Çarşamba, Ağustos 16, 2017

O yıl bu filme gitmiştim


Dün, Funda kütüphaneden benim için çekmiş, 1979 yılından bir gazete ilanı. O yıl, bu filme gitmiştim. Babam, abimle beni -ne yazık ki artık varolmayan- Batı Sinemasına götürmüştü. Heyecanla sinema önüne geldiğimi, kalabalıktan şaşırdığımı, içim içime sığmadığını hatırlıyorum. Gişe önünde uzun bir bilet kuyruğu vardı. Eskiden filmlerin gösterimde kaldığı her hafta, "zafer haftası" olarak nitelenir, gazete ilanlarında seyirciyi cezbedecek ölçüde vurgulanırdı. Süpermen, haftalarca oynamıştı. Erken saatlerde tüm seansların bileti tükeniyordu. Biz de bilet bulamamıştık da tam eve dönecekken babam karaborsadan almıştı. Bileti satan adamın, babamın yanına yaklaşması "dün gibi aklımda" derler ya, aynen öyle.  Karaborsa nedir bilmiyordum, üçe alıyor beşe satıyor filan denmişti.

Süpermen filmine kadar benim serüven tahayyülümü westernler ve onlardan farklı olmayan kılıçlı kahramanlar belirliyordu. Bu algı, bende uzun yıllar değişmese de filmden etkilenmiştim. Bugün çok anlaşılmayacak ama filmlerin tekrar tekrar seyredilme imkanı video çıkana kadar diyelim, eskiden yoktu. Televizyonda haftada bir ya da iki film oynardı. Filmlerle her yerde karşılaşmıyorduk. Eş dost sohbetinde, misafirliklerde filmler anlatılırdı. Kıymetli ve az bulunan şeylerdi filmler. O alışkanlıkla  filmi seyredemeyen yaşıtlarıma sayısız kez Süpermen'i anlattım. Seyredebildiğim için  şanslı ve itibarlı sayılıyordum.

Salı, Ağustos 15, 2017

Yalancı Peygamber Tavsiyeleri


Uçarılığı Orhan Veli'den, disiplini Aziz Nesin'den, çalışkanlığı Orhan Pamuk'tan almalı. İyimserliği Oğuz Atay'tan, derin sulara dalmayı Tanpınar'dan öğrenmeli.

Muziplik ve ironi için dileyenler bana başvursunlar, onlara bir reçete yazabilirim (Hep doktorlar mı reçete yazacak?). Kıkırdamak için İhsan Oktay'a  bakılmalı. Saat tamiri için Şule Gürbüz'e.

Tutku deyince Tomris Uyar, melankoli deyince Tezer Özlü, sokak deyince  Orhan Kemal, heyecan deyince Sait Faik mırıldanmalı. Denize karşı bağırmalı, dağın sesini dinlemeli, saksağanları seyretmeli...


Betonu delmeli, betonu delmeli...

Pazartesi, Ağustos 14, 2017

Nostalji, Endorfin ve Saflık


Nostaljyi sevmiyorum. Böyle söyleyince pek anlaşılmıyor. Nostaljiye hiç kapılmıyorum, hiç bulaşmıyorum demiyorum. Hepimiz az ya da çok, geçmişi yadederiz, güzel ve neşe dolu hatıraları konuşur eğleniriz. Hatırladıkça ruhumuz-bedenimiz endorfin salgılar ve mutlu oluruz.

Benim meselem, galiba, nostaljinin sahici sayılmasıyla ilgili. İnsanlar inanmak istiyorlar. Bir saflık rüyasına kapılamıyorum. Eskiden siyaset başkaydı, futbol güzeldi, şehir şahaneydi, insanlar latifti, İstanbul benzersizdi, edebiyat muazzamdı, gazeteler sahiciydi, ilişkiler hoş, aşklar, konuşmalar, muhabbetler, tanışmalar tatlıydı vs... iddiasına, rüyasına inanmıyorum.

Daha da açık yazayım, bunları palavra olarak görüyorum. Bu palavraları sadece yaşlılar da tüketmiyor, dikkat kesilerek bakarsanız, her yerde her şekilde görüyorsunuz.

Saf ve bozulmamış olan bir merhale, bir zaman aralığı veya insanlık evresi hiç olmadı. Saflık, ideolojik bir yanılsamadır, insanlar, hayat ve zaman kirlidir.

Böyle söyleyince de yanlış anlaşılıyor, açayım, bana kalırsa, iyilik dahi o kirliliğin içinden çıkar. Farkındalık taşımayan bir iyilik mümkün değildir.

Pazar, Ağustos 13, 2017

“Mizah dergileri her zaman çok konuşulan dergiler oldular”


İki yakın arkadaş, üstelik adaşlar. Otuz yıla yaklaşan bir dostluğun yanı sıra çizgili sanatlara ilişkin ortak bir tutkuları var. Levent Cantek, her hafta biraraya gelemeseler bile mutlaka telefonlaştıklarını, yerli ve yabancı çizgili kitapları, dergileri ve üreticilerini konuştuklarını söylüyor. Levent Gönenç, Anayasa Hukuku profesörü ve halen Ot dergisine çizgileriyle katkıda bulunuyor. Cantek ise üniversiteden istifa ederek ayrılmış eski bir akademisyen, başta Ankara Üçlemesi olmak üzere çeşitli çizerlerle grafik romanlar üretiyor. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Muhalefet Defteri: Türkiye’de Mizah Dergileri ve Karikatür, ikilinin ortak çalışmalarının toplandığı bir tarih ve inceleme kitabı. Cantek ve Gönenç, birkaç yıl önce aralarında konuştukları ve mesele ettikleri konuları yazıya dönüştürmeye karar vermişler. Bir makaleyle başlayan ortaklıkları sonunda bir kitaba dönüşmüş. İkiliyle mizah dergileri hakkında söyleştik.

Mizah dergileri özellikle Penguen’in kapanması sırasında çok konuşuldular. Artık mizah dergisi okumuyor muyuz yoksa bu geçici bir durum mu?

Levent Cantek- Toplamda dergi satışlarında bir düşme var ve bu durum sadece mizah dergilerine özgü bir düşme değil. Ot, Kafa veya Bavul gibi dergilerin görece yüksek satışı aldatıcı olmasın. Son on yılda dergi satışlarında önemli bir gerileme oldu. Mizah dergilerinin çok satışlı olmasına alışıldığından ister istemez yadırganıyor. Ben özellikle üreticilerini çok etkilediğini düşünüyorum. On yıllarca büyük ilgi görmüşsünüz, sonra birdenbire satışlar düşüyor, telifler düşüyor. Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar bu yüzden. Romantik çıkışlar, büyük kahırlanmalar olacak ister istemez. Gazı kaçmış gazoz diyeceğim yanlış olmasın, hissiyat olarak iyi değiller, yeni hamleler yapamıyorlar veya iştahlarını çabuk kaybediyorlar. Bitti bu iş sözüne en çok onlar kızıyorlar ama en çok onlar bu hissiyata kapıldılar gibi görünüyor. Pek çok nostaljik yazı okuyacağız o yüzden. Yeni duruma adapte olmak zorundalar. Anlattıkları hikâyeleri değiştirmek zorundalar.

Levent Gönenç- Eğer sadece satış rakamlarına bakacak olursak gerçekten artık mizah dergisi okunmuyor diyebiliriz. Ancak bu mizah dergilerindeki işlerin okunmadığı, talep edilmediği ya da takdir görmediği anlamına gelmiyor. Sosyal medya paylaşımlarına baktığımızda mizah dergilerinde yayımlanan yazıların, aforizmaların, karikatürlerin sürekli dolaşımda olduğunu ve geniş kitlelere yayıldığını görüyoruz. Dolayısıyla mizah okunuyor ama belki mizah dergisi yoluyla ve mizah dergisi biçiminde değil. Tabii bu son toplamda mizah dergilerinin satışlarının önemli ölçüde düştüğü gerçeğini değiştirmiyor. Bir de şuna değinmeden geçemeyeceğim; toplum olarak mümkünse bir ürünü veya hizmeti para vermeden almayı tercih ediyoruz. Bu mizah dergileri için de böyle. Örneğin bir öğrenci yurdunda bir öğrenci para verip mizah dergisi alıyor, o dergi yurtta elden ele dolaşarak bütün öğrenciler tarafından okunuyor. Bunu yaparken şunu hiç düşünmüyoruz; bu dergilerin yaşaması için satmaları gerek.

Satışlardaki düşmeyi neye bağlıyorsunuz?

Cantek- Tek bir neden sayamayız. Ülkenin içinde bulunduğu duruma, yazılı basının daralmasına, mizah üreticilerinin yaşlanmasına, sosyal medyanın büyümesine ve mizah dergilerinin rakiplerinin çoğalmasına, eğlence alışkanlıklarının değişmesine, zamanın hızına… Çok şey sayılabilir.

Gönenç- Cantek’in söylediği gibi tiraj kaybı pek çok sebebe bağlı olabilir. Şunu da görmemiz gerek; mizah dergilerinin satışları başka ülkelerde de pek iyi gitmiyor. Örneğin, dünyanın en köklü mizah dergilerinden bir olan Amerikan MAD dergisi ilk yayımlanmaya başladığı 1961 yılında 1 milyon küsur satarken bugün tirajı 120.000-130.000’lere düşmüş durumda. Aradan geçen elli yıldan fazla sürede nüfusun da arttığını göz önüne aldığımızda durumun vehameti daha iyi anlaşılabilir.

Cantek- Mesele nedeni tespit etmek değil bence. Yeni koşullara adapte olmak. Bu durum bugüne özgü değil çünkü. Mizah dergileri artık bu kadar kalabalık kadrolarla çıkamayacak. Üreticileri ister istemez daha çok çalışmak, daha az ilgiye ve okura alışmak zorundalar. 


Mizah dergilerinin asıl okurları kimler?

Cantek- Gırgır’dan sonra daha çok gençler oldular veya üreticileriyle okuyucuları arasındaki yaş aralığı Gırgır’la birlikte çok daraldı. Gırgır öncesinde mizah dergilerini memurların, orta sınıftan erkeklerin okuduğu söylenir. Ne dersek diyelim dergiler yayınladıkları her dönemin popüler yayınları oldular. Popüler olmak neyi gerektiriyorsa onu yaptılar, çoğunluk değerleriyle uyumlu oldular, bu değerlerle uyumsuzluk gösterenleri dillerine doladılar filan ama bunu hep genç bir dille yaptılar.

Gönenç- Ben de mizah dergilerinin asıl okuyucularının gençler olduğunu düşünüyorum ancak bu tespiti biraz detaylandırmak gerekiyor. Mizah dergileri açısından paradoksal bir durum söz konusu bence. Şöyle ki, Gırgır’ı bilen, Gırgır kadroları tarafından çıkarılan benzer dergileri takip eden kuşaklar mevcut mizah dergilerini pek beğenmiyorlar. Bir tür nostaljik hassasiyet diyelim. Öte yandan günümüz gençliğinin mizah anlayışı da mevcut mizah dergilerininkinin ötesine geçiyor çoğu zaman. Gezi olayları sırasında gördük bunu; öylesine dinamik, öylesine pırıltılı bir bakış açısı var gençlerin. Bu durumda mizah dergilerinin işi gittikçe zorlaşıyor. Hangi kitleye, neyi, nasıl anlatacakları üzerine tekrar düşünmeleri gerekiyor.

Mizah dergileri hep en çok satan dergiler mi oldular?

Cantek- Tek tek örneklere ve dönemlere bakarsak, hemen akla gelen isimleri sayarsak, bu soruya evet demek gerekiyor.

Gönenç- Şunu da ekleyelim, mizah dergileri sadece en çok satan değil, en çok konuşulan dergiler de oldular çoğu zaman. Dergi kapakları, dergilerde çıkan yazılar ve özellikle dergilerde karşımıza çıkan tipler popüler kültürün ve gündelik hayatın bir parçası oldular.

Sosyal medyanın mizah dergilerinin katili olduğu söylenir, katılır mısınız buna?

Cantek- Buna mecranın, aracın değişimi olarak bakmak daha doğru. İnternet, televizyon, sinema, gazete, dergi ve telefon, hepsi tek bir mecrada birleşsin isteniyor, en azından gidişat o yönde. Otuz yaş altı nüfusun gazete okumadığı söyleniyor, araştırmalar bunu gösteriyor. Öte yandan sosyal medyanın büyümesi, bir derginin tanınırlığına da katkı sağlıyor. Buna katil-kurban ikilemiyle bakmak doğru değil. Yüz yıl önce, sinema, tiyatroyu öldürdü deniyordu, öyle bir şey olmadı. Sosyal medya da mizah dergilerinden etkileniyor, onu taklit ediyor. Burada önemli olan,  mizah dergilerinin sosyal medyada olmayanı yakalayabilmesi, orada olanı anlatabilmesi. Mizah dergileri, televizyondan çok etkilenirlerdi, çok daha sonra televizyonda anlatılmayanı anlatarak ayakta kaldılar. Peki bu mümkün mü? Mümkün olması için çalışmak ve düşünmek, insanı dinamikleştirir. Dergide anlatılan hemen sosyal medyada yinelendiği için olamaz-yapılamaz veya dakikasında tavsar gibi görünebilir. Ben uzun süredir ısrar ediyorum, bir dergi, bir roman, bir çizgi roman artık bu süratle yarışamaz, yavaşlığı anlatmak zorundayız, yavaş anlatmak zorundayız. Popüler olan karşısında alternatif bir alt kültüre yoğunlaşılması gerekiyor.

Gönenç- Ben bu noktada Cantek’ten biraz farklı düşünüyorum. Öncelikle şu bir gerçek; dijital ortam bir yandan mevcut birikimin dolaşımda kalmasına hizmet ediyor. Örneğin bugün Milli Kütüphane’nin sayfasından Osmanlı döneminde çıkmış mizah dergilerinin hemen hemen tümüne ulaşmak mümkün. Bununla birlikte örneğin haftalık mizah dergilerinin kısmen ya da tamamen dijital ortamda paylaşılması bu dergiler açısından “öldürücü” bir etki yaratıyor. Bu paylaşımlar bu dergilerin popülaritelerine katkıda bulunuyor, bunu kabul ediyorum ama bu popülarite satış rakamlarına olumlu bir biçimde yansımıyor. Ben sosyal medyayı ve interneti bir tür “büyüteç” gibi görüyorum. Büyüteçteki görüntü büyük. Örneğin bir karikatür yüzbin kere tıklanmış ya da paylaşılmış. Oysa gerçekte cismin boyu aynı. Yani o karikatürün yer aldığı mizah dergisinin satışı tıklanma sayısının onda biri bile değil.


Son soru şu, mizah dergisi okumak bize ne kazandırır?

Cantek- Fayda açısından bakmayalım ama mizah dergileri bir meseleye ve yaşanan zamana başka türlü bakarlar, biraz ters köşeden konuşurlar, mutlaka ironik ve zihin açıcı bir şeyi dile getirirler. Bunu yapmak kolay iş değil, her zaman bu kıvamı tutturamazlar ama denerler. Sonuçta ne demişler diye bakmamız gerekir. Meseleye sadece siyaset açısından bakmayın, kapak karikatüründen, siyasetle ilgili bir espriden söz etmiyorum. Mizah dergileri, gündelik hayatı “konuştururlar”, yaşanın zamanın karikatürünü çıkarırlar. Az şey değildir bu. Ben memleket tarihine bakarken mutlaka dikkate alınmaları gerektiğine inanıyorum.

Gönenç- Mizah dergilerinin belge niteliği var kuşkusuz. Yani bir toplumun yaşadıklarını anlayabilmek açısından mizah dergileri bize çok önemli ipuçları veriyor. Bununla birlikte okuyucu karşısına çıktıkları gün itibariyle düşündüğümüzde mizah dergilerinin toplum açısından rahatlatıcı bir işlev gördüklerini de söyleyebiliriz. Yani mizah dergileri toplumda var olan sıkıntıları, belki biraz da abartarak sayfalarına taşıdıklarında, bu sıkıntının muhatabı olanlar kendilerini biraz daha iyi hissedebilirler. Yani bir mizah dergisinin kapağında o haftaya ait bir meseleye veya bir siyasetçiye ilişkin bir karikatür gördüğümüzde; “Off ! Taşı ne güzel gediğine koymuşlar !” diyerek güne daha güzel başlayabiliriz. Tabii bunu çok abartmamak gerek ancak mizah dergilerinin hayatımıza böyle olumlu bir katkısı olduğunu da kabul etmeliyiz.

Söyleşi: Ayşen Çelebi
Söyleşi daha önce Edebiyat Haber'de yayımlanmıştı.

Cumartesi, Ağustos 12, 2017

Bulut Bulut Üstüne


Ethem Baran gündelik hayattan yalın kesitler aktarmadaki, herhangi bir insanın başına gelebilecek herhangi bir olayı anlatmadaki ustalığına sağlam bir halka ekliyor Bulut Bulut Üstüne’yle. Karısını bir başkasından kaçırarak evlenen adamın, karısının şimdi de bir başkasına kaçabileceği kuşkusunu; bir türlü yaşadıkları yerden kopamayan, kendilerini orayı bekleyen deniz fenerleri olarak gören kasabalıları veya hiç kimsenin tanımadığı, kıyıda köşede kalmış yazarları… Hepsini bir sarrafın mercek üzerinden eğildiği değerli bir kuyummuş gibi inceliyor, ince ince yazıyor.
Related Posts with Thumbnails