Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Takoz (6)


Prova: Baskıya gidilmeden önce kontrol amacıyla yapılan deneme baskısı.
Kutup: “Halk için yazan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanat için sanat ilkesine inanan ve seçkinlere seslenen Halit Ziya Uşaklıgil’in tam karşı kutbunda yer alır.” (Berna Moran).
Varak: El yazması eserlerin her bir yaprağı.
Sol: “Ellili yıllarda solcuyduk ama edebiyat solcusuyduk. Edebiyattan öğrendiklerimizle solu öğrenmiştik. Kendimiz edebiyattan çıkarsamıştık.” (Adnan Özyalçıner)
Küçük Adam: “Orhan Veli ile gündeşleri yazınımıza bir küçük soktular. Yıllardır çıkaramadık.” (Turgut Uyar).
Nehir Roman: Bir dönemin olaylarını veya kuşaklar boyunca bir aileyi anlatan roman ya da roman dizisi.
Kutsal Bahane: “Ben, kutsal bir bahaneyim, belki de bir sığınağım kendime.” (Turgut Uyar).
Maya Galerisi: Adalet Cimcoz’un işlettiği, edebiyatçıların uğrak yeri olan sanat galerisi.
Kökü Dışarıda: Cemil Sait Barlas’ın mecliste yaptığı konuşmada sol yayınları ve Markopaşa’yı kastederek kullandığı, sonradan büyük yaygınlık gösteren dışlayıcı niteleme.
Tereke: Miras, bir sanatçıdan geriye kalan, taslak ve notlarından yayımlanmış çalışmalarının toplamı.
Parmaksız Hamdi: Kırklı yıllarda pek çok yazar ve şaire, solculuk suçlamasıyla işkence yapan emniyet görevlisi.
Yazarak Ölmek: Salah Birsel’in yazma şiarı.
Ayrıbasım: Bir makalenin ya da öykünün yayınlandığı dergiden ayrı olarak tek başına basılması.
Dekadan: Ahmet Mithat’ın dili bozdukları için Edebiyat-ı Cedide – Servet-i Fünûn çevresine yönelik olumsuz niteleme. 

Pazar, Temmuz 23, 2017

Eski bir resim


2004 yılı sonu olmalı. Funda'nın karnı burnundaydı, hamileliğin son aylarıydı. Ankara'da Gaziosmanpaşa'da bir balıkçı lokantasında oturmuştuk. Raşit Çavaş, Rekin Teksoy, Funda ve ben. O geceden  Rekin Teksoy'un anlattıkları kaldı aklımda. Israr etmiştim, mutlaka anılarınızı yazmalısınız demiştim. Anlattığım gibi yazamayacağım için "yazmam" demişti. Vefatında da düşünmüştüm bunu, sinema dünyasına, 60'lı yıllara, o yılların gençlerine dair ne tatlı hikayeler anlatmıştı. Böyle söylenmesi insanı üzüyor ama o tatlı fıkralar, portreler, yaşanmışlıklar, perde arkasında olup bitenler kaybolup gittiler işte...

Bazen anılarımı, yaşadıklarımı yazacağım diyorum, günlük tutmuyorum ama epeyce şey de saklıyorum. Bu toplayıcılığıma rağmen yakınlarım yazamayacağımı, kişiliğim nedeniyle bu kadar "gerçeği" anlatamayacağımı söylüyor. Haklılar mı bilmiyorum, belki ben de tıpkı Rekin Abi gibi masada yanımda oturanları güldüreceğim ama yazmaya girişmeyeceğim.

Perşembe, Temmuz 20, 2017

Çarşamba, Temmuz 19, 2017

Endişeli ve Suçlu


Basit ölçütlerim var, bir şehir veya bir mekanın medeniliğini ve yaşanabilirliğini nasıl ölçüyorum onu anlatayım. Birincisi, kadınlar sokaklarda, toplum içinde istediği gibi davranabiliyor ve yaşıyor mu? Rahatsız edilmiyor mu? Yaşıyorsa, rahatsız edilmiyorsa hah diyorum orası yaşanabilir bir yerdir. İkincisi, kedilerle köpekler yan yana duruyorsa, kediler ve köpekler sizden korkmuyor, kaçmıyor ve size sokuluyorsa orası düzgün ve insani bir yerdir.

Zevzeklik, pozörlük ve palavracılıkla ilgili ölçütlerim var ki bu da önemli, çünkü bir yeri yaşanmaz kılan her ne varsa buralardan zuhur ediyor.

Mesela her türlü zevzekliğin altında "adam gibi adam" böbürlenmesi yatıyor.

Mesela her kim ki fevrilikle veya böğürerek konuşuyorsa,vatan, bayrak, ay yıldız, şehitler, kutsalım, vazgeçilmezim saydırıyorsa, evire çevire sakız gibi bunları çiğniyorsa anlıyorum ki o konuşan endişeli ve suçlu, suçlanmaktan korkuyor.

Hiç değişmiyor, karakolda da, kürsüde de, kamera önünde de şaşmıyor.

Mesele Fatih Terim değil tabikü karşim...

Yok, medenilik ile zevzekliğin ilgisi nedir filan diyeceksen o fasla da girmeyelim derim, hep birlikte yuvarlanıyoruz, ortaya konuşuyorum canım benim.
Related Posts with Thumbnails