![]() |
Kınar Hanım, ilk tiyatrocularımızdan… Müslüman kadınların
sahneye çıkmasının uzun süre yasak ya da fiilen imkânsız olduğu bir dönemde
ünlenen Ermeni kökenli kadın oyuncularımızdan. Darülbedayi’nin ilk kadrolarında
yer alan oyuncuların çoğu gibi o da zamanında çok eleştirilmiş, küçümsenmiş,
yeterince teşvik edilmemiş sanatçılarımızdandı diyelim. Geçmişe nostaljiyle
baktığımız için öyle hatırlanmıyor ama yirmili yılların yayınlarını
karıştırınca bu sertlik hemen hissediliyor.
Seneler önce not almışım, paylaşayım istedim. Karikatürün
yayımlandığı Akbaba sayısı artık elimde yok ama 19 Mart 1926 tarihinde,
“Tiyatrolarda Perde Arkası” üst başlığıyla çıkmış. Karikatürde Kınar Hanım (Sıvacıyan) ile
Reşat Nuri (Güntekin) konuşturuluyor.
Kınar Hanım, “Yeni piyesinizde bana verdiğiniz rolde
seyircilerin hoşuna gidecek bir şey var mı?” diye soruyor. Reşat Nuri Bey de
güya esprili bir cevap veriyor: “Evet, ilk perdede kocanızdan müthiş bir dayak
yiyeceksiniz!..”
Hemen bir parantez açalım. Reşat Nuri, o yıllarda milli
oyun yazma ve sahneleme uğraşı içinde “vazifeli” edebiyatçılarımızdan biri.
Popüler kültür ve magazin açısından verimli bir ikili seçilmiş demek istiyorum.
Hoş, bu espriyi ona yakıştırsalar da zamanının ilerisinde bir romancının
bunları söyleyeceğine ihtimal vermiyorum. Reşat Nuri’yi muteberleştirirken,
Kınar Hanımı Hacivat’laştıran Yusuf Ziya (Ortaç) olmalı.
Bu kadar zaman geçince insan ister istemez yapılan
şakanın gerekçesini düşünüyor. Neden dayak gelmiş akıllarına? Sahneye çıktığı,
“evli barklı” bir kadın olarak tiyatroculuk yaptığı, fazla “serbest” bulunduğu
için mi? Diğer kadınları “yoldan çıkardığı” için mi? Yoksa Ermeni oluşu hiçbir
zaman akıllardan çıkmadığı için mi?
Belki daha iyimser bir yorum yapıp, kaprisli ya da
narsist bir oyuncu imajının hicvedildiğini söyleyebiliriz. Oyunu değil, sadece
kendi rolünü düşünen bir oyuncuymuş da ondan bu espri yapılmış diyebiliriz…
Kesin cevabı hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Aktüel
esprilerin kaderi böyledir, güldürmedikleri anda bağlamlarını kaybederler.
Beş yıl sonra bile neden komik bulunduklarını anlamak zorlaşırken, yüz yıl
sonra elde yalnızca arkeolojik tortuları kalır. Yine de bu ihtimallerin her
birinin, küçük ya da büyük paylarla, aynı esprinin içine sızmış olabileceğini
tahmin etmek zor değil.
Ece Ayhan’ın şu dizesini de, moda deyişle, şuraya
bırakalım: “üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar hanım’ın
denizlerinden”
![]() |










