![]() |
“Karikatür, san’atın zübdesidir. O da bir heyecan ifade
eder. Mizah şekli alması, ifadesinin daha kuvvetli olması için olsa gerektir.
Çok büyük ressamlar karikatür yapmışlar ve bir iki çizgiden ibaret olan
eserleri san’at ve kuvvet itibariyle en büyük tablolarından hiç de aşağı
kalmamış ve ölmez sayılmıştır. Bence beşerin çirkin görebileceği hadiselerin
hakiki mahiyetini meydana koyan karikatür mutlaka güldürmez. Onun bir hakikati
ifade etmesi, düşündürmesi lazımdır ve karikatür daima müsait bir zemin ve
zaman ister.”
Aslında Cem’in sözleri, o dönemde karikatürü tarif eden
genel yaklaşımlarla büyük ölçüde benzeşiyor. Örneğin karikatüre sanat payesi
vermek ve itibar kazandırmak için büyük ressamlardan söz edilmesi, dönemin
metinlerinde sık rastlanan bir savunma refleksi.
Bir başka klişe de karikatürün illaki güldürmek zorunda
olmadığı düşüncesi. Karikatürün düşündürmesi gerektiği, hatta güldürmekten çok
düşündürmesinin makbul olduğu o yıllarda sıkça tekrarlanıyor. Bugünden bakınca
bunlar çok da özgün görüşler sayılmaz, aynı fikirler farklı isimler tarafından
defalarca dile getirilmiş.
Alıntının son cümlesi ise bana daha dikkat çekici
geliyor. “Karikatür daima müsait bir zemin ve zaman ister” derken sanki
karikatüristin siyasi otoriteyle, toplumsal iklimle ve sansürle ilişkisini de
tarif ediyor. Her şeyin her zaman çizilemeyeceğini, çizerin biraz da şartlara
göre hareket etmek zorunda olduğunu fısıldıyor ve bana kendini tarif ediyor
gibi geliyor.
Fakat asıl dikkat çekici olan, Cem’in ilk cümlesi, karikatürü
nasıl tanımladığı.
Cem’e göre karikatür, “sanatın zübdesi”dir. Yani sanatın
özü, hulâsası, damıtılmış hali. Ardından sanatın bir heyecanı, güçlü bir
duyguyu ifade ettiğini söylüyor. Mizah ise bu ifadeyi daha da kuvvetlendiren
bir araç.
İlk okuduğumda karikatürün abartı yönünü anlatmaya
çalıştığını düşünmüştüm. Sadece o kadar değilmiş. Ona göre sanat, hangi türde
olursa olsun, bir duyguyu veya fikri belirginleştirdiği ölçüde sanat oluyor.
Karikatür, bu işlemi en açık biçimde sergileyen sanat dallarından biri.
Ben bugün buna “abartı” derdim. Fakat o yıllarda
kullanılan sözcük “fazlalık”tı.
Karikatür üzerine yazanlar ve konuşanlar, karikatüristin
yaptığı işi çoğu zaman bir şeyi olduğundan fazla göstermek, belirginleştirmek,
büyütmek olarak tarif ederlerdi. Bu yüzden gündelik dilde de ölçüyü kaçıran
kişiler veya durumlar için “artık kendisi değil, karikatürü olmuş” denirdi.
İşin ilginç yanı şu: Karikatür aslında aynı anda hem
eksiltir hem çoğaltır. Ayrıntıları atar, gereksiz olanı budar; ama
karakteristik olanı büyütür. Bir burnu uzatır, bir bakışı sertleştirir, bir
hareketi aşırılaştırır. Böylece gerçeği olduğu gibi kopyalamak yerine, onun içindeki
hakikati daha görünür hale getirmeye çalışır.
Belki de Cem’in “sanatın zübdesi” derken kastettiği şey
tam olarak buydu. Karikatür, birkaç çizgiyle, sanatın bütün dallarında bulunan
o temel işlemi gerçekleştiriyordu: Hayatın içindeki bir duyguyu, bir karakteri
ya da bir hakikati seçip yoğunlaştırmak.
Karikatürün fazlalığı, hakikatin daha görünür hale
gelmesi içindir.


1 yorum:
Cem, bir Japon gibi duruyor.
Yorum Gönder