Pazartesi, Haziran 26, 2017

Çala Çala



Yukarıdaki filmi sonuna kadar izlerseniz roman çocuklarının müziği maharetle çaldığına filan şahit olmayacaksınız. Çoğu zaman bir gürültü, kaotik bir ses duyacaksınız. "Bu yaşta bunları çalarsa bu bebeler ilerde neler neler çalar" gibi bir şey değil yani. Ha şurası kesin tabii, küçük yaştan başlıyorlar çalışmaya...

Kime sorsanız bir müzik aleti çalmak istediğini söyler, yine çoğu insan çöpten adam bile çizemediğini söyleyip mahcup bir ifadeyle hayıflanır. Kişisel olarak ben herkesin resim çizebileceğini, resimle derdini anlatabileceğine inanıyorum. Ve yine her çocuğun bir ritim duygusu taşıdığını, vurmalı çalgıların eğitimin bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum...

Oysa bizim eğitim sistemimiz resim veya müziği  sadece ve sadece yüksek sanatlar seviyesinde görerek buna ket vuruyor, öteliyor. 6-10 yaş arası çocuklar birlikte davul çalabilirler halbuki. Çok da eğlenirler. 

Yıllardır pek moda, bakın nasıl birlikteyiz, biriz, bir oluyoruz diyerek büyük şirketlerin çalışanları vurmalı çalgılarla ritim grupları kuruyorlar. Kendilerini iyi hissettiklerinden filan söz ediyorlar. Davul temposu, kalp ritmiyle uyumludur ve bu bakımdan birlikte tutulan tempo insana iyi gelir.

Kötü resim çizebilirsiniz ama çizmeye devam ederseniz bir anlatım dili ve üslup belirleyebilirsiniz... Ebeveynler kötü resim çizdiklerine ve resim çizmenin bir yetenek ve sınırlı bir azınlığa ait olduğuna inandırıldıkları için çocukları için şartları zorlamıyorlar. Üstelik resim çizmenin maddi bir karşılığı yok, geçiştirilen, çocuğu okulda tutmaya yarayan ders saatlerinden biri işte..Elbette çok yetenekli mutlaka resim çizmeli diyeceğimiz çocuklar var...Tıpkı beste yapabilen harika çocuklar olduğu gibi...Ben bir ritim duygusundan ve resimle kendini ifade etmekten söz ediyorum. Bu zenginliktir ve yüksek sanat iddiasıyla ötelenemez. 

Roman çocukları neden müzisyen oluyorlar. Kafa şişire şişire çalmayı öğreniyorlar çünkü. Tekrar ediyorlar, kimse onlara kafa ütülüyorsun demiyor. Geçimlerini buradan çıkartacaklarını bilen aileleri tarafından teşvik ediliyorlar.

Çocuklar yan yana dambır dumbur çala çala bir ritim tuttursalar, inanın çok mutlu olurlar. Çocuklar arası resim yarışması inanılmaz tatsız bir şey bence...Eğlenceyi azınlığa terk etmek demek...


Okay Temiz'e selam gönderiyorum.

Perşembe, Haziran 22, 2017

Aşk denebilir sanıyorum


*Çocuk yaşlarınızda çizgi romanlar, mizahi dergiler-yazılar ilginizi çekmiştir. İlerleyen yaşlarınızda bu ilginin devam etmesinin nedeni nedir ?

Sevgi, sempati ya da aşk denebilir sanıyorum.

*Bu türlerin akademik anlamda literatür oluşturabileceğine sizi ikna eden ne oldu ?

Motivasyonumuzu kişisel iştah ve arzularımız belirler daha çok. Genel anlamda akademide daha ciddi, daha büyük ve daha önemli olana yönelik bir itibar kriteri vardır. Biraz onunla da cebelleşmek ve algıyı ucundan kıyısından değiştirmek istedim galiba. Üstelik yurt dışında bu konuda yapılmış binlerce çalışma vardı. Burası için yeni görünen ama yapılması gereken bir şeyi denediğimi düşünüyorum. Popüler kültür ürünlerinin, ülkeyi, kamusallığı, zihinsel kalıpları anlamak için önemli olduğuna inanırım.

*Çizgi romanlar, mizahi dergiler v.b türler için yaptığınız akademik çalışmalar nelerdir ?

2007 yılında üniversiteden istifa ederek ayrıldım, öncesinde ve sonrasında yüzlerce dergi ve gazete makalesi, yurt içi ve dışında yirmiye yakın akademik dergi yayını ile sanıyorum on civarında kitap çıkardım. Bu niyetle üretmiyorsunuz elbette ama çalıştıkça ve yıllar geçtikçe bir birikim oluşuyor.

*Ülkemizde çizgi roman denince macera-bilimkurgu-fantastik temalar akla geliyor. Peki toplumsal gerçekler çizgi romanlarda yer almalı mı ? 

Grafik romanlar bunu yapıyor, daha yavaş ve edebi hikâyeler anlatıyorlar.

*Yurtdışında sinemaya,televizyon dizilerine uyarlanıp büyük bir piyasa oluşturan çizgi romanlar ülkemizde hangi konumda?

Bu söylediğiniz daha çok Kuzey Amerika için geçerli. Orası ve belki Japonya ile Fransa dışındaki hiçbir ülkede o denli büyük ve hararetli bir “piyasa” yok. Türkiye’de de yok.

*Bir yazınızda, daha önce çizgi romanların kahramanlarına Türkçe isim vererek çevirildiğini belirtmişsiniz. Bunun yerine Türk kahramanların olduğu yerli çizgi romanlar yazılamaz mıydı ? 

Türkiye’ye yoğun olarak dahil olduğu yıllarla ilgili galiba bu söylediğiniz. O yıllarda yetişmiş, devamlılık gösterebilecek üreticilerimiz olmadığı için mümkün değildi, çizilemezdi, yazılamazdı.

*Klasik romanların ,grafik-roman uyarlamaları ilgi gördü ve yerli eserlerin de grafik-roman uyarlamaları yapıldı. Bu uyarlamaların eserlerin değerlerini olumlu veya olumsuz nasıl etkiliyor?

Onlara grafik roman değil uyarlama demek gerekiyor. Edebiyattan yapılan her türlü uyarlama risklidir, birinde sözle anlatırsınız, diğerinde görsel ardışıklık ve diyaloglarla… Olumlu ve olumsuz dediğimizde ister istemez pedagojik bir tartışmaya dahil olmak zorundayım. Bunu da yapmak istemiyorum. Siz ilgi gördü diyorsunuz, bu uyarlamaların niteliği çok düşüktür mesela. Büyük reklamlarla bir kampanya yapıldı ve satıldı o kadar. Arkası geldi mi? Hayır. Uyarlamaların okuma alışkanlığı yaratacağına ilişkin iyimserlikse çizgi romanı hiyerarşik olarak önemsizleştiriyor. Basit bir mantıkla çocuklar önce çizgi romanla tanışacak, aldığı okuma hazzıyla roman ve öyküye, sahici edebiyata yönelecek vs. Sanatlar hiyerarşisinde edebiyat yukarıda çizgi roman aşağıda görülüyor, çocukların daha iyi ve güzele ulaşılabilmesi için çizgi roman araçsallaştırılıyor. Oysa çizgi roman, bir hissi, bir zevki ya da birilerini bir yerden bir yere götüren servis aracı, aşağıdan yukarıya taşıyan asansör değil. Kendine özgü bir başka anlatım aracı, bir sanat türü.

*Çizgi romanlar,karikatür-mizah dergileri güldürü öğelerini daha fazla içerdiği için diğer edebi türlere göre önemsenmemiş ve "boş edebiyat" olarak görülmüş olabilir mi ?

Muhtemelen. Şunu da düşünmek gerekiyor elbette, meseleye sanat ve popüler kültür üzerinden bakacaksak, popüler kültürün geniş bir bölümü niteliksizdir, çizgi romanlar da böyledir. Nitelikli ve iyi hikâye ise nerede olursa olsun değer görür.

*Günümüzdeki alternatif kültür-sanat dergilerinin, blogların, sosyal medyanın yeni yazmaya başlamış olanlar için avantajları veya dezavantajları nelerdir ? 

Yazar olmak için, çok okumak ve çok çalışmak, çok yazmak gerekiyor. Bunu yaparsanız, nerede, nasıl yaparsanız yapın yazar olursunuz. Sosyal medya, karşılaşmaları kolaylaştırıyor ama bu sürat, kimseyi yazar yapmaz, o iş emek istiyor, çok külfetli ve ağır bir süreç. 

[Erciyes İletişim Gazetecilik Bölümünde okuyan Muharrem Gündoğan isimli bir öğrenci arkadaş, bitirme ödevi için bu soruları sordu.]
Related Posts with Thumbnails