Kırklı yılların sonunda yayımlanan muhafazakâr edebiyat
gazetelerinden Edebiyat Âlemi, 8 Aralık 1949 tarihli sayısında Yahya
Kemal’e genişçe yer vermiş ve şairin bugün de en çok bilinen iki şiirini,
“Sessiz Gemi” ile “Rindlerin Akşamı”nı birlikte yayımlamış.
Popüler kültürün (ve dolayısıyla bir eserin yaygınlaşma
ile eskime hızının) teknolojiye bağlı olarak çok daha yavaş seyrettiği
yıllardan söz ediyoruz. Bir kültür ürünü dolaşıma yavaş giriyor, yavaş
yaygınlaşıyor ve yine yavaş bir biçimde gözden düşüyordu.
Unutmayalım, edebiyat zaten büyük ölçüde bir azınlık
ilgisi ve sahiplenmesidir. Bu sınırlı alanın içinden bir şiirin sıyrılarak
geniş kesimlere ulaşması pek öyle kolay değildir. Fakat bir kez yaygınlık
kazandığında, bugünkünden çok daha uzun süre dolaşımda kalabilir. Dergilerde,
antolojilerde ve okul kitaplarında tekrar tekrar basılır, ezberlenir, radyoda
okunur, bestelenir ve kuşaktan kuşağa aktarılır.
Nitekim Edebiyat Âlemi’nin seçtiği iki şiir bugün
de yaşıyor. Yahya Kemal denildiğinde akla ilk gelen dizelerin önemli bir bölümü
bu şiirlerden çıkıyor. Gazetenin seçimini bugün yadırgamıyor olmamız, yalnızca
editörlerinin isabetini değil, sonradan oluşan kanonun sürekliliğini de
gösteriyor.
Bence Yahya Kemal’in genç okurlar arasındaki asıl
popülerliği 1940-1960 yılları arasında oluştu. Yeni alfabeyle yetişen ve
Cumhuriyet döneminde edebiyat alanında söz sahibi olmaya başlayan kuşak, yakın
geçmişin şiiri içinden kendine göre bir seçki yaptı. Yahya Kemal’in her yazdığı
bu imbikten geçemedi. Birkaç şiir öne çıktı, diğerleri daha çok edebiyat
tarihinin ve uzman okurun alanında bırakıldı.
Gazetenin neredeyse seksen yıl önce yaptığı seçimleri
yadırgamadığımı fark edince şunu düşündüm: O dönemde ve onu izleyen yıllarda
başka hangi şiirler popülerdi, bunlardan hangileri bugüne kalabildi?
Yanlış anlaşılmasın, dikkatli ve düzenli bir şiir okuru
değilim. Burada şiirlerin niteliği ya da memleket şiirini temsil kabiliyetleri
üzerine hüküm vermeyeceğim. Yıllar boyunca kitaplarda, dergilerde, filmlerde ve
şarkılarda karşıma çıkan şiirlerden hareketle bir çıkarım yapacağım.
1940’ların sonundan 1960’lara uzanan dönemin kalıcı
şiirleri arasında Attilâ İlhan’ın “Sisler Bulvarı”nı, Özdemir Asaf’ın
“Lavinia”sını, Melih Cevdet Anday’ın “Düzenli Dünya”sını, Bedri Rahmi
Eyüboğlu’nun “Karadut”unu ve Behçet Necatigil’in “Evler”ini sayabilirim. Eksik
olabilir ama popüler hafızaya başvurarak aklıma gelenleri sıralıyorum zaten.
Bu şiirlerin kalıcılığında yalnızca basılı edebiyatın
değil, başka mecralara geçebilmelerinin de önemli payı var. Özellikle
bestelenen şiirler, şiir okurunun çok ötesinde bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Ben büyürken pek çok şairin tanınırlığını sağlayan şey şiir kitaplarından çok
şarkılardı. Sabahattin Ali’nin şiirleri popüler müzik tarafından tekrar tekrar
sahiplenilmeseydi, bugün aynı yaygınlıkta okunur ve hatırlanır mıydı, emin
değilim.
Bir dönem buna şiir plakları ve şiir kasetleri eklendi.
Daha sonra müzik eşliğinde şiir okunan gösteriler, bar programları ve “şiir
dinletileri” çıktı. Şair yalnızca yazan kişi olmaktan çıkıp sahnede sesini ve
kişiliğini sergileyen bir icracıya dönüştü. Şiir de kitaptaki metin olmaktan
çıkarak gösterinin, müziğin ve yıldız kültürünün parçası hâline geldi.
Kültür endüstrisi içinde bir eserin bir mecradan diğerine
geçmesi, dolaşım alanını ister istemez genişletiyor. “Sessiz Gemi” ve
“Rindlerin Akşamı” da bestelendi, yıllar boyunca çalındı ve söylendi. Öyle ki
birçok insan şarkıyı söylerken şiirin Yahya Kemal’e ait olduğunu bilmeyebiliyor.
Şiir yaşamaya devam ediyor ama şairin adı böylece eserden ayrılabiliyor.
Bugün ise haliyle başka bir aşamadayız. Bir şiirin
popülerleşmesi için şiir kitabının çok satması gerekmiyor. Sosyal medyada
dolaşıma giren birkaç dize, şairinden ve şiirin bütününden koparak milyonlarca
insana ulaşabiliyor. Eskiden şarkı, şiiri kitaptan koparıyordu, şimdi bunu
alıntı görselleri, kısa videolar ve algoritmalar yapıyor.
Bu durum şiirin yaşadığı anlamına mı geliyor, yoksa
yalnızca birkaç dizesinin hayatta kaldığını mı gösteriyor?
Belki de bugün popüler olan şey şiir değil, şiirden
koparılmış ve kolayca tüketilebilir hâle getirilmiş olan cümledir. Yahya
Kemal’in şiirleri bütün olarak ezberleniyordu, bugünse bir şiir, telefon ekranında
üç saniyede kaydırılabilecek tek bir dizeye indirgeniyor. Şiirin dolaşımı
hızlanırken ömrü kısalıyor, şairin tanınırlığı artarken şiirin bütünü
görünmezleşiyor.