Turhan Selçuk'a ait bu orijinali, Refi' Cevad Ulunay'a
ithaf ve hediye edildiği için satın aldım. 1961 tarihli. Tarih anlamlı: 15 Ekim
seçimlerinden üç hafta sonrası, koalisyon pazarlıklarının ortasında üretilmiş.
Afişlerdeki dört parti de meclise giren dört parti. Esprisine bakılırsa Ulunay'ın
o yıllardaki muhalif görüşleriyle uyumlu bir karikatür.
Turhan Selçuk'un Ulunay sempatisinin ayrıca
hatırlatılması gereken bir yönü var. Ünlü çizgi romanı Abdülcanbaz'ın
yaratılmasında Ulunay'ın Sayılı Fırtınalar kitabından ilham aldığı biliniyor. Selçuk'un
onu bir hayran ilgisiyle takip ettiği, “üstad” dediği ve saydığı da karikatüre
yazdığı ithaftan anlaşılıyor.
Karikatürün orijinalinin yıllar sonra sahaflara nasıl
düştüğünü bilemeyiz. Ulunay'ın bu hediyeyi elden çıkardığını düşünüyorum.
Benimki sadece bir tahmin elbette…
İşin ilginç tarafı bundan sonrası.
Selçuk, Dost dergisinin Mart 1968 sayısında, Ulunay'ı da dâhil
ederek yaşlı ve sağcı yazarları hicveden bir yazı yazıyor. Ulunay aynı yılın
sonunda vefat ediyor, o açıdan da üzücü. Selçuk pek yazı yazmadığı için başlı
başına ilginç bir metin bu, ama bana daha ilginç gelen, Ulunay'a duyduğu eski
hayranlığın artık başka bir şeye
dönüştüğünü düşündürmesi oldu. Selçuk ona hâlâ “üstad” diyor, fıkra tekniğini
ve dilini övüyor ama bu övgü artık ironinin içinden geliyor. Zanaata saygı
sürüyor, siyasi mesafe ise belli ki açılmış.
“Bunların çoğu bizlere hücum eder” derken kendisini
siyaseten nasıl tanımladığı çok açık değil. Solcu mu, ilerici mi,
antiemperyalist mi? Bugünden kesin bir etiket koymak zor. Dönemin havasını
düşünerek, 1968'in milliyetçi-sol refleksleri içinden konuşuyor diyelim.
Yanlış anlaşılmasın, burada birini deşifre etmek, “Bakın,
1961'de böyle söylüyormuş, 1968'de şöyle olmuş” diyerek suçüstü yapmak gibi bir
heves taşımıyorum. Defaatle yazdım: gazetecilerin, haliyle karikatüristlerin de
siyasetle ilişkileri değişir. Aktüeli yaşayan ve aktüel üzerine söz söyleyen
insanların geçmişine dikkat kesilirseniz mutlaka çelişkiler bulursunuz. Bunun
bir ölçüde kaçınılmaz olduğunu, hayatın hepimizi pragmatik davranmaya
zorladığını düşünüyorum.
Ama bir ayrım yapmak gerekiyor. Sıradan insanın otorite
karşısında kendisini korumak, işini yürütmek veya başına bela almamak için
pragmatik davranmasıyla, hayatı ve insanları eleştirmeyi meslek edinmiş birinin
pragmatizmi aynı şey değil. Gazeteci, yazar ve karikatürist yalnızca hayatın
içinde yaşamıyor, başkalarının davranışları hakkında hüküm de veriyor.
Başkasının çelişkisini gösteren insanın kendi çelişkilerinin gösterilmesinden
muaf olması düşünülemez. Yapmak istediğim o yüzden suçüstü değil, eleştirmenin
başkalarına uyguladığı ölçüyü ona da uygulamak.
Turhan Selçuk’un durumu da bu bakımdan eleştirilebilir.
1961’de “Üstad Ulunay’a hürmetlerimle” diyerek karikatürünü armağan ettiği,
hayranlık duyduğu anlaşılan bir yazarı, yedi yıl sonra sağcı ve yaşlı yazarlar
arasında hicvediyor. Elbette yedi yılda insan değişebilir: Ulunay değişebilir,
Selçuk değişebilir, memleket değişebilir. Hele 1961 ile 1968 arasındaki yedi
yıl siyaseten hiç de kısa değildir. Bunun kişisel bir kırılmadan mı, fikir
değişikliğinden mi, yoksa dönemin siyasal ikliminden mi kaynaklandığını
bilemeyiz. Değişimin anlaşılabilir olması ise onu eleştiriden azade kılmaz.
Herkesin birbiriyle sert konuştuğu bir hayatta kimi
sözcük ve kavramlara kolayca pejoratif anlamlar yüklüyoruz. Pragmatizm de
bunlardan biri. Hainliğin, dönekliğin veya ilkesizliğin başka adıymış gibi
kullanılıyor. Oysa pragmatik olmak kendi başına ahlaki bir kusur değil.
Korunmak için pragmatik olan var, geçinmek için olan var, havaya uymak için
olan var. Mesele kimin, hangi koşullarda, ne pahasına ve neyi unutarak
pragmatik davrandığı.
Asıl mesele değişmemizde değil. Değişirken geçmişteki
kendimizi unutmakta, başkalarının çelişkilerini kolayca görüp kendimizinkileri
görmemekte…
Şaşmaz, sapmaz, dümdüz, dosdoğru ve yanılmaz olduğumuzu
sanmamızda.
Not: Karikatürdeki ithaf, 7 Kasım 1961 tarihli. Ulunay ise 4 Kasım 1968’de
ölüyor ve 7 Kasım 1968’de defnediliyor. Sen
seversin tesadüfleri Mıstık abi.