Gırgır,
1980’de, dokuzuncu yaşını kutlarken, gündelik hayatta ölümlerin çoğalarak
normalleştiği başka bir dönemimizde, bütün popüler kahramanlarını birbirlerini
dövüp paralarken resmederek kapağına taşımış: “yıldönümlerini günümüzün
modasına uygun olarak kutlayan
Gırgır
Takımı” diyerek bir açıklama yazmıştı. Utanmaz Adam, Korna’nın boğazını
sıkarken, omzunda testereyle kafasını kesen Zihni Sinir vardı veya Bediş,
Hasan’ın Saksısı’nı, Korna’ya patlatmak üzereydi. Dokuz ayrı çizgi roman
kahramanı birbirleriyle kıyasıya dövüşüyorlardı. Avni, Avanak Avni, Hasbi
Tembeler, Gaddar Davut vs… O kapakta Altan Erbulak ile Orhan Alev’in
kendilerini tipleştirdiği İki Üşütük te yer alıyordu. Bir başka deyişle kapakta
kavga edenler arasında iki yazar-çizer vardı.
Yaşadığımız dönemde, mizah dergilerinde, çizgi
romanlarımızda, yazar ve çizerlerin kendilerini tipleştirmeleri okur için
alışıldık bir durum olabilir. Geçmişte, bu denli rağbet gören bir eğilim
değildi, anlaşıldığı kadarıyla uygun da görülmüyordu. Hikâyenin kendisi ya da
mesele edilen olgu, eserin üreticisinden daha önemli sayılıyordu, öyle ki,
kimin ürettiği dahi o derece hayati değildi. Çizgi tarihimizin ilk dönemlerine
baktığımızda, tek tük örnekler yok değil, örneğin Cemal Nadir, kendisini
aralıklarla çizerdi. Gırgır’la
ilintili düşünürsek, Oğuz Aral, ilk dönemlerinden itibaren her çalışmasında
kendisini hikâyelere kattı. Hakeza, Altan Erbulak, gazetelerin ön sayfasında
günlük siyasi karikatürler çizerken bile, kendisini çizgileştirirdi. Aral ile
birlikte, 1950’li yıllarda, Yeni Sabah
gazetesinde günlük bantlar çizerlerken, birbirlerinin öykülerine tip olarak
dâhil olurlardı. Gırgır’a kadar
kendilerini en çok çizen iki isim, sanıyorum Aral ve Erbulak’tır. Tiyatroya
yakınlıkları, tek kişilik sahne performansları yapmaları, geniş anlamıyla
oyunculukları, bu eğilimlerinde etkili olmuş olabilir. Okura “bu hikâyeyi size
anlatan benim” demenin, kendini komikleştirmenin veya kahramanlaştırmanın garip
bir tarafı yok kuşkusuz, demek istediğim onlar aracılığıyla yaygınlaşarak
normalleştiler. Buna rağmen tersi de oldu, örneğin Engin Ergönültaş, ne
kendisini çizdi ne de bir başkasının kendisini çizmesine izin verdi.
İlk kez 1978 yılında yayımlanan İki Üşütük, Gırgır’ın mutfağını anlatan bir çizgi
romandı. Altan Erbulak ile Gırgır
tarzı çizgi romanların ünlü senaristi Orhan Alev’i tipleştiriyordu. İkili,
haşarı oğlan çocukları gibiydiler, sürekli işten kaytarıyor, Oğuz Aral’ı
kandırmaya, Dürdane isimli güzel dergi sekreterini tavlamaya çalışıyor,
aralarında rekabete giriyor, Çaycı Kambiz’in tuzaklarına düşüyorlardı. İlk dönem İki Üşütük, klasik anlamda bir çizgi roman sayılmazdı.
Süreklilik taşıyan bir olay örgüsünden çok, Erbulak’ın çizdiği bağımsız absürd
esprilere dayanıyordu. Günümüz dergilerinde on yıllardır süren
esprici-çizer ortaklıklarının tipik bir örneğiydi. Hatta, bana kalırsa, o
başlangıçtaki espriler, absürd mizahın o dönem için yenilikçi örnekleriydi,
elindeki silahı polise teslim eden adam “çok sarhoştum, ne yaptığımı
hatırlamıyorum. Kapıyı iki yerinden vurdum, cezam neyse razıyım” derken arkada
iki yerinden vurulmuş, menteşelerinden çıkmış, acıyla kıvranan kapı
görülüyordu. Eskimo, evinden çıkarak “kapatın şu sayfayı donuyoruz” diye
bağırıyordu. Sonraları bu absürd havadan uzaklaşıldı, dergiyle uyumlu olarak
televisüel espriler çoğaldı, dizi, aktüele ve hafiften erotizme yaslanan bir
komiklikle kendini yeniden biçimlendirdi.
 |
|
Altan Erbulak, diziyi çizerken elli yaşındaydı, bir başka
deyişle o yıllarda pek çoğu yirmili yaşlarda olan
Gırgır kadrosunun en yaşlı isimlerinden biriydi, örneğin birlikte
çalıştığı Orhan Alev’den yirmi bir yaş büyüktü. Öte yandan dizide ya da
Gırgır’ın içinde kimseyle bir yaş
hiyerarşisi kurmuyor, rekabete girmiyor, mesleki hırslara kapılmıyordu. Her
zaman çok yoğun ve çalışkandı, enerjik ve pozitifti, işini yapıyor ve bir başka
işe yetişmek için tekrar koşuyordu. İki Üşütük yayımlanırken eş zamanlı olarak
gazinolarda komedyen olarak sahneye çıkıyor, televizyonda canlı yayında
karikatür çiziyor, tiyatro oyunlarında rol alıyor, gazetelere günlük-haftalık
iş yetiştiriyordu. Erbulak, uzun bir dönem, açık ara, ülkenin en ünlü
çizeriydi, sempati dolu ilgi çekici bir popülerliğe sahipti: “Kendimi [aynada]
ilk gördüğümde öyle güldüm, öyle güldüm ki… Bu surat olsa olsa karikatür olur
dedim ve başladım çizmeye” diyordu. Bugün dahi, o ölçüde sevilen ve bilinen,
farklı mecralarda kendini kabul ettirebilen bir başka çizgi üreticimiz
yok. İki Üşütük, ister istemez, böylesi
bir tanınırlığın izlerini taşıyordu. Açıkçası, dizi biraz da Erbulak’ın kişisel
köşesi gibiydi. Aralıklarla Üşütükler adıyla yayımlanıyor, Orhan Alev dışında
başkaları da espri veriyor, hikâyede ona hempalık ediyordu. Erbulak’ın gündelik
hayatı ve televizyon yıldızlığı hikâyelere dâhil edilmekle birlikte dizinin
amacı derginin çalışanlarını komikleştirerek kahramanlaştırmak, okurla
yakınlaşabilmek, samimi bir dil kurabilmek olduğu için Erbulak’ın asıl işi
çizerlik gibi gösteriliyordu. Buna göre diğer işler para içindi, geçiciydi,
önemsizdi. Gerek Erbulak gerek Orhan Alev, kıt kanaat geçinen, tembel ve hazcı
iki kafadar gibi anlatılıyorlardı, hafiften saftılar, kolay kandırılıyor, kolay
çuvallıyorlardı. Sevimli ve iyimser, kin tutmayacak kadar naif ve balık
hafızalıydılar.
Dizinin mizahı, tiyatro kökenli komedyenlerin
televizyonda yaptıkları skeçleri, hatta Yeşilçam’ın ikili komiklerini
andırıyordu. Erbulak, gazinolarda ve televizyonda benzer espriler yapıyor;
siyasete, genel ahlaka, tabulara veya underground denebilecek bir koyuluğa hiç
bulaşmıyordu. Orhan Alev de bu tarzın uzun yıllar en önemli üreticilerinden
biri oldu. Öyle ki, Gırgır’ın
kimilerince Mad dergisine
benzetilmesinde pay sahibi olduğu iddia edilebilir. Popüler figürleri ve
klişeleri makaraya alan, sözden çok hareket komiği kullanan ve güzel kadınlar
karşısında aptal erkek kahramanların aczine odaklanan bir mizah anlayışı vardı.
Amerikan tarzı, sürpriz son kareli, tek etkiye odaklanan komik çizgi
hikâyelerin yaygınlaşmasında katkısı büyüktü. Doksanlı yıllarda, özel tv
kanallarının açılmasıyla mizah dergileri büyük tiraj kaybederken gerekçe olarak
Gırgır tarzı mizahın (gevşeyen
sansürle birlikte) televizyona taşınması gösteriliyordu. Mizah dergileri o
tarihten sonra televizyonda anlatılmayanı anlatma tercihinde bulunarak
esprilerini başkalaştırdılar. İki Üşütük, bizatihi kendisi televizyon yıldızı
ünlü bir üreticisi olan, beyazcamın parodileştirildiği yılların çizgi
romanıydı. Bugün o esprilerin çoğu eskimiş görünebilir. Ama
Gırgır’ın insan yüzü hâlâ büyük ölçüde Altan Erbulak’ın çizgilerinden
hatırlanıyor . Gırgır yazar ve
çizerleri, en çok Erbulak’ın fırçasıyla çizgileştirildiler desek yanlış olmaz.
Erbulak, 1988 yılında vefat edince, dergi mutfağını anlatan başka çizgi
romanlar kullanıldı ve galiba onların en ünlüsü, arada Üşütükler’e espri veren
Hasan Kaçan’ın, Ergün Gündüz’le birlikte yaptığı Hasan ile Ergün oldu, mizah
mantığı büyük ölçüde aynıydı.
 |
|