![]() |
Sorulmuş, “Niye 90’lar değil de 80’ler?” 90’lar bana günümüzden o kadar uzak görünmüyor, yani nostaljik olarak o denli güçlü gelmiyor demek istiyorum. 80’ler ise saçları, kıyafetleri ve renk dokusuyla hemen ayırt edilen bir “geçmiş” paketi sunuyor. Birkaç işaret yetiyor, herkes hangi yıllara gittiğini anlıyor. “Önce-sonra” gösterisi yapmak için elverişli bir mesafe bu. O yılları yaşayanlar kendilerine bakıyor, yaşamayanlar anne-babalarının gençliğine dahil olabiliyorlar. 80’lerde çocuk veya genç olan 45-60 yaş aralığındakilerin, çocuklarıyla birlikte sosyal medyada yüksek bir oranda var olabileceklerini düşünüyorum.
Yine de bunlar, yukarıdaki demografik tahmin de dahil, mesele olduktan, dalga yayıldıktan sonra bulduğumuz ve “uydurduğumuz” açıklamalar. Neden tam o sırada bu oyunun tuttuğunu yalnızca kuşaklarla veya estetik tercihlerle açıklayamayız. Aynı çekince, sosyal medya için konuşulan yaş skalalarına da düşülmeli, bana yapılan ayrımlar söylendiği kadar keskin gelmiyor. “Facebook'u yaşlılar kullanıyor” gibi genellemeler, insanların farklı mecralarda farklı biçimlerde var olabildiklerini açıklamıyor, her mecranın kendine özgü kodlarını öğrenerek oralara dahil oluyoruz. Platformların sunduğu araçlar, algoritmaların önümüze getirdikleri ve birbirimizden görerek yaptıklarımız da işin içinde. Yaşayanlar için bir otobiyografik hafıza yoklaması, yaşamayanlar için anne-babalarının dünyasına açılan bir retro fantezi imkânı oluştu.
E, üretilen fotoğraflar da pohpohlayıcı güzelleştirme efektleriyle kotarılmış… İşin zahmeti az, herhangi bir siyasi angajman gerektirmiyor, mahremiyet sınırlarını zorlamadan kendini göstermeyi sağlıyor. Sohbet açıyor, sosyalleşmeyi kolaylaştırıyor, bakılma ve beğenilme isteğini besliyor. “İnsan niye katılmasın?” “Ne var ki bunda?” soruları eylemi normalleştiriyor.
Bana yeni ve ilginç gelen, insanların sahte olduğunu bile bile bu fotoğraflardan bir hatıra duygusu üretebilmesi. Fotoğraf gerçekmiş gibi duruyor fakat hepimiz o fotoğrafın hiç çekilmediğini biliyoruz. Yine de kendimize bakıp bir yakınlık hissediyoruz. “Böyleydim” ile “böyle olabilirdim” farkı önemsizleşiyor. Hemen herkes, geçmişte yaşamış olabileceği alternatif bir kendini paylaşıyor. Yapay zekâ fotoğraftan çok kişiye özel biyografi üretiyor.
Üstelik bu biyografide herkes olduğundan daha güzel, daha havalı, daha fotojenik. O yıllardan kalma bir fotoğraftaki kötü saç kesimi, üstümüze oturmayan kıyafet, yüzümüzdeki huzursuzluk ve salaşlık ayıklanıyor. Yüzümüzle birlikte geçmişimiz de rötuşlanıyor, pürüzsüzleştiriliyor.
“Pürüzsüzlük” çok fena yaygınlaşıyor desem ne değişecek Mıstık abi.









.png)


