![]() |
Karikatürde de benzer bir durum var. Kadınlardan biri,
arka odada ütü yapan kocasını kastederek şöyle diyor: “Erkeği adam eden
kadındır şekerim… Benim kocam, evlenmeden evvel bir düğme bile dikemezdi.”
Erkeklerin diliyle kadınları konuşturmak ilginç bir
yöntemdir. Toplumsal ilişkilerdeki eşitsizlikleri görünürleştirme potansiyeli
taşır. Hatta kimi zaman, niyet edilmese bile, okurun mevcut düzeni
sorgulamasına yol açabilir.
İlginç olan şu: Bu karikatür feminist bir yayında değil,
dönemin en çok satan mizah dergilerinden birinde yayımlanıyor. Başka bir
deyişle, hem popüler kültürden beslenen hem de onu yeniden üreten bir mecrada.
Üstelik Akbaba’nın hedef kitlesi kadınlar değil, erkeklerdi. Dergiye boşuna “berber
dergisi” denmiyordu. Erkeklik anlatısının en muhafazakar kalelerinden biri olan
berber koltuğunda oturan bir adamın, evde ütü yapan hemcinsine bakıp gülmesi,
aslında kendi güvenli alanını ve normunu geçici bir altüst oluş oyunuyla teyit
etme ihtiyacıydı.
O halde espri nerede? Erkeğin kadınsı görünmesinde mi?
Kadınların erkek rolüyle konuşmasında mı? Sanırım ikisi de. Çünkü 1957 yılında
bir erkeğin ütü yapması, düğme dikmesi ya da ev işlerinde becerikli olması
başlı başına komik sayılıyordu. Espri, bu davranışların erkeklik normlarına
aykırı kabul edilmesinden doğuyordu. Dönemin okuru için absürt olan şey buydu.
Yukarıda bu tür bir tersine çevirmenin eşitsizlikleri
görünür kılabileceğini yazdım. Elbette Akbaba’nın amacı bu değildi. Ama popüler
kültür ürünlerinin ilginç tarafı tam da burada ortaya çıkıyor. Bir içeriğin
etkisi, onu üretenlerin niyetleriyle sınırlı kalmıyor. Stuart Hall’u izlersek,
üreticinin metne kazıdığı “egemen kod”, okuyucu tarafından her zaman aynı
uysallıkla “okunmuyor.” Alımlama süreci, her zaman yeni çatışmalara gebe. Bazen
hiç hesap edilmeyen sonuçlar doğabiliyor, muhalif, ayrıksı ya da eleştirel
okumalar, tam da en muhafazakâr görünen metinlerin içinden sızabiliyor. Popüler
kültür analizlerinde bu durumun sık sık gözden kaçırıldığını düşünüyorum. Bir
film, roman, şarkı ya da karikatür yalnızca egemen değerleri yeniden üretmez,
kodların çözülme aşamasında, o değerlerin çatlaklarını ve sızıntı noktalarını
da görünür hale getirir.
Elbette işin içine tarihsel bağlamı da katmak gerekiyor.
Bu kapağı hazırlayanların, esprilerinin bir gün bambaşka biçimde
okunabileceğini düşündüklerini sanmıyorum. Ama bu tür tersine çevirme oyunları
o dönemde bilinmeyen şeyler de değildi. Az önce Kaufman’dan söz ettim. Orhan Kemal’in Tersine
Dünya romanında da benzer
bir yöntemle karşılaşıyoruz. Kadınlarla erkeklerin yer değiştirdiği dünyalar
kurmak, toplumsal ilişkileri sorgulamanın eski yollarından
biridir. Kaufman’ın oyunlarından, daha sonra Orhan Kemal’in Tersine Dünya romanına uzanan bu teknik, Akbaba’da bilinçli bir sistem eleştirisine dönüşmese
bile, aynı kültürel repertuardan besleniyordu.
Altını çizelim: Akbaba, erkek okurunu güldürürken aynı
zamanda erkekliğin sınırlarını yeniden teyit ediyordu. Fakat bugün aynı kapağa
baktığımızda artık yalnızca o günün esprisine gülmüyoruz. Kodları yeniden
açtığımızda, çerçevenin arkasından sızan dönemin toplumsal cinsiyet anlayışını,
erkeklik tanımlarını ve “doğal” ilan edilen eşitsizlikleri de görüyoruz. Hatta
öyle ki, karikatür, savunmak için üretildiği değerleri yıllar sonra
sorgulamamıza da imkân veriyor.
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder