Pazartesi, Ekim 22, 2018

Chezgi Roman


Che, son elli yılın tartışmasız en önemli popüler ikonlarından biri. Giyim sanayinden reklamlara, grafitiden kişisel gelişim kitaplarına varıncaya kadar her yerde onu görebilmek mümkün. Yakın dönemde Türkçede iki ayrı biyografik nitelikli Che çizgi romanı yayınlandı. Söz konusu albümler, Che’nin kırkıncı ölüm yıldönümü dolayısıyla gündeme gelmiş olsalar da Türkçe yayınlarını çizgi romana gösterilen yoğun ilgiye bağlamamız gerekiyor. Öyle ki beş yıl kadar önce Gırgır kökenli çizerlerimizden Erhan Başkurt da bir Che çalışması yapmıştı (İlkbiz Yayınevi, 2004) ama bu denli ilgi görmemişti. Che’nin adanmışlığı, fedakârlığı, yaşam tercihleri onu bir kahraman olarak ilgi çekici kılıyor, siyasi görüşlerine bakılmaksızın imgesinin yaygınlaştığı ve global ölçekli bir sempati kazandığı aşikar. Çizgi roman dünyasındaki Che göndermeleri genellikle bir kahramana gösterilen ilgiyle açıklanabilecek niteliktedir, politik arkaplan ise ya hiç yoktur ya da sınırlıdır. Baba-oğul Brecciaların Che’nin ölümünden sonra, ilk kez 1968’de yayınladıkları Che (Bilgesu Yayıncılık, 2009) ile Spain Rodrigez’in Che, Biyografik Çizgi Roman (Agora Kitaplığı, 2009) bu kapsamda değerlendirilebilecek çizgi romanlar değiller. Her ikisi de çizgi romanı bir mücadele aracı olarak gören politik anlatılar. Che’nin yaşamını anlatmakla birlikte yaşanan zamana-bugüne ilişkin yorumlarda bulunuyor, dramatik eşik noktaları ve mukayese imkânları sunuyorlar.

Brecciaların çizdiği Che albümünün yazarı olan Hector Oesterheld, Latin Amerika çizgi romanının önemli isimlerinden biriydi. Sadece çizgi romanlarıyla değil gazete yazılarıyla ve kitaplarıyla da tanınıyordu. Örneğin Evita Peron hakkında (ve Che’ye ithaf ettiği) eleştirel bir kitabı da vardır. Silahlı mücadeleye de katıldığı biliniyor, yetmişli yılların ikinci yarısında şüpheli –ölümüyle sonuçlanan- biçimde kayboluyor. Che albümünde Oesterheld daha ilk cümleden yazarlığını hissettiriyor, Spain Rodrigez ise daha kesin ve basit ifadelerle metnini oluşturmuş buna karşılık. Oesterheld’in edebi bir dil oluşturma çabası olmuş; Türkçeye özgün dili İspanyolcadan değil Almancadan çevrildiği için bu çaba nasıl aktarılmış kıyaslamak mümkün değil ama yerel kültürlere, siyaset ve edebiyata ilişkin göndermeler yapıldığı, okuru zorladığı görülebiliyor. Albümün arkasına metinde geçen isimleri açıklamaya yönelik notlar konmuş ama Oesterheld oyunbazca farklı göndermeler de yapmış. Örneğin çocukluktan söz ederken Jules Verne’e ya da Define Adası’nda geçen bir şarkıya değinebiliyor. Metnin özgün halinde kaligrafi (balon ve anlatım yazıları) nasıl kullanılmış bilemiyorum ama anlatıcı dili (bazen Che bazen de Oesterheld) değiştiği için yazım punto ve biçim olarak farklılaştırılabilirdi. İster istemez okumayı kolaylaştıran bir tercih olurdu. Görsel olarak Breccialar foto-realistik çizginin ve siyah beyazı (çini mürekkebini) maharetle kullanan bir gelenekten geliyorlar. Özellikle Latinler siyah beyaz çizgi romanların üretiminde gerçekten nitelikli bir birikime sahipler. Hani ne yapsalar belirli bir düzeyin altına düşmüyorlar. Albüm iyi istiflenmiş sayısız sahne ve görsel kontrast içeren kare içeriyor, diğer yandan metin, çizgi romanın önüne geçtiği için görsellikle uyum kuramıyor, olması gereken kareler arası devamlılık (ardışıklık ilkesi) sağlanamıyor. Belgesel amaçlı çizgi romanlar genellikle bu sorunu yaşarlar. Güzel çizilmiş ve yazılmış sahneleri olan ama zor okunan-okunamadığı için bakılan epik bir anlatıya dönüşürler.

Spain Rodrigez, ardışıklık bakımında daha dikkatli bir çalışma çıkartmış. Breccialar kadar iyi bir çizer olduğunu söyleyemem, Rodrigez ününü Amerikan anaakım çizgi romanına muhalefet ederek gelişen, sol siyasi eğilimleri olmakla birlikte asıl olarak ahlak kurallarıyla didişen underground comix akımı içinde yer alan çalışmalarından almış bir isim. Yetmiş yaşına gelirken çizdiği Che, geçmişte gösterdiği dinamizmini yansıtmıyor ama başka bir şey denediği de görülebiliyor. Çok açık biçimde bir propaganda çizgi romanı yapmak istemiş Spain Rodrigez. Diğer taraftan Che’yi çizerken benzetmek kaygısı gütmemiş, otantizm ya da fotoğraf gerçekçiliğini de aramamış. Basit ve herkes tarafından anlaşılır bir hikâye anlatmaya niyetlenmiş ama geçmiş çalışmalarına kıyasla çizgiye değil metne yüklenmiş. Bu tercih gerek tahkiyeyi gerekse okunabilirliği nispeten zedelemiş. İlginç vurgular yok değil, Spain Rodrigez, Che’nin kendilerini ihbar eden bir askerini infaz ettiği sahneyi resmetmiş, bir sonraki karede Che nabzını tutuyor, nefesini kontrol ediyor. Che anlatılırken bu tür sahneler pek tercih edilmez, ilginçliği ondan. Diğer yandan devamında Che yürürken arkasında gök gürleyip şimşek çakıyor, “hoş geldin klişe!” demek zorunda hissediyoruz.

Biyografik sadakat ve politik aidiyetler gibi üretimi belirleyen bağlamı bir kenara bırakarak söylüyorum, her iki albüm de çizgi roman olarak başarılı değiller. Che’yi anlatmasalar bize kadar ulaşmayacakları çok açık…

[Yazı, "Çizgi Roman ve Klişe" başlığıyla 26.12.2009 tarihli Birgün Kitap'ta yayınlandı.]

Cumartesi, Ekim 20, 2018

Resimli Romanlar


Türk Dili, Mart 1971'de buldum yazıyı...Le Monde gazetesinde bir yazı çıkmış, derginin arka sayfalarında o yazıya ve genel olarak "resimli roman" olgusuna değiniliyor. Çizgi roman, meğerse, öyle kolayca kesitirilip atılacak şey değilmiş, tillahi karmaşıkmış.

Cuma, Ekim 19, 2018

Evrensel'de Aziz Nesin Uyarlamaları

Anıtı Dikilen Sinek, İsmail Gülgeç

Ben Karışmam, Bülent Karaköse

Pantolon Düğmesi, Köksal Çiftçi

Sizin Memlekette Eşek Yok mu?, Köksal Çiftçi
Dün evi toparlarken ayırdığım gazeteler arasında buldum. Evrensel gazetesi, 1995 yılında bir atak yapmış, yeni bir sol gazete olma iddiasıyla pek çok ismi biraraya getirmişti. Pek çok sol gazete gibi Evrensel de bu iddiayı sürdürümedi, kısa sürede sönümlenen bu teşebbüsün yıldızı da Aziz Nesin'di...

Çizgi-karikatür ve çizgi roman bakımından düşünürsek, ilginç bir toplaşma olmuş, çok sayıda çizer gazeteye katılmıştı. İçerde günlük olarak Aziz Nesin hikayeleri çizgi roman olarak yayınlanıyordu. Neler yayınlanmıştı, hangi hikayeleri çizgi romana uyarlanmıştı, bu konuda tam bir liste veremem ama sakladığım sayfalardan örnekleri paylaşayım istedim.

Perşembe, Ekim 18, 2018

Gülgeç'in Çizgileriyle Ankara






Mehmed Kemal'in meşhur bir kitabı vardır, Türkiye'nin Kalbi Ankara diye. Pek çok gazeteci kitabının başına geldiği gibi bugün pek hatırlanmıyor, oysa dönemine göre iyi satmıştı. Güzel bir kitaptır, derdini anlatır, güzel dedikodu ve malumat vardır.

Bu kitap, 10 Mayıs 1982'den itibaren Cumhuriyet'te tefrika ediliyor. Eskiden kuraldı, romanlar da dahil olmak üzere her şey önce gazetelerde yayınlanır, sonra kitaplaşırdı. Malum, telif satışla orantılıdır, gazetelerden iyi telif alınırdı o yıllarda.

İsmail Gülgeç, o yazı dizisinin içinde "Çizgilerle Ankara" diye bir köşe yapmış, esprili ama Gülgeç'in genel anlatım eğilimiyle kıyaslanırsa hayli ciddi yorumlar içeriyor. Şu olabilir, Gülgeç gazeteye ve bu türden gazete karikatür dizilerine yeni alışıyor, Hayvanlar bantı yeni başlamış filan...

Ne anlatmış, dersiniz, örnekler koydum...Gecekondu çok ilgisini çekmiş, Hava kirliliği o yılların en önemli konusuydu, okulların tatil edildiğini hatırlıyorum. Ankara bürokrasiyle özdeşleştirilir, Gülgeç de yinelemiş. İster istemez belediyecelikle, şehrin imarı ve aktüel sorunlarıyla ilgili eleştiriler var, cuntanın seçtiği başkan görevde. Darbeden önceki son belediye başkanı Ali Dinçer konuşuyor vs...Halâ konuşulan heykeli diline dolamış Mehmed Kemal...

Çarşamba, Ekim 17, 2018

40.000


1960 yılında Tef, satışıyla ilgili bir rekor iddiasında bulunuyor. 40.000 sattıklarını yazmışlar: Mizah dünyamızda REKOR! diyorlar. Dağıtım şirketleri yurt sathında dergi dağıtamadığı için o tarihlerde bu rakam gerçekten yüksek. Yetmişlerin sonunda bu civarda satış yapan Mikrop ise "maliyetleri kurtarmadığı" için kapanır.
Related Posts with Thumbnails