Çarşamba, Aralık 16, 2009

Bundan Güzel Ne Var Bu Dünyada…

Çizgi romanlarda kahramanın tehlikeye karşı nasıl mücadele ettiği daha önemli olduğu için onun ne yediği ya da içtiğiyle çok ilgilenilmez. Farklılıklardan söz edilebilir, içkiyi seven ve sigara tiryakisi olan kahramanlar akla gelebilir veya onların mizaha kaynaklık eden yemeğe ve keyfe düşkün, iştahlı yandaşları hatırlanabilir. Ancak hepsi genellikle istisnadır, serüvenler, hızlı bir kurguya dayandığı için yemeye ya da içmeye harcanabilecek kareler sınırlıdır. Kahramanlar çizgi dünyasındaki hayatlarını oldukça hızlı yaşarlar. Yemekle içmekle ilgili bir ayrıntı ancak ve ancak serüven için önem taşıyorsa öne çıkabilir. Tekinsiz bir yiyecek-içecek vardır, bir içkiye zehir ya da uyku veren bir ilaç katılmıştır, büyük bir yemek ziyafetinde bir suikast olacaktır vs…İçkiye, yemeğe ya da yiyeceğe düşkünlük bir zafiyet olarak görülür. Yiyip içerken tuzağa düşürülerek öldürülmek sık anlatılan tuzak senaryolarındandır. Kahramanlar, olabildiğince az yemek yiyip içerek perhizi temsil ederken, kötüler sefahat içinde içkiyi ve eti delicesine bir hazla israf ederler. Bu karşıtlığın bir başka yüzü ciddiyet ve esrik kahkahalardır. Kötüler, yemeği ve içkiyi tüketirken nevrotik kahkahalar atarak saldırgan bir cinselliğe meylederler. Ağızda yarım yamalak çiğnenen et bir başkasını kadın etini çağrıştırır. Kötü adam temsillerinde yeme-içme iştahı mutlaka cinsellikle bir arada kullanılır.

Yerli çizgi romancılar uzun yıllar tarihi çizgi romana dönük üretimler yaptıkları için hikayelerde şarap, kımız ve et kadar bahsedilen yiyecek ve içecek olmamıştır. Kuyuda buz kesmiş testi ayranı, karlı kımız çamçağı, kara ekmek, kaz budunun yağsız kanadı, pirinç şarabı, darı ekmeği, tarhana çorbası, bulgur pilavı ve sucuktan da bahsedildiği olur ama han ve kervansaraylarda şarap ve etten başka neredeyse başka bir şey istenmez ve yenmez. Pek çok sosyal bilimcinin iddia ettiği gibi yeme-içme kültüründeki değişiklikler toplumsal yapı ve zihniyetteki dönüşümleri de yansıtır. Türkiye’de çizgi roman, hayatı ve zamanı yakalamaya çalıştıkça, yeme ve içme, hikâyelerde farklı biçimlerde yer almaya başlar. Son çeyrek asırda yeme ve içme edimini ters yüz edici nitelikte hikâyelerin çoğaldığını, şehvetle oburluğun veya tutkuyla sapkınlığın muğlâklaştığı söylenebilir. İnsan yiyen tiplemelerin, esrar ve kokain kullanımına ilişkin sahnelerin arttığı da iddia edilebilir. Çizgi romanların metropol insanına yönelmek zorunda kaldığı, okur sayısının giderek azaldığı şu günlerde üretilen anlatıların marjinalleşmesi, yeme ve içme ile ilgili her türlü temanın normalliğin sınırlarını zorlayacak ölçüde yorumlanmasına yol açmıştır. [Yine bir Tam Macera yazısı, 2007'den...Bol resim az yazı ortaya da bir mevsim salata]

2 yorum:

Anonim dedi ki...

Ne İçiyor?

Levent Cantek dedi ki...

Şurup...Üşütmüş boğazlarını onu içiyor

Related Posts with Thumbnails