![]() |
Peyami Safa’nın Nazi sempatizanlığını, bunun şayiadan fazlası olduğunu, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlardan “para aldığını” çeşitli araştırmalardan biliyoruz. Dehşet verici bir eylemi eğlenceye çevirmesinde empati yoksunluğundan fazlası olduğu şüphesi taşıyorum.
30 Mayıs tarihli “Kimleri yakarsınız?” yazısında fikri nereden aldığını anlatıyor. Fransız Vu dergisi, Almanya’daki kitap yakmalarından hareketle benzer bir anket açmış. Safa da bunu Türkiye’ye uyarlamak istemiş. Okurlar on Türk yazarı seçecek, hangi eserlerini ateşe vermek istediklerini bildirecekler. Bir kitabı da seçebilirler, yazarın bütün eserlerini de. Gerekçe yazmaları istenmiyor.
Bir kitabı neden beğenmediğinizi anlatmanız gerekmiyor. Adını yazmanız yeterli. Gazete, okura edebiyat hakkında hüküm verme imkânı sunuyor ama o hükmün arkasında bir değerlendirme olup olmadığını sormuyor.
İlk listeler 11 Haziran’da, “Bugün kitaplar yanıyor!” başlığıyla yayımlanıyor. Daha ilk listede Safa’nın kendi kitapları var. Sözde Kızlar, Canan, Siyah Beyaz Hikâyeler, Süngülerin Gölgesinde… Server Bedi imzasıyla yazdıkları da ayrıca sıralanıyor. Anketi açan kişi kendisini ateşin dışında tutmamış diyelim. Jale imzalı bir okur, listesinin on satırına da aynı şeyi yazıyor: Peyami Safa’nın bütün eserleri. H. Maral ise Safa’nın adının karşısına “Bu müsabaka” yazmış. Yakılmasını istediği şey, hangi kitapların yakılacağını soran yarışmanın kendisi.
Safa’nın bu işteki kışkırtıcılığı bana hayli ergence geliyor. Kendi eserlerinin de listelere girmesi, düzenlediği oyunu zararsız kılmıyor. Va-Nü, daha listeler yayımlanmadan, 1 Haziran’da Akşam’da, her zamanki sağduyulu ve sakin diliyle işin varacağı yeri görerek uyarıda bulunmuş ama ne fayda. Kaygısını bir cümlede topluyor: “Bir anket, yarınki tatbikatın bir provası olabilir.”
Safa ertesi gün cevap veriyor. Gerçek kitap yakmayla ilgisi bulunmayan bir eğlence düzenlediğini, düşünce özgürlüğüne bağlı olduğunu anlatıyor. Sonra da Vâlâ’nın itirazını kendi eserleri için duyduğu kaygıyla açıklamaya yöneliyor. Böylece tartışmanın yönü değişiyor. Kitap yakmayı eğlenceye dönüştürmek doğru mu sorusundan, kim kendi kitabını korumaya çalışıyor meselesine geçiliyor. Bu duruma da aşinayız değil mi?
![]() |
| Yz ile temizlenmiştir |
Bu dağılımın ilginç tarafı, dönemin popüler yayıncılığında görünür olan isimleri önümüze getirmesi. Bugün edebiyat tarihi anlatılarında pek hatırlanmayan Burhan Cahit, Selami İzzet veya Ethem İzzet, bu listelerde ziyadesiyle görünüyor. Bunu hemen “çok satan yazarlara tepki” diye açıklamak yanlış olur. Çok okunmak, çok tanınmak ve çok sevilmek farklı şeyler. Bir yazarı beğenmediğinizi söyleyebilmek için adını duymuş olmanız da yeterli olabilir. Edebiyatla ilgili her paylaşımın altında Orhan Pamuk husumetinin geçmesini örnek olarak hatırlatabilirim.
Ve evet, bazı cevaplar, okunmuş bir eser hakkında hüküm vermenin ötesine geçiyor. Neriman Muvaffak’ın henüz yazmadığı Türkçe eserleri listeye sokan bir okur var. Başka bir cevapta Vâlâ Nurettin’in eserleriyle birlikte kalemi, kâğıdı ve kendisi de ateşe gönderiliyor. Bir başka liste yalnızca kadın yazarlardan oluşuyor. Gerekçe istenmediği için bunların ne kadarının şaka, ne kadarının kişisel husumet, ne kadarının edebî veya siyasî yargı olduğunu ayıramıyoruz.
Acaba diyorum, insanlar gerçekten ne olduğunun farkındalar mıydı? Yoksa, hüküm verme fırsatını kaçırmak istemediler mi? Cevaplara ister istemez önce bu gözle baktım. Çünkü nasıl tarif edersek edelim, yapılan şeyin adı linç. Sosyal medyada çeşitli biçimlerde hemen her gün karşılaştığımız türden bir nefret kampanyasının erken bir örneği. Okura verilen yetki ilginç çünkü: Açıklamak zorunda değilsin, seçmen yeterli. Kitaptan hoşlanmayabilirsin, yazarından da. Hatta henüz yazılmamış olanı bile mahkûm edebilirsin. Buraya kadar okuduysanız, e biz bunu biliyoruz, yaşıyoruz demenizi diliyorum.
Meraklısı için Kaynaklar: Cumhuriyet, 30 Mayıs, 2 ve 11 Haziran, 22 ve 27 Haziran 1933; Vâlâ Nurettin, “Yakılacak Kitap”, Akşam, 1 Haziran 1933, yeniden basım: Fikir ve Sanat Âlemimize Bu Hürriyet Kâfi Değildir, haz. Tuncay Birkan, Can Yayınları, 2021, s. 228-229; Hülya Tepedelen, Karikatür Penceresinden Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (1923-1940), 2019, s. 178–202; Korhan Atay, Serteller, İstanbul: İletişim Yayınları, 2021, s.24-27.










