![]() |
Mecazen yazıyorum, “tarla boş durmasın” ya da “sür
tarlayı çık” derlerdi. Bunları arkasında devasa bir felsefe saklayarak değil,
sadece oyalanmanın, elini taşın altına koymanın iyileştirici gücüne inandıkları
için söylüyorlardı belki de. Ama dönüp bakınca, bunun aslında en temel hayatta
kalma düsturu olduğunu görebiliyorum.
Bu aralar dijital mecralarda benzer bir cümle dolanıyor:
“Ruh bir şeylerle meşgul olmazsa sahibini meşgul eder.” Üstelik söz İmam
Gazâlî’ye atfedilmiş. Çeşitli paylaşımlarda onun adıyla servis ediliyor. Aslı
astarı var mı bilmiyorum, internetin her sese bir makam uydurma iştahını
düşününce bana pek inandırıcı gelmiyor.
Ama cümlenin işaret ettiği o tanıdık sızı baki.
İnsan zihni boşluktan nefret eder. Dışarıya yönelmiş bir
uğraş, bir merak, bir sorumluluk kalmadığında dikkat kaçınılmaz olarak içeriye,
kendine döner. Bu da çoğu zaman pişmanlığa, kaygıya, sorgulamaya ve kendini
yargılamaya yol açar. İnsan bir işe, bir meraka, bir sevdaya ya da bir davaya
tutunamazsa, zihni ona kendi karanlık koridorlarını gezdirmeye başlar.
Bu yüzden yürümek, yazmak, okumak, üretmek, bahçeyi
bellemek ya da bir hikâyenin peşine düşmek yalnızca vakit öldürmek değildir.
Ruhun kendi üzerine kapanmasını, kendi kendini kemirmesini engelleme çabasıdır.
Montaigne’e atfedilen “İşsiz bir zihin, şeytanın çalışma
odasıdır” sözü de aynı kuyudan çekilmiş gibi, tasavvuftaki “Kalp boş
bırakılırsa nefs ve hevâ (heves) tarafından işgal edilir” uyarısı da. İnsan
zihnini ve gönlünü bilinçli olarak iyiyle, yararlı olanla doldurmazsa, o
boşluğu rastgele arzular, kuruntular ve geçici hevesler istila eder. Bir evi
boş bırakırsanız toz dolar, tarlayı boş bırakırsanız ot basar. Kalbi boş
bırakırsanız da nefs ve hevâ yerleşir.
İlginç olan, modern psikolojinin de farklı bir
terminolojiyle aynı yere çıkması. Amaçsız ve yönsüz kalan zihin, hemen
ruminasyona, yani aynı olumsuz düşünceleri zihinde evirip çevirmeye kayıyor.
Yazıya ailemle başlayıp Gazâlî’ye, tasavvufa ve
psikolojiye kadar geldim. Yıllar sonra anlıyorum ki, insan zihnine dair bu
kadim gözlem hiç eskimiyor. Belki de insanlık tarihi boyunca değişmeyen yasalardan
biri bu: İnsan kendiyle baş başa kaldığında huzur bulmaktan çok, kendisiyle
didişmeye başlıyor.
Demem o ki, insan en çok kendinden kaçmaya, en çok
kendiyle başa çıkmaya çalışıyor Mıstık Abi.
![]() |

.png)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder