Cumartesi, Kasım 02, 2013

Uçamıyorum ama İyi Tekme Atarım


Amerikan çizgi romanı daha ziyade süper kahramanlarla hatırlanır. Çizgi romanın sansür dolayımıyla çocuksulaştırıldığı ya da çocuklara yönelik üretilmeye zorlandığı 1950’li yıllardan itibaren Amerikan çizgi romanının en popüler seriyalleri istisnasız süper kahramanlardır. Hemen şu ayrımı yapalım: farklı ülkelerin çizgi roman gelenekleriyle kıyaslanırsa süper kahramanlar epeyce yereldir-Amerikalıdır. Kahramanın kendisi düşünülürse, örneğin Avrupa çizgi romanına göre gerçeklik başka bir estetikle kurulur, olağanüstülük düzeyi fazlasıyla belirginleştirilmiştir. O sebeple Amerikan süper kahramanları yakın dönemlere kadar farklı ülke pazarlarında –abartılı veya naif bulunduğundan olmalı- büyük bir satış başarısı kazanabilmiş değildir. Yakın zamana kadar diyorum, şirket evlilikleriyle oyuncak pazarı, çizgi roman şirketleri ve Hollywood öylesine içiçe geçtiler ki, bu tablo ister istemez başkalaştı. Filmler, oyuncaklar ve dergilerle, süper kahramanlar daha fazla görünmeye, çizgi roman denilince ilk akla gelenler olmaya başladılar.

Her kahraman biraz süper değil midir diyenler olabilir. Kostümlü, pelerinli, maskeli sahiden insanüstü özelliklerle donatılmış kahramanlardan, Stan Lee amcanın kurduğu, onunla özdeşleşmiş bir hayali evrenden söz ediyorum. Yoksa hemen tüm kahramanlar az ya da çok benzer bir formüle dayanır: hepsinin kayıp bir ailesi vardır, tek başlarına kalmışlardır ve yalnızlıkları, kötülere karşı mücadele etmelerinin asıl motivasyonunu oluşturur. Kendilerine özgü bir adalet anlayışları olur, bu anlayış mevcut kanunlarla mutlaka çelişir. Devletin ve kanunların suçlu bulduğu birinin masum olduğuna inanarak savaşa girerler örneğin.  Tersi de olabilir, yasaların yetersiz kaldığı ve iyilerin-iyiliğin aleyhine işlediği durumlarda devlet lehine çalışırlar. Kahramanlar temelde düzenin koruyucularıdır. Süper kahramanlar bu bakımdan farklı değiller, onları ayıran en önemli özellik, doğa dışı, insanüstü güçleri ve buna rağmen insan kalan yanlarıdır: aşık olmaları, ağlamalarıdır. Süpermen için model olan Komedyen Harold Lloyd ile jön prömiye Douglas Fairbanks ikiliği bu bakımdan ilham vericidir: kahramanlar büyük güçlerine rağmen son derece olağan ilişkiler ağının içindedirler. Gündelik hayatlarında komik ve sakil olabilirler. Moda ifadelerle söylersek ezik, looser ve geek görünebilirler. Geceleriyse iş değişir, ikinci insanüstü kimlikleri öne çıkar ve asıllarına dönerek başkalaşırlar. Kostümleri vardır, kimileri pelerinlidir. Gizli kimliklerinin bedelini olağan hayatlarının içinde öderler. Amerikan popüler kültürü, süper kahraman aurası ve esprisine aşinadır. Çoğu Amerikalı okumasa bile bu kahramanları seyretmiş, medyadan kimin kim olduğunu öğrenmiştir. Batman bir milli kahramandır mesela, yan tiplemeleri, esprileri ve hayat hikâyeleri handiyse ezberden bilinir.

Mark Millar-John Romita Jr ikilisinin Kick-Ass dizisi, sarkastik bir süper kahraman hikâyesi anlatıyor. Çizgi roman okuyarak büyüyen ergenlerden biri olan Dave, süper kahraman olmaya karar veriyor, kendisine kıyafet uydurup geceleri sokağa çıkıyor. Hasbelkader, caddedeki serserilerle yaptığı kavgada başarılı oluyor. Birileri bu kavgayı kaydediyor ve kendine Kickass ismini seçen Dave bir internet fenomenine dönüşüyor. Asıl önemlisi, Dave eylemleriyle benzerlerine cesaret vererek medyatik bir moda yaratıyor. Geceleri kanun koyucu gibi dolaşan kostümlü insanların varlığı böylelikle normalleşiyor. Türün meraklıları, yakın dönemde benzer hikâyeler anlatan çok sayıda film izlediler. Çoğu komediye yakın anlatılardı, eh bu da kaçınılmaz, çünkü bu filmlerin en çok benzedikleri ergen anlatıları, bazen çocuk bazen yetişkin olan, cinselliğin ve naifliğin kıyısında dolaşan bir dünyadan konuşurlar. Kızlar, erkekler, ilk cinsel deneyimler, büyüme ve çocuk görünmeme telaşı kendini dolu dolu hissettirir. Ve o filmlerdeki erkek çocuklar, kızlar dışında sadece çizgi romanlardan ve yiyeceklerden söz ederler. Özetle, Kick-Ass  gibi süper kahraman aurasından beslenen anlatılar, nerd mizahı, argo, cinsellik ve liseli muhabbetlerine eşlik eden bir çizgi roman geyiğinden çıktılar.

Kick-Ass’in senaristi Mark Millar, mevcut birikimi, çizgi roman nostaljisini veya o eski şaşalı kahramanlar tekerlemesini-tıkanmasını iyi gözlemlemiş. Güzel bir mesafe kurmuş. Mesafe dediğim, ‘hayat, Stan Lee çizgi romanlarındaki gibi değil’ gerçekçiliği. Hem onu kullanacak hem de o estetiği yeniden kuracaksınız. Kişisel olarak en çok ilgimi çeken şey de bu zaten, filmlere ve benzer nitelikte hikâyelere konu alan geeker mizahı. Süper kahraman olmaya kalkışanlar komik olduklarının farkındalar, kostümleri giydiklerinde kendileriyle alay ediyorlar. Gerçek hayatta Woody Allen gibiler, kostümlerle Tom Cruise olmayacaklarını biliyorlar ama başardıkça role kendilerini kaptırıyorlar. Hikâyelere hakim olan sarkastizm öylesine güçlü ki anlatılan şiddet bile komik duruyor. Romita’nın sevimli çizgileri o kadar denk düşüyor ki anlatıya, iyicilliği belirginleştiren ve kahraman narsizmini ters yüz eden bir tat katmış. Memleket okuru Bülent Arabacıoğlu’nun En Kahraman Rıdvan çizgi romanını hatırlayacaktır. Orada da bütün hayatını çizgi romanlara göre belirleyen, iyilik yapmak, kötülere karşı savaşmak isteyen saf ve bakir Rıdvan vardır. Reel hayatın içinde sürekli duvara toslamakta, uyum sağlayamamakta, saflıkla iyimserlik arası bir hissiyatla ne kadar aptal durumuna düştüğünü dahi farketmemektedir. Kick-Ass, gerçekçilik vehmini En Kahraman Rıdvan’dakine benzetilebilecek biçimde kurmuyor, bu mizahın farkında olan bir düzlemde istifliyor hikâyesini. Mad dergisinden bildiğimiz gaz çıkaran, göbekli ve cinsellik düşkünü bir süper kahraman parodisi yapmıyor, ama o esprilerden haberdar olduğunu da hissettiriyor bize. Tek kelimeyle başarılı… Bu başarı sebebiyle filme uyarlandı, başlayıp biten bir grafik romanken devamı yazıldı. İkinci seri de sinemaya uyarlandı. Üçüncü seri devam ediyor, filmi de olacak kuşkusuz. Millar, ikinci kitapla birlikte, nihilist Hitgirl ile olgunlaşırken savrulan Kick-Ass Dave’in aşk-meşk ilişkilerine, romantizmine girmiş. Çocuksu melodramı, Romita’nın naif karakterleştirmesi güzel sürüklüyor. Sevecen, bir fan ölçüsünde tutkulu ve sevdiğine yakından bakan yenilikçi bir anlatı Kick-ass…

 Radikal Kitap, 1.11.2013

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails