![]() |
Bu görseli neden seçtim? Hafif erotik bir tınısı olduğunun farkındayım. Ama
ilgimi çeken asıl mesele, öpüşenlerin dönemin geç Osmanlı kuşağından birer
Müslüman olarak resmedilmesi. Fes ve geç Osmanlı imgeleri bugün muhafazakâr bir
tonla yeniden icat edildiği için, bu kartpostal birçok kişiye önce bir
provokasyon gibi geliyor. Huzursuz edici bulunuyor, hatta ayıp sayılıyor. Kime
göstersem, resmi yüz yıl öncesinin dünyası içinde değil, bugünün siyasi iklimi
içinde yorumluyor. “Bunu görseler sinirlenirler” diyen çok oluyor.
Oysa bütün bunlar “bugün” oluyor. Biz, yüz yıldan daha eski bir illüstrasyona
bakıp yargı dağıtıyoruz, geçmişe bugünün ölçüleriyle hüküm veriyoruz.
Biliyorsunuz, festen önce kavuk vardı. Bir dönem kavuk geleneksel dünyanın
simgesiydi, sonra modernleşmenin gereği olarak fes teşvik edildi. O yılların
muhafazakârları için fes giyenler Avrupa hayranıydı, alafrangaydı,
kozmopolitti. Yukarıdaki çift de muhtemelen tam böyle görülürdü. Muhtemelen
“dejenere” bulunurdu. Hatta “modern”, “hain” “kozmopolit” ve “gayri milliydi” desem, abartmış mu olurum?
İşin ilginç yanı şu: Bugün Osmanlı denince gözleri dolan, fesle fotoğraf
çektiren romantiklerin tarihsel karşılıkları büyük ihtimalle fesliler değil,
kavuklulardı. İmgelerin tarafları değişiyor ama imgeler üzerinden yürütülen
mücadele pek değişmiyor.
Popüler kültürü anlamanın zorluğu da burada başlıyor. Çünkü imgeler yalnızca
üretildikleri döneme ait değiller. Zaman içinde yeni anlamlar kazanıyorlar.
Elli yıl önce Münif Fehim ya da Salih Erimez benzer sahneleri rahatlıkla
çizebiliyordu. Çizdikleri bugün olduğu kadar ideolojik bir kavga unsuru haline
gelmiyordu. Sorun resmedilenlerde değil, resmedilenlere bakan gözlerdeydi.
Popüler kültür ürünlerinin hızla tüketilip unutulduğu söylenir. Doğru tabii.
Yine de ben biraz mambo jambo yaparak, bütünüyle kaybolmadıklarını, hayalete
dönüştüklerini düşünmeyi seviyorum. Ortadan çekiliyor, görünmez oluyorlar ama
bir yerlerde varlıklarını sürdürüyorlar. Sonra hiç beklenmedik bir anda yeniden
dolaşıma girip ikinci hayatlarını yaşamaya başlıyorlar. Mecazen reenkarne oluyorlar.
Bu kartpostal da bana biraz bunu hatırlatıyor. Yüz yıl önce basılmış bir sevda
resmi, bugün yeniden karşımıza çıktığında artık aynı resim olmuyor, çizgiler
aynı kalsa bile anlam başkalaşıyor diyelim. Çünkü kartpostal geçmişten gelen
bir hayalet, ona bakan gözler ise bugüne ait. Belki de popüler kültürün asıl
marifeti budur: Aynı manzarayı her kuşağa farklı bir hikâye anlatarak geri
getirmek.


1 yorum:
Ahmet Rasim in ve donemin bircok yazarinin hem romanlari hem makalerini okuyunca "Kucuksu da gordum seni" ya da "Adalar " "Goksu" temali eserlere pek de oyle uhrevi ve romantik bir vehimle bakamiyorum.Hatta oldukca pespaye ayrintilar ust uste birikince gecenlerde Fransiz TV 5 kanalinda denk geldigim Balzac in Nana uyarlamasinin yarattigi bulantiyi hissediyorum.
Yorum Gönder