![]() |
O yıllarda bu tür yerlere bugünkü anlamıyla plaj değil,
daha geniş bir ifadeyle banyo
deniyor. Peki banyoya kimler gidiyor? Mayo dediğin her yerde satılmıyor,
satılsa da lüks sayılıyor çünkü.
Eski sahil fotoğraflarına bakarken mayolular kadar,
denize çamaşırlarıyla girenleri de ararım. Geçmiş hep nezahet, zarafet ve
kibarlıkla anlatılır ya… Gerçekten öyle miydi diye bakınırım. Aslında cevabını
bildiğim bir soruyu yeniden sormak gibi bir takıntı. Geçmişe değil, geçmiş
hakkında anlatılan hikâyeye güvenmiyorum Mıstık abi.
Fotoğrafta hepi topu otuz kişi var. Kalabalığın en yoğun
olduğu yerdeyse bir polis dolaşıyor. Fotoğrafçıdan bile kuşkulanmış olabilir, “Neyi
çekiyor bu beyefendi?” diye kıyıya kadar inip volta atmış olması ihtimal dışı
gelmiyor bana. Benim seçebildiğim kadarıyla mayolu kadın sayısı üç. Geri
kalanların çoğu elbiseli. Meraklılar da mayoluların etrafında toplanmış.
Ankara’yla ilgili yıllardır anlatılır, 1923-1950 arasında
kasketlilerin, köylülerin, yoksul kıyafetlilerin Yenişehir’e sokulmadığı
söylenir. Doğrudur, değildir, o tartışmaya girmeyeceğim. Ama fotoğraftaki eli
belinde dolaşan polis efendi, donuyla denize giren çocukları görünce ne
düşünüyordu acaba? Falih Rıfkı’nın yıllarca tekrarlanan, sloganlaştırılan
gazete manşetini hatırlayalım: “Halk sahile indi, vatandaş denize giremedi.” Buradaki “vatandaş”
elbette okumuş yazmış orta sınıf bürokratlar ve aileleriydi.
Plaj da deniz de modernleşmenin vitrinlerinden biriydi.
Ama istenen, herkesin kendi bildiği gibi yaşayacağı bir modernlik değil,
ahlaklı, faziletli ve kontrol altında tutulan bir modernlikti.
1938 tarihli Cemal Nadir karikatürü tam da bunu
anlatıyor. “Dün” bölümünde beyefendi hanımefendinin elini zarafetle tutuyor, “Seni
ölesiye seviyorum,” diyor. “Bugün”de ise mayolu çift var. Apaş kılıklı,
hamhalat delikanlı sigara içen sosyetik güzele bu kez “Seni öldüresiye
seviyorum,” diyor. Klişeler tanıdık: sarışın kadın, “testosteron kokan” bıyıklı
erkek… İkisi de “ahlak bozuldu” fikrini resmetmek için sahneye sürülmüş.
Karikatürdeki “dün” gerçekten öyle miydi?
İşte nostalji tam burada başlıyor. Eski fotoğraflara
bakınca yalnızca kumsalın ferahlığını görüyoruz. Polisleri, meraklı bakışları,
ahlak nöbetlerini, sınırları görmezden geliyoruz. Dünü bugünden daha zarif,
daha kibar, daha masum ilan ediyoruz.
Nostalji öyle
kaypak bir şey ki… Geçmişi değil, geçmiş hakkında anlatılan masalı özlüyoruz.
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder