Gırgır, yüksek satışlara ulaştıkça çalışma başına ödenen
telifleri artırıyor, çizerliği bir meslek olarak cazip hâle getiriyordu.
Böylelikle yalnızca dergi kadrosu değil, Oğuz Aral’ın itinayla teşvik ettiği ve
ilgilendiği amatör çizerlerin sayısı da günbegün artıyordu. Öyle ki Gırgır,
çıkışından beş yıl kadar sonra, bütünüyle yeni ve özgün çizgilerden oluşan,
yeni bir çizerin yer bulmakta zorlandığı bir dergiye dönüşmüştü. Yeni bir
çizerin kadroya alınması, yeni bir çizgi romanın başlaması, yeni bir isme köşe
açılması neredeyse imkânsızdı. Sayıları her geçen gün artan çizerler arasında
yoğun bir rekabet yaşanıyordu.
Bu rekabetin iki olumlu sonucu oldu. Birincisi,
kendilerine yer bulamayan çizerler Gırgır’dan ayrılmak zorunda kalarak farklı
dergiler yayımladılar, bu dergiler sayesinde yeni çizgi romanlar ve yeni
yetenekler ortaya çıkabildi. İkincisi, Gırgır’ın yıldız çizerlerinden biri yorulup
kısa bir ara verdiğinde devreye giren çizerler ve çizgi romanlar, seleflerini
aratmayacak ölçüde nitelikli olmak zorundaydı. Beklemenin baskısı ve mevcut
çizgileri aşabilme hedefi iştahı artırıyor, derginin yedeklerini
hırslandırıyor, bu da beraberinde nitelikli işleri getiriyordu.
Bu bekleme ve rekabet düzeninin en parlak sonuçlarından
biri En Kahraman Rıdvan’dı.
Nuri Kurtcebe, Gaddar Davut’a kısa bir ara verdiğinde onun
yerine başlayan En Kahraman Rıdvan, tam anlamıyla bir halef-selef örneğiydi.
Bülent Arabacıoğlu, kenarda fırsat bekleyenlerden biriydi. O güne değin Gırgır’da
yer bulmuş olsa da derginin genel akışı içinde yön verici bir çizer değildi.
Üstelik Oğuz Aral’dan çok etkilenen Gırgır çizgicilerinin aksine farklı bir
üsluba sahipti. Yıllar içinde giderek belirginleşen biçimde frankofon
çizgicileri andırıyordu.
Şöyle söylersem yanlış olmaz: Hem seksenli yıllarda hem
de sonrasında Arabacıoğlu kadar açık ve berrak, Fransızların deyişiyle ligne claire’e
yakın çizen, her bakımdan Avrupalı duran çok az üreticimiz vardır. Sayılarının
bir elin parmaklarını geçtiğini sanmıyorum. Burada rastlantısal bir
benzerlikten değil, bilerek, isteyerek ve geliştirerek oturtulmuş bir çizgi
tercihinden söz ediyorum.
1980 yılında Gaddar Davut’un yerine başlayan En Kahraman
Rıdvan’ın ilk sayfasındaki açılış cümleleri şöyleydi: “Bu ezilmiş domates
kılıklı dünya, bir beter dünya idi… Bu beter dünyada haksızlar, kötüler,
hırsızlar, üçkâğıtçılar ve Ceyar hep orta hakemin kararıyla galip geliyorlardı
(…) ve bir gün Salı’yı kırk beş geçe tüm bu kötülüklere karşı amansız bir savaş
açmaya karar verdim.”
Başlangıç itibarıyla tipik bir Gırgır çizgi romanıydı.
Serüven edebiyatının epik dili alaşağı ediliyor, kötülerle savaşmaya karar
veren aptal kahraman modern bir Don Kişot olarak takdim ediliyordu. Rıdvan,
naif ve çocuksu bir hayal âleminde yaşayan, bütün temiz kalpliliğine rağmen
bönlük ölçüsünde saf, sakar, sarsak ve beceriksiz bir gençti. Sevdiği çizgi
romanlara; Tommiks’e, Teksas’a, Kızılmaske’ye ve Mandrake’ye öykünüyordu.
Eyleme ve serüvene atılırken onlardan aldığı ilhamla “Kukuriikuu!” diye
bağırıyor, nara atıyordu.
Komik bir tesadüf sonucunda büyük olayların ve
meselelerin içine düşüyor, bütün aptal kahramanlar gibi o hengâmenin içinden
bir şekilde kötülere galebe çalarak, her defasında onları alt edip sağ salim
çıkıyordu.
İlk serüvenin sonunda Rıdvan tip olarak değişti. Hapse
düştüğünde tıraş edilen uzun ve seyrek saçları bir daha uzamadı, daha sivri
olan burnu yassılaşarak yüzüne yayıldı. Asıl önemli değişim ise çizgilerdeydi.
Arabacıoğlu, tarama ucunu daha ekonomik kullanmayı öğrenmiş, kare içi
tasarımında tiplemelerini biraz daha büyütmüştü. Ayrıntılı genel çizimleri
tercih ediyor, sokağı, caddeyi resmediyor veya büyük insan kalabalıklarının bir
arada olduğu panoramik sahneler kuruyordu. Hızlı bir kurgu içinde aksiyonu
hikâyenin temeline yerleştiriyordu.
Rıdvan’ın en önemli karakter özelliği inadıydı.
Basiretsizliğine rağmen vazgeçmiyor, kavgayı ve uğraşı hiçbir biçimde
bırakmıyordu. Gırgır kahramanlarının aksine kadın düşkünü değildi. Kendine
model olarak seçtiği çizgi roman kahramanlarının erkek çocuklarına özgü geçici “kız”
ve kadın sevmezliği onu da belirlemişti. Kötülerle savaşırken kadınlara
ayıracak zamanı yoktu.
Tersinden bakıldığında bu reddiye bizatihi erotizme
kaynaklık edebiliyordu. Rıdvan, kadınlardan ilgi gördüğünde ne yapacağını
bilmez hâlde saçmalıyor, eli ayağı birbirine dolaşıyordu. Bu gerilim, pek çok
serüvende yinelenen esprilerinden biri oldu. Yıllar sonra, 1991’de yayımlanan Afrodistan
adlı serüvende rızası dışında bekâretini kaybediyor, cinsel ilişkiye girerek
ilk kez “millî” oluyordu. Dönemin erkeklik mizahının olağanlaştırdığı bu sahne,
bugün bakıldığında rıza meselesini bütünüyle tersine çeviren bir cinsel saldırı
komedisi olarak da okunabilir.
Arabacıoğlu, Kurtcebe’den aldığı sayfaları üç yıl sonra,
1983’te yine ona bıraktı. Altı ay kadar süren Apollo Ahmet yeni bir çizgi
romandı ama Gaddar Davut kadar ışığı ve potansiyeli olan bir hikâye değildi. Oysa
En Kahraman Rıdvan, Gırgır okurunun sevdiği, rağbet gören bir çizgi roman
olmuştu. Yeniden yayımlanmaya başladığında 1986 ortalarına kadar aralıksız çizildi.
Arabacıoğlu, sonradan bir iki kısa hikâye çizse de Rıdvan’a asıl dönüşünü
1989’da, Gırgır’dan ayrılıp Hıbır’a geçtikten sonra yaptı.
En Kahraman Rıdvan, özellikle 1983-1993 yılları arasında,
öncesinde yükselen, sonrasında azalan bir ivmeyle, ülkenin en popüler bir iki
çizgi romanından biriydi. Arkaik ve trash denebilecek bir bilimkurgu evrenine,
Sakıp Sabancı, Turgut Özal ve Rıdvan Dilmen gibi döneminin ünlülerini önemseyen
yüksek bir magazin ilgisine; erotik komedileri çağrıştıran bir cinsel cazibeye
ve süratli, bu süratin hakkını veren bir ardışıklığa sahipti.
Gırgır üreticilerinin hemen hepsinde az ya da çok
görülen, kimi zaman artıp kimi zaman azalan çizme arzusu ve bıkkınlık Arabacıoğlu’nda
neredeyse hiç yoktu. En azından sayfalarında görülmüyordu. Her zaman ölçülmüş,
iyi hesap edilmiş, temposu düşmeyen çizgilerle üretiyordu sayfasını. Son anda
yetiştirilen tek tek sayfalardan çok, sanki bütünü önceden yazılmış, çizilmiş
ve tamamlanmış serüvenler teslim ediyordu.
Arabacıoğlu’nun çalışma disiplini her zaman yüksekti.
Şöyle bir kıyaslama açıklayıcı olabilir: Gırgır döneminde pek çok çizgi roman
üretildi. Kimileri popüler oldu, kimileri yıllarca hatırlandı ama hiçbiri En
Kahraman Rıdvan kadar uzun süre çizilmedi, hiçbiri onun kadar çok serüvenle
günümüze ulaşmadı.
Rıdvan’ın “en kahramanlığı”, kötülere karşı kazandığı
zaferlerden çok, Türkiye’de süreklilik kazanabilmiş az sayıdaki mizah çizgi
romanından biri olmasındaydı.