fanzin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fanzin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Aralık 06, 2023

Göktaşı

Görmemiştim, bilmiyordum, teksirle çoğaltılmış bir bilim kurgu fanzini Göktaşı, ocak 1980'de yayımlanmış, ve galiba tek sayıda kalmış... 

Başlarken yazısına göre memleketin Antares ve X-Bilinmeyen'den sonra çıkan  üçüncü bilim kurgu dergisiymiş, Bülent Akkoç, basılı dergilerin yüksek maliyetlerinden dolayı bu yola başvurduğunu söylemiş...  

Bülent abiye yakışan, ancak bir fanzincinin anlayıp paylaşabileceği tatlı bir amatörlük, güçlü bir heveskârlık, deliduman bir iştah ve iddiacılık elbette...İçerde iki öykü var, biri Arthur C.Clarke'a ait... Çevirileri Suha Alıncak yapmış... Hepi topu on altı sayfa zaten, mini boy...

Derginin içinden çıkan posta çekini ayrıca paylaşmak istedim, o yıllarda, en azından bir çeyrek asır etkisi sürdü, posta çeki ve havalesi yoluyla dergilere abone olunurdu. Akkoç da okura abonelik çağrılarında bulunmuş... Merak ettiğim, okurun dergiye nerelerde ulaştığı-satın aldığı, gazete bayiilerinde yer bulamayacağı aşikar çünkü Göktaşı'nın...

Salı, Aralık 21, 2021

Fanzin’in Ruhu

Büyük şehirlerdeki sahaf çarşılarına yolunuz düşerse eğer, eski kitaplar ve dergiler arasında, onlardan epeyce farklı fotokopi dergilerle karşılaşabilirsiniz. Dış görünüşleri, bakılmaktan eprimiş sayfaları, sloganvari yazıları dikkatinizi çekecektir. İlk bakışta fotokopiyle çoğaltıldıkları düşünülmediği için derginin baskısının kötü olduğu sanılabilir. Oysa bu dergiler belki sadece o sahafta satılan, elli ya da bilemediniz yüz nüsha çoğaltılmış yayınlardır. Nerdeyse tamamı, popüler yayın organlarında yer bulamayan veya özellikle yer almak istemeyen “gençler” tarafından hazırlanan fanzinler, okurundan önce üreticilerine heyecan veren ürünlerdir. 

Fanzinler, İngilizce’deki açılımıyla “fanatik magazin”ler, Türkiye’de Seksenli yılların ikinci yarısında çoğaldılar. Yayılma nedenlerini globalleşmeyle ve metropollerde ucuzlaşıp bollaşan fotokopi imkanlarıyla açıklamak mümkün. Batı’da, önce Amerika’da, dağıtım tekellerinin maddi ve yasal kısıtlamalarından kurtulabilmeye yönelik bir yayım biçimi olarak ortaya çıkmış fanzinler. Bir türün veya konunun meraklıları/fanları tarafından hazırlanmaları, genellikle A4 veya B5 fotokopi kağıdı boyutlarında olmaları ve genel geçer toplumsal değerlere yönelik alaycı (sarkastik) duruşları tipik özellikleri olmuş. Fanzinlerin şehrin “underground” mekanlarında yer bulabilmesi, okuyucuya el altından verilmesi, dolayısıyla az satması onların bir parça gizemli ve muhalif sayılmalarına da sebep olmuş. 

Türkiye’de de buna benzer bir süreç yaşandı; büyük şehirlerde heavy metal ve punk kültürünün etkili olduğu grupların öncülüğünde (ve bir ölçüde “Alamancı” desteğiyle), içeriği müzik ağırlıklı olan ilk fanzinler, kasetçi ve plakçılarda satılmaya başladı. Özellikle metropolleşen İstanbul’un mali kontrolünün giderek imkansızlaşması, fanzinlerin sayı ve çeşit olarak yaygınlaşmasını hızlandırdı. Böylelikle müzik temasının dışına çıkılarak çizgi roman, mizah, bilim kurgu, fantastik, sinema, pornografi veya anarşizm temelli fanzinler yayımlandı. Bugün internette hazırlanan web sayfaları (webzine, e-zine) nedeniyle eski hızını yitirse de fanzin “tür” olarak varlığını sürdürüyor. Memleket fanzinlerinin bütününe bakarak bir değerlendirme yapmak, bu çeşitliliğe ulaşmanın imkansızlığını hesap ederek çok zor, ama genel bir izlenimden söz edebilmek mümkün. Fanzinler çıkartmış bir arkadaşım, yaptığı işi “resmiyetten duyulan bıkkınlığın dışavurumu” diye özetleyerek, eklemişti: “mevcut değerlerin reddiyesini yaptım”. Bu iddialı sözlerin haklılık payını özellikle bir kenara koyarak, “ben” vurgusunun altını çizmek istiyorum. 

Fanzinler genellikle genç işidir; çoğunlukla yeniyetme lafazanlığı ve sıkıntısı, lakaydi bir özgürlük söylemiyle tanımlanabilecek bir anlatım dili taşırlar. Tekdüze ve silik bir Türkiye fotoğrafının karşısında bağırarak konuşurlar. Öte yandan yaşları itibarıyla kırılgan bir egoyu dış dünyaya karşı koruyan pasif –ve belki nihilist- ama mutlaka içe dönük bir tepki verdikleri de söylenebilir. Çünkü bu tür yayınlarda toplumsal eylemlere mesafeli olmak, politika ve politikacılardan nefret etmek –ya da kayıtsız kalmak sık görülen bir tepkidir. Toplumsal sorunları düzeltmeye yetecek bir güç olmadığına ilişkin inanç, sorunları görünür kılmayı gereksizleştirmektedir. Bir kaç Troçkist imge dışında Marksizmin fanzinler içerisinde özellikli bir yeri olmaması, “bencilik” ve resmiyet karşıtlığı ile ilintili olarak düşünülebilir. Gençleri toplumsal sorumluluk taşımaya iten öğretmen tavrı alaycı bir tavırla ele alınmaktadır. Bir başka deyişle hazza engel olan her türlü siyasi ya da kültürel “duruş” onlar için sıkıcı ve konformisttir. Fanzinlerin politik tavrını çizgilerinde sürdüren Lombak çizerlerinden bir arkadaşım, Marksist bir başka çizer arkadaşım için “Ondan çok var” demişti. Bu “ben farklıyım” demenin bir başka biçimi aslında. Sorumluluk sahibi insanların “mutlu son”lu hikaye ve meselleriyle ilgilenmemek, bu mutlak iyimserliği ciddiye almamanın ifadesi. Siyasetin, siyasetle ilgilenenin misyonu vardır. Oysa genel olarak fanzinlerin siyasetle ilişkileri komplo teorilerine olan inanışlarıyla sınırlıdır. 

Çoğu fanzinde vaaz veren konuşmalar, öğretmen ve ebeveyn kalıpları özellikle kullanılır. Yeşilçam’ın porno yıldızlarına veya kötü adamlarına yönelik sempati de daha çok buradan, “alternatif” olarak görülmelerinden çıkmaktadır. Anti rasyonalizmden beslendikleri için gizemli, egzotik ve gerçek-dışı olana karşı aşırı bir hayranlık söz konusudur. Ayrıca burjuva romantizmi ve erotizmine duyulan husumet nedeniyle, nefret ve iğrenme hislerini ifade eden öğeler de sahiplenilmiştir. Behçet Nacar, Nuri Alço, Cevat Prekazi veya Cüneyt Arkın’a duyulan aşırı hayranlıkta birer idol haline getirilmelerinin katkısı vardır. Bu oyuncular, fanzinlerde ne kendileri ne de rolleriyle uyuşan bir biçimdedirler. Edebiyatın/resmiyetin kadın yüzüyle (dudaklar ve gözlerle) ilgili edepli hislerini tersine çeviren yaklaşımlarında, aşkı ve romantizmi, sekse ikame eden, bu yüzden de herkesten daha sahici bulunan bir Yeşilçam yıldızını öne çıkartabilmektedirler. 

Bugün, fanzinlerin denetim dışı olmalarını muhalefetle özdeşleştiren, onları herkesten çok dürüst sayan romantik yaklaşımlar mevcut. Bu tür iddiaları fanzinlerin genel olarak ciddiye almadığı siyasal grupların yapması ise ilginç. Ayrıca fanzinleri bir azınlık duruşu olarak görmek ne kadar doğru olur bilinmez, medya ve reklamcılar tarafından massedilmiş, espri, vurgu ve yaklaşımları popüler dergilere ve hatta gazetelere taşınmış bir anlayıştan söz ediyoruz çünkü.

Pazartesi, Mayıs 21, 2018

Geçmiş Zaman...


1992 yılında çıkardığım koloni isimli fanzine yazdığım manifestodan bölüm...O tarihlerde grafik roman filan bilinmezdi. Göz kararı mı el yordamı mı diyelim bilemiyorum, başka bir şey yapmak istiyordum. Gırgır ve benzerlerindeki üretime, Teksas Tommiks algısına bakıyor ve yeni olan bir şeyi üretmeyi arzuluyordum.

Manifesto romantik ve abartılı, tutarsızlıklar da taşıyor...Ama nostaljik ve galiba inat ettiğimi bana hatırlattığı için değerli...Yoksa kimselerin aklına gelmeyen şeyler değildi, grafik roman da bu sıkıntıdan doğdu. Endüstrinin ve anaakımın dışına çıkıp bir şeyler yapma enerjisinden...

Pazar, Haziran 14, 2015

Dün Okuduklarım


Çizgi Fanzin, çizgi ağırlıklı özgürlük alanı alt başlığıyla çıkmış. İlüstrasyonlar, çizgi romanlar, desenler, şiir ve şiirimsi metinler var. Ben fanzinlerin ilüstrasyon sunumuna girmelerini hele yaşadığımız dönemde pek doğru bulmuyorum. Dağ taş, beğen butonuyla yaşayan ilüstrasyonla dolu... Üstelik, fanzin demek, o malzemeyi iyi de sunamamak demek... Çizgi Fanzinciler güzel bir çaba göstermişler, daha çok hikaye ve mesele anlatırlarsa daha güzel de olurlar gibi geldi bana...


Hep görürdüm, hiç okumamıştım. Erotik hikayeler sanıyordum, tam öyle değilmiş...Hardcore Soap Opera demek daha doğru...Cinsellikle ilişkisini farklı kuruyor, belki o da ilginç denebilir...yirmi yıl öncesine göre radikal ve ayrıksı da sayılabilir ama beni o soap opera kalıbı cezbetti...


Epey eski bir tarzmış...Çeyrek asır önce üretilmiş olabilir, o gün dahi anlatırken eskiymiş...hikaye eski, erotizm eski, karakterlerin derinleşememesi, hatta konuşamaması eski...Çizerin kamerayı bu kadar geriye kurması, hep geniş planlar istiflemesi de bunun göstergesi...Yaklaşamıyor meselesine...

Pazar, Ocak 26, 2014

Koloni

1991, Kapak Murat Sayın'a ait.

1992

Revize edilmiş ilk sayı

Korsan'in iç sayfa ilavesiydi...Manara çevirisi filan yapmıştım. Galiba, ilk Manara'yı ben yayınladım ve tercüme ettim, hoh hoh...

Bu da Koloni'nin ilavesiydi.



Kırmızı renkli kağıtlara çoğaltıyorduk, ilk sayı sarıydı, ikincisi kırmızı oldu. Kapak Murer'e ait (Murat Erhan Gülşar)

Bu sayıyı matbaada bastık, halen borcumuz var...

Renkli kapaklara geçmiştik...Pahalı fanzin olduk.

Çift kapaklı, asetatlı...Kosta (Ceran) severdi, böyle numaraları :)

baskı sayıları şu yüzden, 100'er tane çoğaltıyorduk, bittikçe yeniden ve yeniden...



asetatlı kapak













Related Posts with Thumbnails