Pazar, Haziran 21, 2026

Meşgale

Meşgalesi olmayan kendini kurcalar.” Arada yazarım, bu söz bizim aile mottomuzdur. Yıllarca her duyduğumda of puf etmiş olsam da hem çok faydasını gördüm hem de bugün buraya gülerek yazıyorum, o kadar içime işlemiş ki, başka türlü bir yaşam pratiği benim için mümkün değilmiş, onu anladım. Bizimkiler insanın huzuru yalnızca edilgen bir mutlulukta değil, anlamlı meşguliyetlerde bulabileceğine inanırlardı. Bize de bunu bellettiler.

Mecazen yazıyorum, “tarla boş durmasın” ya da “sür tarlayı çık” derlerdi. Bunları arkasında devasa bir felsefe saklayarak değil, sadece oyalanmanın, elini taşın altına koymanın iyileştirici gücüne inandıkları için söylüyorlardı belki de. Ama dönüp bakınca, bunun aslında en temel hayatta kalma düsturu olduğunu görebiliyorum.

Bu aralar dijital mecralarda benzer bir cümle dolanıyor: “Ruh bir şeylerle meşgul olmazsa sahibini meşgul eder.” Üstelik söz İmam Gazâlî’ye atfedilmiş. Çeşitli paylaşımlarda onun adıyla servis ediliyor. Aslı astarı var mı bilmiyorum, internetin her sese bir makam uydurma iştahını düşününce bana pek inandırıcı gelmiyor.

Ama cümlenin işaret ettiği o tanıdık sızı baki.

İnsan zihni boşluktan nefret eder. Dışarıya yönelmiş bir uğraş, bir merak, bir sorumluluk kalmadığında dikkat kaçınılmaz olarak içeriye, kendine döner. Bu da çoğu zaman pişmanlığa, kaygıya, sorgulamaya ve kendini yargılamaya yol açar. İnsan bir işe, bir meraka, bir sevdaya ya da bir davaya tutunamazsa, zihni ona kendi karanlık koridorlarını gezdirmeye başlar.

Bu yüzden yürümek, yazmak, okumak, üretmek, bahçeyi bellemek ya da bir hikâyenin peşine düşmek yalnızca vakit öldürmek değildir. Ruhun kendi üzerine kapanmasını, kendi kendini kemirmesini engelleme çabasıdır.

Montaigne’e atfedilen “İşsiz bir zihin, şeytanın çalışma odasıdır” sözü de aynı kuyudan çekilmiş gibi, tasavvuftaki “Kalp boş bırakılırsa nefs ve hevâ (heves) tarafından işgal edilir” uyarısı da. İnsan zihnini ve gönlünü bilinçli olarak iyiyle, yararlı olanla doldurmazsa, o boşluğu rastgele arzular, kuruntular ve geçici hevesler istila eder. Bir evi boş bırakırsanız toz dolar, tarlayı boş bırakırsanız ot basar. Kalbi boş bırakırsanız da nefs ve hevâ yerleşir.

İlginç olan, modern psikolojinin de farklı bir terminolojiyle aynı yere çıkması. Amaçsız ve yönsüz kalan zihin, hemen ruminasyona, yani aynı olumsuz düşünceleri zihinde evirip çevirmeye kayıyor.

Yazıya ailemle başlayıp Gazâlî’ye, tasavvufa ve psikolojiye kadar geldim. Yıllar sonra anlıyorum ki, insan zihnine dair bu kadim gözlem hiç eskimiyor. Belki de insanlık tarihi boyunca değişmeyen yasalardan biri bu: İnsan kendiyle baş başa kaldığında huzur bulmaktan çok, kendisiyle didişmeye başlıyor.

Demem o ki, insan en çok kendinden kaçmaya, en çok kendiyle başa çıkmaya çalışıyor Mıstık Abi.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails