Alelacayip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alelacayip etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 26, 2026

Ayrık Bacak








Çocukluğumdan beri bana komik gelir. Filmlerde kamera, önde duran bir kadının ya da erkeğin ayrık bacaklarının arasından ileriye bakar. Uzaktan biri geliyordur; düello olacaktır, biri karşısındakini bekliyordur, tehdit yaklaşmaktadır vesaire…

Anlaşılan bu açı bir dönem yönetmenlerin pek hoşuna gitmiş. İştahla tekrarlanmış, tekrarlandıkça klişeleşmiş. Dikkat edilirse trash sinemasında daha sık görülür ve zamanla neredeyse ona bırakılır.

Kişisel olarak kameranın kendisini bu kadar hissettirmesini, özel bir amacı yoksa, anlamsız bulurum. Yönetmen ısrarla “Ben buradayım, bakın ne acayip bir açı buldum” demeye başladığında, hikâyenin önüne geçmeye başlar. Seyirci artık sahneye değil, sahnenin nasıl çekildiğine bakıyordur.

Ben hikâye anlatan ve anlatırken kendini unutturan auteur’leri severim. Elbette yönetmenin üslubu vardır, hatta olmalıdır; ama üslup, hikâyenin yakasına yapışıp “Beni de görün” diye bağırmaya başladığında başka bir şeye dönüşür.

Bu ayrık bacak planlarının kuşkusuz grotesk bir erotizmi de var. Ön plandaki beden devleşir, uzaktaki insan küçülür; bacaklar bir tür çerçeveye, hatta kapıya dönüşür. Bakış ister istemez cinselleşir. Hele kamera yere yaklaştıkça görüntü biraz fetişistik, biraz tehditkâr, biraz da komik bir hâl alır.

Belki ilk kullanıldığında şaşırtıcıydı. İkinci, üçüncü kullanımında hâlâ işe yarıyordu. Sonra of puf

Grotesk bir erotizm işte. Lüzumsuz. Böyleyken böyle Mıstık abi

Cuma, Kasım 21, 2025

Ben, hayal kırıklığı

Uzun sürmüş bir gecenin ortasındaydım. 

Biri yanıma gelip benimle konuşmaya başladı, kimdi hatırlamıyorum, bir zerhoş, belki afyonlu bir kadın, hırıltılı bir sesi vardı, belki bir travesti, uzaydan gelmiş gibi dik dik bakıyordu. Belki Kriptonlu.

"Bu dünyanın sahibiyim" dedi bana, cevap veremeyecek kadar halsizdim. Sesler anlaşılmıyor, ışıklar bir toz kümesi gibi havada uçuşuyor, yüzüme çarpıyordu.

"Ben, hayal kırıklığı, bu dünyanın sahibi"

"Her şey neden bu kadar kısa sanıyorsun" dedi.

Uyandığımda Tabucchi okumak istiyordum. Dünya kirliydi.

Cuma, Temmuz 04, 2025

“Resimle Söylenmiş Hakikatler”

Hatırlayanlar olacaktır, Salih Erimez’in bir resimli tefrikası hakkında yazmıştım. O fasıldan devam ediyor ve Erimez’le yapılmış hayali (tarafımdan uydurulmuş) bir söyleşi paylaşıyorum. Malumunuz, o yılların magazinleri havasında hafif güdük, Ankara ağzıyla cücük kadar bir söyleşi benzetmeye çalıştım. Erimez ile ilgili pek bir şey bilmiyoruz, o da üzücü. Meraklısına diyelim, affola diye ekleyelim.

Salih Bey, “1900 Yılında İdi” serinizin başkahramanı olan Bayram gibi bir adamı çizerken aklınızda kim vardı?

Salih Erimez: Bayram bir kişiden ibaret değil. Onu hayal ederken memlekette ikbalin yolunu yüzsüzlükle, dalkavuklukla bulmuş herkesin toplamı gibi birini düşündüm. Eskiden daha çoktu, şimdi de var, bu topraklarda en hızlı terfi alanlar, güzel eğilenlerden çıkar, en çok onlara nasip olur. Onları hicvetmek istedim.

Haremden, saray çevresinden güzel ve yalnız kadınlar anlatmışsınız.

Kadınları süs gibi göstermeye bayılır bu millet ama ne söylediklerine kulak veren pek yoktur. Ben onların mahrem içinde çaresiz kaldıklarını ne kadar mahkûm olduklarını göstermek istedim. Resmettiklerime “Ahlâka mugayir” diyenler, “edepsiz” bulanlar var… Kadın teni ayıptır da, paşaların arsızlığı mehabet midir?

Hiciv seviyor musunuz?

İşim gereği kullanıyorum. Mesele sevmek ve sevmemek değil. Heccavlık, silah değil ama bir aynadır. Eğri duranı daha da eğri, doğru duranı ince ve uzun gösterir. Bir paşayı kahkahayla sarsabiliyorsan, yazın ve çizgin kılıçtan keskindir demektir. Benim kalemim ve fırçam, kağıttan bir hançerdir. Ucuzdur ama sarsar.

“1900 Yılında İdi” eski mi yoksa eskimeyen bir hikaye mi sizce?

Eski hikaye…var tabii de, güzelse yenilenir tabi de… Memlekette, bana soruyorsan eğer, hiçbir şey tam anlamıyla eskimez. 1900 yılında olanlar, 1950’de de olur. Belki şapka değişir, fes gider kravat gelir… ama dalkavuk, jurnalci, sefa düşkünü şu bu hep aynı kalır. E benim de işim tarihin kirli aynasını çizmek. Ayna dedim bak.

Son olarak, bugünkü genç çizerlere ne tavsiye edersiniz?

Cesaret tavsiye ediyorum. Kaleminiz kaş çatmalı, kalbiniz öfkelenmeli diyorum. Mizah, sadece güldürmek için değildir; doğru yerde kullanılırsa devlete fısıldamaktır.



Pazartesi, Haziran 09, 2025

Kadının harareti az olunca...

Ahmedi Bican’ın Yaratılmışların Acâibleri adlı kitabından bir alıntı yapmak istedim, kitap hayli ilginç, on beşinci yüzyılda yazılmış, aslına bakılırsa El-Kazvînî’den yapılan serbest bir çeviri olduğu söyleniyor. Bu tür eserler, sadece dönemin doğa anlayışını değil, malumatın nasıl işlenerek dolaşıma sokulduğunu ve hatta nasıl kutsandığını da gösteriyor. Kozmolojik açıklamalarla günlük hayat arasında kurulan bu dolaysız bağ, bugünkü anlamda “bilim” filan değil elbette, asıl amaç hikmet arayışı elbette. Bugün için okuduklarım “deli saçması” görünüyor, iddiacılığı, büyüklenerek yaptığı kestirimleri, özetle hikayeciliği benim hoşuma gitti.

Kitapta diyor ki, işte kadınla erkek seks yaparken ateşli olursa ve Allah da izin verirse çocuk erkek olurmuş… Yok, ilişki sıcak rüzgarlarla sıcak havalarda olursa, kadınla erkek “ehtiyar” olursa filan, çocuk kız oluyormuş… Bu tür açıklamalar ilk bakışta gülünç gelse de, aslında Antik Yunan’dan İslam tıbbına aktarılan humoral kuramın bir yansıması. Sıvılarla ilgili dört hılt (kan, balgam, sarı safra, kara safra) kuramı, bedenin ve mizacın sıcaklık/soğukluk dengesine göre şekillendiğini varsayar. Cinsiyet de bu dengenin bir tezahürü olarak düşünülür. Thomas Laqueur’un işaret ettiği gibi, modern öncesi anlayışta kadın ve erkek iki ayrı cins değil, aynı çizgi üzerinde eksik/tam biçimlerdi. Kadın, erkeğin eksik olanıydı.

Kitapta fazlası var, cinsel ilişkide kadının harareti az olursa çocuk hünsa olurmuş…Vay diyorsun, cinsel iştah sen nelere kadirsin… Kitapta yayın tarihi yok ama doksanlı yıllarda yayımlandığını tahmin ediyorum. Yayına hazırlayan hünsa için parantez içinde açıklama yazarak (hem erkek hem dişi olur) demiş ve Ahmedi Bican yerine devam etmiş, el artırmış, “günümüzde ameliyatla cinsiyet değiştirenlerin vücut yapılarının aslı bundan ibarettir” diye eklemiş. Bir parantez açalım: Bu tür bir anakronizm, yani geçmişin kavramlarını bugünün kimliklerine dayatmak, sadece analitik hataya değil, etik bir soruna da yol açar. Modern cinsiyet teorileri –örneğin Judith Butler’ın toplumsal cinsiyetin performatifliği üzerine olan tezi– biyolojik indirgemeciliği eleştirmesiyle bilinir. Hünsa (interseks) ile trans kimlikleri özdeşleştirmek, hem tıbbi hem toplumsal olarak ciddi bir kategorizasyon hatasıdır.

Neresinden tutsak dökülüyor da, cinsiyeti belirleyen hararet ve ateş(lilik) vurgusu komik, hünsalığın sebebini kadının isteksizliğine bağlamaksa trajik diyelim… Ama belki de asıl dikkate değer olan, tüm bu anlatının hem cinselliği hem cinsiyeti “doğal” değil “kozmik” bir düzene bağlamaya çalışması. Bugünkü beden algımızdan çok uzak, ama kendi döneminin içinde tutarlı bir evren kuruyor. Foucault’nun dediği gibi, bilgi yalnızca doğru önermelerden ibaret değildir, belli bir söylemsel düzenin ürünüdür. Belki de bu yüzden, gülmekle yetinmeden, hangi bilgi biçimlerinin hangi tahayyüllerle el ele yürüdüğünü de düşünmek gerekiyor.


Cumartesi, Şubat 15, 2025

Ot


Kadın "nasılsın" diye sordu, uzun zaman önce karşılaşmışlar ama hiç konuşmamışlardı. Adam, esprili olduğunu düşündüğü bir jestle başını öne eğerek, "ot gibiyim" dedi, "kimse koparmıyor ama beni". Kadın gülümseyerek  "Tabucchi" dedi adama. Işıl ışıl baktılar yüzlerine, gözlerine, ellerine. 

Tütün kokuyordu gece, hafif nemli bir serinlikle. 

Öyle hatırlayacaklardı. Çimlere yayılmış gençlerin neşeli ergen sesleri, araba gürültüleri, havlayıp duran köpekler karanlığın içinde azalıp çoğalıyordu.

O kadın ve o adam, bir daha konuşmadılar ve yıllar yıllar boyunca hiç karşılaşmasalar da birbirlerini hiç unutmadılar.

Pazar, Mayıs 16, 2021

Feriha hanımın filmleri

Bu bayramda annem, oğlum Tuna'ya göstermek üzere benim evde kalan defterlerimden birini ortaya çıkardı. 1990 yılından kalma bir defter, geneli derslerde aldığım notları içeriyor ama... arada fikirler, küçük hikaye notları, o aralar eski gazetelere merak salmıştım, ilginç yazılar, haberler, alıntılar yazmışım... 

Fotoğraf, aldığım notlardan, bir gazete haberinden, şöyle yazmışım: bir kadın köylerde sessiz film gösteriyormuş. Vergi karnesi ve nüfus cüzdanı olmadığı için alıkonulmuş...Kadının adı Feriha Tarım imiş...Otuz yaşlarında ve Üsküdarlı... Olabilir diyeceksiniz. Yıl 1949 ya da 1950. Üstelik yakalandığı yer Ankara civarı. Şaşırmamak elde değil. İstanbullu bir kadın, Üsküdar'dan kalkıp ta Ankara köylerine gidiyor ve sessiz film gösteriyor. Çok çok enteresan...  
 

Çarşamba, Mayıs 12, 2021

Aa yazık ama


 Yuh demiştim, hayvana yazık diye... Meğer, stüdyoda fotoğraf dekoruymuş o eşşek...

Pazartesi, Nisan 12, 2021

Pamuk Prenses



Bacaklar

Kollar

üst taraf

Yüz

İlginç bir fotomanipülasyon örneği. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler resmindeki her görsel ayrıntı bir başka resimden alınmış ve birleştirilmiş. Aşağıdaki linkten incelerseniz her bir ayrıntının nerden alındığını görecekseniz.
link

Ben sadece Pamuk Prenses'i örnekledim.

Aynı mantıkla çalışan, dijital üretim yapan çizerler zaten var... İşlerin kare kalem, çini, fırça ve renk olduğu zamanların daha zor ya da kolay olduğunu söyleyemem. Tek bildiğim, yukarıdaki gibi bir çalışma yapmak pek mümkün değildi.

Related Posts with Thumbnails