Salı, Haziran 02, 2026

Kınar hanım ve dayak

Kınar Hanım, ilk tiyatrocularımızdan… Müslüman kadınların sahneye çıkmasının uzun süre yasak ya da fiilen imkânsız olduğu bir dönemde ünlenen Ermeni kökenli kadın oyuncularımızdan. Darülbedayi’nin ilk kadrolarında yer alan oyuncuların çoğu gibi o da zamanında çok eleştirilmiş, küçümsenmiş, yeterince teşvik edilmemiş sanatçılarımızdandı diyelim. Geçmişe nostaljiyle baktığımız için öyle hatırlanmıyor ama yirmili yılların yayınlarını karıştırınca bu sertlik hemen hissediliyor.

Seneler önce not almışım, paylaşayım istedim. Karikatürün yayımlandığı Akbaba sayısı artık elimde yok ama 19 Mart 1926 tarihinde, “Tiyatrolarda Perde Arkası” üst başlığıyla çıkmış. Karikatürde Kınar Hanım (Sıvacıyan) ile Reşat Nuri (Güntekin) konuşturuluyor.

Kınar Hanım, “Yeni piyesinizde bana verdiğiniz rolde seyircilerin hoşuna gidecek bir şey var mı?” diye soruyor. Reşat Nuri Bey de güya esprili bir cevap veriyor: “Evet, ilk perdede kocanızdan müthiş bir dayak yiyeceksiniz!..”

Hemen bir parantez açalım. Reşat Nuri, o yıllarda milli oyun yazma ve sahneleme uğraşı içinde “vazifeli” edebiyatçılarımızdan biri. Popüler kültür ve magazin açısından verimli bir ikili seçilmiş demek istiyorum. Hoş, bu espriyi ona yakıştırsalar da zamanının ilerisinde bir romancının bunları söyleyeceğine ihtimal vermiyorum. Reşat Nuri’yi muteberleştirirken, Kınar Hanımı Hacivat’laştıran Yusuf Ziya (Ortaç) olmalı.

Bu kadar zaman geçince insan ister istemez yapılan şakanın gerekçesini düşünüyor. Neden dayak gelmiş akıllarına? Sahneye çıktığı, “evli barklı” bir kadın olarak tiyatroculuk yaptığı, fazla “serbest” bulunduğu için mi? Diğer kadınları “yoldan çıkardığı” için mi? Yoksa Ermeni oluşu hiçbir zaman akıllardan çıkmadığı için mi?

Belki daha iyimser bir yorum yapıp, kaprisli ya da narsist bir oyuncu imajının hicvedildiğini söyleyebiliriz. Oyunu değil, sadece kendi rolünü düşünen bir oyuncuymuş da ondan bu espri yapılmış diyebiliriz…

Kesin cevabı hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Aktüel esprilerin kaderi böyledir, güldürmedikleri anda bağlamlarını kaybederler. Beş yıl sonra bile neden komik bulunduklarını anlamak zorlaşırken, yüz yıl sonra elde yalnızca arkeolojik tortuları kalır. Yine de bu ihtimallerin her birinin, küçük ya da büyük paylarla, aynı esprinin içine sızmış olabileceğini tahmin etmek zor değil.

Ece Ayhan’ın şu dizesini de, moda deyişle, şuraya bırakalım: “üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar hanım’ın denizlerinden

Not: Kınar Hanım'ın pek fotoğrafı yok, eski ve baskıda çamurlaşmış bir fotoğrafını temizledim. Gerçeği nasıldı çok da bilemeyeceğiz. Karikatürize edildiği yıl, 50 yaşındaymış. Fotoğrafın ise kırklı yaşlarına ait olduğunu tahmin ediyorum. 

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Bu yorum da bana tarih bloglarinda bir zahmet ya da sirf bu firsati degerlendirmek icin actiklari Turkiye maddesine Ermeni soykirimi soylencesinden baska madde koymayan Fransizlari hatirlatti. Niye her Ermeni adi gectikce boyle bir anistirma zorunlulugu oluyor ? Bu kadari da kompleks oluyor artik.

Related Posts with Thumbnails