Cumartesi, Ocak 26, 2013

Fırat Yine Dolanıyor Ortalıkta



Yakın dönemin en çok konuşulan çizgi kahramanı Fırat’ın üçüncü albümü çıktı. Uğur Gürsoy’un Uykusuz dergisinde yayınlanan popüler bantı, dört beş yaşlarında bir oğlan çocuğunun çevresinde gelişen naif esprilere dayanıyor. Mizah dergisi okurlarının espri alışkanlıklarına uygun olarak Fırat, bir kenar mahallede geçiyor. Toplumda vaaz edilen terbiyevi iddia ve alışkanlıkların aksine, dizide sert, epeyce duyarsız, rastgele ve el yordamıyla büyüyen bir çocuğun dünyası anlatılıyor. Fırat, orta sınıf ailesinin endişeleriyle kıyaslanırsa tek başına büyüyen bir çocuk; küçümseniyor, önemsenmiyor, öteleniyor, tokatlanıyor vs… Annesi mutsuz bir kadın, çabuk sıkılıyor oğlundan, kendine vakit ayırmak istiyor. Kadıncağızın bir dramı yok değil: tek başına debeleniyor, baba nerde bilmiyoruz, işsiz ve hayırsız bir erkek kardeşi var. Etrafın sakaletinden, konuşmalardan ve eve gelip gidenlerden anladığımız kadarıyla şehrin kenarında, dar gelirli ailelerin yaşadığı, henüz her yeri apartmanların doldurmadığı bir muhitte yaşıyorlar. Mucizevi bir şey olmadığı sürece o ortalamanın dışına çıkmaları da mümkün görünmüyor. Fırat, böyle bir hengamede büyüyor, sıklıkla ağlasa da, kendini küçümseyen akranları yüzünden ateşler içinde yanıp yataklara düşse de sağlam bir çocuk, katlanmayı, yol almayı öğrenmiş gibi görünüyor. Annesine naz yaparken, dayısına ya da komşunun oğluna inat ederken, kolay pes etmiyor, gözyaşlarını silah gibi kullanabiliyor.

Bugün pek mantıklı gelmeyebilir ama vakti zamanında Avrupa uygarlığı çocukları, bedensel olarak olgunlaşmamış, minyatür yetişkinler sayardı. Çocuklar, yetişkinler gibi giydirilir, ebeveynlere özgü hemen hiçbir şeyden sakınmadan-uzak tutulmadan büyütülürdü. Modern dönem, bu algıyı değiştirerek çocukluğun (dolayısıyla masumiyetin) olabildiğince uzun süre korunmasını sağlamaya çalıştı. Çocukluk ve ergenlik ayrımları, çocukların çalıştırılmaması, büyüme ve beslenme sorunları, bakım ve ihmale ilişkin yönsemeler modernlikle birlikte değişti. Modern devlet, çocukları geleceği olarak gördüğü için onların okulda geçirdiği süreyi giderek uzattı, ebeveynlerin çocuklarla ilişkisini tanzim edecek pedagojik kaideler belirledi, yetişkinlere ait olan ve çocukların dahil olmasını sakıncalı bulduğu pratikleri suçla ilişkilendirerek yeniden tanımladı. Çocukların, cinsellik, siyaset, çalışma ve şiddetten uzak tutulması gerektiği fikri, eğitim ve yargı eliyle kabul gördü. Modernliğin en önemli göstergelerinden biri hiç kuşkusuz çocukla ebeveyni arasındaki duygusal yakınlığın kurulması oldu.

Modern Osmanlı-Türk devlet anlayışının çocuk algısı çok farklı değil. Erken Cumhuriyet döneminde çocuk dergilerinin yöneticilerinin öğretmenler arasından seçilme zorunluluğu veya içerikleriyle ilgili pedagojik hassasiyetleri, milliyetçi düsturları düşünürsek, çocuğun denetim dışına çıkmasından, istenmeyen düşüncelerden etkilenmesinden açıkça endişe duyulduğu görülebiliyor. Sinemanın, tiyatronun, edebiyatın ve hatta eğlencenin çocuğa faydalı olması bekleniyor. Bu tanzim ve istifleme arzusuna karşın, eğitimi ve mevcut ezberi bir kenara koyarsak, çocuklara yönelik yerli bir popüler kültür mecrası yaratabildiğimiz söylenemez. Bu yokluğa ikame edilenler hep yabancı ürünler olmuştur. Walt Disney’in, İtalyan çizgi romanlarının, çeşitli dönemlerde sinemada moda olan kahramanların ve televizyon seriyallerinin kısa ve uzun ömürlü popülerliğini hatırlayabiliriz örneğin. Orhan Boran’ın radyoda popüler ettiği Yuki (plakları ve çizgi romanı da yapılmıştır), Sezgin Burak’ın Bizimkiler bantı, yakın dönemden Salih Memecan’ın Sizinkiler’i gibi bir çırpıda sayılabilecek kadar az sayıda örnek var. Çocuk kahramanlarımızın azlığı çocuk dergilerinin yüksek satışlara ulaşamamasıyla ilgili aslında… Dergiler, gelirleri ölçüsünde telif verebildikleri için, nitelikli sanatçıların bu alandaki çalışmaları teşvik de edilememiş haliyle…Oğuz Aral’ın Avni’si, Andaç Gürsoy’un Tuğçe’si, Uğur Gürsoy’un Fırat’ı yetişkin okurlara yönelik yayınlarda, mizah dergilerinde var olabildiler. Hal bu olunca, pedagojik bir hassasiyetten ziyade hakikatte ne oluyorsa, çocuklar nasıl büyüyorsa onu resmederek ama hafifçe abartarak ve komikleştirerek anlattılar. Avni, saf ama hınzırlık yapmaya çalışan bir çocuktu. Geç konuşması, zeka geriliğinin de göstergesiydi. Düştüğü komik durumlara ve en fazla kurnazlıklarına gülüyorduk. Doksanlı yıllarda mizah dergilerindeki gerçeklik kabulü daha farklıydı, okur sayısı azalmıştı ve "kötülük" en önemli espri kaynaklarından biriydi. Can Barslan'ın Hain Evlat Ökkeş'ini hatırlarsak merhamet biteviye alaşağı ediliyor, hiç bir iyi niyet izine rastlanmıyordu. Mehmet Çağçağ'ın Timsah'ı kendi çıkarı ve güdüleri adına her türlü melaneti yapabilen biriydi. Maganda esprileri tekinsizdi. Naif çizgiler giderek yaygınlık kazansa da masumiyet edebiyatına alenen saldırılıyordu, edebin bir maske olduğuna dair kuvvetli bir inanış hakimdi. Andaç'ın Tuğçe'si tam da böyle bir dergide ve zamanda popülerlik kazandı. Kötü bir çocuktu Tuğçe, masumluksa aptallara özgü bir palavraydı. Bir çocuktan beklenmeyecek kadar karanlıktı. Beklenmediğini bildiği için o masumluk maskesine sığınarak kendini türlü dertlerden kurtarabiliyordu.

Fırat, masumluğun ve çocukluğa dair nostaljik bir modanın hakim olduğu, kötülerin bile bugünle kıyaslanarak naif sayıldığı bir evrenin, bugünün anlatısı. Dizinin kötü adamı Baattin, Ökkeş'i andırıyor ama ona yakınlık duyabileceğimiz kadar yaralı bir çocuk. Çaresizliğini, sigara içişini, pozlarını, kara sevdasını tebessümle izliyoruz. Fırat, Tuğçe'nin tokatladığı çocuklardan biri. Biri ağladığında ağlayabilen, altına kaçıran, kendini savunamayan minnacık bir bebe. Hınzırlık bile yapamıyor, Avni'nin kurnazlığı yok onda, Fırat'ın anlayamama ve kendince anlatma hali bize komik geliyor. Fırat'ın kendinden önceki çocuk kahramanlardan en önemli farkı da bu zaten. Yetişkinlerin minyatür hali gibi kodlanmamış, Avni'nin cinsel ilgisi, Tuğçe'nin aşki arzusu ya da Hüdaverdi'nin büyümüş de küçülmüşlüğü onda yok. Sahiden çocuk dedirtiyor..

Radikal Kitap, 25.1.2013

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails