Pazar, Ocak 25, 2026

Bu Benim Hikâyem

Sahaflardan elime on altı sayfalık bir çizgi romanın orijinalleri geçti. Bilmediğim bir çizer, bilmediğim bir hikâye, üstüne bir de (az olduğu için kıymetli) bir kadın tarafından üretilmiş… Heyecanlanmadım desem yalan olur. “Bu Benim Hikâyem” adlı çalışma, Oya Erdem isimli bir sanatçıya ait. Çizgi romanın hangi yıllarda çizildiği (yayımlanıp yayımlanmadığı) belirsiz, tahminen 1969 ile1974 yılları arasında üretilmiş olmalı diye düşünüyorum.

Hafızama çok güvenmem ama daha önce çizgilerini gördüğümü sanmıyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum. Amatörlüğü saklamıyor, bazı sayfalarda devamlılık kırılıyor, ritim yer yer dağılıyor, karakterlerin mekân ve beden ilişkisi tutarsızlaşıyor. Ama aynı anda, bugün bile kolay rastlanmayan bir şeye sahip: taklit ederek konfor alanına sığınmayan, “kendisi gibi” kalmak isteyen bir gözü var. Bu yüzden mesele “hata” değil, asıl mesele, bu gözün sürdürülebilir bir üretime dönüşememiş olması. Keşke devam etseymiş.

Bilenler için söyleyeyim: işin genel havası, o yıllarda bizde de yayımlanan Tiffany Jones çizgi romanını andırıyor. Bir başka deyişle, Oya Erdem ünlü kadın çizer Pat Tourret’i model almış. Bu tercih bende iyi bir izlenim bıraktı. Çizgileri temiz, üstelik yalnızca “temiz” değil, yeniliğe açık ve zeki bir gözle bakıyor dünyaya. Ayrıntı katmayı sevdiği de belli. Moda ve müzik merakı çizgilerin arasından sızıyor. Kahramanın plakçıya gidip “Crosby, Stills, Nash & Young var mı?” diye sorması mesela… Bir an durup “Vay” diyorsun.

Hikâyeye gelince: tipik bir soap opera klişesiyle karşı karşıyayız. Koleji yeni bitirmiş zengin kızımız, istemediği biriyle evlenmemek için aile evinden ayrılıyor, başka bir büyük şehirde (sahil olduğuna göre İzmir diye varsayıyorum) yaşayan okul arkadaşının yanına gidiyor. Orada romantik bir aşka kapılacağı bir adamla tanışıyor ve elbette o adam, ailesinin evlenmeye zorladığı damat adayı çıkıyor. Araya giren hayal kırıklıkları, yanlış anlaşılmalar, gurur krizleri derken her şey mutlu sonla berhava oluyor. Dünya küçük, bunların hepsi olabiliyor, evet.

Yine de metnin bende bıraktığı iz, hikâyenin klişesine rağmen olumlu. Çünkü bu işte asıl ilginç olan, melodramın içine serpiştirilmiş kültürel işaretler: Creedence Clearwater Revival’dan “Green River”, Melanie’den “Love Me” gibi seçimler, anlatının duygusunu yalnızca “aşk acısı”na değil, dönemin popüler kültürüne de bağlıyor. Çizgi romanı bir tür küçük zaman kapsülüne çeviren şey bu. Güzel!

Oya Erdem’in kim olduğunu bilmesek de, çizgi romanı, eğitimli bir çevrenin, dil bilen bir habitusun izlerini taşıyor. “Oya” isminin bugün pek seçilmemesi gibi sosyolojik detaylar bir yana, kahramana “İpek” adını vermesi de o yıllar için az bulunur bir tercih. “Nelere takılıyorsun oğlum sen” deme bana Mıstık abi, hayat (hatta tarih) dediğin çoğu zaman tam da bu takıntıların toplamı.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails