![]() |
Soldaki beyefendi, daha yeni ve çizgili (pötikareye çalan) bir ceket giymiş. Ortadaki beyefendi üniforması ve kasketiyle öne çıkıyor. Aşikar bir biçimde bir memur, bana demiryolcu gibi geldi. Kadrajın en disiplinli, en “vazifesi başında” duran figürü o. Sağdaki beyefendi ise şık yeleği, kravatı ve açık renk takımıyla tipik bir dönem beyefendisi. O yıllarda kamusal alanda gazete ile poz vermek, yalnızca gündemi takip etmek değil, okuryazarlığı, kentli bir aidiyeti ve “ben de söz sahibiyim” iddiasını görünür kılan bir jestti.
Arkadaki
mimari yapı, işlemeli korkuluklar ve beyaz badanalı duvarlar bir sahil
kasabasını ya da resmî
bir binanın arka avlusunu çağrıştırıyor. Bir ulaşım noktası, bir kamu binası, insanların boş zamanını
bile yarı resmî bir disiplinle yaşadığı türden bir yer.
Bu fotoğrafı nerdeyse tamamı kadınlardan oluşan bir sohbet ortamında konuşma imkanım oldu, mesele, doğal olarak erkek ciddiyetine, bürokratik vakurluğa, gülmemeye ve poz verme kültürüne geldi. Bir arkadaş,
fotoğraftaki erkeklerin duygusuz bir sertlikle, sanki suçlu arar gibi dünyaya baktıklarını söyledi. Oradan, insanın kendini
suçlu ya da kabahatli hissetmesine
yol açan polis klişesi geçtik. Sonra çocukluğumuza, “rejimin bekçisi” gibi
davranan, siyaseten angaje, sertlikle
terbiye eden öğretmenlerine… Hepimizi hayata karşı
sertleştirerek hazırlamaya çalışan o
figürlere.
Bugün hepimiz kameraya
gülümseyerek bakıyoruz. Gerginlik ve ciddiyet “negatif” sayıldığı için makbul değil. “İyi çıkmamışım”
kontenjanından fotoğraflarını siliveriyor insanlar. Çevremde dikkatli bir
biçimde gülümseyen öğretmenler var;
iyimserlik, pozitiflik, “olumlu
enerji” gibi bir dil,
kendini ve karşısındakini iyi hissettirmeyi
ahlâkî bir görev gibi sunuyor.
Oysa seksen yıl önce insanlar özen göstererek gülmek istemiyorlardı. Ne değişti? Otoriteyle kurduğumuz ilişki mi, kamusallığın dili mi, yoksa artık herkesin kendi reklamını yapmak zorunda kaldığı yeni bir görünürlük ekonomisi mi? Algoritma neşesi dedin Mıstık abi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder