Pazar, Haziran 07, 2026

Sınıf intikamı olarak Kahkaha


1936 yılında Akşam gazetesi Cemal Nadir karikatürleriyle ilgili bir yarışma yapmış, tamamı yazısız karikatürler yayımlayarak, en gülünç olanını sormuş, sonra da o karikatürlerden oluşan kitapçığı katılımcı okurlara hediye etmiş…

Mizah, hele ki gazete-dergi karikatürü enikonu aktüeldir, “çarçabuk” biçimde zamana yenik düşer, hepimizin kıkırdayarak güldüğü espriler ve karikatürler, şimdiki zaman karşısında süratle işlevsizleşir, herkese “bunun neresi komik” dedirtir. Mizah çalışırken, galiba en çok, geçmişte “insanlar nelere gülerdi” sorusunun cevabını aradım, bana öyle gelirdi ki, toplumların neye güldüğünü, ağladığını, öfkelendiğini anlarsak, anlamaya çalışırsak… o toplumu daha iyi sezebilir, “okuyabiliriz”.

Yukarıdaki karikatür, o yarışmada okurların “en gülünç” seçtiği, güldüğü, gülümsediği, anladığı, hakkında konuştuğu Cemal Nadir karikatürü olmuş…

Bugünden bakarken, ister istemez ben de “bunun neresi komik” diye düşündüm elbette. İnsanlara ne ilginç gelmiş? Masada uyuklayan koca, güzel karısı ve onun elini öptürdüğü genç aşığı (acaba garson mu?)… Ne’si komik bu karikatürün? Aldatılan (uyuyan) koca mı? Boynuz gibi çıkan dumanlar mı? Bir sirk maymunu gibi eğilen, hanımefendinin narin elini dudaklarını büzerek öpen genç erkek mi?

Aldatılan, boynuzlanan, üstelik zengin olduğu anlaşılan yaşlı koca insanlara komik gelmiş olmalı. Bir tür intikam almış gibiler. Orta sınıf, sosyete diye adlandırdığı kesimi yerden yere vurmaya bayılır. Gülmek, unutmayalım, bir saldırıdır da.

Şunu sormalıyız: Okur kim? O okurlar, erkekler veya kadınlar, nasıl bir kültürel sermayeyle hayata bakıyorlar? Okur yazar bir aileden mi geliyorlar? Öğrenciler mi, memurlar mı? Kim bunlar da bu espri onlara komik gelmiş?

İkinci mesele, böyle bir karikatür ve espri yoktan var edilmez, mutlaka daha önce anlatılmış, dolaşıma girmiş ve kabul görmüş başka hikâyelerden beslenir. Bu aldatma ve aldatılma esprisi, Cemal Nadir ile başlayan bir şey değildir. İnsanlar daha önce tiyatroda, sinemada, başka dergilerde, başka karikatürlerde buna gülmüş olmalıdır. Gündelik hayatta anlatılan hikâyeler de cabası.

Demem o ki, bu espri nasıl bir kaynaktan çıktı ve nasıl yaşadı? Belki de o yıllarda elitizmi ve alafrangalığı mizahla deşeleyen Lüküs Hayat operetinin sokakta ve zihinlerde bıraktığı o tanıdık tortuya bakmak gerekiyor. Sanki hısım akrabalar.

Aslında benim ilgimi çeken şey, karikatürün kendisinden çok ona gülen insanların hayal dünyası. Çünkü bir karikatür, çizildiği dönemin sadece mizah anlayışını değil, arzularını, korkularını ve gizli hınçlarını da ele verir.

Buradaki kahkaha aldatılan adama değil, onun temsil ettiği hayat tarzına yönelmiş gibi geliyor bana. Şık restorana giden, hizmet gören, güzel kadınlarla birlikte olan, parası sayesinde ayrıcalıklı yaşayan bir adama…

Popüler kültür, sosyete dediği zenginleri sürekli dövmeye çalışır. O elitizm maskesinin altında çoğu zaman cahil, görgüsüz ve taklitçi biri vardır, daha dün yoksuldur, hamallık yapıyordur, sonradan zengin olmuştur. Hikâyeler dönüp dolaşıp onun kültürsüzlüğünü, sahtekârlığını ve sonradan görmeliğini teşhir eder. Belki de karikatür birkaç çizgiyle küçük bir sınıf intikamı kuruyordu. Güldükleri şey sadakatsizlik değil, ayrıcalığın bozulmasıydı.

Bizde “burjuvazi yoktur” iddiası da aynı membaadan çıkmış olabilir mi Mıstık abi? Burjuvazi vardır ama ona burjuva denmez, zengindir ama meşru görülmez, başarılıdır ama mutlaka bir kusuru, bir sahtekârlığı olduğu varsayılır vs. Popüler kültür de bu kuşkuyu biteviye üretir.

Bugün aynı espriye gülemiyorsak, bunun nedeni mizah duygumuzu kaybetmiş olmamız değil. “Toplumsal hayal gücü” sürekli değişir. Elbette aldatılma hâlâ anlatılıyor, hâlâ filmlere ve dizilere konu oluyor ama artık tek başına komik sayılmıyor. Çoğu zaman trajik, psikolojik veya melodramatik bir mesele olarak ele alınıyor. Karikatürün varsaydığı ortak malumat ve duygu dünyası ortadan kalkınca, geriye sadece çizgiler kalıyor.

Başa dönelim. Bir belge olarak karikatür, bize sadece neyin komik olduğunu değil, insanların neye güldüğünü de gösteriyor. Lütfen dikkat, çünkü ikisi aynı şey değil.

Mizah tarihi biraz da kahkahaların arkeolojisidir. Eskimiş bir esprinin içinden bazen bir dönemin sınıf ilişkileri, ahlak anlayışı ve gündelik hayatı çıkabilir.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Burada acaba "gülünç" kelimesinde bir anlam değişmesi/kayması'ndan bahsedebilir miyiz? Gülünç bugün de sadece "komik" anlamında değil, "soytarılık" anlamında da kullanılıyor malum. Eskiden buna ek olarak bir de "cringe" gibi bir anlamı vardı sanki, burada da o anlamda kullanılmış olabilir mi?

Related Posts with Thumbnails