![]() |
Pazartesi, Haziran 22, 2026
Bir kalas bir köprü
Pazar, Haziran 21, 2026
Meşgale
![]() |
Mecazen yazıyorum, “tarla boş durmasın” ya da “sür
tarlayı çık” derlerdi. Bunları arkasında devasa bir felsefe saklayarak değil,
sadece oyalanmanın, elini taşın altına koymanın iyileştirici gücüne inandıkları
için söylüyorlardı belki de. Ama dönüp bakınca, bunun aslında en temel hayatta
kalma düsturu olduğunu görebiliyorum.
Bu aralar dijital mecralarda benzer bir cümle dolanıyor:
“Ruh bir şeylerle meşgul olmazsa sahibini meşgul eder.” Üstelik söz İmam
Gazâlî’ye atfedilmiş. Çeşitli paylaşımlarda onun adıyla servis ediliyor. Aslı
astarı var mı bilmiyorum, internetin her sese bir makam uydurma iştahını
düşününce bana pek inandırıcı gelmiyor.
Ama cümlenin işaret ettiği o tanıdık sızı baki.
İnsan zihni boşluktan nefret eder. Dışarıya yönelmiş bir
uğraş, bir merak, bir sorumluluk kalmadığında dikkat kaçınılmaz olarak içeriye,
kendine döner. Bu da çoğu zaman pişmanlığa, kaygıya, sorgulamaya ve kendini
yargılamaya yol açar. İnsan bir işe, bir meraka, bir sevdaya ya da bir davaya
tutunamazsa, zihni ona kendi karanlık koridorlarını gezdirmeye başlar.
Bu yüzden yürümek, yazmak, okumak, üretmek, bahçeyi
bellemek ya da bir hikâyenin peşine düşmek yalnızca vakit öldürmek değildir.
Ruhun kendi üzerine kapanmasını, kendi kendini kemirmesini engelleme çabasıdır.
Montaigne’e atfedilen “İşsiz bir zihin, şeytanın çalışma
odasıdır” sözü de aynı kuyudan çekilmiş gibi, tasavvuftaki “Kalp boş
bırakılırsa nefs ve hevâ (heves) tarafından işgal edilir” uyarısı da. İnsan
zihnini ve gönlünü bilinçli olarak iyiyle, yararlı olanla doldurmazsa, o
boşluğu rastgele arzular, kuruntular ve geçici hevesler istila eder. Bir evi
boş bırakırsanız toz dolar, tarlayı boş bırakırsanız ot basar. Kalbi boş
bırakırsanız da nefs ve hevâ yerleşir.
İlginç olan, modern psikolojinin de farklı bir
terminolojiyle aynı yere çıkması. Amaçsız ve yönsüz kalan zihin, hemen
ruminasyona, yani aynı olumsuz düşünceleri zihinde evirip çevirmeye kayıyor.
Yazıya ailemle başlayıp Gazâlî’ye, tasavvufa ve
psikolojiye kadar geldim. Yıllar sonra anlıyorum ki, insan zihnine dair bu
kadim gözlem hiç eskimiyor. Belki de insanlık tarihi boyunca değişmeyen yasalardan
biri bu: İnsan kendiyle baş başa kaldığında huzur bulmaktan çok, kendisiyle
didişmeye başlıyor.
Demem o ki, insan en çok kendinden kaçmaya, en çok
kendiyle başa çıkmaya çalışıyor Mıstık Abi.
![]() |
Cumartesi, Haziran 20, 2026
Sempati Duvarı
![]() |
Sempati, birine yakınlık duymakla ilgilidir. Empati ise onun ne hissettiğini, dünyayı nasıl gördüğünü anlamaya çalışmakla. Sempati duyduğumuz insanlara empati göstermek çoğu zaman doğal bir süreçtir. Çünkü onları zaten seviyor, hak veriyor ya da kendimize yakın buluyoruzdur. Bu konforlu alan, bizi besleyen bir yankı odasından çok da farklı değildir.
Zor olan, hoşlanmadığımız, fikirlerine karşı çıktığımız, hatta davranışlarını yanlış bulduğumuz insanların hangi saiklerle hareket ettiğini anlamaya çalışmaktır.
Peki, kendimize benzemeyeni anlamaya çalışırken hissettiğimiz o içsel direnç, aslında kendi doğrularımızın sarsılmasından duyduğumuz korkudan kaynaklanıyor olabilir mi?
Şunun altını çizmek gerekiyor: Birini anlamak, onu onaylamak anlamına gelmez. Empati ile haklı bulmak aynı şey değildir. Aksine anlamak, karşımızdakinin hamlelerini, argümanlarını ve zihin dünyasını çözmemizi sağlayan entelektüel bir güçtür.
Empati gerçek sınavını tam da burada verir. Dostlarımızı anlamak değil, rakiplerimizi, karşıtlarımızı, hatta bizi öfkelendiren insanları anlamaya çalışmak empatik bir çabadır.
Sempati duyduğumuz insanlara empati göstermek kolaydır. Empatinin asıl değeri, sempati duymadığımız insanları da anlamaya çalışabildiğimizde, yani o sempati duvarını aşabildiğimizde ortaya çıkar.
![]() |
Cuma, Haziran 19, 2026
Geçmişten Gelen Hayalet
![]() |
Perşembe, Haziran 18, 2026
Dümdüm tek!
![]() |
Çarşamba, Haziran 17, 2026
Yan yana gelmeleri gerekiyordu
![]() |
Altan Erbulak ve Adalet Cimcoz, 1955 Akademi Balosu’nda…
Okuduklarımız, seyrettiklerimiz, hayranı olduğumuz eserler bizi kolayca yanıltabilir. Eserle onu yaratan kişi her zaman aynı şey değildir. Bazen yazdıklarından çok daha neşeli, bazen anlattıklarından çok daha karanlık, bazen de tam tersi insanlarla karşılaşırız. Bu yüzden bir sanatçıyı yalnızca eserlerinden tanıdığımızı sanmak çoğu zaman yanıltıcıdır.
Bunları niye yazdım? Çünkü bana sorarsanız, enerjileri nedeniyle sempati duyduğum iki insan, Adalet Cimcoz ile Altan Erbulak, bu fotoğrafta yan yana gelmiş ve dans ediyorlar. Nasıl da güleçler… Fotoğrafa bakarken insan ister istemez onların seslerini, kahkahalarını, birbirlerine söyledikleri esprileri hayal ediyor.
Bu kareyi daha önce görmemiştim. Ama 1950’ler üzerine bir hikâye yazsaydım, herhalde bu ikiliyi mutlaka aynı sahneye koyardım. Çünkü bazı insanlar yalnızca yaptıkları işlerle değil, taşıdıkları hayat enerjisiyle de birbirlerine yakışıyorlar. Bu fotoğraf da tam olarak onu gösteriyor. Altan Erbulak ve Adalet Cimcoz’un birkaç dakikalığına aynı ritimde dönüp durdukları bir hatırayı değil sadece, bir dönemin neşesini, zarafetini ve kaybolmuş hafifliğini de saklıyor.


.png)





