![]() |
Üstelik piyasa ekonomisinin genişlemesiyle ev içini cazip kılacak bir tüketim formu oluşmuş, erkeğin bile evde bulunmasını normalleştirecek satın alma imkânları gelişmişti. İnsanlar kendi karakterlerini temsil ettiğini düşündükleri eşyaları, bibloları, resimleri, mobilyaları satın alıyor, evlerini kendilerine özgü biçimde tasarlamak istiyorlardı. Ev, sahibinin kimliğini anlatan bir tür “home text”, okunabilir bir kişilik metni haline geliyordu. Dışarıdaki hayat çizgi romanları etkiliyor, ev içleri ayrıntılı olarak resmediliyor, kahramanlar kişiliklerini niteleyen “home text” ayrıntılarıyla anlatılıyordu. Oky, Çarpışma’yı anlatırken ev içinde bizi gezdiriyor, kahve kupalarını, diş fırçalarını, hatıra eşyalarını, kedileri, duvardaki resimleri illa ki gösteriyordu.
Gırgır’ın sokağa çıkan, şehri keşfeden kahramanları değişen zamanla birlikte eve dönüyordu. Geçmişte kadınlarla, arzularla ve serüvenle karşılaşılan şehir, korkutucu bir metropol olmuştu. Hikâyeler gerçekçileştikçe inandırıcılık eşiği de yükseliyordu. Şehir artık insanı özgür kılmıyordu. Bir zamanlar kalabalığın içinde kaybolmayı özgürlük olarak yaşayan insanlar, şimdi kaybolmaktan ve yalnız kalmaktan korkmaya başlamışlardı.
Kahramanlar artık kendine çaresizce çıkış arayan, sınıf atlamaya çalışan, alt sınıflardan gelme, çoğu taşralı ve yalnız erkekler değildi. Orta sınıftan, okuryazar birileriydi, iş güç sahibiydiler, kaybedecek bir şeyleri vardı. Ruhun yeni hastalıkları denilen korku, endişe ve güvensizlik ise hiç olmadığı kadar yükselmişti. Ev bir sığınaktı, yakın çevre ve bilindik yerler bir sığınaktı ama dışarısı tek kelimeyle tekinsizdi.
Evden kaçan ve kurtulmaya çalışan kahramanlar artık sokaktan eve kaçıyor, taksilere biniyor, bir an evvel kendilerini eve atıyor, evde uzun uzun konuşuyor, dışarıya çıkmadan yaşıyorlardı. Çizgili Tişört’ün kahramanı şehrin kenarlarına, bir matbaaya gitmek zorunda kaldığında büyük endişe duyuyor, çarçabuk işini bitirip oradan uzaklaşmak istiyordu. Şehir yaşamı bir tür “surviving” olmuştu, hayatta kalabilmek için şehri bilmek gerekiyordu.
Bunun getirisi karamsar bir yeni gerçekçilikti. En naifinden en gerçekçisine kadar çizgi romanlarımızı etkileyen bu yeni gerçekçiliğin temel motiflerinden biri kurnazlıktı. Karakterler ne yaşarlarsa yaşasınlar kurnazlıkla egolarını koruyor, kaotik bir hayatın içinde ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Belki de bu, aptal kahramanların mizahının neden bittiğini de açıklıyor. Eski mizahın aptalı dünyayı anlayamadığı için komikti, yeni dünyanın kahramanıysa hayatta kalabilmek için dünyayı anlamak, hatta herkesten biraz daha erken anlamak zorundaydı.
Eski çizgi roman kahramanı dünyayı değiştirmeye giderken, bugünün kahramanı dünyanın kendisini değiştirmesinden korunmaya çalışıyor. Zamanın çizgi romanları bugün böyle akıyor diyelim.








