![]() |
Gırgır’la başlayan komik çizgili “yetişkin” hikâye ekolümüze bakıldığında ise durum daha da çarpıcı: Neredeyse herkes önemli çizgi romanlarını yirmili yaşlarında üretmeye başlıyor.
Dünya çizgi romanında da durum çok farklı değil. Alex Raymond, Flash Gordon’u 24 yaşında çizmeye başlıyor. Bob Kane, Batman’e başladığında yine 24 yaşında. Chester Gould, Dick Tracy’ye başladığında 31; Lee Falk, Mandrake’ye başladığında 23 yaşında. Hal Foster, Prince Valiant’a başladığında 45, Milton Caniff Terry and the Pirates’a başladığında 27 yaşında. Schulz, Peanuts’a başladığında 28. Hergé, Tenten’e başladığında 22, Uderzo Asteriks’e başladığında 32, Morris Red Kit’e başladığında 23 yaşında.
Örnekler çoğaltılabilir. Çizgi roman üreticileri, tarihe baktığımızda, önemli işlerini oldukça genç yaşlarda üretiyorlar. Okurlarıyla aralarında büyük bir yaş farkı yok, hatta çoğu zaman aynı kuşağın insanları sayılırlar.
Yukarıdaki yaşları özellikle uzattım çünkü bugün bu tablo çok değişti, hem üretenler yaşlanıyor hem de mesleğe yeni girenlerin yolu zorlaşıyor.
2015’te Fransızca çizgi roman üreticileri üzerine yapılan geniş bir araştırmada 40 yaş ve altındaki üreticilerin oranı yüzde 56’ydı. Aynı araştırma 2025’te 1.197 yazar ve çizerle tekrarlandığında bu oran yüzde 41,8’e düşmüş. Ortalama yaş 43’e çıkmış. Daha önemlisi, 21-30 yaş grubunun oranı 2015’te yüzde 22 iken 2025’te yüzde 15,4’e gerilemiş durumda. Yani gençlerin çizgi romana girişi azalıyor.
Geçtiğimiz günlerde Britanya’da yaşayan Berat (Pekmezci) ile konuştuk. Yapay zekânın işlerini çok daralttığını söyledi. Bunu yalnız Berat’tan duymuyorum; sektörde çalışan hemen herkes benzer şeylerden şikâyetçi. İlgilisi ayrıca araştırabilir, 2024’te Society of Authors’ın araştırmasında illüstratörlerin yüzde 26’sı yapay zekâ nedeniyle iş kaybettiklerini söylüyordu.
Bu iki veri aslında aynı hikâyenin iki yüzü. Yapay zekâ mevcut üreticilerin işini daraltıyor; daralan bir piyasaya da ismi olmayan, deneyimsiz birinin dahil olması “imkansızlaşıyor.” Yani mesele yalnızca “gençler ilgisini kaybetti” değil- iş kapıları da kolay açılmıyor artık.
Yakın çevremde çizgi roman hakkında sohbet ettiğim herkes bunu benden duymuştur: Otuz yaşın altında olup da çizgi roman üreten biri var mı, diye sorarım hep. Ardından karikatürcü var mı diye eklerim. Yok dersin de, biri hiç mi yok der ya, biraz o hesap… Eskiden bu soruya uzun bir isim listesiyle cevap verilebilirdi. Şimdi isimler neredeyse çarçabuk sayılabiliyor. Yaşlanan ve azalan bir üretici nüfusundan söz ediyoruz.
Galiba tek bir istisnası var: Webtoon gibi platformlar, amatör bir çizerin doğrudan okurla buluşmasını mümkün kılıyor; bu da genç üreticiler için dergi-yayınevi hiyerarşisinin sunmadığı bir giriş yolu açıyor. Hakeza, mangalar, halen çok satar yayınlarla varolduğu için olabilir, dünyanın geri kalanına göre daha fazla genç bir üretici ve okur ekosistemi içeriyor.
Eş dost, Türkiye’de ve dünyada neden mangaya bu kadar ilgi olduğunu sorar bana. “Gençler genç üretimleri okuyorlar,” diye cevaplarım. Sorunun meselesi gençlerin manga okuması değil aslında. Bizim çizgi roman dediğimiz şeyi okumamaları.
Bu konu açıldığında pek şaşmıyor, benim kuşağımdan hemen herkes romantik tepkiler veriyor. Mangaların ne kadar okunmaz, ne kadar vasat üretimler olduğunu anlatıyor; ardından farkında olmadan kendi çocukluğunu ve kendi okuma tercihlerini kutsamaya başlıyor.
Sanki çocukken okuduklarımızın hepsi başyapıtmış gibi.
Oysa genç okur yalnızca başka bir çizgi biçimini seçmiyor. Kendisine daha yakın karakterleri, anlatı ritimlerini, duyguları, gündelik hayat biçimlerini ve kültürel kodları seçiyor. Mesele çizgi kalitesi değil, kimin dünyasının anlatıldığı.
2002 sonrasında doğan bir çocuk, internetsiz bir dünyayı nasıl tahayyül etmekte zorlanıyorsa, birkaç yıl sonra yapay zekâ öncesi üretimler de gençler için aynı ölçüde uzak kalabilir.
Bugün yirmili yaşlarında olan biri, yapay zekâyı büyük ihtimalle hiç tereddüt etmeden kullanacak. Bir süre sonra bunu bilgisayar, Photoshop ya da internet kadar sıradan bir üretim aracı olarak görebilecek. Ve hatta bizim telif, emek, özgünlük ve sahicilik üzerinden kurduğumuz itirazları da pekâlâ amcalarla teyzelerin romantik husumeti olarak değerlendirebilecek. Kehanet değil bunlar.
Bizim gençliğimizde çizgi romanı değiştirenler yirmili yaşlarındaki insanlardı. Üstelik yaptıkları şey çoğu zaman kendilerinden önceki çizgi roman anlayışını bozmak, dönüştürmek, başka bir yere taşımaktı. Belki bugün de aynı şey oluyor, sadece değişimin yaşandığı “manzara” bizim alışkın olduğumuzdan farklı.
Yirmili yaşlarındaki insanlar çizgi romanı değiştirmeyi bırakacak mı, yoksa biz çizgi romanı artık tanıyamayacağımız bir tarzın ve yerin içinde mi okuyacağız? Mıstık abi, ezcümle diyorum ki, çizgi roman ölmüyor, bizim bildiğimiz çizgi roman kayboluyor…
![]() |
















