Perşembe, Temmuz 30, 2026

Karnına hüfledi, muska yazdı

Çeyrek yüzyıl öncesine nazaran bambaşka bir ahlak ikliminde yaşıyoruz. Aralıklarla geçmişten örnekler paylaşıyorum; bugün yayımlanması neredeyse imkânsız görünen işlerle karşılaşınca insan ister istemez mukayese ediyor. Herkesin buna vereceği hüküm farklıdır elbette ama değişimin kendisi inkâr edilemez.

Yukarıdaki fotoroman böyle örneklerden biri. Tahminen altmışlı yılların ikinci yarısından… Kendince erotik bir iddiası var ve bir din adamının kendisinden medet uman bir kadını taciz etmesini hafif, hatta eğlenceli bir tonla hikâyeleştiriyor. Bugünün “normallerinden” bakınca yalnızca tuhaf değil, ürkütücü de görünüyor.

Eski gazetelerle vakit geçirmiş herkes bilir; sayfalar çevrildikçe üfürükçü, muskacı, cinci hocalarla ilgili haberler eksik olmaz. Çocuğu olmayan kadınlar, koca bulamayan genç kızlar, hastalar, çaresizlik içinde bir hocaya gitmiş, sonra tacize uğramışlardır… Haberlerin doğru olup olmadığını tartışmıyorum.

Benim dikkatimi çeken iki şey var. Birincisi, muhabirler bu haberleri çoğu zaman hafif müstehcen, okuru kışkırtan bir dille anlatırdı. Sanki polis-adliye haberi ile erotik magazin arasında gidip gelen bir anlatı kurulurdu. Orhan Kemal’in üfürükçü hocaları anlattığı sayfaları okurken de aynı duyguya kapılırım. Gazetecilik ile popüler edebiyat arasında tuhaf bir etkileşim vardı be Mıstık abi.

İkincisi, üfürükçü haberlerini yalnızca sansasyonel polis vakaları olarak değil, seküler modernleşmenin kültürel repertuvarının bir parçası olarak okumak gerekiyor. Dinî otoriteyi sıradanlaştıran, onun karizmasını zedeleyen, hatta alaya açan anlatılardır bunlar. Üstelik cinsel düşkünlük, yalnızca kişiyi değil, temsil ettiği kurumu ve dünya görüşünü de küçük düşürmeye yarayan güçlü bir simgedir. Seküler modernleşme anlatılarında kullanılan öğretmen-imam karşıtlığından çok da farklı değil bu haberler.

Bugün aynı hikâyeyi aynı biçimde “anlatmak” ise pek mümkün görünmüyor. Bunun tek nedeni siyasal kutuplaşma ya da hukuki yaptırım ihtimali değil. Toplumun cinsel tacize bakışı da değişti. Altmışlı yıllarda okurun hem gülerek hem de hafif erotik bir merakla takip ettiği böyle bir hikâye, bugün öncelikle güç ilişkisi, rıza ve mağduriyet üzerinden okunacaktır. Dolayısıyla değişen yalnızca sansür rejimi değil; ahlak rejiminin kendisi de kökten değişti.

Bu yüzden bu fotoromana yalnızca nostaljik bir tuhaflık olarak bakmayın. Aynı zamanda Türkiye’nin sekülerleşme tarihine, popüler basının ticari reflekslerine ve cinselliğin kamusal temsilinin nasıl dönüştüğüne dair küçük ama oldukça öğretici bir belge olarak da bakın. Birkaç karelik bu hikâye, göründüğünden çok daha fazla şey anlatıyor.

2 yorum:

Aziz dedi ki...

Hiç düşünmemiştim, siyaseten düşmanını erotik bir figüre niye dönüştürürsün ki

Levent Cantek dedi ki...

Psikoloji bununla uğraşıyor

Related Posts with Thumbnails