![]() |
Perşembe, Nisan 09, 2026
Sahilde
Çarşamba, Nisan 08, 2026
Salı, Nisan 07, 2026
Son okuduklarım 113
![]() |
![]() |
Pazartesi, Nisan 06, 2026
Rasyonelleştirme Yanılgısı
![]() |
Bir popüler kültür üreticisi olarak sosyal medyada işlerime yönelen eleştirileri nasıl karşıladığım soruldu. İçinde bulunduğumuz çağda etkileşim yüksek, erişim sınırsız, agresyon ise hem yoğun hem de neredeyse norm haline gelmiş durumda. İnsanlar bu iklimde nasıl ayakta kalınacağını merak ediyor, deneyim dinliyor, bir tür yön bulmaya çalışıyor.
Açık konuşmak gerekirse kendimi ilgi gören bir “üretici” olarak görmüyorum. Son dönemdeki tuhaf ilgiyi bir kenara bırakırsak, hiçbir zaman çok okunan, çok seyredilen ya da çok yorumlanan biri olmadım. Böyle bir yoğunlukla karşılaşsam benim de rotam şaşabilir.
Toplantıda sosyal medyayı düzenli takip etmediğimi, bilinçli bir mesafe koymaya çalıştığımı söyledim. Bana doğrudan yazılmadıkça ya da biri özellikle haber vermedikçe çoğu gelişmeden habersizim. Yine de tamamen kopuk değilim, daha genç ve meraklıyken takip ediyordum. O dönemde şunu fark ettim: Haksızlığa uğradığımı düşündüğüm an, zihnimde o yorumlara cevap vermeye başlıyordum. Bu da giderek bir zaman ve enerji israfına dönüşüyordu.
Oysa sosyal ilişkilerimde yüzleşmeden yanayım. Bir sorun varsa konuşur, sonuca bağlamaya çalışırım, mesele hayatımdan çıksın isterim. Editörlük yaptığım yıllarda da böyleydim: Mail ya da telefon gelirse geciktirmeden cevaplar, konuyu aklımdan çıkarırdım. Arkadaşlıklarımda da aynı refleks geçerlidir, sürüncemeyi sevmem.
İşin ilginç tarafı şu: Özel hayatımda bu kadar yüzleşmeci iken, sosyal medyada neredeyse hiç cevap vermiyorum. Cevap vermediğimde rahatsızlık duyan biri olmama rağmen, burada kendimi sakınıyor, görmezden geliyor ve bir bakıma “kayboluyorum.”
Toplantıda verdiğim öneriyi yineleyeyim. Hiç “normal” olmayan biriyle yakınlık kurdunuz mu? Böyle bir ilişki içinde, yaşananları uzun süre rasyonelleştirmeye çalışırsınız: “Bir nedeni olmalı” dersiniz. Sonra fark edersiniz ki ortada tutarlı bir neden yoktur, davranışlar dürtüseldir, keyfîdir, tepkiseldir. Onu “normalmiş” gibi okumaya çalıştıkça sadece zaman kaybedersiniz.
Sosyal medyada karşılaştığımız kalabalığı da benzer bir ihtiyatla değerlendirmek gerekiyor. Herkesi “normal” varsaymak zorunda değilsiniz. Hatta çoğu durumda bu varsayım sizi yanıltır. Algoritmik bir öfke rejimi içinde, sözün kaynağı ile etkisi arasındaki bağ ister istemez kopar, karşınıza çıkan ifade, bir niyetin değil bir işleyişin ürünüdür. Bu yüzden her tepkiyi “anlaşılması gereken bir görüş” gibi ele almak zorunda değilsiniz. Aksine, kendinizi korumak istiyorsanız, o sözün hangi psikolojik ve teknik zeminde üretildiğini hatırlamak ve mesafenizi oradan kurmak zorundasınız.
Pazar, Nisan 05, 2026
Data Capital
Sabah erken kalkınca, bir de “mutsuz” olunca, hele işim yoksa, mutlaka kendime meşgale buluyorum. Herkesin hayata katlanma deneyimi başka...
Pazar paylaşımı benden Mıstık abi... Senin de imkanın varsa eğer, tacizcilere kalp, bize de bahar ver, dünya iyileşsin...
Geçen derslerde video üretelim sohbeti olmuştu, bir tane “şıpın işi”, 101 ölçüsünde giriş dersi tıngırtısı yapayım istedim. Altını çizerek yazıyorum, metin özellikle basit tutulmuş bir ders notu... Video biter, hoca anlatır metni...
Videodaki sesi ilk kez denedim, kendim de okuyabilirdim, programı kurcalamış oldum.
“Marx, İnterneti yaşasaydı, nasıl yorumlardı? İnterneti bir özgürlük alanı olarak değil, yeni bir üretim ve tahakküm biçimi, yeni bir ekosistem olarak okurdu. İki temel soruya odaklanırdı: “Üretim araçları kimin elinde?” ve “Artık-değer nereden sızıyor?”
Kullanıcıların “beğeni”, “kaydırma” ve “paylaşım” aracılığıyla farkında olmadan üreticiye dönüşmesi, boş zamanın, çalışma zamanına sızması ilgisini çekerdi. Hayatın topyekün metalaşması derdi muhtemelen.
Marx’ın düşüncesinde belirleyici olan şey umuttan ziyade çelişkidir. İnternet tam da bu yüzden ilgisini çekerdi: hiyerarşileri aşındırma potansiyeline yoğunlaşırdı. Bilginin dolaşımı, örgütlenme imkânları ve görünürlük, onun gözünde sistemin kendi içinden ürettiği sızıntılar olarak okunabilirdi.
Twitter’da polemiğe girer miydi? Muhtemelen. Ama asıl meselesi tartışmak değil, teşhir etmek olurdu. Hesabı aralıklarla askıya alınırdı diye speküle edebiliriz.
Algoritmaları ideolojik aygıtlar olarak tanımlardı. Görünürlük, erişim ve etkileşim gibi kavramları yeni türden bir sınıf ilişkisi içinde analiz ederdi.
Espriyle bitirelim, Das Kapital 2.0 veya Data Kapital yazar mıydı, bilemeyiz ama yazsaydı meselesi değişmezdi.”
Bir yemin uğruna ya rab ne güneşler batıyor
![]() |
| Kare 1 |
![]() |
| Kare 2 |
![]() |
| Kare 3 |
![]() |
| Kare 4 |
![]() |
| Kare 5 |
![]() |
| Kare 6 |
Cumartesi, Nisan 04, 2026
Damar Çatlağı
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |


















