Benim bu topraklardan ve yaşadıklarımdan çıkardığım
şeylerden biri şu: Biz memleket olarak, tek tek bireyler olarak kendimizi çok
önemsiyoruz. Hep yazıyorum, bu kadar gökdelen, bu kadar en uzun bayrak direği,
bu kadar “en büyük” vurgusu boşuna değil. Sadece Z kuşağı değil, hepimiz
“müdür” olmak istiyoruz.
Kendini önemsemek kulağa hoş geliyor olabilir. Tabii ki
kendimizi önemseyeceğiz denebilir. Bizi bir şey yapmaya, üretmeye iten temel
motivasyonlarımızdan biri benliğimiz ve önemsenme arzumuz. Benim sözünü
ettiğim, insanın kendisine dünyada olduğundan daha merkezi bir yer ve değer
biçmesi.
Üstelik bunun bir hastalığa dönüşme ihtimalinin de
farkındayız. Kişisel ilişkilerimizde başkalarının kibir ve büyüklenme
hevesinden şikâyetçi oluruz hep. Birine kızarken burnu havada, elitist, götü
kalkmış, kendini ne sanıyor deriz. Kendisiyle alay edebilen insanları ise
severiz. Neşe ve mizah, “benlikten” çok daha iyi gelir bize.
Önemsenme iştahıyla acı arasındaki ilişkiye de buradan
bakıyorum. Gündelik ilişkilerimizde pek çok insan arkasından konuşulduğunu,
yersiz yere eleştirildiğini, göz ardı edildiğini, haksızlığa uğradığını
düşünüyor. Bunu iddia ediyor, diline doluyor. Öyle ya da böyle keskinliklerini
o “saldırı tahayyülüyle” besliyorlar.
Çünkü kendinizi ne kadar merkeze koyarsanız başkalarının
yaptıklarını da o kadar kendinizle ilgili sanıyorsunuz. Birinin susması size
karşı susmak oluyor, birinin konuşması size laf sokmak, başarısı sizi geçmek,
eleştirisi sizi küçümsemek… Tesadüf azalıyor, niyet çoğalıyor. Yankı vadisinde
birileri “manidarrr” diye bağırıyor.
Memlekete dönelim. Medyaya, siyasete, popüler kültüre ve
ahalinin ağzına dikkat kesilince de benzer bir zihniyet hemen fark ediliyor.
Yabancılar bize güvenilmez geliyor, herkesin düşmanımız olduğuna kolaylıkla
inanabiliyoruz. Bizimle aynı fikirde olmayanları Türk düşmanlığıyla, hatta
bizden olmamakla suçlayabiliyoruz. Türk dediğime bakmayın, Kürtler de farklı
değiller. Havasına suyuna, zeybeğine, halayına… bir başkayız biz Mıstık abi…
Laf uzamasın, çook iyi biliyoruz “büyük resmin” ne
olduğunu (!): Oyunlar, kumpaslar, manipülasyonlar hiç bitmiyor. Hep
kandırılıyoruz. Çinliler bizi savaşarak değil kurnazlıkla kandırmışlardı, ders
kitaplarından öyle hatırlıyorum. Hikâye çok eski yani. Bize deprem bombası
attılar mesela.
Yav “niye bizimle uğraşıyorlar?” diye sormuyoruz.
Türkiye’nin jeopolitik önemi falan denir. Asya’yla Avrupa arasında köprüdür,
Türki devletlere açılan kapıdır, İslam âlemi için modeldir… Yıllardır duyarız
bunları. Bir ara bor madeni vardı filan.
Türkiye önemsiz bir ülke demiyorum. Mesele o değil zaten.
Mesele, önemli olmakla herkesin sürekli bizimle uğraştığı
kanaati arasında kurduğumuz tuhaf ilişki.
Bir ülkenin stratejik önemi olabilir. Başka devletler
onun politikalarını etkilemeye, ondan yararlanmaya, önünü kesmeye
çalışabilirler. Devletler birbirlerine zaten bunları yapıyorlar. Ama buradan,
dünyanın gözünü bize diktiği, herkesin gizli veya açık biçimde bizimle
uğraştığı sonucuna nasıl geliyoruz?
Ne dersek diyelim, abarttığımızı hepimiz az çok
biliyoruz. Üstelik bütün bunları çoğunlukla biz konuşuyoruz
zaten. Soruları biz soruyor, cevapları biz veriyoruz. Büyük ölçüde kendi
kendimize konuşuyoruz. Önemsenmek istiyoruz ama yeterince
önemsenmiyoruz ve galiba bunun farkındayız.
“Avrupa, Avrupa duy sesimizi” psikolojisi milim değişmiş
değil. Cümlenin kendisi bile tuhaf aslında. Bizi duy. Bizi gör. Bizi hesaba
kat. Biz önemliyiz.
Bu psikolojinin tek tek hepimizi çeşitli ölçülerde
etkilediği, mantığımızın içine sızdığı aşikâr değil mi? “Bizimle uğraşıyorlar”
ile “benimle uğraşıyorlar” aynı ana babanın çocukları.
Devlet buna inanırsa öğretmen de öğrenci de inanabilir.
Fikir dolaşımdadır çünkü: okuldan eve, tivitırdan yeni nesil kahveciye,
siyasetten gündelik ilişkilere geçer, biçim değiştirir, her meşrebe uyar. Bir
noktada “Türkiye’nin yükselmesini istemiyorlar” olur, başka bir noktada “beni
çekemiyorlar”.
Fonda “Bir teselli ver” çalıyor, birilerinin sizinle
uğraştığına inanmak acı vericidir ama aynı zamanda o insana bir önem atfeder.
Kim sıradan biriyle uğraşır ki? Kim önemsiz bir ülkeye kumpas kurar ki?
“Büyük olduğuna” inanan özne için sıradan olmak tahammül
edilmesi zor bir şey olsa gerek be abi. “Bana düşman olmaları,
beni önemsememelerinden iyidir!”