Perşembe, Ocak 29, 2026

Bunu da mı bilmiyorsun?

Neredeyse on yıl olacak: İstanbul’da bir film yapımcısıyla kısa bir iş görüşmesi yapmak ve tanışmak üzere Akmerkez’de buluşmaya gittim. İstanbul benim için bir tür kaos. Çok bilindik bir yere gidiyor olsam bile daima aynı tedirginliği taşıyorum: vakti ayarlayamam ve insanları bekletirim gibi hissediyorum.

Bu hâl bende otomatik bir savunma refleksi yaratıyor: Gideceğim yere mutlaka erken varıyorum, zaman öldürüyorum, taşralı bir voyeur gibi dolaşıyorum, “peh peh” diye diye insan süzüyorum. Akmerkez’de Ankaralı bir Bodler gibiydim Mıstık abi, sen anladın beni.

Gezinirken koridorda bir kalabalık gördüm: kameralar, mikrofonlar, birileriyle röportaj yapılıyor. Baktım, güzelce, Slav bir kadınla konuşuyorlar. Bu kadar insan toplanınca merak etmedim desem yalan olur. Hatta “Acun’un ünlü ettiklerinden biri herhâlde” diye düşündüm. Televizyonum olmayınca -olan biteni izlemeyince- insan şimdiki zamanın ünlülerini tanıyamıyor. Neyse, üstünde durmadım, yola devam ettim.

Dönüşte bir baktım: Kalabalık hâlâ orada. Kameralar aynı, düzen aynı, eksilme meksilme yok. “Meh” dedim, kimmiş bu kadar merak uyandıran, bir sorayım.

Gazetecilerden birine yaklaşıp “Kim bu ya?” dedim. Çocuk bana öyle bir baktı ki… Şaşırma değil, resmen gözleri büyüdü: “Mustafa Sandaal,” dedi (son hecesini de uzatarak). “Hıı,” dedim ama hâlâ anlamadım. Meğer konuşan onun karısıymış, yanında duran Musti’yi seçememişim. Biraz geri çekildim, sonra basamakların yardımıyla hafif yükselince Mustafa Sandal’ı ve ona göre uzun boylu olan eşini ancak ayırt eder hâle geldim.
,
Gazetecinin o büyüyen gözleri, benim bilmezliğim ve kadına kilitlenen kameralar… Günün esprili hatırası olarak cebime girdi.

Kendimle eğlendiğim taraflarım var: Burhan Kuzu’yu mesela, ölene kadar hiç seyretmemiştim. Vefatından sonra bu kadar konuşulunca bir videosunu açıp baktım. Bugüne kadar bizim cenahın dijital yayınlarını -mesela Halk TV’yi- bir saat bile izlemedim. Kahramanlık hikâyesi gibi anlattığımı sanmayın: Hani uzun bir dizi vardır da bir yerde koparsınız, sonra “ucunu kaçırdım, artık dahil olamıyorum” hissi gelir ya… Benimki biraz öyle. Bir noktadan sonra sahiden ne olduğunu takip edemiyorum, ilgimi çekmiyor.

Popüler kültürle bu kadar sene uğraşıp aktüelden bu kadar kopacağımı ben bile tahmin etmezdim.

Kitaplar, filmler, diziler, çizgi romanlar, sahafiyeler… Başka bir gündemle hayatımı sürdürüyorum, eksiklik de hissetmiyorum. Bilemiyorum, belki yaptığım işin yoğunluğu beni bir tercih yapmaya zorladı. Vaktim azaldı diyerek de olabilir, “hikâyelerle, sanatla bağım kopmasa yeter” diye aktüelden, bile isteye, uzak durdum.

Bilenler için yeni bir şey yazmadığımın farkındayım, aralıklarla anlattığım şeyler bunlar. Aktüele ve gündeme olan ilgisizliğimi olumsuz bir biçimde yorumlayarak eleştirilebiliyorum. Oysa yeni bir şey değil bu, televizyon ve sosyal medya aurasından uzak durarak, başka bir gündemle yaşama halimi nerdeyse yirmi yıldır sürdürüyorum. Üstelik bu durum hem değişsin istemiyorum hem de kim kimdir bilemeyecek bir “uzaylıya” dönüştüm, meşrebim gereği bilmediğim konulardan uzak duruyorum.


2 yorum:

Aziz dedi ki...

Boşandılar.

Levent Cantek dedi ki...

Magazinforever

Related Posts with Thumbnails