Cumartesi, Haziran 06, 2026

Berber Koltuğunda Tersine Dünya

Yukarıdaki karikatürü Necmi Rıza çizmiş. 1957 tarihli bir Akbaba mizah dergisi kapağı... O yılların hoşa giden, kadın-erkek ilişkilerini tersine çeviren esprilerinden... Muhtemelen yabancı bir karikatürden apartılmış. Geçenlerde George S. Kaufman’ın kısa oyunlarından birini okurken neredeyse aynı sahneyle karşılaştım. Kadınlar iskambil oynuyor, sohbet ediyor ve içlerinden biri evdeki erkeğinden söz açıyordu.

Karikatürde de benzer bir durum var. Kadınlardan biri, arka odada ütü yapan kocasını kastederek şöyle diyor: “Erkeği adam eden kadındır şekerim… Benim kocam, evlenmeden evvel bir düğme bile dikemezdi.”

Erkeklerin diliyle kadınları konuşturmak ilginç bir yöntemdir. Toplumsal ilişkilerdeki eşitsizlikleri görünürleştirme potansiyeli taşır. Hatta kimi zaman, niyet edilmese bile, okurun mevcut düzeni sorgulamasına yol açabilir.

İlginç olan şu: Bu karikatür feminist bir yayında değil, dönemin en çok satan mizah dergilerinden birinde yayımlanıyor. Başka bir deyişle, hem popüler kültürden beslenen hem de onu yeniden üreten bir mecrada. Üstelik Akbaba’nın hedef kitlesi kadınlar değil, erkeklerdi. Dergiye boşuna “berber dergisi” denmiyordu. Erkeklik anlatısının en muhafazakar kalelerinden biri olan berber koltuğunda oturan bir adamın, evde ütü yapan hemcinsine bakıp gülmesi, aslında kendi güvenli alanını ve normunu geçici bir altüst oluş oyunuyla teyit etme ihtiyacıydı.

O halde espri nerede? Erkeğin kadınsı görünmesinde mi? Kadınların erkek rolüyle konuşmasında mı? Sanırım ikisi de. Çünkü 1957 yılında bir erkeğin ütü yapması, düğme dikmesi ya da ev işlerinde becerikli olması başlı başına komik sayılıyordu. Espri, bu davranışların erkeklik normlarına aykırı kabul edilmesinden doğuyordu. Dönemin okuru için absürt olan şey buydu.

Yukarıda bu tür bir tersine çevirmenin eşitsizlikleri görünür kılabileceğini yazdım. Elbette Akbaba’nın amacı bu değildi. Ama popüler kültür ürünlerinin ilginç tarafı tam da burada ortaya çıkıyor. Bir içeriğin etkisi, onu üretenlerin niyetleriyle sınırlı kalmıyor. Stuart Hall’u izlersek, üreticinin metne kazıdığı “egemen kod”, okuyucu tarafından her zaman aynı uysallıkla “okunmuyor.” Alımlama süreci, her zaman yeni çatışmalara gebe. Bazen hiç hesap edilmeyen sonuçlar doğabiliyor, muhalif, ayrıksı ya da eleştirel okumalar, tam da en muhafazakâr görünen metinlerin içinden sızabiliyor. Popüler kültür analizlerinde bu durumun sık sık gözden kaçırıldığını düşünüyorum. Bir film, roman, şarkı ya da karikatür yalnızca egemen değerleri yeniden üretmez, kodların çözülme aşamasında, o değerlerin çatlaklarını ve sızıntı noktalarını da görünür hale getirir.

Elbette işin içine tarihsel bağlamı da katmak gerekiyor. Bu kapağı hazırlayanların, esprilerinin bir gün bambaşka biçimde okunabileceğini düşündüklerini sanmıyorum. Ama bu tür tersine çevirme oyunları o dönemde bilinmeyen şeyler de değildi. Az önce Kaufman’dan söz ettim. Orhan Kemal’in Tersine Dünya romanında da benzer bir yöntemle karşılaşıyoruz. Kadınlarla erkeklerin yer değiştirdiği dünyalar kurmak, toplumsal ilişkileri sorgulamanın eski yollarından biridir. Kaufman’ın oyunlarından, daha sonra Orhan Kemal’in Tersine Dünya romanına uzanan bu teknik, Akbaba’da bilinçli bir sistem eleştirisine dönüşmese bile, aynı kültürel repertuardan besleniyordu.

Altını çizelim: Akbaba, erkek okurunu güldürürken aynı zamanda erkekliğin sınırlarını yeniden teyit ediyordu. Fakat bugün aynı kapağa baktığımızda artık yalnızca o günün esprisine gülmüyoruz. Kodları yeniden açtığımızda, çerçevenin arkasından sızan dönemin toplumsal cinsiyet anlayışını, erkeklik tanımlarını ve “doğal” ilan edilen eşitsizlikleri de görüyoruz. Hatta öyle ki, karikatür, savunmak için üretildiği değerleri yıllar sonra sorgulamamıza da imkân veriyor.


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails