Salı, Kasım 27, 2012

Ufukta Ne Var?



















Ne Güzeldi O Günler Tüh Tüh...


The New Yorker kapaklarına haliyle ilgi gösteririm. Ne çizmişler, nasıl bir üslup tercih etmişler merak ederim. Öte yandan  itiraf etmem gerekirse kapak konularını, işleyiş biçimlerini epeyce muhafazakar bulurum. Yukarıdaki kapağı görmemiştim, eleştirdiğim şeyin tipik bir örneğiymiş...

İki ayrı dönemde bir aile toplantısı resmedilmiş. Bu aile vurgusuna bir türlü mesafeli bakılamaz, aile bildiğin arka bahçedir halbuki...Haset ve rekabet dolu bir çukur olabilir, öyle değilmiş gibi yapılır. Teorik olarak büyükler küçükleri korur, sever, kimse kimseye saygısızlık etmez şu bu...

Bugün hastanedeydim, bekleyen hastaların konuşmalarını dinlemek zorunda kaldım ister istemez. Hiç şaşmayan bir düşmanı var ailelerin. Hariçten gazel okuyan, aileyi duman eden bir düşman. Adına ister damat deyin ister enişte. İşte damat paraları yemiş, bunları kandırmış, malı sattırmış, borç almış vermemiş şu bu...O yabancı adam, aileye nifak sokmuş vs vs...Ne denir buna? Palavra diyeceğiz değil mi? Zaten ne geliyorsa dış mihraktan, yabancılardan geliyor fenalık ve musibet...

Eskiden bütün aile konuşurmuş, güzel yemekler yapılırmış, insanlar sohbet edermiş, sokaklar temizmiş şu bu...Oysa şimdi herkes televizyona mahkummuş, çocuklar okumuyor telefonla konuşuyormuş, kimse kimseyle iki çift laf etmiyormuş...Kadınlar yemek de yapmıyor hem...Tüh tüh nerde benim annemin sarmaları dolmaları?

Bence bütün bunlar yaşlı adam hezeyanları...Gelenek, aile, nostaljik hayıflanmalar say say bitmez...Gelenekten ayrılanı kurt mu kapar peki...Kurt, modernizm olabilir mi veya vahşi kapitalizm...

Ne kadar eskiye giderseniz gidin, eskiden de aile yıkıldı eleştirisi vardı, herşeyin yozlaştığı iddia edilirdi... 

Eskiden konuşuyor muyduk orası muğlak, hadi konuşuyorduk ama dinliyor muyduk hiç emin değilim mesela. Sadece Türkiye toplumu değil çeşitli derecelerde tüm insanlık, şu veya bu nedenle, diyaloğa kapalı bir toplumdur, ne kadar haklı olduğunu ispat etmek için konuşur...

O ailede konuşanlar ne konuşuyorlardı merak ediyorum...Damadın açıkgözlüğü, aileye yakışmazlığı, gelinin kıfayetsizliği, şu ev satılsa kaç para eder filan olabilir mi acaba... Bence çok sıkıcıymış, ilk görselde radyo olmaması da inandırıcı olmamış...

Toparlayayım, dinlemek-diyaloğa girmek elbette nimettir ama kesinlikle aileye özgü değildir. Aile ya da okul eşitlikçi değildir. Bütün eşitlikçi toplum modelleri gibi okul ya da aile yoluyla değil sonradan öğrenilir...

Tarihin her döneminde bugün eleştirilir, yarından korkulur ve dün, müthiş bir sığınaktır, tahayyül edilen bir simgedir, sahici değildir.

Cumartesi, Kasım 24, 2012

Dünyanın Çizgi Romanı


Uygarlık tarihi nasıl anlatılır? Genellikle insanın başarılarına bakarak bunu yaparız. Bir Van Gogh resmi, sfensk, Aztek takvimi ya da Süleymaniye'deki bir ayrıntı hakkında uzun uzadıya derli toplu bir hikâyeye dayanarak konuşabiliriz. Tarih yaşananlar değil yaşananların yazımıdır. Tarihin olabilmesi için bir yazıcıya (hikâyeye) ihtiyaç duyarız. History/story bağını düşünün. Tarihçiler bize bir hikâye anlatırlar, elbette bir şeylere bakar, inceler ve bunları bir disiplin içinde bütünleştirirler. Seyreltir ve seçerler, bir ayrıntıyı diğerinin önüne çıkarırlar. Arşivler, maddi buluntular, tanıklıklar, efsaneler, türküler, masallar, resimler ve diğer "konuşkan şeylerden" faydalanırlar...

Malum, tarih sadece arşivlere bakılarak yazılamaz. Kaldı ki bazen bir dönemi konuşmak, "belge" olmadığı için neredeyse imkânsızdır. Örneğin Anadolu Selçuklularını konuşabilmek için elimizdeki kaynaklar kıttır, başta menakıbnameler olmak üzere mesel ve hikâyelere başvururuz.  Çıkarsamalar yaparız. Beyoğlubey, neden onu böyle dedi, neden ağladı, neden korktu, neden konuşmadı da savaşmaya kalktı? Anlatılar ister istemez dönemlerinin ruhunu yansıtırlar. Büyük anlatılarsa kolektif hafızada yer tutarak sonraki dönemlere kalırlar. İyilik ve kötülük hakkında konuşurlar, vicdana seslenirler, akıl verirler ve hayatı tanzim edecek normatif ilkeler inşa ederler. Gılgamış destanı, Homeros ya da bir Çin efsanesi sadece edebiyatın (ya da doğdukları toprağın) değil tarihin ve büyük uygarlık kanonunun bir parçasıdır.

Grafik Kanon, bu önemli kanonik anlatıları çizgi roman olarak biraraya getiren kallavi bir antoloji. Üç cilt halinde yayınlanacak çalışmanın ilk cildinde Gılgamış'tan de Laclos'un Tehlikeli İlişkileri'ne varıncaya kadar çeşitlenen kronolojik bir seçme yapılmış. Seçilen anlatıların bir kısmı daha önce yayınlanmış çizgi romanlardan iktibas edilmiş, çoğunluğu ise bu albüm için özel olarak üretilmiş. Oldukça iddialı bir çalışma. Bildiğim kadarıyla bu kapsamda ve edebiyata dayanan bir çizgi roman antolojisi hiç yapılmadı. El hak, heyecan verici bir çoğulluğa sahip. Uygarlık tarihiyle ilgili benzeri kitaplarda evrensel olanın Batı Uygarlığı, yerel olanın ise diğer toplulukların kültürü olduğu iddiası vardır, bu ve benzeri yönsemeler Avrupa merkezcilik olarak eleştirilir. Grafik Kanon, böylesi bir körlüğe o şiddette kapılmamış, az bilinen anlatılara dahi yönelmiş. Takdire şayan bir editörlük çalışması olmuş, Türkçe baskı için yayınevi, Mevlana'yı bu cilde dahil etmiş ve Öğünç Ersöz'e iki sayfalık bir illüstrasyon yaptırılmış. Anladığım kadarıyla, sonraki iki ciltte yerli katkıları sürdürecek, artıracaklar.

Yeri gelmişken kitaptaki illüstrasyon nitelemesi hakkında bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bölüm başlarında çizerler ekseriyetle illüstrasyon / uyarlama ibaresiyle bir arada takdim ediliyor: İllüstrasyon Crumb gibi... Ersöz'ün yaptığı illüstrasyon da diğerleri pek öyle değil işte. Kuzey Amerika'da mainstream çizgi roman anlayışının dışında duran herşeye grafik roman demek gibi yanlış ve abartılı bir eğilim var. O kadar geniş bir kullanım alanı oldu ki Amerikalı olmayan her yabancı çizgi roman, örneğin Japon mangaları bile grafik roman etiketiyle değerlendirilebiliyor. Bu sizin bildiğiniz anlamda bir comics değil demek istiyorlar. Son çeyrek asırda, yaptıklarının komik, eğlencelik ya da ticari olmadığını belirtmek için çeşitli adlandırmalar yaptılar, içlerinden biri, grafik roman yaygınlık kazandı. Grafik Kanon'daki grafik tamlaması ya da illüstrasyon vurgusu da "başka birşey yapıyoruz" iştah ve ısrarından. Uyarlamalara teknik olarak baktığımızda illüstrasyon değiller, kareler arası ardışık ilkesine dayanan çizgi roman bunlar. İllüstrasyonu başka türlü tercüme etmek gerekiyormuş. 1960'lı yıllarda ilk eserlerini veren çizgi roman üreticilerimiz, çizer nitelemesini sevmez kendilerinden ressam diye bahsedilmesini isterdi. Ressam sanatı, çizerse çiziktirmeyi ve özensizliği çağrıştırıyordu onlara. Bugün mizah dergilerinde kendisine karikatürist denmesini istemeyen çizgi romancı olduğunu ısrarla belirten üreticilerimiz de var. Adlandırmalar elbette subjektiftir ve farklılaşabilir ama aslolan gündelik dildeki yaygın kullanımdır, hele ki bu kullanım doğruysa. İllüstrasyon yerine çizen-çizgi romana uyarlayan ya da illustrated by'dan yola çıkarak resimleyen denmeliydi bence.

Seçkiye dönersek, bu tür çalışmalarda uyarlamaların (işin metin kısmının) hassaten senaristlere devredilmesinin daha doğru bir yöntem olduğuna inanıyorum. Görselliğin dengelenmesi ve ortak bir dil tutturulması adına böylesi bir tercihte bulunabilirmiş. Bazı metinlerde yazı o denli ağırlıklı olmuş ki keşke olduğu gibi kalsaymış, neden çizgi romana uyarlanmış diyesi geliyor insanın. Öte yandan metinlerin girişinde yazılan enformatik metinler açıklayıcı nitelikte, rahatlatıcı ve isabetli olmuş. Seçmedeki çizerlerin ortak sayılabilecek bir karakteristiği var, kimi çizgileri beğenmemek mümkün ama hemen hepsi anaakım dışından çizgi romancılar. Rick Geary, Crumb, Rudahl, Gregory ya da Kuper gibi underground akımdan gelen auteurlar, Eisner gibi ayrıksı isimler seçilmiş, onların işlerinden iktibaslar yapılmış. Arp, Duke, Dunlavey, Greenberg, Hinds veya Farritor gibi alternatif çizgi romanlardan tanıdığımız isimlere yer verilmiş. Fanzin çıkaran ya da internette üretim yapan isimler de bulunmuş. Hatırı sayılır yoğunlukta bir yazışma-mektup trafiği olmuştur. Metnin hacim ve çeşitliğiyle ilgili bir başka zorluk, sanıyorum Türkçe çeviride yaşanmıştır. Dil ve anlatım biçimleri birbirinden farklı metinler için genç olduklarını tahmin ettiğim epeyce çevirmen çalışmış. Herkes için külfetli bir iş, hele yeni bir yayınevi için. Bence bu zorluğun altından kalkabilmişler. Grafik Kanon, Uygarlık Tarihi derslerinde okutulabilecek kıvam ve derinlikte bir antoloji.

Radikal Kitap, 23.11.2012

Related Posts with Thumbnails