![]() |
Paylaştığım yazılarla ilgili daha önce olmadığı kadar
etkileşim aldığımı, kontrolüm dışında geliştiği için tedirginlik duyduğumu
yazmıştım. Diğer yandan etki-tepki sürecini de merak ettiğim için kıyısından
köşesinden bir “voyeur” (dikizci) gibi deneyimliyorum elbette.
Sosyal medyadaysam genel olarak şu fikri aklımda tutuyordum: “Memleketten soğumak istiyorsan sosyal medyada yorum
okuyacaksın, kendinden soğumak istiyorsan bu yorumlara cevap yazacaksın.” Yani
özel olarak uzak duruyor, kimseye cevap vermiyor, “hater” ikliminden
olabildiğince kaçarak yaşamaya çalışıyorum.
Ne ki, son üç aydır paylaşımlarımın etkileşimi yirmi bin
ile iki yüz bin arasında seyretmeye başlayınca, ne yapsam nafile oldu. Hiç
tanımadığım insanlardan sahiden garip yorumlar alıyor, küfürler duyuyorum.
Üstelik bu yorumlar çoğalınca size mesaj olarak da gelmiyor, kendi yazınıza
girip herhangi biri gibi bakarak görebiliyorsunuz ancak.
Bu yazıyı niye yazıyorum? Dijital kültür çalışmalarında son
on beş yıldır sıkça tartışılan bir kavram var: Bağlam Çökmesi (Context
Collapse). Özellikle sosyal medya krizlerini, dijital linçleri, yanlış
anlaşılmaları ve kimlik performanslarını açıklamak için kullanılan anahtar bir
kavram.
Sosyal medyada bir paylaşım yapıyorsanız, birbirinden
tamamen farklı sosyal gruplara (aile, iş arkadaşları, eski dostlar, yabancılar)
aynı anda ulaşmış oluyorsunuz. Eğer yazdıklarınız ayrıca ilgi görüyorsa, şaşmaz
biçimde orijinal bağlamından kopuyor, yanlış anlaşılıyor ve popüler olan her
gönderi dijital linçe aday hâle geliyor.
Kavramın temel fikri aslında oldukça basit: İnsanlar
normal hayatta farklı sosyal ortamlarda farklı biçimlerde konuşur. Aileyle,
üniversitedeki meslektaşlarla, yakın arkadaşlarla veya yabancılarla aynı dili
kullanmayız. Sosyoloji bunu yıllarca “rol” kavramıyla açıkladı, insanların
farklı sahnelerde farklı roller oynandığını ileri sürdü.
Sosyal medya ise bu sahneleri ortadan kaldırdı. Yakın
arkadaşlarınız için yaptığınız bir espriyi anneniz de görebiliyor, sizi hiç
tanımayan veya sevmeyen biri de...
Bağlam çökmesi tam da burada başlıyor. Sizin ifadeniz
kendi bağlamında ironik bir gönderme, dostça bir takılma ya da küçük bir grup
şakası olabilir. Ama paylaşım başka bir kitleye ulaştığında bu bağlam
kayboluyor. İnsanlar sözünüzü kendi deneyimlerinden, kendi öfkelerinden, kendi
kabullerinden hareketle yorumluyor. Dijital ortamın hızında tepki, çoğu zaman
anlamanın önüne geçiyor.
Üstelik platformlar görünürlüğü teşvik ediyor. Eskiden
bir espri yüz kişiye ulaşırken bugün aynı espri on binlerce kişiye
ulaşabiliyor. Algoritmalar da çoğu zaman en çok tepki çeken, insanları
öfkelendiren içerikleri öne çıkarıyor. Bu nedenle bağlam çökmesi ile algoritmik
yayılım arasında güçlü bir ilişki var.
İlginç olan şu: Bağlam çökmesini anlatan yazılar
genellikle mağduriyet hikâyeleri gibi okunuyor. Oysa burada kimsenin kötü
niyetli olması gerekmiyor. Bir espriyi yanlış anlayan kişi de çoğu zaman kötü
niyetli değil. Sorun, aynı konuşmanın hiç ortak geçmişi olmayan insanlar
tarafından dinlenmesi. Her masa kendi hikâyesini, kendi öfkesini ve kendi
deneyimini o sözün içine yerleştiriyor.
Sorun şakanın ya da yorumun kendisi değil, onun hiç
hedeflenmemiş insanlara ulaşması. Bağlam büyüdü, bağlam başkalaştı. Sosyal
medya aslında yeni bir iletişim ortamı yaratmadı, birbirinden ayrı kalması
gereken odaları yıkarak bütün konuşmaları aynı salona topladı.
Galiba bu yüzden başıma gelenleri izlerken, küfürleri
okurken, yanlış yorumlara şaşırırken başka bir şey öğreniyorum. İnsanlar
değişmiyor belki, değişen, sözlerin dolaştığı çevre. Eskiden yazdıklarım
belirli bir bağlamın içinde okunuyordu. Şimdi ise her yazı, kendi bağlamını
kaybederek yolculuğa çıkıyor.
Sosyal medya yeni bir mahalle kurmadı. Eski mahallelerin
duvarlarını yıktı. Nasıl desem bugün yaşadığımız tartışmaların önemli bir kısmı
fikir ayrılıklarından değil, normalde aynı odada bulunmaması gereken insanların
birbirlerinin konuşmalarını duymasından kaynaklanıyor.
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder