlarda en çok ilgimi çeken şey, insanların sizin yabancı olduğunuzu fark etmeleri… Bazen yabancı olmanızı diliyorlar sanki… Arabaların içine ısrarla bakıyorlar örneğin… Arsızca bir niyetle yapmıyorlar bunu.

Şehirli orta sınıflar bu kadar bakılmaya alışkın değillerdir. Daha çok onlar bakarlar etrafa, seyrederler, çıkarımda bulunur, aralarında konuşurlar. Yaşadıkları şehirle, aklından geçen medenilik ölçütleriyle, beklentileriyle kıyaslarlar. Oysa burada karşılarına çıkan şey fark edilmeleridir. Yabancı olduğunu hissettirecek ölçüde bakılırlar. Taşra tek tüklüğünde onca seyreklik içinde bir seyir nesnesine dönüşürler. Taşralılar şehre yeni gelen birini hemen fark ediyorlar. Medya, popüler kültür ve metropol hikayeleri taşraya dokunmuyor. Ebedi ve romantik iddialara karşın taşranın piyasa değeri yok. Taşralının şehirli yabancıya ısrarla bakmasında öfke var, husumet var, yalnızlık ve dışlanma korkusu var. Işığın arkasında kalma tedirginliği var. 

Foto: Cahilus

Pazartesi, Haziran 26, 2017

Çala Çala



Yukarıdaki filmi sonuna kadar izlerseniz roman çocuklarının müziği maharetle çaldığına filan şahit olmayacaksınız. Çoğu zaman bir gürültü, kaotik bir ses duyacaksınız. "Bu yaşta bunları çalarsa bu bebeler ilerde neler neler çalar" gibi bir şey değil yani. Ha şurası kesin tabii, küçük yaştan başlıyorlar çalışmaya...

Kime sorsanız bir müzik aleti çalmak istediğini söyler, yine çoğu insan çöpten adam bile çizemediğini söyleyip mahcup bir ifadeyle hayıflanır. Kişisel olarak ben herkesin resim çizebileceğini, resimle derdini anlatabileceğine inanıyorum. Ve yine her çocuğun bir ritim duygusu taşıdığını, vurmalı çalgıların eğitimin bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum...

Oysa bizim eğitim sistemimiz resim veya müziği  sadece ve sadece yüksek sanatlar seviyesinde görerek buna ket vuruyor, öteliyor. 6-10 yaş arası çocuklar birlikte davul çalabilirler halbuki. Çok da eğlenirler. 

Yıllardır pek moda, bakın nasıl birlikteyiz, biriz, bir oluyoruz diyerek büyük şirketlerin çalışanları vurmalı çalgılarla ritim grupları kuruyorlar. Kendilerini iyi hissettiklerinden filan söz ediyorlar. Davul temposu, kalp ritmiyle uyumludur ve bu bakımdan birlikte tutulan tempo insana iyi gelir.

Kötü resim çizebilirsiniz ama çizmeye devam ederseniz bir anlatım dili ve üslup belirleyebilirsiniz... Ebeveynler kötü resim çizdiklerine ve resim çizmenin bir yetenek ve sınırlı bir azınlığa ait olduğuna inandırıldıkları için çocukları için şartları zorlamıyorlar. Üstelik resim çizmenin maddi bir karşılığı yok, geçiştirilen, çocuğu okulda tutmaya yarayan ders saatlerinden biri işte..Elbette çok yetenekli mutlaka resim çizmeli diyeceğimiz çocuklar var...Tıpkı beste yapabilen harika çocuklar olduğu gibi...Ben bir ritim duygusundan ve resimle kendini ifade etmekten söz ediyorum. Bu zenginliktir ve yüksek sanat iddiasıyla ötelenemez. 

Roman çocukları neden müzisyen oluyorlar. Kafa şişire şişire çalmayı öğreniyorlar çünkü. Tekrar ediyorlar, kimse onlara kafa ütülüyorsun demiyor. Geçimlerini buradan çıkartacaklarını bilen aileleri tarafından teşvik ediliyorlar.

Çocuklar yan yana dambır dumbur çala çala bir ritim tuttursalar, inanın çok mutlu olurlar. Çocuklar arası resim yarışması inanılmaz tatsız bir şey bence...Eğlenceyi azınlığa terk etmek demek...


Okay Temiz'e selam gönderiyorum.

Perşembe, Haziran 22, 2017

Aşk denebilir sanıyorum


*Çocuk yaşlarınızda çizgi romanlar, mizahi dergiler-yazılar ilginizi çekmiştir. İlerleyen yaşlarınızda bu ilginin devam etmesinin nedeni nedir ?

Sevgi, sempati ya da aşk denebilir sanıyorum.

*Bu türlerin akademik anlamda literatür oluşturabileceğine sizi ikna eden ne oldu ?

Motivasyonumuzu kişisel iştah ve arzularımız belirler daha çok. Genel anlamda akademide daha ciddi, daha büyük ve daha önemli olana yönelik bir itibar kriteri vardır. Biraz onunla da cebelleşmek ve algıyı ucundan kıyısından değiştirmek istedim galiba. Üstelik yurt dışında bu konuda yapılmış binlerce çalışma vardı. Burası için yeni görünen ama yapılması gereken bir şeyi denediğimi düşünüyorum. Popüler kültür ürünlerinin, ülkeyi, kamusallığı, zihinsel kalıpları anlamak için önemli olduğuna inanırım.

*Çizgi romanlar, mizahi dergiler v.b türler için yaptığınız akademik çalışmalar nelerdir ?

2007 yılında üniversiteden istifa ederek ayrıldım, öncesinde ve sonrasında yüzlerce dergi ve gazete makalesi, yurt içi ve dışında yirmiye yakın akademik dergi yayını ile sanıyorum on civarında kitap çıkardım. Bu niyetle üretmiyorsunuz elbette ama çalıştıkça ve yıllar geçtikçe bir birikim oluşuyor.

*Ülkemizde çizgi roman denince macera-bilimkurgu-fantastik temalar akla geliyor. Peki toplumsal gerçekler çizgi romanlarda yer almalı mı ? 

Grafik romanlar bunu yapıyor, daha yavaş ve edebi hikâyeler anlatıyorlar.

*Yurtdışında sinemaya,televizyon dizilerine uyarlanıp büyük bir piyasa oluşturan çizgi romanlar ülkemizde hangi konumda?

Bu söylediğiniz daha çok Kuzey Amerika için geçerli. Orası ve belki Japonya ile Fransa dışındaki hiçbir ülkede o denli büyük ve hararetli bir “piyasa” yok. Türkiye’de de yok.

*Bir yazınızda, daha önce çizgi romanların kahramanlarına Türkçe isim vererek çevirildiğini belirtmişsiniz. Bunun yerine Türk kahramanların olduğu yerli çizgi romanlar yazılamaz mıydı ? 

Türkiye’ye yoğun olarak dahil olduğu yıllarla ilgili galiba bu söylediğiniz. O yıllarda yetişmiş, devamlılık gösterebilecek üreticilerimiz olmadığı için mümkün değildi, çizilemezdi, yazılamazdı.

*Klasik romanların ,grafik-roman uyarlamaları ilgi gördü ve yerli eserlerin de grafik-roman uyarlamaları yapıldı. Bu uyarlamaların eserlerin değerlerini olumlu veya olumsuz nasıl etkiliyor?

Onlara grafik roman değil uyarlama demek gerekiyor. Edebiyattan yapılan her türlü uyarlama risklidir, birinde sözle anlatırsınız, diğerinde görsel ardışıklık ve diyaloglarla… Olumlu ve olumsuz dediğimizde ister istemez pedagojik bir tartışmaya dahil olmak zorundayım. Bunu da yapmak istemiyorum. Siz ilgi gördü diyorsunuz, bu uyarlamaların niteliği çok düşüktür mesela. Büyük reklamlarla bir kampanya yapıldı ve satıldı o kadar. Arkası geldi mi? Hayır. Uyarlamaların okuma alışkanlığı yaratacağına ilişkin iyimserlikse çizgi romanı hiyerarşik olarak önemsizleştiriyor. Basit bir mantıkla çocuklar önce çizgi romanla tanışacak, aldığı okuma hazzıyla roman ve öyküye, sahici edebiyata yönelecek vs. Sanatlar hiyerarşisinde edebiyat yukarıda çizgi roman aşağıda görülüyor, çocukların daha iyi ve güzele ulaşılabilmesi için çizgi roman araçsallaştırılıyor. Oysa çizgi roman, bir hissi, bir zevki ya da birilerini bir yerden bir yere götüren servis aracı, aşağıdan yukarıya taşıyan asansör değil. Kendine özgü bir başka anlatım aracı, bir sanat türü.

*Çizgi romanlar,karikatür-mizah dergileri güldürü öğelerini daha fazla içerdiği için diğer edebi türlere göre önemsenmemiş ve "boş edebiyat" olarak görülmüş olabilir mi ?

Muhtemelen. Şunu da düşünmek gerekiyor elbette, meseleye sanat ve popüler kültür üzerinden bakacaksak, popüler kültürün geniş bir bölümü niteliksizdir, çizgi romanlar da böyledir. Nitelikli ve iyi hikâye ise nerede olursa olsun değer görür.

*Günümüzdeki alternatif kültür-sanat dergilerinin, blogların, sosyal medyanın yeni yazmaya başlamış olanlar için avantajları veya dezavantajları nelerdir ? 

Yazar olmak için, çok okumak ve çok çalışmak, çok yazmak gerekiyor. Bunu yaparsanız, nerede, nasıl yaparsanız yapın yazar olursunuz. Sosyal medya, karşılaşmaları kolaylaştırıyor ama bu sürat, kimseyi yazar yapmaz, o iş emek istiyor, çok külfetli ve ağır bir süreç. 

[Erciyes İletişim Gazetecilik Bölümünde okuyan Muharrem Gündoğan isimli bir öğrenci arkadaş, bitirme ödevi için bu soruları sordu.]
Related Posts with Thumbnails