Ramiz Gökçe, Cumhuriyet döneminin ilk önemli
karikatürcülerinden… Cemal Nadir'le kıyaslanan, onunla rekabet eden, kimi zaman
onun yerine düşünülen biri… Cemal Nadir'in nasıl
Amcabey'i varsa, Ramiz'in de
Tombul Teyze'si var…
Mizah dergisinde
1947'de yayımlanan Tombul Teyze karikatürlerini inceliyorum. Ramiz, kırklı
yıllarda hangi yayına gittiyse, Tombul Teyze’yi yanında götürmüş. Telif akışı
nedeniyle önce gazetelerde doğduğu, sonra dergilerde yer aldığı, eş zamanlı
olarak albümlerinin çıktığını söyleyelim. İlk çıkışı devrin en çok satan
gazetesi Cumhuriyet’te oluyor. Mizah ise Ramiz’in kendi çıkardığı
haftalık dergisi.
Tombul Teyze ne anlatıyor derseniz, iri bir kadınla
küçücük kocası Sıska Dayı'nın gündelik hayatını anlatıyor… Kadın sandala
binince sandal kırılıyor, güneşlenirken kocası onun gölgesine sığınıyor. Bazen
kocasını başının üstünde, bazen çantasında taşıyor. Esprileri anlamak zor
değil. Gövdenin abartılı bir mizahı yapılıyor.
Tombul-sıska karşıtlığının, üstelik aşırılaştırılmış,
mantık dışı duran bir dualizmin nasıl olup da bir karikatür dizisini
taşıyabildiğini anlamakta zorlanıyorum. Bugün böyle iki karakter yaratsak,
aralarındaki fiziksel farkı bu ölçüde abartsak, buradan sürekli mizah
çıkarabilir miyiz? Bana pek kolay görünmüyor.
Meseleyi şişmanlıkla alay edilmesine karşı geliştirilen
hassasiyetlerle açıklamak istemiyorum. Elbette o da var ama kimsenin
incinmediğini, kimsenin itiraz etmediğini düşünsek bile geriye mizahi bir
güçlük kalıyor. Şişman bir kadınla zayıf bir erkeğin evli olması neden komik
olsun? Soruyu sormam bile aradan geçen zamanda bir şeylerin değiştiğini
gösteriyor. Ramiz'in sayfalarında ayrıca açıklanmayan, okurun bildiği
varsayılan bir komiklik var.
Üstelik çizilen farklılık, şişmanlıkla zayıflığın çok
ötesinde. Sıska Dayı, karısının yanında yalnızca
ufak tefek kalmıyor, yeri geliyor onun çantasına sığabilecek kadar
küçülüyor. Tombul Teyze'nin bedeni de bir insan bedeninin ölçülerinden çıkıyor.
Kocası için yazın gölge, kışın soba oluyor. Saçma, abartılı, grotesk bir dünya
resmediliyor. Evin büyüğü kadın, çocuğu koca oluyor: Tombul Teyze kocasını çocuk gibi iple bağlıyor.
Kılıbık koca şakasının uç noktası gibi duruyor; iri beden, evdeki iktidarın
resmi.
Ramiz bu ölçüsüzlüğü söz oyunlarıyla işletiyor. Kadın
kocasına “
başımın tacısın” dediğinde adam gerçekten başının üstünde oturuyor.
Küçücük koca, plajda giyinen karısına siper olduğunu söylüyor. Görünenle
söylenenin uyuşmazlığını hemen fark ediyoruz. Yine de esprinin kuruluşunu
çözmekle ona gülmek aynı şey değil.
Her
hafta aynı iki bedeni, sabit bir sahneyi görüyoruz:
esprilere gündem de karışıyor. Hükümet yiyeceklerden tasarruf istediğinde
Tombul Teyze sofradaki kocasını azarlıyor: “Herif, öyle fazla oburluk edip
göbeğini şişirme!” Sıska
Dayı doğum günü buketini getirirken, karısının 7 Eylül'de doğduğunu “her
gün artmasından” anladığını söylüyor; 7 Eylül kararlarını ve ardından gelen
pahalılığı bilmeyenler için espri hayli kapalı. Amcabey gibi Tombul Teyze de
haftanın meselesini konuşturuyor. Okurun bildiği varsayılan komiklik yalnızca
bedende değil, o haftanın gazetelerinde.
Tombul Teyze'nin nasıl bir kadın olarak görüldüğü de
kolay cevaplanacak bir soru değil. Ramiz onu rujuyla, kirpikleriyle, özenli
saçlarıyla, dekoltesi ve mayosuyla çiziyor. Şakalar demode olabilir ama Tombul
Teyze alamode çiziliyor: eğilirken, arkadan veya plajda; pin-up'ın bütün
kalıplarıyla sunuyor. Sayfanın altındaki T.T. Postası'nda ona kur yapan, evlenmek isteyen,
daha açık giyinmesini talep eden mektuplar
yayımlanıyor. Bir okur “o muazzam hakikat olan vücud-ı azizinizi” elbiselerle
kapamaya ne zamana kadar devam edeceğini soruyor, naylon giymesini istiyor.
Mektuplardaki arzunun ne kadarı ciddi, ne kadarı şakanın devamı, pek belli
değil. Tombul Teyze çekici mi bulunuyor yoksa çekici bulunması fikriyle mi
eğleniliyor? Galiba yazan da cevaplayan da oyunun farkında.
Sorulara siyaset de karışıyor. Tombul Teyze hepsine kendi sesiyle, bazen şiirle,
hep üstten cevap veriyor;
eski Başbakan Recep Peker'e takılarak “Benim göbeğimin Recep Peker’inkinden
ne eksiği var” diyor. Karikatürde bakılan bir beden, postada lafını esirgemeyen
bir köşe yazarı çıkıyor karşımıza. Etin bulunmadığı, tasarrufun istendiği yıllarda
bu “tombul” bedenin bolluğu ve iştahı da akla getirdiğini düşünmek mümkün. Gel
de Bahtin’in Rabelais’sini anma Mıstık abi!
Tombul Teyze'yi
o “dönemin beğenilen kadın tipi” diye açıklamak da, yalnızca kilosu
yüzünden gülünçleştirildiğini söylemek de kolaycılık olur. İmalarını
okuyabiliyor, şakasını çözebiliyoruz. Ne
var ki şakanın yaslandığı gündem de
ona mektup yazan okur çevresi de
artık yok. O dönem ne kadar komikti, ölçemiyoruz. Ama yayımlanan mektuplarda okurun bu
abartılı bedene takıldığını, ona kur yaptığını, ondan cevap beklediğini
görüyoruz. Bugün bize “bu
neden komik” diye
sorduran kadınla o gün sohbet ediliyormuş diyelim.