Perşembe, Aralık 02, 2021

Bambaşka bi Türkiye

Orhan Pamuk, Oğuz Atay, Tanpınar veya Dostoyevski kitapları genel olarak çok satar, ilkgençliğimden bu yana biraz da bu yazarlarla ilgili şöyle bir argümanla karşılaşırım, denir ki, "İnsanlar, bu yazarları/kitapları satın alıyor ama okumuyorlar"... 

Efendim işte düşünsenize yüzbin kişi Tutunamayanlar'ı, Kara Kitap'ı, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü, Suç ve Ceza'yı sahiden ve ayrı ayrı okusa neler neler olurdu, bambaşka bir Türkiye'de yaşıyor olurduk falan filan... 

El artırayım, yüz bin değil bir milyon kişi okusa değişmezdi, o insanlar sadece o kitapları okumuş olurlardı, Türkiye yine aynı ülke olurdu, ders kitabı olsalar değişmezdi.

Bu romantik iddiayı kim(ler) yapıyor peki, tabii ki bu kitapları okuyanlar... Narsistik bir şişinmeyle kendilerini ve kitapları okurken gösterdikleri emeği abartıyorlar. İnsanlar, kendileri dışında herkesi "eksik" buldukları, bütün eğitim sistemimiz eksikliğin telafisi (öğreten olup cahilleri yetiştireceğiz fikri) üzerine kurulu olduğu için bu tür iddialar okur yazarların gururunu okşuyor, başka türlü bir hayat bilmedikleri için de aşkla benimsiyor, en azından saçma bulup eleştirmiyorlar. 

Çarşamba, Aralık 01, 2021

Ercümend bey'den Mandrake

Mandrake, ilk kez Ateş'te yayımlanmıştı, derginin önemli çizeri, sahiden değerli ressamımız Ercümend Kalmuk, kapakta Mandrake çizmiş. Önemli mi bilmiyorum, Mandrake sevdiğim için benim hoşuma gitti, bizimkilerin çizdiği ilk özgün Mandrake yorumu olmuş...
 

Ramiz

Mizahın tango mevsimiydi, Ramiz. Plajlara dadanmış fırça. Sahnesinde harcayan, bölen ve çarpan çıplaklıklar. Dudak izinden tarih bıraktı geriye, bütün hazları birden isteyen. Ağustosböceği, jartiyerli bacaklar ve hamamcı düşler. Memleketin en iri kalçasıydı Tombul Teyze. Ramiz; özlemlerin tapınağı, okunmayan espri ve elmanın tadı. Uzun ve sıcak yazlar, aslı astarı olmayan kadınlar yuvalanmıştı çizgisine. Briyantinli mizah, Şecaattin Tanyerli, Yahya Kemal ve ekmeksiz dizeler.


 

Salı, Kasım 30, 2021

Rehavet bozucu hareketlerden fütüristler

Fotoğraf bir filmden mi yoksa bir film arasından, bir dinlenme anından mı bilemiyorum. Fotoğraftaki gibi rehavet içindeki haller, bana nedense, rehavet bozucu, ajite edici insanları-hareketleri hatırlatır. Hınzırca olduğunun farkındayım.

Öztürk Serengil'in kulağının dibinde korna çalan, megafonla bağıran birilerini düşünün... Gıcık edici, ajite edici bir eylem demek istiyorum. 

Öfkelendirici, harekete geçirici, eyleme çağıran "uyanın!", "ayağa kalkın", "durmayın" türünden ajit-prop bağırmalar, söylenmeleri aklınıza getirin...

Geçen yüzyılda bu türden eylemler fütüristtik sayılıyordu, ve bu yolla, insan tekinin kırılganlığı azalıyordu, ki kırılganlık ne kadar azalırsa öfke gibi vicdan azabı gibi sahici duygular ortaya çıkabilirdi. Rahatsız edebilmek tek kelimeydi şahaneydi. 

Meseleye o gürültüye maruz kalanlar açısından bakarsak herhalde felaketti, mantık dışı bir gürültüydü. Öztürk Serengil, mutlaka çok küfür ederdi rahatını bozanlara...

Pazartesi, Kasım 29, 2021

Yaban'ın erotizmi (2)

Erotizmin bizde "yabancı" makyajıyla yaşayabildiğini ve ancak, "gavur" göründüğünde meşruiyet kazandığını yazmış, buna karşın yerli ve milli olursa, tepki çektiğini, sansürün şiddetlendiğini ima etmiştim diyelim. 

Konuştuğum bir arkadaşım, hafifçe kaşını kaldırarak, "Ay  Büyürken Uyuyamam" hatırlatması yapmıştı, edebiyattan, Necati Cumalı'nın ünlü hikaye kitabından söz etmişti. Özetle, al işte sana yerli erotizm falan filan demeye getiriyordu... 

Yanlış anlaşılmışım yerli erotizm yok demedim, erotizmimiz yerli gözükmemek için cebelleşiyor dedim.

Necati Cumalı, Ege taşrasında gezinen arzu taşkınlığını, libido patlamalarını anlatmıştı o kitapta... Ve edebiyat tarihçilerine bakarsak, o kitap, erotizm edebiyatımızın en özgün eserlerinden biriydi.

Erotizm nedir ve ne değildir, tartışmasına hiç girmeden şunun altını çizeyim, his olabilir, alınıp satılır bir şeye dönüşmüş olabilir, edebiyat olabilir ama erotizm esasen metropollerde yaşar ve dolaşımdaki varlığını okur yazarlara borçludur.

Yani köy erotizmini, taşradaki arzu patlamalarını anlatan, okuyan ve yaygınlaştıranlar metropoldeki okur yazarlar ve eğitimli insanlardır. Hatta genel olarak ne o köyü, ne de taşrayı bilenlerdir. Bildikleri köy ve taşra, filmlerden, kitaplardan filan çıkar hatta. Köy edebiyatını oryantalizmin uzantısı olarak görenler, oradan ilhamla eleştirenler, bütünüyle haksız değildir demek istiyorum. 

Demem o ki, erotizm nasıl yabancı olarak görüldüğünde ferah ferah yaşıyorsa, şehirde olmayınca da o rahatlıkta yaşıyor... Edebiyat, edeb dışını anlatırken yaban'lardan gavurlardan, kültürsüzlerden, şehirli olmayanlardan ve köylülerden faydalanıyor... Başta ilgisiz gibi görünen bir başka örnek vereyim, üfürükçü Hoca klişesi vardır, o da bütünüyle yabancı ve erotizme hizmet edici biçimde edeb dışı istiflenir. 

Orhan Kemal'den gazete haberlerine, mizah öykülerine, mahkeme kayıtlarına varıncaya kadar tekrar tekrar anlatılan üfürükçü hocaların marifetleri bilinçaltımızın alelacayip serüvenlerindendir. 

Ve din adamları da seküler dünyanın yabancılarıdır ve tıpkı köylüler gibi erotizmin aktörleri olarak kullanılırlar. 

Pazar, Kasım 28, 2021

Yaban'ın erotizmi (1)

Milliyet gazetesi, yetmişli yıllarda dergi biçiminde bir magazin ilavesi veriyor ve kapağında Bedri'nin (Koraman) erotik esprileri olan, bilenler için yazıyorum, Doug Sneyd havasında karikatürlerini kullanıyor. 

Bedri'nin güzel çizgilerini değerlendirmek istemeleri anlaşılır bir tercih...  gazetecilik algısında o çizgilerin iç gıcıklayıcı olması bekleniyor, Bedri de bunu başarıyor... 

Peki bu espriler, bu çizgiler "yerli" mi diye düşünelim. Şöyle anlatayım, yukarıdaki karikatür, Playboy'da yayımlanabilirdi, o sebeple Doug Sneyd dedim, Bedri tam o yıllarda espri ve çizgi olarak Sneyd'ten etkileniyor. Sneyd, Playboy için çalışan ünlü bir çizer...

Ne espri ne de çizgi yerli filan değil yani. Yani üretilen erotizm bir his ve refleks olarak bütünüyle Amerikanvari... Çünkü, o erotizm, ancak Amerikanvari olursa yaşayabiliyordu. 

Çizgi romanlardan örnek verelim, Tarkan'daki, Karaoğlan'daki, Abdülcanbaz'da kahramanla sevişen kadınları düşünün, hepsi yabancıydı, gayri milliydi, "gavurdu". Bir teki bile "Türk" değildi, Türk olursa tepki çekiyordu, riskliydi.

Bugün, bu neye benzetilebilir, sosyal medyada erotik pozlar veren, hatta daha da ötesine geçen, işi pornoya vardıran genç kadınlar var, onlar da işin farkındalar, haç simgesi taşıyan kolyeler filan takıyorlar, espriyle söylüyorum "terbiyesizim ama ben zaten gavurum arkaşlar" mesajı veriyorlar.

Popüler kültür, malumunuz asıl olarak çoğunluk değerlerinin içinde yaşar, o değerlerin içinde yabancı olmak, beğenilere  bazen güzel bir kılıf olur, özellikle erotizmi yaşatan da neredeyse her zaman  "yerli olmayan" şeylerdir, Frengi adlandırmasını düşünün, Helga'yı, Nataşa'yı filan...

Bir arkadaşımla bunları konuşuyordum, "Necati Cumalı'nın Ay Büyürken Uyuyamam öyküleri ne olacak peki" dedi, "hah! dedim "anlatırım."

Devam edeceğim.

 

Related Posts with Thumbnails