![]() |
Pek
güzel, pek safiyane. Ama ben daha o yaşta, dikkat edin, daha ilkokulu bitirmeden
hem de, o derece iddialıyım, bu ikiliyi yan yana görseydim, serüvenci bir
Türkoğlu olarak aklıma Ayşecik
ya da Ayşegül gelmezdi.
Hayır,
asla!
O bebeğin içinde mutlaka gizli bir şey olduğundan
şüphelenirdim. Bu yaşıma kadar bu konularda hiiç yanılmadım Mıstık abi.
Çocukluğumuzun
o eski macera kitaplarında,
çizgi romanlarında ve siyah-beyaz filmlerinde böyle masum görünen nesnelerin içinde daima bir
sır saklanırdı. Bir mikrofilm, gizli bir harita, kayıp bir kimyasal formül,
devlet sırrı, düşman örgütün şifresi…
Dolayısıyla
o akça pakça, “ayyy
ne şeker vik vik” denilen
taşbebişin içinde de
İstanbul’u havaya uçuracak manyetizmalı ve son derece habis bir muamma bulunduğuna emin olurdum.
Aynen öyle cınım.
Bir de şu can alıcı sorular var tabii, altını çizerek
soruyorum: Bu devasa bebekler neden hep zenginlerin evlerinde olurdu? Neden
hep Almancı akrabalar getirirdi? Niye
mutlaka yurt dışından gelmiş
olurlardı? Siz daha konuşun sınır ötesini, dış mihrakları… Neden
gözleri bu kadar fincan
gibi büyüktü?
Ve
neden insanı gece tuvalete kalkınca tedirgin edecek ve “Sen hâlâ
uyumadın mı?” der gibi bakacak kadar ciddi ve soğuktular?
Soruyorum ya… Belki de Soğuk Savaş’ın en başarılı kültürel operasyonlarından biri, canım memleketimin envayi çeşit evine sessiz sedasız yerleştirilen bu devasa gözlü, telsiz kılıklı, kameralı oyuncaklardı. Mikrofonlu Mıstık abiiii…
Siz daha uyuyun. Siz daha “Aman ne tatlı bir nostalji” diye uyuyun.
Ben sadece sorular soruyorum.

1 yorum:
:)))) chucky'nin yerli versiyonu.
fakat şimdi oğlumun da ablasının bebeğiyle aynı boyutta olduğu ve yan yana koltukta yattıkları 2. ayına ait aynen böyle korkutucu bir fotoğrafı var, aklıma o takıldı. bence aile matrakmış..
Yorum Gönder