![]() |
Ben askerken Tan, dönemin en çok satan gazetesi Hürriyet’in üç-beş katı kadar satılıyordu. En azından Ankara’da, Genelkurmay’da durum böyleydi.
Kırklı yıllarda kısa bir süre yayımlanan, erotik içerikli mizah gazetesi Çapkın’ı bir askerin elinde görünce ister istemez kendi askerlik günlerimi hatırladım. Demek ki seksen yıl önce de durum pek farklı değilmiş.
Karşı cinsten insanlarla karşılaşmadan günler, bazen haftalar geçiren genç erkekler bol kadın fotoğraflı yayınlara büyük ilgi gösterir; komutanlar da çoğu zaman buna göz yumardı. Bu gazeteler kantinde satılan sıradan yayınlardan biri değil, askerliğin bastırılmış cinselliğini tahliye eden araçlardı. (O günleri yaşarken ileride böyle bir cümle kuracağımı hiç hayal etmemiştim, Mıstık abi.)
Acemiliğim sırasında erler için “aç aç” denilen, striptizle oryantal arasında seyreden bir gösteri düzenlenmişti. Nöbetçi olduğum için seyredemedim. O zaman bunu kaçırılmış bir fırsat saymıştım. Uzaktan gelen saçma gürültüyü işitmekle yetinmiş, erkek kalabalığının taşkınlığını idare etmeyi bilen kadınları, höt zöt ederek düzeni sağlayan astsubayları, daha doğrusu bütün o tuhaf askerlik âyinini göremediğime üzülmüştüm.
Askerlik, pek böyle hatırlanmaz ama bir tarafıyla cinsel perhiz demektir.
Askerlik folklorunun en eski söylentilerinden biri, yemeklere “şap” katıldığı ve böylece cinsel arzuların bastırıldığıdır. Bunun doğru olup olmaması bir yana, aynı kurumun erotik bir gösteriye izin verebilmesi ya da göz göre göre o gazeteleri sattırması ilk bakışta çelişkili görünür.
Oysa çelişki yalnızca görünüştedir. Cinselliği bastıran kurum, taşma ihtimalini azaltmak için denetimli erotizme kapı açmak zorundadır. Kışlanın ahlakı baştan sona püriten görünür, pratiği ise hayli pragmatiktir. Askerî nizam bile hormonlarla müzakere etmek zorunda kalır.
Çapkın, matbaa teknolojisinin fotoğrafı yeterince iyi basamadığı bir dönemde pin-up tarzı kadın çizimlerine yer veren, cinsellik merkezli erotik metinler neşreden bir yayındı. Hatırladığım kadarıyla bazı sayıları toplatılmış, hakkında müstehcenlik davaları açılmıştı. Benim gençliğimin Tan gazetesine göre edepliydi. Asparagas haberler üretmiyor, o yılların deyişiyle “fantezi” bir evrende, güncele pek dokunmadan “aşk” anlatıyordu.
Tan kadar teşhirci ve iddialı değildi. İki yayın arasında yalnızca yarım asırlık bir zaman farkı yoktu. Çapkın’a dava açılmasına neden olan şeyler artık Tan bakımından suç sayılmıyordu. Öte yandan Tan’ın yayımlandığı yıllarda, Çapkın ölçüsündeki bir erotizmin ticari şansı da kalmamıştı. Asker okurun beğenisi değişmiş, erotizmin estetiği ve dozu başkalaşmıştı.
Tan, içeriğine bakarak konuşursak şaşırtıcı derecede uzun yaşadı. Pek çok insan “Kim alıyor bu gazeteyi?” diye sorardı. Yayın arkaik ve güdük kalmıştı. Ben de kıkırdayarak, “Karargâhlarda satılıyor, askerimiz okuyor,” diye espri yapardım pek anlaşılmazdı.
Türkiye nüfus olarak o kadar büyümüştü ki, burayı gülerek yazıyorum, her yıl yenilenen tezkereci asker okur kitlesi tek başına bir gazeteyi yaşatabiliyordu.








