Ratip Tahir’in (Burak) ellili yıllarda
Yeni
Sabah gazetesinde tefrika edilmiş “
Bir Yemin Uğruna” isimli bir çizgi
romanı vardır. Gazete yönetimiyle anlaşmazlığa düşerek ayrıldığı için hikâye
Şahap Ayhan tarafından şıpın işi tamamlanmıştır. Çizgi romanın bazı sayfaları
elime geçti, tekrar okuyayım istedim.
Seçtiğim panellere (karelere) bakarak bütünüyle romantik
bir hikâye sanmayın sakın. Hoş, Ratip Tahir harem hayatıyla ilgili epeyce
hikâye çizdi aslında, ağırbaşlı erkekleri ve kadınları resmetmeyi sevdiğini hep
hissettirdi.
Hikâyeyi okurken “Ratip Tahir ne anlatmak istiyor?” diye
düşündüm. Bir dönem çok popüler olmuş, çizgi romanın yaygınlaşmasını sağlayan
işlerden söz ediyoruz. Evet, hamaset dolu tarihî hikâyeler anlattı, abarttı,
estetize etti vesaire ama ona özgü bir tarih duygusu da vardı, ben ona
takıldım.
Bence epey tuhaf, hibrit ve bugün artık kaybolmuş bir
“hayalî Osmanlı” resmediyor. Tam tarih resmi değil bu, oryantalist kartpostal
da değil. Bir çeşit yerli pulp fantazyası kuruyor. Öncelikle herkes çok güzel
ya da çok yakışıklı. Vakur ve ağırbaşlı görünüyorlar. Erkekler mutlaka teatral, kadınlar hem masum hem erotik.
Mekânlara daha önce bu kadar dikkat kesilmemiştim.
Meşrutiyet konaklarını andıran bir dekor hayal etmiş gibi geliyor bana. Harem
mi yoksa konağın salonu mu ayırt edemiyoruz. Sonra garip bir hisle şunu
düşündüm: Tam da ellili yıllarda bir tiyatro oyunu ya da yerli film nasıl
kostümlendirilip dekore edilirse, Ratip Tahir de öyle çiziyor. Zaten döneminin
makbulünü ve ortalamasını iyi bildiği için başarılı.
Yani burası Osmanlı değil aslında. “Osmanlı gibi görünen
bir Hollywood stüdyosu.” Çünkü hikâye algımızı, hele o yıllarda, büyük ölçüde
Hollywood belirliyor. Önemli bir farkla: Ratip Tahir’in haremi Batılı
oryantalist ressamların haremleri kadar çıplak ve saldırgan değil. Daha “mahcup
erotizm” kuruyor, ellili yılların popüler kültür ahlakıyla filtrelenmiş bir
tensellik istifliyor. Göğüs dekoltesi var ama aynı anda bir edep de korunuyor.
Tam bir Babıâli dengesi.
Ratip Tahir, kendisinden sonra gelen çizerler tarafından
alaturka ve “yavaş” bulunurdu. Oysa onun derdi kahraman yaratmaktan çok
atmosfer kurmaktı. Çizgi roman sayfasından ziyade “resimle roman” hissi
üretiyordu. Belki de bu yüzden çizdiği insanlar karakterden çok “illüstrasyon
figürü” gibi görünür.
Üstelik o yıllarda renk meselesi bizim okuru da çizgi
romanımızı da derinden etkiliyordu. Ratip Tahir’in tam sayfaları sahiden bir
çığır açar. Bugün için ne yaptığını ayrıca önemseyebiliriz ama o tarihte kirli
yeşiller, soluk morlar, mat altın sarıları ya da yaşlanmış pembe tonları
bilinçli bir estetik tercih gibi durmuyordu belki. Baskı tekniğinin sonucu
gibiydiler. Ama farkında olmadan o dünyanın psikolojisini de kuruyorlardı. Her
şey biraz yorgun, biraz tozlu, biraz rüya gibi görünüyordu.
Sahne seçimleri de ilginç. Paylaştığım saç tarama
sahnesine bakalım. Teknik olarak ortada hiçbir “
olay” yok ama sahne erotik
çalışıyor. Çünkü bedeni değil, hayranlığı dolaşıma sokuyor. Bir kadının başka
kadınlar tarafından seyredilmesi, hazırlanması, güzelliğinin
törenselleştirilmesini resmediyor bize.
Erkek figürleri ise neredeyse operatik. İnce bıyıkları,
teatral bakışları, kostüm gibi duran kıyafetleri ve sürekli poz veren
bedenleriyle gerçek görünmüyorlar. Ratip Tahir bize sürekli bir çokluk sunuyor:
Haremde perde çok, yastık çok, kumaş çok, mücevher çok, bakış çok. Bütün o
fazlalıkla, o yılların sıkışan Türkiye’sine saltanatlı ve hüzzamlı bir kaçış
dekoru kuruyordu. Cumhuriyet Türkiyesi’nin geçmişe bakarken kurduğu rüyayı
resmediyordu.
Not: Seçtiğim panelleri temizleyerek paylaştım, seksen yıllık gazete kağıtları pek de iyi görünmüyordu çünkü.