Çarşamba, Mayıs 31, 2017

Yancı


Ordunun yürüyüşü sırasında yanları korumak için kullanılan küçük birliklere yancı denir. Yamaklara veya asıl işi yapan ustaya yardım edene yancı denir. Anadolu’da nişan ve düğün törenlerinde kız evine götürülen armağanları korumak için seçilen delikanlıya bu isim verilir. O delikanlı hediyelerin salimen götürülmesini ve teslim edilmesini sağlar. Bursa civarında doğru yoldan sapanlar, ahlaksızlık gösterenler için de kullanılır. “Kaytarma, huysuzluk etme” anlamına da gelir. Edebiyatta yancılık, usta bir edebiyatçıya eşlik eden, onu önemli ölçüde taklit eden veya onu aşamayan, hayranlık ölçüsünde onun yol göstericiliğine ihtiyaç duyanlara denir, alaycı bir nitelemedir.

Salı, Mayıs 30, 2017

Üçürdüm


İçki için kullanılır. Üç kadeh içilmelidir. Biri erlik, biri pirlik, biri aşk için içilir. Bu üçlemeye içkiyi
üçürdüm denir. Daha bilinen bir başka versiyonu ise “İçkinin biri yarar, ikincisi karar, üçü zarar,” deyişidir. Argoda aynı mantık cinsel ilişki için yinelenir.

Çizginin Kahramanları 3.Bölüm

Pazartesi, Mayıs 29, 2017

Vay!!


Şaşırma nidası, ünlemidir. O kadar çok deyime, bedduaya dâhil olmuştur ki Türkçenin en çok kullanılan sözcüklerinden biri durumundadır. Beddua ederken “vaya batasın” denir, üzüntüye boğulasın anlamında veya acısını göresin anlamında “vayına oturasın” da kullanılır. Kasım başıyla ocak sonu arasındaki ekime elverişli toprağa “vay vay toprağı” denir. Ekimden hemen sonra olan soğuğa “vay vay donu” denir. Argoda fercin üzerindeki ince tüylere “vay vay tüyü” adı verilir. İnsanın başına gelen işlerin güçlüğü ve külfeti karşısında “vay bana vaylar bana” deyişi kullanılır.

Pazar, Mayıs 28, 2017

Güzel İsimler 2


Bir Ortaçağ Yalnızlığı (Enis Batur, 1973), Yılanların Öcü (Fakir Baykurt, 1958), Sancı Meydanı (Faik Baysal, 1968), Bir Gün Tek Başına (Vedat Türkali, 1975). Buzul Çağının Virüsü (Vüs’at O. Bener, 1984), On Yılın Romanı (Ethem İzzet Benice, 1933), Günaydın Yeryüzü (İlhan Berk, 1952), Bu Kitapta Sen Nerdesin (Egemen Berköz, 1981). Ay Büyürken Uyuyamam (Necati Cumalı, 1969), Başka Olur Ağaların Düğünü (Kemal Bilbaşar, 1977), Kikirikname (Salâh Birsel, 1961), Yanık Saraylar (Sevim Burak, 1965). Yerçekimli Karanfil (Edip Cansever,1958), Beni Öp Sonra Doğur Beni (Cemal Süreya, 1973), Cehennem Biziz (Erol Çankaya, 1976), Kaçan Uykular Ülkesi (Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1981).

Cumartesi, Mayıs 27, 2017

Anadolu Ağızlarından Guşlar


Gürleyik (serçe), pıtpıdık (tarlakuşu), efeyik (kumru), evkuşu (güvercin), sakça (karga), hacirrucir (kırlangıç), eloca (çulluk), sabuncu kargası (saksağan), gallanguç (kırlangıç).

Perşembe, Mayıs 25, 2017

Meslek

Anadolu’da Meslekler: Bülükçü (sünnetçi), belber (berber), mitilci (yorgancı), murçu (lağımcı), müettiş (müfettiş), mühreci (duvarcı), ebigat (avukat), yöreci (değirmenci), munsur (icra memuru), salgıncı (tahsildar). 

Çarşamba, Mayıs 24, 2017

"Bu Memleket Bizim"


Siyasi çekişmelerde, gerilim arttığında söz mutlaka "bu memleket bizim" lafına geliyor. Niyet belli, karşıtını dışlamak, tahkir etmek, "evden" kovmak... Buranın asıl sahibi ben ve benim gibiler demeye getiriyorlar aslında. Ev benim, mahalle benim, şehir benim, ülke benim. "Sen değilsin, sen bizden değilsin!" Bu kadar çok "kimsin sen" denmesi de bunun bir parçası...

Saçmalık olması,etkisiz olmasını gerektirmiyor tabii... Etkili olduğu, insanlara cahilane bir cesaret verdiği, azınlıkta kalanları korkuttuğu belli ki ısrarla söylenip duruyor.

Hepimiz birarada yaşıyoruz, bu memleket, bu toprak, bu yer, bu şehir, lafları ne kadar büyütürsek büyütelim, ne kadar şairanelik katarsak katalım, değişmeyecek, bu memleket birilerinin değil, birilerinin tekelinde hiç değil... Yan yana yaşıyoruz işte, vergisini ödüyor, okullarına gidiyor, eğlencesini ve yasını paylaşıyor, yaşıyor ve ölüyoruz.

Muhalefeti buradan kurmak isteyenler, ısrar edenler de var...Cahil bunlar filanla nasıl yürümüyorsa, buradan da yürümüyor.

Bir parça kızgın görünebilirim, daha çok bıkkınlıkla yazıyorum bunu. İktidara "bu memleket bizim" diyen, tartışmayı buradan kuran bir muhalefet çoğulcu değil sağcıdır, yeni değil taklitçidir, öngörülü değil yetersizdir, canlı değil zombidir, demokratik değil otoriterdir. Bu dil başka türlü kurulmalı, olmuyor, olamıyor, mesele kimin daha yerli olduğu değil çünkü...

Renkler


Anadolu’da Renkler: Yanıkal (kahverengi), yanal (pembe), monus (boz ile kara arası), bakır kırı (boz), göğez (koyu mor), gülpeşe (kızıl), mavru (yeşil, taze ceviz rengi), meneş (turuncu), gökçül (mora yakın mavi), elvele (rengarenk). 

Salı, Mayıs 23, 2017

Rüzgâr


Anadolu’da Rüzgâr: Gökyel (poyraz), oğlakkıran (karayel), hulice (bozyel), günbatı (batıdan esen yel), galaz (kuru rüzgâr), gündoğru (doğu rüzgârı), sadak (sabah yeli), minimini (kuzeyden esen hafif yel), talazlı gün (rüzgârlı gün). 

Pazartesi, Mayıs 22, 2017

Tahammül


Neden farklı fikirlere ve itirazlara tahammül edemiyoruz? Hemfikir olabileceğimiz bir cevabı var mı bu sorunun?

Dünyayı, memleketi, çevremizi, birlikte yaşadığımız insanları, hemşerilerimizi, komşularımızı tanımak için birebirdir böylesi sorular. Zihin açarlar.

Sadece tahammülsüz değil öfkeliyiz de. Neden?

Bence haksızlığa uğrayanlar, kendini suçlu hissedenler kadar öfkeli değiller. Haksızlığa uğrayanlar, dertlerini anlatmak ve konuşmak isterler. Haksızlık edenlerse susturmak.

Dikkat edin, itham edenler hep öfkeli görünürler, suçlamazsa suçlanacaklarına inandıkları için heyecan gösterirler, haksızlığa uğrayanlardan rol çalarlar.

Cevabı olmasa bile sormaktan vazgeçmeyelim. Sorular bizi, tetikte tutan, hadi diyelim, aydınlatan şeylerse, ki öyleler, geri durmayalım, ısrarla soralım... Tekrar ve tekrar başa dönerek soralım, neden farklı fikirlere ve itirazlara tahammül edemiyoruz?

Güzel İsimler


Yürekte Bukağı (Tomris Uyar, 1979), Puslu Kıtalar Atlası (İhsan Oktay Anar, 1995), Canistan (Yusuf Atılgan, 2000), Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (Barış Bıçakçı, 2000), Tuhaf Yıldızlar Dünyaya Bakıyorlar Gözlerini Kırpmadan (Sevgi Özdamar, 2003), Buruk Dünya (Orhon M.Arıburnu, 1985), Ben Ruhi Bey Nasılım (Edip Cansever, 1976), Hayat Bir Kervansaray (Sevgi Özdamar, 1992), Narla İncire Gazel (Bilge Karasu, 1995), Kınar Hanımın Denizleri (Ece Ayhan, 1959), Ne Kitapsız, Ne Kedisiz (Bilge Karasu, 1994), Gül Mevsimidir (Füruzan, 1985), Kafamda Bir Tuhaflık (Orhan Pamuk, 2016), Fena Halde Leman (Attila İlhan, 1980), Sular Ne Güzelse (Erdal Öz, 1997), Göç Temizliği (Adalet Ağaoğlu, 1985), Gecegezen Kızlar (Tomris Uyar, 1983).

Erkek Gözü








Fotoğraf: Joel Sueur

Pazar, Mayıs 21, 2017

Yaprak


Baharda, mart başında esen rüzgâra “yaprakaçan”, güz başında esene “yaprakdöken” denir. Anadolu’da sonbahara “yaprakdökümü” de denirdi. Eskiden kaçak tütünden yapılan sigaraya yaprak adı verilirdi. Keklik için çoğu yerde “yaprak kuşu” kullanılırdı. Edebiyatta Yaprak, Orhan Veli’yle özdeşleşen, kısa ömürlü bir edebiyat dergisinin ismidir.

Perşembe, Mayıs 18, 2017

Pazar, Mayıs 14, 2017

Aslolan


Aslolan, her ne olursa olsun, hayatı sahiplenmek, hayattan yana olmak...

Cumartesi, Mayıs 13, 2017

Cuma, Mayıs 12, 2017

Telef


Kurumuş ekmek, ölmüş bir gökyüzü, çiçeksiz saksı. Marşların, sızıların, yaraların hikâyesi… Kesik kesik… Bitmeyen gecenin, başsağlığına gelenlerin, dar sokağa bakan pencerenin, gidip de dönmeyenin uğultusu.

Telef, zifiri karanlığın ağıt romanı. Hep hatırlanan, her cumartesi hatırlatılan genç ölümler…

Attilâ Şenkon, ayrı ayrı zamanlarda, yan yana duruyor yangınlarla. Gecenin ortasında kelebek yumuşaklığı…

Perşembe, Mayıs 11, 2017

Hüsran


İnsan, çocukken mutlu olup olmadığını bilemiyor, oyuna devam ediyor. Hayal kırıklıklarıyla karşılaştıkça, mutsuzluğu öğrendikçe, etrafımıza dikkat kesiliyoruz. Doğal bir süreç bu, farkındalık, baş etme, toparlanma, kendini bir başkasının yerine koyma veya merhamet hep öğrenilen şeyler. Hepsi, çocukluktan sonra öğrenilen şeyler. Bu yüzden de çocukluk, en çok nostaljisi yapılan hayat evresi. Hüsransız, dediğim dedik, özgür, sorumsuz, günahsız ve karnavalesk yıllar. Şahane!

Biz, mutlu bir toplum muyuz? Bu memleketin insanları mutlu mu? Kime sorsan mutsuz olduğumuzu söyler, en olumlu cevap bile mutsuzluk yaymak isteyen "düşmanlardan" söz eder, "sen bakma onların entel dantel teneke tıngırtısına, bu millet hizmeti görüyor şu bu..."

Peki öfkeli miyiz? Bu kadar çok bağırdığımıza göre öfkeliyiz. Niye öfkeliyiz? Bence hayatla ilgili beklentilerimiz çok yüksek, fazlasıyla iyimseriz, kendimizi, çevremizi, şehrimizi, takımımızı, partimizi, yazarımızı, şarkımızı, okuduklarımızı, yazdıklarımızı, dinlediklerimizi, bildiklerimizi, çocuğumuzu, kilolarımızı, hayallerimizi haddinden fazla önemsiyor, haddinden fazla büyütüyoruz, beklentilerimizi rasyonalize edemiyor, gerçekçi bakamıyor, sürekli hüsrana uğruyoruz. Hüsrana uğradığımız için öfkeliyiz.

Hüsran, insanın başa çıkamadığı en büyük hastalığı, kanser filan hikaye.

Salı, Mayıs 09, 2017

Ödül


TRT Belgesel'de üç bölüm olarak yayımlanan, Türkiye'de çizgi romanın gelişimini konu alan Çizginin Kahramanları belgeseli, Türkiye Gazeteciler Cemiyetince verilen En İyi Belgesel ödülünü almış. Belgeselin senaryosunu yazmıştım, ödülü alan Yönetmen Ali Horzumlu'yu ve çalışmaya emek veren bütün arkadaşları kutlarım.
Related Posts with Thumbnails