![]() |
Hafızama çok
güvenmem ama daha önce çizgilerini gördüğümü sanmıyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum. Amatörlüğü saklamıyor, bazı
sayfalarda devamlılık kırılıyor, ritim yer yer dağılıyor, karakterlerin mekân
ve beden ilişkisi tutarsızlaşıyor. Ama aynı anda, bugün bile kolay rastlanmayan
bir şeye sahip: taklit ederek konfor alanına sığınmayan, “kendisi gibi” kalmak
isteyen bir gözü var. Bu yüzden mesele “hata” değil, asıl mesele, bu gözün
sürdürülebilir bir üretime dönüşememiş olması. Keşke devam etseymiş.
Bilenler için söyleyeyim:
işin genel havası, o yıllarda bizde de yayımlanan Tiffany Jones çizgi
romanını andırıyor.
Bir başka deyişle,
Oya Erdem ünlü
kadın çizer Pat
Tourret’i model almış. Bu
tercih bende iyi bir izlenim bıraktı. Çizgileri temiz, üstelik yalnızca “temiz”
değil, yeniliğe açık
ve zeki bir gözle bakıyor dünyaya. Ayrıntı katmayı sevdiği de belli. Moda ve
müzik merakı çizgilerin
arasından sızıyor. Kahramanın plakçıya gidip “Crosby, Stills, Nash & Young var mı?” diye sorması mesela…
Bir an durup “Vay”
diyorsun.
![]() |
Yine
de metnin bende bıraktığı iz, hikâyenin klişesine rağmen olumlu. Çünkü bu işte
asıl ilginç olan, melodramın içine serpiştirilmiş kültürel işaretler: Creedence
Clearwater Revival’dan “Green River”, Melanie’den “Love Me” gibi seçimler,
anlatının duygusunu yalnızca “aşk acısı”na değil, dönemin popüler kültürüne de
bağlıyor. Çizgi romanı bir tür küçük zaman kapsülüne çeviren şey bu. Güzel!
Oya Erdem’in
kim olduğunu bilmesek de, çizgi romanı, eğitimli bir çevrenin, dil bilen bir
habitusun izlerini taşıyor. “Oya” isminin bugün pek seçilmemesi gibi sosyolojik
detaylar bir yana, kahramana “İpek” adını vermesi de o yıllar için az bulunur
bir tercih. “Nelere takılıyorsun oğlum sen” deme bana Mıstık abi, hayat (hatta tarih) dediğin çoğu zaman tam da bu
takıntıların toplamı.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder