Cumartesi, Mart 30, 2019

İlk ve Son (6)



+ Hayat mutlu olmak içinmiş! (Mehmet Eroğlu, Kusma Kulübü). Önce hafif bir tebessüm yayıldı yüzüme, sonra kendimi tutamayarak kahkahalarla gülmeye başladım (Hakan Bıçakcı, Apartman Boşluğu).

+ Venedik’ten Napoli’ye gidiyorduk, Türk gemileri yolumuzu kesti (Orhan Pamuk, Beyaz Kale). Onca sözcükten, bu kadarı geriye döndü... (Atilla Atalay, Sıdıka).

+ Bir oda bir salon bir de mutfaktan oluşan küçük evimin küçük yatak odasında açtım gözlerimi. (Toprak Işık, Kız Ararken). Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz (Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü).

+ Her şey, her şey o kadının yüzünden oldu (Şebnem İşigüzel,  Eski Dostum Kertenkele). “Aptal,” dedi delikanlı, “O kadarını biz de anladık.”( Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar)

+ Hayatımı satıyorum! (Alper Canıgüz, Tatlı Rüyalar) Zaman, esas onlar için, karar veremeyenler için hızla geçip gidiyor... (Semih Kaplanoğlu, Karşılaşmalar)

Perşembe, Mart 28, 2019

Anadolu Ağızlarından (21)


Hingir hingir: Kahkahaya yakın bir tonda hıkır hıkır gülme.
Lemlum etmek: Açıkça söylememek, gevelemek.
Mazarat: Yerinde duramayan yaramaz çocuk.
İrabet: Rağbet
Börttürme: Kaynatarak pişirme
Mettup: Mektup
Dangına gitmek: gülüncüne gitmek
Hızmatker: Erkek hizmetçi
Dangırdak: Kaba saba bağırarak konuşan.
Sahre: Piknik, piknik yapılan yer.

Salı, Mart 26, 2019

Castro




Hikâyeyi iç savaş sırasında Küba’ya gelen ve orada yaşamaya karar veren bir Alman gazeteci anlatıyor. Önce Castro’yu tanıyanlarla konuşuyor gazeteci, sonra Kübalı olunca kendi deneyimlerini paylaşıyor. Az şey değil, Küba’da yıllar yıllar geçiriyor, yaşlanıyor. Devrimi daima tutkuyla sahipleniyor, savunuyor, eleştirmekten kaçınıyor demek daha doğru. Gel gör ki bunu yaparken bize bir katılaşma manzarası da resmediyor. Devrim fikri, herkesi heyecanlandırıp umutlandırır ama reel politika, gündelik sorunlarla maluldür, devlet olmak, kamusal meseleleri çözmek, bürokratik işleyişi sürdürmek bambaşka bir gündemdir. Herkesin kafasında kurduğu devrim tahayyülü hem çeşitlidir hem de çoğunluk çıkarıyla her zaman uyumlu olmayabilir. Gazeteci, Castro’nun yanında savaşırken tanıdığı-sevdiği devrimcilerin Castro muhaliflerine dönüşmesini içi burkularak anlatıyor. İçlerinden biri, âşık olduğu-birlikte yaşadığı sevgilisi, diğeri yakın arkadaşı olunca bu burkulma, bir eşik noktasına dönüşüyor. Gün geliyor Castro’yla özdeşleştirdiği devrimi, aşkına tercih etmek zorunda kalıyor. Sevdiği kadın Küba’yı terk ederken o kahrederek, hayıflanarak geride kalıyor. Küba’nın global hikâyesinde bu türden bir hayal kırıklığı hep var galiba. Che’nin bürokrasiye uyum sağlayamayıp silahlı mücadeleye geri dönmesi de bunu anlatıyor aslında. Devrim fikri, siyaseti kadar heyecan verici değil veya devrim, Küba’dan güzel…

Akılçelen'den çıkan Castro, anlattıkları bakımından dikkat çekici bir çalışma. Bir eylem adamı ve siyasetçi, yaşadığımız dünyanın belki de en ilginç kişiliği olan Castro’nun hayatını anlatmıyor sadece. Küçük zamansal sıçramalar yapsa da kronolojik bir tutumu var. Ve evet, Castro’nun görüşleri, siyasi manevraları, ilişkileri, Küba Devrimi anlatılıyor ama galiba alttan alta devrim romantizmine de eleştirel yaklaşıyor. Asıl ilginçliği oradan.

Kleist çizmiş, hatırlayanlar olacaktır, Flaneur’un yayınladığı Cash’i de çizmişti. Meraklısı, çalışmaya kaynaklık eden Volker Skierka’nın Castro biyografisine ayrıca bakabilir (HitKitap).

Pazartesi, Mart 25, 2019

Ya Devrimdir Ya Hırsızlık


Cemal Nadir çizmiş, arkadaki yatan, yayılan, dünyayı umursamadan büyüklerinin yakınında sigara telllendiren gençler, babalarının deyişiyle sanatçıymış: "Biri şair, biri ressam, öbürü de musikişinas".

Yaşlı babanın arkadaşı ah vah ediyor: "Allah yardımcın olsun birader... demek üçünü de sen besliyorsun".

Sanat, karın doyurmaz, anca aileye yük olursun. Hükmü verdik, işin gereği görüşüldü, mahkememiz tanıkları dinledi, oy birliğiyle karar verildi, bitti gitti.

Sorabilseydik, muhtemelen, sanata değil pozörlüğe, tembelliğe karşıyız filan derlerdi herhalde. Ne derlerse desinler, bir önyargıyı pekiştirmişler. Anti-entelektüelist bir hissiyat varsa, ki var, buralardan çıkıyor işte....

MFÖ'ün şarkısını hatırlarsınız: "Bütün kabile kızar bana. Derler bu adam çalışmaz mı? Bu adam hep düşünür mü.? Bir kuş ölmüş diye üzülür mü?"

Sigara içmek, ayakkabıyla oturmak, sohbete katılmayıp okumak, kıçını dönüp yatmak... Tek tek düşünülünce rahatsız edici şeyler... ama bir tarafıyla da varolana, süregelen ahlak ve hiyerarşiye bir isyan içeriyor.  Sanatçıyı büyüklerinin yanında sigara içen densize indirgeyince iş zaten karikatüre dönüşüyor, karikatürünün çizilmesine gerek kalmıyor. 

Karikatür, muhaliftir filan ...İş nutuğa gelince gelince bir dünya lakırdı...Bence asıl muhalefet ve muhalifler, bu türden nişlerde kendini gösteriyor. Vatan millet, demokrasi laiklik filan bunlar zaten büyük laflar veya işin kendisi cesametli...Ne desen büyük laf etmiş oluyorsun...

Halbuki iki durup ters köşe yapsana, sigarayla saygı mı ölçülür, iki dumanla terbiye mi üfürülür desene...Diyememişler...Devir öyleymiş, zamanı anlayalım deyip geçiyoruz, o dönem aksini diyenler var mı peki...Var elbette...

Derler ya, sanat ya devrimdir ya hırsızlık... Çoğunluğa sadakat gösteren anca hırsızlık yapıyor...

Atarlandım.

Cumartesi, Mart 23, 2019

Oğuz Aral'ın Ankara İzlenimleri


Oğuz Aral, bir ara, Ankara'ya gelmiş, hissettiklerini de çizmiş. 26 Mart 1973 tarihli Gırgır'da rastladım bu çizimlere. İlk gözüme çarpan, kendisini tipleştirirdi, onu yapmamış. Anlattıkları da esasen ilginç değil. Şehre özgü bir farklılık görmemiş. Uçakta yanında oturan yolcudan, yağan yağmurdan, trafikten, dumandan, pahalılıktan ve kibirli mebuslardan şikayet etmiş...Anlaşılan o ki sevmemiş...

Perşembe, Mart 21, 2019

Anadolu Ağızlarından (20)


Unutma beni: Balla yağın karıştırılmasıyla yapılan kahvaltılık.
El tutmak: Herhangi bir şeyin satışında el tutup pazarlığı bitirmek, fiyatı üzerinde anlaşmak.
Melermek: Gözlerin heyecandan yusyuvarlak açılması.
Debil dübül: Düzensiz akan su.
Sağır gün: Rüzgarsız geçen gün.
Taygeldi: İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuk.
Şeytan taşlaması: Yıldız kayması.
Dedikli: Israrcı, dediğim dedikli.
Sıdarasız: Kılıksız, kötü giyimli. 

Çarşamba, Mart 20, 2019

İlk ve Son (5)



+ Sıradan bir kadın için sıradan bir gündü işte.  (Barış Uygur, Feriköy Mezarlığı’nda Randevu) Anlatacaklarım bitmedi lütfen uyuyup dinleniniz beyefendi. (Hatice Meryem, Beyefendi)

+ Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? (Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz) Ve hiçbir şey güzel bitmez. (Murat Menteş, Korkma Ben Varım).

+“Hayır, bu kez başka türlü olacak.” Akif Kurtuluş, Mihman) Yavaşça yerinden kalktı, kırmızı karanfili duvardan alıp göğsüne taktı. (Latife Tekin, Sevgili Arsız Ölüm).

+ Pek eli sıkı biri sayılmam, niye öyle olayım ki? (Şule Gürbüz, Coşkuyla Ölmek) “Beni anlatamadın.” Emrah Serbes, Hikâyem Paramparça)

+ “Çok basit: Ölmek ya da öldürmek! (Mehmet Eroğlu, Rojin) Ölümün şiddetli ışığı yüzüme vuruyor. (Şebnem İşigüzel, Eski Dostum Kertenkele)

+ Bir varmış, bir yokmuş. (Gündüz Vassaf, Medeniyet, Kültür, Sanat) Sonu güzel bitiyor. (Pınar Selek, Yolgeçen Hanı)

Pazartesi, Mart 18, 2019

Tabancalar














Aldger Relpa mahlasını kullanan Gerald Parel imzalı afişleri gördüm. Eski tarihli muhtemelen, ben yeni gördüm. Tabanca tanıtımı mı bu? Ters köşe mi yapılmış, o tabancaları kadınların ellerine tutuşturarak? Erkek aklının tabancaları ve kadınları birarada kullanma eğilimi vardır, erotik bulunduğu, o bakımdan ilgi gördüğü aşikar.  Hatta Parel, uyduruyorum, silah karşıtı bile olabilir, eline silah bile almamış olabilir ama istiflerken, klişeyi bilerek kullanmış, satıyor çünkü...Geçenlerde bizde de bir yayınevi, iktidarsız filan gibi bir başlıkla namlusu düşmüş-dik duramamış bir tabanca görseli kullandı kapağında. Yaptıklarını doğru bulmamıştım.

Fallik bir sembole başvurularak bir tezat kuruluyor. Duyuyorum, böylesi sahnelerde kadının aksiyonerliği meydan okuyucu ve progressive görülebiliyor. Bana öyle gelmiyor, eril dünyaya ait bir şeyin kullanımı o amaca hizmet edemez gibi görünüyor ama her insanın mesajı algılama biçimi farklı. Elinde çiçek olsa "kadınsı" mı olacaktı veya kaslı erkekler ellerinde papatyalar tutsa "gay romantizmi" mi diyecektik...Popüler kültürün işleyişi hiçbir zaman tek biçimli ilerlemiyor.
Related Posts with Thumbnails