polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polisiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 23, 2024

Kıbrıs Şahini

Dashiel Hammett'in ünlü polisiyesi Malta Şahini romanını, muhtemelen milli kaygılarla, okura "yakın" gelsin diyerek "Kıbrıs Şahini" diye çevirmişler. Garip geldiği için satın aldım, kapağı Sururi çizmiş, daha çizgisinin ve tarzının oturmadığı yıllarda ürettiği anlaşılıyor. Tarih yok ama çeviri 1944 yılında çıkmış (?)... En azından Milli Kütüphane kaydı öyle...Sururi, çok değil beş yıl sonra kapağı başka türlü ve daha doğru-güzel çizebilirmiş. 

Roman biraz karışıktı, öyle kalmış aklımda, okuyalı otuz yıldan fazla olmuştur, yanılıyor olabilirim, John Huston işi uyarlama filmini severek kitabı keşfetmiştim, Hammett'e kişisel sempatim ta o yıllardandır, değerli, dirayetli ve dürüst bir insan olarak severim. Lillian Hellman'la ilişkileri, McCharty dönemindeki anti-faşist tutumu filan sahiden özeldir. Geçim sıkıntısıyla X-9 çizgi romanını yazmışlığı da var mesela, oradan da kalbime dokunmuştu, Alex Raymond ile iyi bir ikili olabilirlermiş, meraklısı diziyi İngilizce 'den okuyabilir. 

Başa döneyim, Malta'yı niye Kıbrıs yapmışlar meselesine... Romanda bir heykelcik var, Haçlı şövalyelerinden kalma tarihi bir şey... Şövalyelerin son limanı Malta olsa da ara duraklarından biri Kıbrıs...İsim seçmişler anlayacağınız. Romanda sadece bir kere Malta Şahini diye geçiyor...

Film ise 1941 tarihli, savaş nedeniyle bizdeki gösterimi gecikmiş olabilir, yayıncısı Tasvir gazetesi olunca kitabın filmin popülerliğinden faydalanmak için yayımlandığını düşünüyorum ama araya savaş giriyor, filmlerin ithalatı sekteye uğruyor, seyrekleşiyor, demem o ki, ihtimaldir, kitap, filmden önce çıkmış olabilir. E o zaman soru şu, film, hangi isimle çıktı acaba?

Pazartesi, Şubat 12, 2024

Polisler ve filimler

"Yeryüzündeki bütün yazarlar gibi benim de (…) polise karşı fazla bir sempatim yoktur (…) bilgi ve teknikle değil de daha kolay olduğu için kanunları bizzat çiğneyerek korurlar. Karakollardan hastanelik olarak çıkanlara hemen her gün rastlanmaktadır. Bazen karakolun bodrumunda hikmeti hüda intihar edenler de olur. Kendilerine özgü garip itham formülleri vardır: Düğmemi kopardı, cumhuriyete, millete vs küfür etti. Zincirleme şahitlikle kızdıkları kimseyi alaşağı edebilirler. İçlerinden bazısı suç işlemeye de fazlasıyla meyyaldir; daha geçenlerde birisi müdürünü öldürdü, bir başkası kadın kaçırdı; rüşvet ise gazetelere sık sık intikal eden havadislerdendir."

1958 yılında Çetin Altan yazmış bunları. Polisi sevmediğini söylemek veya herkesin konuştuğu-bildiği polis icraatlarını yazabilmek, o tarihler için cesaret isteyen bir iş. Böylesi bir istisna yazının o yılların popüler kültüründe bir karşılığı da yok. Kamusallaşmasına da imkan yok.

Film sansür kurullarında emniyetten temsilciler olduğunu, müdürlerin, ilgili makam sahiplerinin gerektiğinde gazetelere-dergilere telefon açarak uyarılarda bulunduğunu ve hatta kimi yazarların makam odalarına davet edildiğini, sopalandıklarını o yıllardan biliyoruz. Yazarsan, sadece kendini değil yayın mecranı tehlikeye atarsın demek bu.

Pek çok anı kitabında polislerin nefret dolu tutumları, tahkir edici davranışları, anlayışsız ve nobran konuşmaları, mutlaka dayakla biten gösterilerini okumuşuzdur. Polis ve nezaket pek birlikte hatırlanmaz ve polisten nezaket beklenmez. Uzun yıllar, Türkiye’de polisiye edebiyatının olamaması polisin haşinliğine bağlanmıştır. Türk polisinin akıl yürütmesi inandırıcı bulunmamıştır, döve döve diyelim, nasılsa gerçeği ortaya çıkarıyordur.

Peki, hem polis algısı hem de polisiye türü olarak durum bugün değişti mi?

Polis algısı çok değişti denemez, siyaseten veya polemik gereği tersi söylense de polisin kanun koyucu ölçüsünde keyfi davranabildiğini biliyoruz. Diğer yandan, polisiye, yıllar içinde popüler kültür ile birlikte değişti. Özellikle Hollywood sinemasının polise yönelik eleştirelliği, bizi de etkiledi. Polisi eleştirmek belli ölçülerde normalleşti. 

Gerçek ile gerçeklik vehmi yaratan bir dünya arasında büyük bir fark olduğunu akılda tutarak, filmlerin ve dizilerin dünyasında “kötü polislerin” olabileceği kabul edilebilir bir hale geldi diyelim.

Yukarıda paylaştığım görsel, 1952 yılında .ıkan bir Polis yayınından, “bizi güzel anlatın-gösterin” çağrısı yapıyor hikaye anlatanlara… Özellikle popüler olan filimcilere…

Perşembe, Şubat 01, 2024

Ankara Canavarı

Suat Derviş'in mahlasla yayımladığı bir polisiyesi kitaplaştırıldı, bilmiyordum, okumak istedim. Sadece polisiyesi için değil, Ankara'da geçmesi, dönem olarak iyi bildiğim yıllar olması filan pek çok neden çıktı okumak için... Görür görmez aldım, üstelik kitap ilk yayınından birkaç yıl sonra çizgi romana da uyarlanmış, ona da yer vermişler, beni canevimden vurdular....

Nedense kitaba önsöz ya da sonsöz yazılmamış, romanla-dönemle ilişkili bir malumat paylaşılmamış. Editöryal olarak buna anlam veremedim. 

Roman, 1948'de tefrika edilmiş, bilmeyenler olabilir, hanımefendi, o yıllarda Reşat Fuat Baraner ile evli, 1944 Komünist tutuklamalarıyla hapse girmiş bir parti liderinden söz ediyoruz, Biz o yıllarda memleket olarak (Tan Baskını, DTCF Olayları, Kars Ardahan, Zincirli Hürriyet, Markopaşa falan filan) tam bir anti komünist coşku içindeyiz. Bir avuç solcuya eziyet edip duruyoruz. 

Derviş,  anlaşıldığı kadarıyla, hapiste olan eşini ziyaret için Ankara'ya gidip gelmeye başlamış, geçim derdiyle gazeteleri de dolaşmış, roman da o yılların iddialı bir yerel bir gazetesi olan Kudret'te çıkmış... Kudret nasıl bir gazete derseniz, bu nokta Baraner ve Derviş için önemli, ilk söylenebilecek olan anti komünist bir gazete olduğu, CHP'ye muhalefet ediyor, Demokrat Parti'nin muhalefetini yetersiz bulan, sonradan Millet Partisi olacak bir oluşumun yayını gibi duruyor. Reşat Fuat'ın eşini gazeteye sokmaları ilginç olmuş... Hatice Hatip ismini kullanmış. 

Roman pek parlak değil, polisiyesi bir tür snap ending ile bitiyor, ki o en önemli zaafı... Derviş'in romanı neden unutmak istediği (veya neden ciddiye almadığı) anlaşılıyor.

Gelelim çizgi romana, ilginç olan o zaten. Uyarlama, dört yıl sonra 1952'de çıkmış, benim hatırladığım kadarıyla Kudret'in yayıncısının bir başka gazetesi olan Son Telgraf'ta tefrika edilmiş. İlk  yayınında ilgi çektiği için mi yinelenmiş, yoksa Zehra Ergezen dostane ve ailevi bir yakınlıkla böyle bir uyarlamaya kalkışmak mı istemiş? Gerekçesi muammalı. Suat Derviş, o yıl yurt dışına çıkıyor, not olarak düşeyim... 

Ergezen, çizgi romanla ilgili sürekliliği olmuş bilinen bir "ressam" değil, sahne kuramadığı, balon yazamadığı, arkaplan düşünemediği, kare içi istiflemesini yapamadığı görülebiliyor. Diğer yandan, tam da o yılların soap opera çizgi romanlarını izlediği, iyi tetkik ettiği, işini ciddiye aldığı da söylenebilir. Yelpaze'yi, Şevki'yi izliyormuş örneğin.... Sürekli çizebilseymiş amatörlüğünü aşabilirmiş... Kimmiş, Suat Derviş ile yakınlığı var mıymış merak ettim. Yazan ve çizen olarak iki kadının ismini yanyana görmek, hele o yıllarda, Erkek Babıali'de "küçük bir mucize" gibi bir şey çünkü...

Salı, Ağustos 08, 2023

Son Okuduklarım 75

Cinayet Sohbetleri ve Hepimiz Katiliz eski bir emniyet müdürü-amiri Mesut Demirbilek ile yapılmış söyleşilerden oluşuyor. İlki fena olmayan bir satışa ulaşmış olmalı ki, devamı yapılmış, ama ikincisi, ilkini kitap olarak aşamamış ve tekrara düşmüş... Ben her iki kitabı galiba geçen yıl, gecikerek okudum, biri 2014 diğeri 2016'da çıkmış oysa ki...Bütün çok satar kitaplar gibi kısa sürede kaybolup gidiyorlar...Sahaflardan bulabildim ancak... Bizde bu tür kitaplar yapılmadığı için ilginç, Demirbilek cinayetleri nasıl çözdüğünü, nasıl uğraştığını, nasıl hayatını rafa kaldırdığını, gecesini gündüzüne katarak dünyadan ne hallere düşerek koptuğunu anlatıyor. Kameraların olmadığı, laboratuvar tekniklerinin gelişmediği bir dönemde polislik yaptığını sıklıkla belirtiyor. Suçluları yakalamanın daha zor olduğu yıllarda gösterdiği mahareti doğal olarak önemsiyor, ilginç deneyimleri var, çok çok uzun sorgular yapıyor, zanlının güvenini kazanarak onları konuşturuyor. İşim gereği deneyimli polislerle konuşmaya çalışıyorum, yaptığı işi ayrıntısıyla anlatabilen sayısı sahiden çok az... Türe ilgi gösterenler için o bakımdan enteresan bir malzemeye sahip. 

Dünyaya Düşen Adam, 1976 tarihli dönemi için ilginç bir filmin uyarlaması. Bunca sene sonra hatırlanmasında David Bowie nostaljisinin hatırı sayılır bir katkısı olmalı. Diğer yandan bu hatırlamanın ayrı bir ticari nedeni varsa bile ben bilmiyorum. Hani yeniden filme ya da diziye uyarlanıyor olabilir demek istiyorum. Genellikle çizgi romanda film uyarlaması, filmin ticari başarısından faydalanmak üzere yapılır. Çizgi roman dünyasının kalbırüstü üreticilerinin elinden de çıkmazlar. Pek parlak bir örnek hatırlamıyorum. Okuyanlardan kimse kimin çizdiğini ya da çizgi roman için kimin senaryolaştırdığını hatırlamaz. Filmin gölgesinde, gerisinde ve "uydusunda" kalmış ortalama bir şey okuruz geçer gider. Dünya ticari olarak bu kadar global değilken önemli filmlerin Türkiye'ye gelişi bir iki yıl gecikmeli olabiliyordu. Film gelmeden çizgi romanı yayımlamak ticari bir hamleydi ama artık o da berhava oldu. Filmi ya da dizisi olan popüler anlatıların çizgi roman uyarlamalarının diğer çizgi romanlardan daha çok sattığını, onlara çok çok büyük bir üstünlük kattığını pek sanmıyorum. Popüler kültürün işleyişi değişti artık. Laf uzadı, albüm nasıl derseniz, zamanı içim enteresan bir kapitalizm eleştirisi taşıyor, filmin bir muamması vardı, uyarlama bunu kısmen koruyabilmiş. Fikir olarak çok tüketildiği için şimdiki zamanın ergen hararetini kesmeyecek olabilir, revize edilmesi gerekiyor gibi geliyor bana. Üstelik Bowie'nin o yıllardaki Uzay(lı) "Stardust" takıntısına denk düşürülmüş(tü)...Bu da çok hatırlanmıyor artık...Beast Boy ile Raven, Teen Titans serisinden... Neyi nasıl anlattıklarını incelemek adına okuyorum bu tür serileri. Süper kahraman soslu bir soap opera yapılmış, çok bir şey olmuyor, mutant sırları, aşk gerilimi ve tek olaylı bir kaçırılma hikayesi okuyoruz. Ne ki yıllar yıllar önce çizgi romanlar böyle kurulabilseydi daha çok genç kadın okuru olurdu. Hayır eksik söyledim, daha fazla kadın yazarı ve çizeri olurdu. 

Cuma, Mayıs 05, 2023

En önemli 40 Polisiye Roman

Notos sormuştu, aslında sağolsunlar her yıl soruyorlar ama geçiştiriyordum, daha kolay seçeceğim için midir bilemiyorum, bu yıl cevap veresim geldi, listemi paylaşayım.

Bendeniz Duffy, Dan Kavanagh / Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk / Büyük Uyku, Raymond Chandler / Doğu Ekspresinde Cinayet, Agatha Christie / Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson / Gül’ün Adı, Umberto Eco/ Malta Şahini, Dashiell Hammett / Sarı Köpek Komiser Maigret, G.Simenon / Soğukkanlılıkla, Truman Capote / Yetenekli Bay Ripley, Patricia Highsmith

Related Posts with Thumbnails