Derkenar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derkenar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Aralık 19, 2023

Çizgilere Derkenar 33

Bir bankanın, Ticaret Bankası'nın çıkardığı Çocuk Yuvası dergisinin kapağı, çizerini bulamadım. İlk gördüğümde yabancı bir ilüstrasyonun üstüne "döşeme" yapılmış diye düşünmüştüm, fikrim pek değişmedi, ne ki hoşuma gitti, renkleri ve istifi, reklamları ve onları gösterme biçimi bana ilginç geldi. Altmışlı yılların ilk yarısından....

Süleyman Turan, oyunculuğunu bir kenara koyarsak, çizgi dünyamızda soap opera üretimleriyle bilinir. Yukarıdaki çalışmayı bilmiyordum ve Turan'ın komik çizgili tarzını hiç görmemiştim. Utanmaz Adam havasında bir işmiş, öyle ki, Gırgır'ın ilk dönemlerinde yayımlanabilirmiş... Gün gazetesinde 1974'te çıkmış, zorlanmış olmalı ki, Süleyman Turan bu tarzı benim bildiğim bir daha denemedi. Veya kendisinden kadınlara yönelik işler isteniyordu, bildiği yoldan devam etti.

Güngör Kabakçıoğlu, o yıllar için, tahminen ellili yıllarda, yeni bir şey denemiş, çizgiyle fotoğrafı birlikte kullanmış. Disneyvari bir farenin üstüne kendi portre fotoğrafını yerleştirmiş... Muhtemelen, kendini takdim ettiği, özyaşam öyküsünü pekiştirecek bir görsel istendiği için bunu yapmış. 

İlban Ertem'in Gazeteciler Cemiyeti için hazırladığı yılbaşı tebriği-kartı. 1980'nin 8'inden sevimli bir yavru ayı çıkarmış... Tebrik ve bayram kartı, genel olarak kartpostal "tarih" olduğu için bugün çok anlaşılmayabilir ama cep telefonları ve internet yaygınlaşana kadar güçlü bir gelenekti... Yılbaşlarında ve bayram öncesinde sokaklar kartpostal satıcılarıyla dolardı. Haliyle çizerler için de doğal bir geçim kaynağıydı. Kurumlar ve firmalar, onlara yılbaşı kartpostalı sipariş ederlerdi. 

Pazar, Aralık 03, 2023

Çizgilere Derkenar 32

Yetmişli yıllardan bir Bedri Koraman karikatürü, yakın geçmişte açılan davalar düşünülürse, bugün siyasi parti liderlerini hayvansılaştırarak parodileştirmek, mümkün görünmüyor...Anayasal teminat ve demokrasiye özgü önkabuller enikonu değişmiş durumda. Bana kalırsa, en fenası, kamuoyunda eleştiriye karşı güçlü bir tahammülsüzlüğün yerleşmesi, kabul görmesi-çöreklenmesi...

Dünyada olduğu gibi bizde de mangalar çizgi roman piyasalarını domine edince, doğal olarak, Tezuka isimli yerli üretim bir manga dergimiz bile olmuş.. Arkası gelecek, türe ilişkin yeni çizgiciler ve farklı mecralar çıkacaktır... Kenan Yarar, "Haiku'ya Çizgiler" adlı bir köşe yapıyor dergide. Hani, yeniler, gençler, denemeler var dergide ama onun çizgilerini ve yorumunu görmek ilginç. 

Çocukluğumda Mini Ringo'nun hastası, sıkı takipçisi filan değildim ama elime geçtikçe okurdum. Geçenlerde topluca okuyayım arzusu duydum, ufak ufak topladım, ne ki, bir ikisini okuyunca da bu fikirden vazgeçtim. Red Kit taklidiymiş, ama onun mizahından eser yokmuş, hatta komik çizgiler dışında belki de böyle bir iddiası bile yokmuş, olamazmış. Sonra şunu düşündüm, çocukken bayılırcasına okuduğum ve halen okuma fırsatı bulduğumda ilham aldığım çok çok az çizgi roman var. 

Pazartesi, Ekim 30, 2023

Çizgilere Derkenar 31

Ellili yıların sonu, muhtemelen Taş Karikatür sayılarından birinin arka kapağı, Suat Yalaz, artık nedense çalışmasını Rodriguez diye imzalamış... Bunu niye yaptığını bilemiyoruz, belki bir dergi içi espri olabilir, belki bir tür protesto, belki bir yabancı karikatüriste ait espriyi kendince yeniden çizdiği için filan yapmış bunu... 

Lunaparklarda böyle panolar olurdu, fotoğraf çektirirdin, çizgiyle ilgili biri olduğum için, hele çocukken resmedilmiş her şeye uzun uzun bakardım. Eskiden duvar resimleri filan da yapılırdı, kebapçılarda kahvelerde rastlardık. Nerdeyse tamamı garip bir özgüvenle çizilmiş kötü resimler-şelaleler-dağlar manzaralar olurdu. Derinlik-perspektif yapılamazdı, eller ayaklar kötü çizilir, ilginç renkler seçilirdi filan... Tabelacılık mesleğinin bir parçasıydı duvar ressamlığı... Akademili olmayan her karikatürcü ya da çizgi romancının tabelacılık işlerine bulaşması tesadüf olmasa gerek...

Ömer Göksel'in en iyi işi olabilir, beğenerek okudum, akıllı ve okurunu konuşturan bir espri düzlemi kurmuş... Daha çok albümün ölçülerine takıldım diyelim, dört parmak büyüklüğünde bir kitap çünkü... Tabii ki olabilir ama şunu unutmamak ve baştan düşünmek gerekiyor, bu albümler rafta nasıl sunulacaklar... Ortalamanın dışına çıkan büyük ya da küçük kitaplar, ne kadar güzel ya da hoş olsalar da kaybolup gidiyor, standartlara uymadığı için "yer bulamıyorlar" ve bu durum doğrudan satışlarını etkiliyor... Sunulamayan şey satamıyor...

Salı, Ağustos 01, 2023

Çizgilere Derkenar 30

Haldun Sevel'in son çıkan Ustura Kemal albümünü okuyorum, hikaye devam ederken araya girerek kendisiyle ilgili bir "dipnot" atıyor, anlattığı dönemi yaşayan öğretmeninden bahsederken cümleye "ben Haldun Sevel" diye girmiş, bir hikaye var ve o hikayeyi kendisi anlatmıyormuş gibi cümleye kendini tanıtarak-ismini zikrederek girmek bana sevimli ve matrak geldi. Sonra neden şaşırıyorsun ki dedim, Sevel, Ustura Kemal olarak kendisini çizmiyor muydu?

İtalyan akademisyen Valentina Marcella'nın 12 Eylül döneminde Gırgır'ı anlattığı çalışması, dilimizde de yayımlanmayı bekliyor. 

Ragıp Derin'in Kara Sinan isimli çizgi romanında rastladım, meraklısı hemen anlayacaktır, bütün kareler Suat Yalaz'dan bire bir alınmış (kopyalanmış)... Özgün, kendi çizgileri olan ve üretebilen biriydi Ragıp Derin, neden buna gerek duymuş, anlayamadım. Yanlış hatırlamıyorsam, bir dönem Yalaz'ın yardımcı çizerlerinden biri de olmuştu, ilginç bir durum... İkisi de rahmetli oldukları için öğrenebilmek mümkün olmayacak.

Suavi Süalp'in Çapkın Hırsız'ından bir kare... Polisler, Çapkın'ın tuzağına düşüyorlar filan, aralıklarla o yıllar için yeni olan süslü argo sözcükler kullanıyor, komediye yarayacak kafiyeyi oldum olası sever zaten... "Bizi yine mandepsiye bastırdı" demiş komiserimiz. Rumca'dan geçmiş bir sözcük gibi, alavere-dalavere, tuzak anlamında kullanılıyor. 

Cumartesi, Haziran 17, 2023

Çizgilere Derkenar 29

Yetmişli yıllarda Milliyet Yayınları mizah dizisine başlamıştı, çeviri ağırlıklıydı, kapaklarını Bedri Koraman çiziyordu, renkli albenili, o yıllar için "yeni" duran, mizahla uyumlu biçimde komik görünen bir tarzı vardı. 

Mizah, ister istemez aktüele dayandığı için çabuk eskir, hele çevirisi, edebi bir niteliği yoksa hatırlanmayacak ölçüde çarçabuk unutulur, bu dizi de öyle oldu. Bugünden bakınca, Bedri'nin güzel çizgilerinin nostaljisi dışında dizinin herhangi bir değeri kalmadı.

Yanlış anlaşılmasın, bir gazete, kitap yayımlamaya kalkıştığında temel amacı bir long seller yaratmak değildir, kısa sürede ilgi görecek, kolay tüketilecek, çok satacak bir yayın arar, bulamazsa, o hale getiremezse, işini iyi yapmıyor demektir. 

Tabii ki bu kural, sadece gazeteciler için geçerli değil, Best Seller kitap yayıncılığı her zaman popüler dili ve "yeni" gözükmeyi gerektirir, onar yıl arayla yayımlanan James Bond romanlarının kapaklarını karşılaştırırsak, bu arayışı görebiliriz. Çizginin yerini fotoğraf almış, yayıncısı fotoğrafı daha modern ve yeni (belki daha gerçek) saymış o yıllarda... Yetmişli yılların pulp estetiğine başvurulmuş. Doğru ya da yanlış diyemem, dönemsel tercihler bunlar, bugün iki kapak da arkaik ve demode, üslup ve estetik olarak kullanılmaz duruyor. 

Cumartesi, Mayıs 20, 2023

Çizgilere Derkenar 28

Seçim atmosferindeyken fark ettim, İtalya'da yeni çıktı, Manara, Umberto Eco'nun çok sevdiğim (yine okuyabilirim diyebileceğim) Gülün Adı romanını çizgi romana uyarlamış, bizde çıkar diye umuyorum. Kapakta dikkat çekici olan Marlon'un varlığı, gülümsedim...

Bedri Koraman'in bir gece kulübü için yaptığı çizim... Fotoğraf kabı olarak kullanılmış... Yetmişli yılların başı gibi duruyor...
Uykusuz, geçtiğimiz ocak ayında yayınına son verdi, ülke gündemi o kadar yoğundu ki, konuşulamadı bile...  Deprem oldu ve gündemden çıkıverdi, başka bir zaman olsa, uzun uzadıya ve üzüntüyle, hayıflanarak, kahırlanarak tartışılırdı. İhtimal, ben de ayrıntılı bir şeyler yazardım, yapamadım. 

Oky'nin çizerlikteki ilk günleri, Alfa Yayınları'nın Keloğlan dergisinin arkasında rastladım... Seksenli yıllarda, sayıca çok çizgici vardı, madden ciddi getirisi olan bir mesleğe dönüşmüştü, mizah dergileri varılması gereken en önemli mecra (ve merkez) olsa da, pek çok genç, çeperde türlü türlü işler yapıyordu,  fotoğrafınızı gönderin çizelim de bunlardan biriydi, okuru dergiye bağlamaya yarayan bir sayfa ve köşe olarak görülüyordu galiba...

Çarşamba, Nisan 26, 2023

Çizgilere Derkenar 27

Zoraki Evlilik diye bir çizgi roman okuyordum, bizde 70'lerde yayımlanmış ama sanki ondan çeyrek asır önce üretilmiş gibi... Sahne hoşuma gitti, paylaşayım istedim. İşte genç adam, sevdiği kadınla "sevişiyor", ertesi sabah neşe içinde uyanıp tıraş oluyor, şarkılar söylüyor. Çevirmenler, hele o yıllarda, güya adaptasyon adına, uydur kaydır değiştirirlerdi, genç adamın söylediği şarkı "Kuuş sesleri" nedense beni güldürdü.

Sanıyorum, kırklı yıllarda yayımlanmış Roosevelt'in Hayatı çizgi romanından bir sayfa kesiti... İntihab sözcüğü kullanılmış, o ilgimi çekti, o tarihte kullanılmıyor, "seçim" diyoruz çünkü. Düşünün bir propaganda çizgi romanı yayınlıyor, güzel basıyor, çok ucuza satıyor, belki dağıtıyorsunuz filan ama tercümede intihab diyerek seçimi baştan kaybediyorsunuz. 

Görmemiştim, meğer Turhan Şimga, Preveze Deniz Zaferi'ni çizmiş. 1950 yılında Armağan Haftalık Çocuk Gazetesi (dergisi), anlaşılan o ki, yerli ve milli bir çizgi romanla yayına başlamak istemiş... O yıllarda çıkan çocuk dergileri kapak renkli olarak ayrı basıldığı için arka kapakta renkli çizgi roman kullanma yoluna gitmişlerdir. İlk örneklerden olduğu için ilgimi çekti, Ratip Tahir'e öykünmüş diyelim... Balon kullanılmamış, on üç hafta sürüyor, belgeselci bir dili var filan... 
Tam bir Altan Erbulak esprisi olmuş, yazılarından oluşan Sensin İnsan kitabında rastladım, savaş karşıtı bir yazısı için kullanmış. Erbulak'ın babasının asker olması bilgisi onun karakterini ve dünyasını ne kadar açıklar çok emin değilim ama bir zıtlaşma olarak bana enteresan geliyor. 

Pazartesi, Mart 27, 2023

Çizgilere Derkenar 26

Duymuştum ama görmemiştim, meğer Peyo'nun Şirinler'i Güneş dergisinde (1964) "Çitrumlar" adıyla yayımlanmış, Şirin Dede'nin ismi Büyükçitrum filan olmuş... Hatırlayarak baktım, Küçük Prens'te de "Çutrum" denmiş, biz büyürken "Mantarlar" da (veya Mantar Cüceleri) denirdi, öyle hatırlıyorum. Mantarlar veya Şirinler'i anlıyorum ama Çitrum/Çutrum tercihi bana garip geldi.

Ken Parker'ın Kahramanlar Diyarı albümü, iddiası nedeniyle ilginç bir çalışma olmuş, dizinin yaratıcıları olan Berardi ve Milazzo'nun Ken Parker ile birlikte serüvene katıldığını söylesem açıklayıcı olabilir mi bilmiyorum. Hikaye gereği, unutulan-artık hatırlanmayan kahramanlar bir yerde (bir diyarda) yaşamaya mahkum ediliyorlar, Ken gelip yazar ve çizerinden yardım istiyor filan... Serüvende yer alan bütün karakterler Holivut filmlerinden, çizgi romanlardan, popüler edebiyattan isimler, unutulmuşlar da oraya kapanıp kalmışlar filan... hemen hepsiyle ilgili espriler-hatırlatmalar yapılıyor. Bir parodi okuduğumuz için tahkiyeden çok esprilerle ilgileniyoruz, metinlerarası imaları anlamaya çalışırken, göndermeleri keşfederken buluyoruz kendimizi... Yaratıcıların hikayelerin içine katıldığı çizgi romanları genellikle mizahçılardan okuruz, bizde Oğuz Aral ve Altan Erbulak o kadar çok yapardı ki bunu... 

Kapaktaki çizgileri nedeniyle aldım, hamasi bir şiir kitabıymış, palavra yükselmeler, "Eyyyy" nidaları filan, yazarın kendi yayını, ilüstrasyonu kimin çizdiği ise belirsiz, içerde bir açıklama ya da isim kullanılmamış, belki bir yerlerden izinsiz alınmış olabilir, o sebepten belirtilmediğini düşünebiliriz. Piyasa üslubu belirlediği için çizgiler zamanla birbirine çok benzemeye başlar, kendine özgü ve az kullanıldığı içim ayrıksı kalan bir tarz hemen dikkat çekiyor.

Cumartesi, Mart 11, 2023

Çizgilere Derkenar 25

Nehar Tüblek evinde bir yılbaşı "toplantısı" düzenlemiş ve çizgileriyle orijinal bir davetiye hazırlamış... Yıllar önce, seksenli yılların kadın dergilerinden birinde, Elele olabilir, kendisiyle "bekarlık" hakkında yapılan söyleşiyi okumuştum, evlenmeyi isteyip de neden evlenemediğini, ailesini filan anlatıyordu, ilginçti. Bu davetiye, o söyleşinin üstüne geldi aslında, zihnimde tamamlandı veya... Davetiyenin arka yüzüne kurşun kalemle şöyle yazılmış: "Konsomasyon serbest, giriş davetiye iledir!"

Edebiyatçıların, karikatüristlerin, genel anlamıyla sanatla uğraşanların geçimlerini sağladıkları, mesai yaptıkları asıl işleri vardır, malum, telif geliri hayatı sürdürmeye oldum olası yetmez. Şimdilerde daha çok öğretmen, akademisyen, editör-yayıncı ve gazetecilik yapıyorlar gibi geliyor bana... Eskilerden Oktay Rıfat, avukattır, Cemal Süreya Maliye'de müfettiş, Yusuf Atılgan öğretmen veya Oğuz Atay akademisyendi örneğin, bunlar hemen aklıma gelenler... Meğer karikatürist Erdoğan Bozok ta kasaplık yaparmış, çok tanıdığım biri değil ama on beş yıl önce Akbaba ile ilgili bir Tübitak projesi yaparken telefonla konuşmuştum, bu yönünü bilmediğim için nedense şaşırdım...

Doksanlı yılların müzik dergisi Gong'tan..."Sahnede Gaddar Davut-Seyyal Taner Dayanışması" haberi yazılmış, Nuri Kurtcebe, meğer, en azından bir süre Seyyal Taner ile sahneye çıkmış... Müzikle ilişkisini, İlhan İrem albümlerine yaptığı yorumu, müzikle ilgili ilüstrasyon ve çizgi romanlarını biliyordum ama icracılığını yeni duymuş oldum. Ve söylemesem olmaz Seyyal Taner ne enteresan bir kadındır...

Cuma, Şubat 17, 2023

Çizgilere Derkenar 24

Toulmé'nin Büyük Aşk çalışmasında rastladım, ünlü feminist aktivist Gloria Steinem söylemiş, "Erkekler hayata isyankâr olarak başlıyor ve yaşlandıkça akıllanıp uslanıyor, buna karşılık kadınlar hayata akıllı uslu başlıyor ve zaman geçtikçe isyankârlaşıyor

Bağlamını bilmiyorum, bizimkisi gibi toplumlara uyup uymadığı da ayrı bir konu, ne ki, bu tür çıkarımların doğruluğundan çok zihin açıcı ve tartışmacı olması önemli. Kadın hareketinin güçlü olduğu metropollerde, orta sınıflarda bu çıkarım doğrulanabilirmiş gibi geliyor... 
Red Kit'in Paris'te Bir Kovboy albümünde rastladım bu kareye, "Ben bir Fransız vatandaşıyım" dedirtmemişler, endüstriyel bir tasarım olduğu için siyaseten doğru yayımlanmak zorunda Red Kit, tepki alacağını düşünerek-bilerek "hassasiyet" göstermişler. Birisi bizde "Türkiye Vatandaşıyım" dese, insanlar mutlaka bir huzursuzlanır, ya güler ya küfrederler. 

Suat Yalaz'ın yetmişli yıllarda Fransa'da yayımlanan Sony Ringo serisi, en az iki kere bizde de neşredildi. İlk yayımlanan sayının arka kapağında şöyle yazıyor: "Fransa'da yayına 1 frang fiatla başlayan Ringo gördüğü büyük ilgi üzerine adını değiştirdi, fiatını 1,5 franga ÇIKARDI!!" Pulp edebiyatının böyle garip iddiaları vardır, sahiden bayılıyorum bunlara, "pahalandı-çünkü çok ilgi gördü" demişler "satmayınca maliyeti kurtarmadı, fiyatını artırdık" değil yani... O yıllarda Türkiye'de yüksek enflasyon var, her şey sürekli zamlanıyor, okurlar ne demek istendiğini anlamamış olabilirler. Ben Yalaz'ın ne hissederek böyle bir şey yazdığını merak ediyorum. 

Çarşamba, Şubat 15, 2023

Çizgilere Derkenar 23

Cihan Kılıç'ın Ve Sinem çizgi romanı yayıncı değiştirmiş, yeniden basılmış, içerik birebir aynı...  Ne ki, Kılıç hoş bir oyun yaparak iki basım arasında bir fark yaratmış, kapak resmini açı olarak değiştirmiş, güzel olmuş...Bilmeyenler için soldaki birinci, sağdaki ikinci ve yeni baskısı...

Red Kit ve Asteriks'in yeni serüvenleri...Eskisi kadar ilgiyle okumuyorum ama iki ayrı seriyi de takip ediyorum. Her iki serinin yaratıcıları Morris ve Uderzo çoktan vefat ettiler. Onlar öldükten sonra yayınları bitebilirdi, aile şirketleri başka bir tasarrufta bulundu. Çizgi ve esprilerini taklit edecek isimler aradılar, endüstriyel bir ürün gibi her şeyiyle orijinalini birebir devam ettirdiler. Tabii şu çok rahatsız edici, bir iş yapıyorsun, açıklaması zor, işte çizgi romancıyım, ne çiziyorsun, "tıpkı Uderzo gibi çiziyorum," veya "Morris ile benim çizgimi ayırt edemezsiniz" mı diyeceksiniz... Böyle bir iş mi olur ? Yalan olmasın, Tenten'in bu hale düşmemesi içten içe sevindirir beni... 

Ali Murat Erkokmaz'ın çizgi romanıymış, vakt-i zamanında Hürriyet'te yayımlanmış, ben hatırlamıyorum, anlaşıldığı kadarıyla tarihi çizgi romanların parodisiymiş, orijinalleri satılıyordu, aldım. İlginç olan, elbette ki kahramanın ismi...Ali Murat, kendine kahraman ismi olarak neden Murat Ali ismini seçti acaba?

Salı, Ocak 10, 2023

Çizgilere Derkenar 22

Busch yayımlamak sahiden ilginç ve iddialı bir tercih. Satmayacağı belli çünkü. Busch çizgi roman tarihi açısından çok önemli bir çizer. Dönemi için yenilikçi bir yön belirlemiş kendine, yazdıklarına karikatür havasında desenler eklemiş...Üstelik bu vinyetleri enerjik bir ardışıklıkla kullanmak istemiş. 

Sadece yazı ve sayfalar değil, resimler de birbirini izlesin fikriyle başlamış işe. Buna göre metni okumadığınızda bile resimler başlı başına bir devamlılık içermeliymiş. Busch, üslup olarak hareketli bir çizgici, her karede tiplemelerinin ifade ve jestlerini belirginleştiriyor, ardışıklığı ve kare akışkanlığını o belirginleştirme ile çalıştırıyor. Bu da tempo demek... Heyecan verici...

Babam, ellili yıllarda çıkan Hürriyet gazetesinin pazar günleri çıkan renkli pazar ilavesinden nasıl etkilendiğini anlatırdı. Filmler bile siyah beyaz... "Dakikalarca bakardım, saklardım" diye heyecanını paylaşmıştı... 11 yaşında bir çocuk için kim bilir ne kadar büyüleyiciydi. 

Busch da okurlar ve diğer çizerler üzerinde böyle bir etki yaratmış ... Hayranlık yaratmış, taklit edilmiş ve bir çığır açmış, çizgiyle hikayeler anlatmanın öncüsü olmuş... 

Kara Murat yeniden çıkmaya başlamış, çıkabilir, anlatı olarak şimdiki zamanın dindar milliyetçiliğine uygun bir iş olmadığı için popülerleşmesi pek mümkün değil...Ama konumuz o değil, serinin yazarı Rahmi Turan ile çizeri Abdullah Turhan'ın yolları yıllar yıllar önce ayrılmış ve yeni serüvenleri başkaları çizmişti. Dargınlık başka, üretimi birlikte yapmanın getirdiği hukuki ortaklık daha başka bir şey... Rahmi Turan ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, bu Abdullah Turhan'la birlikte yaptıkları bir ortak üretim... Onun patron olması durumu değiştirmiyor. 

Gel gör ki, şöyle bir şey yapılmış, Kara Murat'ın çizgileri bir başka çizere birebir kopyalatılmış, bunu da ismi sahiden lazım değil kıdemli bir çizer yapmış... Kara Murat, çok çok kötü bir kalitede çıkmış böyle olunca... Yani kopyalatılınca Abdullah Turhan çizmemiş mi oluyor, ne düşünmüşler sahiden merak ediyorum. Kitap, muhtemelen mahkemelik olacak...

Pazar, Ağustos 21, 2022

Çizgilere Derkenar 21

Ateş çocuk dergisinin 1937 yılından... Sayılar boyunca "pek yakında" başlayacak bir roman tefrikası yapılıyor, ilginç olan henüz yayına başlamamış bir romanla ilgili ilüstrasyonların kapaktan verilmesi-duyurulması... Yani bakmayın "Bu sayıda" dendiğine, pek yakında aslında... Murat Reisin Oğlu, Reşat Ekrem'in Ahmet Bülend Koçu mahlasıyla yazdığı bir "çocuk" romanı... 

O yıllarda döneme ve yeni cumhuriyete özgü bir çocuk ve ilkgençlik kahramanı üretilmek isteniyor... Sahiden çok arzulanıyor ama meseleye hamasetle bakıldığı için ölmeli-öldürmeli şehidi bol hikayeler çıkıyor ortaya. 

Koçu, çocuklar için üretebilecek bir yazar değil, baştan sona "adult" düşünen biri ... Veya o dönem böyle bir hassasiyet yok öğretmenlerimizde... Ömer Seyfettin nasıl çocuklara uygun değilse Koçu da değil... Ne ki, bir kahramana ihtiyaç var, Koçu da hem çalışkan hem tarihi biliyor. Dünyaya hamasetle bakıldığı için tarihi bilen adama roman yazdırıyorlar. 

Aslan Kardeş, 1966?'ta çıkan bir çocuk dergisi, hikayeler alt yazılı olarak kullanılmış, o dönem için arkaik duruyor gibi gelmişti bana... Sonradan derginin okul öncesi çocuklar için yayımlandığını anladım, yani dergiyi çocuklar değil ebeveynler satın alıyor ve bizatihi onlar çocuklarına okuyor, resimlerle pekiştiriyorlar. Bir başka deyişle dergi, resimli masal kitaplarıyla rekabet ediyor, daha ucuz ve daha çok hikaye sunuyor okuruna. O sebeple alt yazılı çalışmalar kullanıyorlar. 

Çizgi roman ve karikatürde balon kullanımında bir iki kural vardır, okuma yönüne göre ilk balonu en yukarıya, ikincisini bir altına istiflersin, eğer diyaloglu ve karşılıklı konuşması çoksa, o vurguyu verebilmek için balonları bölerek birbirine bağlarsın. Değişmez bir kural değil elbette, farklı kullanımlar olabiliyor... Yukarıdaki örnek bunlardan biri. 

Pazar, Temmuz 24, 2022

Çizgilere Derkenar 19

Mary Tourtel'in Rupert Bear çizgi romanına Çocuk ve Yuva dergisinde rastladım, hangi cesaretle artık bilemiyorum, birisi yazanı ve çizeni olarak kendini göstermiş, yıl 1983, üstelik yayın Çocuk Esirgeme Kurumu'nun...

Yeri gelmişken, Ayı Rupert bizdeki ilk yayınlarından birinde Tin-Tin adıyla kullanılmış (Çocuk Duygusu, 1937)... Hoş, daha sonra her şeyi Türkleştirme siyaseti gereği, Tin-Tin'i de değiştirip Mıstık yapmışlar... Biri orijinal adını değiştirmeden yaratıcısı olarak kendini göstermiş, diğeri bir öyle bir böyle isim değiştirmiş...

Yukarıdaki de yaratıcı (!) bir başka deformasyon, Elele dergisinin çocuk ilavesi Çitlembik'te (1979) o yıllarda çocuk dergilerinde çok kullanılan "İpucu" çizgi romanının kahramanını, yine o yılların popüler televizyon dizisinin kahramanı Baretta ile değiştirmişler. yani yaptıkları sayfayı renklendirip belden yukarısını değiştirmek olmuş...

Çarşamba, Ağustos 19, 2020

Çizgilere Derkenar 18


Haftalık dergilerdeki  mizahın aktüel bir "ağırlığı" olduğu için vakti zamanında herkesi güldüren espri bir zaman sonra mutlaka güldürmez (ve hatta anlaşılmaz) oluyor. Dünya, hayat ve dil değişiyor, gelenekle, ahlakla olan ilişkiler farklılaşıyor, Akbaba'nın 21 Mayıs 1953 tarihli sayısından bir örnek.. 

Sinema önünde gazete okuyan "memura" bıçkın biri (Apaş) yanaşıp ahkam kesiyor: "Abi, sen Fransa'dakini boşver, asıl kan festivali burda"... Filmlerde çok şiddet var demek istemişlerse de ben "kan" vurgusuna takıldım. 

Fark etmiş olmalısınız, kan esprisi Cannes (Film Festivali) sebebiyle yapılmış. O tarihlerde demek ki Cannes değil Kan diyormuşuz-yazıyormuşuz...Espri, tahsilli okurun aradaki farkı anlamayan Apaş'ın cahilliğine gülmesi mi acaba?


Otuzlu yıllardan bir Cemal Nadir kapağı, bu türden bir çizgisini hiç görmemiştim, hoşuma gitti. Nadir'in Cem resimlerine bir sadakat gösterildiği anlaşılıyor... Cem Sultan'ın sureti sahiden böyle miydi ancak tahmin yürütebiliyoruz. Nadir, karikatürize çizmemiş, hikayesi "trajik" olduğu için gerçekçi olmak istemiş, foto realizme o sebeple başvurmuş olabilir... Veya devlet büyükleri ve öncüleri karikatürize etmeme eğilimin bir sonucu da olabilir. 



Al Moore'un bu ilüstrasyonunu (1951) ben olsam "erotizm" nedir ve ne değildir başlığı altında ders olarak gösterirdim, "çıplak ama değil, göstermiş ama saklamı"ş denebilecek bir oyunbazlık sergilemiş çünkü...

Moore bir erkek magazin dergisi Esquire için çizmiş... iyi fotoğrafın ayrı bir yeri var ama aynı "sahneyi" fotoğraf olarak görsek bu denli etkileyici olabilir miydi emin değilim... Üstelik bunu Moore'un çizerken fotoğraftan faydalandığını düşünerek söylüyorum.



Bu kartpostal(lar)a daha önce rastlamamıştım, sadece Engn Ergönültaş'ın değil Latif Demirci ve Hasan Kaçan'ın işleri de çıkmış. Kartpostalın kenarındaki ibarede Mikrop'tan "Aylık Politik Mizah Dergisi" diye bahsediliyor. Tahminim, haftalık mizah dergisi Mikrop kapandıktan sonra aylık olarak devam etme ihtimali belirmiş olmalı...  veya tam tersi, dergi aylık çıkacaktı haftalık oldu


Tabii ki Mikrop aylık olarak hiç çıkmadı.


Altmışlı yıllardan Robert Kolej Sinema Kulübünün film gösterim davetiyesi... Sinematek tartışmalarının bir tarafı olarak Robert Kolejliler Yeşilçam'ın yerlici solcuları tarafından bugünkü deyişle "entellikle" suçlanmışlardır... Uzun hikayeler, ben çizgiyi sevdim, "Özer" imzası dışında çizeni kimmiş bilmiyoruz.  

Related Posts with Thumbnails