Cuma, Ekim 29, 2010

Dikiş Nakış

Kapakta şöyle yazıyor: Persepolis’in yaratıcından…Aşklar, falcılar, kıskançlıklar, ayrılıklar, dedikodular, semaver başı “kırmızı noktalı sohbetler”. Kitabı iyi ifade eden bir açıklama olmuş... Persepolis vurgusu önemli, bu denli başarılı olmasaydı, Türkçe’de herhangi bir Satrapi albümü okuyabileceğimizi sanmıyorum. Yanlış olmasın, Persepolis’in büyük başarısı, sadece bizde değil, Satrapi’nin Fransa’daki albümlerinin geleceğini de etkiledi. Örneğin Dikiş Nakış, iyi çizilmiş bir albüm değil. Persepolis ile kıyaslandığında daha hızlı üretildiği anlaşılıyor; zayıf, “eksik” ya da “baştan savma” hazırlanmış çok sayfası var. Şöyle demek belki daha doğru: Satrapi’nin ne anlattığına nasıl çizdiğinden daha fazla önem verildiği anlaşılıyor. Kimi röportajlarında hikâyenin çizgiden daha önemli olduğunu vurguluyor, aksini söyleseydi şaşardım. Diğer yandan hikâyeciliğin de oryantalist bir ilgiyle beğenildiği tahmin edilebilir. Dikiş Nakış, üst sınıftan çoğunluğu orta yaşın üzerinde İranlı kadınların cinsellik, evlilik ve erkekler hakkında konuşmalarına dayanıyor. Bir çay partisinde bir araya gelen kadınlar, geçmişlerinden, erkeklerden ve evliliklerinden söz açıyorlar. Geniş anlamıyla sex-oriented konuşmalar bunlar. Cinsiyet politikalarını eleştiren ama giderek cinsiyetçi dili yeniden üreten bir anlatı okuyoruz sonrasında. Kadınlar cinsel cehaletlerini, erkeklerce aldatılmalarını anlatırken erkek egemenliğine karşı meydan okuyucu kurtuluş yolları da öneriyorlar birbirlerine. Gerçi bu öneri eşitlikçi değil, erkek egemenliğini ikame edici bir çözüm içeriyor: “Erkekler aptaldır ve ne kadar çok erkekle birlikte olunursa o kadar iyidir”. Elbette bu mevcut erkek dilini yeniden üretmekten başka bir şey değil. “Skor” mantığına gelip dayanan, toplumsal koşulların acımasız niteliklerine alternatif olamayan, rekabet mantığını fasılasız yineleyen bir sürgit bu. Dikiş Nakış’ın cinselliklerini özgürce yaşamış, çok erkekli hayat sürdürmüş rol modeli kadınlarının, çevrelerindeki açgözlü ve pragmatik erkeklerden farkları yok aslında. Kaldı ki “başarıları”, mirasyediliklerinden, ekonomik olarak güçlü olmalarından besleniyor. “Paran varsa haz alır, sıkıldığında çıkıp gidersin” le özetlenen düstur, hazcı ve bencilce. Bütünüyle deneyime dayandığı için feminist temelli saymak yanlış olur. Herneyse, daha uzun tartışmak gerek, ne söylesem eksik kalacak, haksızlık edeceğim.

6 yorum:

ufuk dedi ki...

notos'un geçen sayısında bu çizgi roman hakkında da çok kısa, kuşkusuz yetersiz de olan bir yorum yapmıştım. bazı söylemediğim şeyler kalmıştı, fırsat bu fırsat söyliyeyim bari. bu çizgi roman oryantalist olmaktan başka anlamlara da geliyor. mesela "iran kadını" ya da "iran'da kadın olmak" başlıklı nyt, the guardian, cnn vs. merkezli bir çeşit acıma duygularıyla o kadınlara ahvah etme durumunun saçmalığını anlatıyor.

nedir "iran kadını? ya da "iranlı kadınlar nasıl yaşar? sorularına embroideries'in bir cevabı var. "olarda batıdaki hemcinslerine benzerdirler." seks yapar, aldatır, aldatılır, dedikodu yapar, yuvarlanıp giderler. satrapi'nin bu cevabı zamansız-mekansız, sözüm ona platonik bir hollywood yapımı içinde manasız bir cevaptır. ama devrim olmuş bir iran'da bir intikam hikayesi haline gelir. "ört üstünü başını" diyen polislerin sokaklarda kol gezip türban şorayları denetlediği bir ülkede geçmişteki kadın yaşamını yadetmek, onların geçmiş hallerini hatırlatmak gayet sert bir hikayedir.

ecinniler'de dostoyevski, anlattığı ucubelerin çalışmalarını fikrini tam olarak ortaya koymasa da alaycı bir bölgeden ses vererek o fikirleri okuruna hissettirir. en azından tüm anlatılanlar "ecinniler"dir. aynı dostoyevski raskolnikov'u zevkle intikam alan biri haline getirmekten de hususiyetle kaçınmıştı. çünkü gene fikirleri vardı, düşünceleri onu neredeyse filozofluğa zorluyordu.

satrapi'de çok zeki, çok düşünen, filozof bir dostoyevski aramak, satrapi'ye haksızlık etmek olur. onda aranacak şey, kollektif iranlı bilincinin monte kristo kontu hikayesidir. ki bu da fazlasıyla vardır.

Levent Cantek dedi ki...

Yazınızı bulup okuyacağım. Selamlar

Tolga Cucen dedi ki...

ama eyvah, cizgiler persepolisden bile beter ise... :)

Adsız dedi ki...

Hikaye iyi olursa çizgi önemli olmuyor

Euphoric dedi ki...

Persepolisten sonra beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Hikayesinde persepolisle çelişen kısımlar vardı

Levent Cantek dedi ki...

Çelişen yerlerden bir iki örnek verirseniz ayrıca bakmak isterim
Selamlar, kolaylıklar

Related Posts with Thumbnails