Salı, Şubat 21, 2017

Hatırlamak-Unutmamak


Millet olarak unutkan olduğumuz iddia edilir, okur yazarlarımızın "bu halk.." diye başlayan ezber eleştirilerini ve bunun toplumun bütün kesimlerinde çeşitli biçimlerde yinelendiğini görerek unutkan olduğumuza inanmak gerekiyor ama...

Yukarıda 1985 yılına ait bir Gırgır kapağı var, tipik Gani Müjde esprisi. Müjde'nin bunca yıl nasıl popüler kalabildiğini gösteren, ortalamayı bilen ve buna inanarak bakan espri karakterini gösteren bir mizah içeriyor. Bana başka türlü de popüler olunamaz gibi gelir. "Bu halkın unuttuğu filan yok" demenin mizahını uzun uzadıya açıklamak zorunda kalırsınız. Oysa kabul gören bir klişeyi kullanarak pat diye amacınıza ulaşırsınız.

Kapağın sağ altında konuşanlara bakarsak, sağcıların peşinde koşan ve onlara oy verenler, aldatılması kolay insanlardır, borç para isteyerek bu "cahilleri" hemmen kandırabilirsiniz. Unutkandırlar çünkü.

Sıradan insanlar için siyaset ve oy verme güdüsü, bütün o büyük laflara rağmen çoğunlukla çıkara dayanır. İş vaadi, işini kaybetme riski ve maddi kayıp korkusu her türlü büyük siyasetin üzerindedir. Sıradan insanlar muktedirler karşısında güçsüz ve savunmasız olduklarını bilirler. Kolay harcanabileceklerini bilirler, yetersiz olduklarını bilirler... Ona göre yaşarlar. Ama böyle yaşadıklarını kabul etmezler, kendileri dışındaki herkesin cahil ve ruhsuz, kafir ve terörist, vatansız ve hain olduğunu söyleyerek gururlanırlar.

"Bu halk unutur, hafızasızdır" demek de bizi ruhen ve fikren bir tık yukarıya taşıyor...

"Bu halk unutur" gibi gelmiyor bana, Aziz Nesin derdi "biz söylemeyiz, söyleniriz" diye...Ben daha çok buna inanıyorum.Unuttuğumuz filan yok, işimize gelince konuşuyor ve susuyoruz. Herkes olup bitenlerin farkında.

Pazartesi, Şubat 20, 2017

Bozkır 8


Bozkır'ın yeni bölümü 221B'nin yeni sayısında, Mart ayında. Murat Başol çiziyor, ben yazıyorum.

Cumartesi, Şubat 18, 2017

Mezarlık


Alayına İsyan, her ay Kafa'da...Ben yazıyorum, Sefa Sofuoğlu çiziyor.

Cuma, Şubat 17, 2017

Ne İyi Ettin


Geçtiğimiz hafta, eve geç kaldım, oğlanı alacağım, aceleyle koşturarak bürodan çıktım. Metro alt geçidinden yolun karşısına geçip bir taksiye bineceğim. Metroya girerken gözüm birarada duran yirmili yaşlarda dört delikanlıya takıldı. Öylesine, özel bir şey olmadan bakarsınız ya, öyle bir şey. Birden, ne oldu bilmiyorum, çocuklardan ikisi diğer ikisine öldüresiye, tekme tokat saldırdı. Bağırış çağırış arasında, saldırıya uğrayan iki genç toparlanarak saldırganları kısa sürede bertaraf ettiler. Hatta bir tanesi öyle bir yumruk yedi ki iki seksen serilerek yerden kalkamadı.

O hengamede, saldırganlar mağdur ve saldırıya uğramış sayıldılar. Çevre esnafı diğer iki çocuğa yapıştı. Önce anlayamadım, sonra çocuklardan birinin gitarı olduğunu, esnafın ve ahalinin sırf o nedenle bir tercihte bulunduğunu hissettim. Polis geldi, çocuklara hiç iyi davranmadan itip kalkmaya başladılar.

Geç kalmışım, çok da emin değilim ne olduğundan ama polise "ya bu çocuklara saldırdılar, bunlar kendilerini savundular" demek istiyorum. Niye bilmiyorum, söylemem lazım gibi geliyor. Olay büyüdü, polis çocukların yakınlarına telefon açmasına izin vermedi, "ohal var açamazsın" filan gibi şeyler söylüyor, ortalık ana baba günü.

Saçma bir şeydi belki, kız meselesi, küfürleşme filan ama kavganın sertliği, polisin sertliği beni sahiden rahatsız etti, sıkıntıyla dışarı çıktım, taksiye atladım, eve koyuldum.

Konuşkan adamım, ilk karşıma çıkan taksici olduğu için hissiyatımı ve yaşadıklarımı anlattım. Aklım sıra iç döküyorum. Kızılay'dan Cinnah'a geldiğimizde şoför, elini direksiyona vurarak şen bir kahkaha attı: "Abi be ne iyi ettin de arabama bindin, kimisi biniyor tek bir laf etmiyor, cenaze taşır gibi sus pus gidiyoruz" dedi.

Perşembe, Şubat 16, 2017

Kıymetli Şeylerin Tanzimi


Alışılmış bıkkınlıklar, küçük ve sıradan kıyıcılıklar, avuntular, fısıltılara kananlar… Kıymetli Şeylerin Tanzimi, bir aile tarihi, soluk ve pırpır eden bir ışığın altında geçen hayat muhasebesi… Sezen Ünlüönen duman gibi hafif, merakla ve sessizce geziniyor evin içinde...

Çarşamba, Şubat 15, 2017

Sosyal Faşistler


Neden yan yana duramıyoruz, neden her önüne gelen daha büyük solcu, daha sahici solcu olduğuna inanıyor ve bir diğerini küçümsüyor. Soru gibi okunmasın isterim, cevabı yok değil ama bir tane de değil.

Naziler gelirken bütün muhalefet, Nazileri değil sosyal faşistler dedikleri, kim oldukları tam da belli olmayan bir tahayyülle uğraşır ve birbirlerini sosyal faşist olmakla suçlar.

Anlatılan bir hikayedir, adamın biri damdan düşer, millet başına toplanır, her kafadan bir ses çıkar, insanlar akıl verip dururlar. Şöyle yapılmalıdır, böyle yapılmalıdır. Laf bitmeyince ve ne yapacağını şaşırınca, damdan düşen adam, "bana" demiş, "damdan düşen bir adam bulur musunuz, en iyi aklı o verir bana."
Related Posts with Thumbnails