Cumartesi, Mart 20, 2010

Güvensizliğin Hikâyecisi


Önemli bir şey oldu, Suat Gönülay’ın Ben Yaşarım adlı albümü yayınlandı. Epeydir, çizgi romandan da çizgili dergilerden uzak bir hayat sürdürüyordu. Oysa geriye dönüp bakılırsa, özellikle doksanlı yıllarda Türkiye’nin en popüler çizgi romancısıydı. Kolay eksilmeyen bir enerjisi vardı, çarpıcı hikâyeler anlatıyordu. Zamanının dışında kalmayı biliyordu, pathosu, coşkusu ve huzursuzluğu nedeniyle kendi kuşağından bütünüyle ayrılıyordu. Sonra, ‘film başa sardı’ ve ‘çizer çizerin kurdudur’, ondan olmalı, küskünlükle dergilerden uzaklaştı Gönülay, başka ufuklara yelken açtı. Neredeyse on yıldır adamakıllı bir şey çizmeyip pat diye ortaya çıkması, albümdeki son söze bakılırsa, albümlerin devamını getirecek olması… Bakın işte bunlar iyi haberler…

Gönülay, mizah dergilerinde çalışmaya başladığında fark edilen bir imza değildi, Gırgır’da yetişen ya da çevresinde dolaşan sayısız isimden biriydi. Hiç bir zaman ‘harika çocuk’ gibi sunulmadı, tanınmıyordu, göz almıyordu, sahiden çok çalışarak bir yerlere geldi. Bugün çizgi roman denildiğinde akla gelen isimlerden biriyse eğer, bunun nedeni öncelikle bu sebatkârlığıdır. Başlangıçta bir boşluktan yararlandı, boşluktan yararlanmak da maharet ister. Bir grup isim Limon dergisini kurmak üzere Gırgır’dan ayrılmıştı, aralarındaydı ama ‘çalışacak, olursa olacak’ kertesindeydi. Ekiple birlikte gelmesi beklenen o günlerin önemli çizeri ‘son anda’ risk almaktan cayınca, şans bu ya, yeni dergide sayfa sahibi oluverdi. Sonrasında, ‘topu alıp kaleye inmedi’ elbet, meşakkatli yıllar geçirdi. Avrupalı, ‘mizah dergisinde ne işi var?’ dedirten Heavy Metal tarzı çizgi romanlar yaptı, anlatımını geliştirdi, çizdikçe çinisi, rengini ve mecrasını buldu. ‘Çok sürmez, kapanır gider’ denen bir dergide her hafta olgunlaşarak büyüdüğü bir gençlik yaşadı. Derler ya, ‘horozu çok olan köyün, sabahı geç olurmuş’, Gırgır’da bunları yapabilme imkânı bulamazdı, gün gibi ortada, çizdiği tek bir sayfa yayınlanamazdı… Düzelteyim, yayınlatmak için, yayınlananlara benzetmek zorundaydı…

Gönülay için şu söylenebilir: iyi çizer değildi, iyi bir çizer oldu ama her zaman iyi hikâyeciydi. Yıllar geçtikçe, çizgisini senaryoya bağlı biçimlendirmeyi denedi. Mizah dergilerindeki Oğuz Aral etkisinde gelişen üslup birliği düşünülürse, Gönülay’ın biçimsel arayışları, başlı başına yenilikçilik arzediyordu. Üstelik bu meydan okuyucu iştah, vakit alıcı temrin, çizgisini besleyip büyüttü. Fırçadan çok tarama ucunu öne çıkarttığı işleri de oldu, çininin sulandırıldığı ve tramın belirginleştiği dönemler de…

Ben Yaşarım, çeşitli mizah dergilerinde daha önce yayınlanmış hikâyelerden derlenmiş ister istemez. Genel olarak üretim tarihleri birbirine yakın olan çalışmalar seçilmiş ki bu albüme özellikle görsel bir tutarlılık kazandırmış. En eski tarihliler, doksanlı yılların hemen başından. 1991 yılında çıkan Hayatım Roman-Baltalar Elimizde (Joker Yayınları) albümünde yer alan dört hikâye (Gönülay iki tane dese de) yeniden değerlendirilmiş. Bu hikâyelerden biri olan Ben Yaşarım, hem albüme isim olmuş, hem de düstur olarak tasarımı belirlemiş, raison d'être’si olmuş çalışmanın. Bu tekrar kullanımlardan bir başkasını, Pişmanlıklar Lokantası’nı, kendi adıma Türkçe edebiyatın en iyi hikâyelerden biri sayarım; hiç yoktan gözyaşının histeriye ve onulmaz bir ıstıraba dönüşmesinin absürd bir dille resmedildiği benzersiz bir anlatıdır.

Gönülay, asıl olarak güvensizliğin hikâyecisidir; onun karakterleri ya birbirlerine güvenmezler ya da karşılıklı güvenin var olabileceği bir temel zaten yoktur. Buna göre hayatın çarkları öyle bir işler ki, eğer sağlam adımlar atmazsan yarı yolda kalırsın, ‘yürüyenler’ seni geride bırakarak yola devam ederler. İnsanlar bir arzu toplumunda yaşarlar; muhtaçtırlar, hep bir başkasının yerlerine ikame edileceğini bildikleri için utanç duyarlar ve utançlarını bastırırcasına kolay öfkelenirler. Yalanları, sadakatsizlikleri ve saf kötülük taşıyan halleri kendilerin korumak içindir. Birdenbire çözülüp ağladıklarına, insani özlerini hatırladıklarına şahit oluruz, biliriz ki hepsi geçicidir. Hayatın asal rutini alçaklıktır. Acıma hissi geçicidir, sahici değildir. İyiliğe dair her şey yok olmaya mahkûmdur. Garip bir biçimde hemen hiçbir karakterin geçmişi yoktur; hep yeni olana özlem duyarlar, zengin olmak, sınıf atlamak, takdir görmek veya alkışlanmak isterler. Sonu gelmez bir oluş (becoming) hali içinde yaşarlar. Değişmek, fethetmek, dünyayı yerinden oynatmak, yırtmak ya da ne dersek diyelim hepsi başkalaşma arzusu adına bir tür yolculuğa çıkarlar. Hiçbiri kendiyle yetinmemektedir, öyle ki yetinen, perhizci olan, saf kalabilenler, diğerlerinin hedefi haline gelir. Gönülay, aptallık ölçüsünde masum olan bir kadını, çocuğu ya da bir vicdan sahibini hikâye evrenine katarak hem bu vahşi hayatı hem de kontrastı komikleştirir. Mizah dergilerinde sık rastlanan cinselliğin ve cinsel açlığın her sorunun payandası olduğuna ilişkin yorum, Gönülay’da yok değildir ama güvensizlik, arzu ya da tamamlanamayan benlik hali kadar birincil önemde olmamıştır.

Ben Yaşarım
, sadece iyi bir albüm değil, iyi bir hikâyeciyi, unutulmuş bir gözbağcıyı keşfetmek ya da hatırlamak için bir fırsat. Albümden Devamı Haftaya ile Bitik Kardeşler’in diyaloglarını, vakt-i zamanında epeyce konuşulmuş iki bölümlü habaset hikayesi Örtmenim Canım Benim’i ayrıca tavsiye ederim.


[Radikal Kitap, 19.3.2010]

1 yorum:

ezgi umut dedi ki...

yazık. Üzüldüm öncelikle tek bir yorum olmamsına. Sonra da burada öğrendiğim sanatçıyı daha önceden bilemeyişime. Kültürümüzün kara kışı geçmek bilmiyor. yazı için elinize sağlık.

Related Posts with Thumbnails