Çarşamba, Temmuz 29, 2026

Aile Albümü

“Aile Albümü” alt başlığı altında dört popüler kadın yan yana dizilmiş: Sevim Çağlayan, Dansöz Nana, Suzan Sözen ve Gönül Yazar… Üçü gösteri dünyasından, biri romancı.

İlk bakışta sıradan bir mizah sayfası-karikatür gibi duruyor. Oysa 27 Mayıs’ın hemen sonrasında, Yassıada duruşmaları sürerken yayımlanmış. Menderes’i tahkir etmek amacıyla kimi ilişkiler ortaya dökülüyor, kimileri uyduruluyor, dedikodular bile isteye büyütülüyordu. Basın adeta bir linç yarışı içindeydi.

Mizah dergisi Tef de meseleyi iştahla bir “görev” saymış, bu linçe hizmet etmeye soyunarak Menderes’le ilişkilendirilen dört kadını arka kapağına taşımış. Görsel işte o sayıdan. Daha neler neler var…

İnsanların özel hayatlarıyla yaptıkları işleri birbirinden ayırmak gerekir deriz. Bu konuda hemen hepimiz hemfikirizdir. Gelgelelim bu kaideye pek uyulmaz. Hele ortada bir “kavga” varsa…

Linç kalabalığı çoğunlukla linççi davrandığını düşünmez, bunun farkına bile varmaz. İnsanlar çoğu zaman kötülük yaptıklarını değil, haklı bir öfkeye katıldıklarını sanırlar.

Linç iklimlerinde kadın düşmanlığı mutlaka cephane yapılır. Popüler kadınlar çeşitli biçimlerde yaftalanır, linç edilen kadınlara “orospu” denir veya demeye getirilir. Erkeklerse ya eşcinsel ilan edilir ya da kadın düşkünü. Menderes için ikisi de kullanılmıştır.

Çocukken Deniz Gezmiş’le ilgili bir palavra dinlemiştim. O zamanlar palavra olduğunu bilmiyordum tabii. Güya bir haremi varmış da ODTÜ’nün yeraltındaki büyük havalandırma odalarındaki yataklara kızları sıralıyormuş, şu bu…

Sağcı bir mahallede büyüdüğüm için böyle hikâyeleri çok dinledim. Ne var ki ben o yaşta haremden çok havalandırma koridorlarına ve odalarına takılmıştım. Rüyalarıma giriyordu: Askerler gelince “haydutlar” havalandırma kapaklarından pat diye içeri atlıyor, koridorlarda koşuyor, başka bir uçtan dışarı çıkıyordu. İşim gücüm serüvendi.

Aradan zaman geçince o harem vurgusunu başka türlü yorumlamam gerektiğini anladım.

Menderes ile Deniz Gezmiş’i siyaseten bambaşka yerlerde olsalar da benzer araçlarla mahkûm etmeye çalışan ortak bir linççi erkek aklı var demek istiyorum. Siyasi kamplar değişiyor, hedefler değişiyor ama suçlamaların dili pek değişmiyor. Kadın bedeni, cinsellik ve mahremiyet yine silah olarak kullanılıyor.

Linçin en tekinsiz tarafı, kendisini ahlak ambalajıyla sunmasıdır. Kalabalığın içindeki kişi kötülük yaptığını düşünmez, tam tersine bir yanlışlığı düzelttiğine inanır. Belki de bu yüzden empati yalnızca bir duygu değil, ahlakın en temel sınavıdır.

Empati kurmayan, kendisini başkasının yerine koymayan biri gerçekten iyi olamaz. Kabul edilmiş ve meşrulaşmış iyiliklerde bulunabilir: Yoksullara yardım eder, sokak hayvanlarını besler, zekât verir, kadınlara karşı kibar davranır, şu bu…

Bunların hepsi değerlidir ama iyi olmak yalnızca bunlardan ibaret değildir. Herkesin öfkelendiğine öfkelenerek, herkesin güldüğüne gülerek iyi olunabiliyorsa eğer… Bilemiyorum Mıstık abi…

Asıl mesele, kalabalığın alkışladığı o anda bile durup “Ya haksızsak?” diye sorabilmektir. Daha zor, daha belirsiz ve her an değişen sınırlarda gezinen bir iyilikten söz ediyorum.

Çünkü kötülük çoğu zaman nefretle değil, haklı olduğuna duyulan sarsılmaz bir inançla yapılır.

1 yorum:

Aziz dedi ki...

Mösyö, bu yazıya yapılan bir yorumu okudum. "Menderes vatan hainidir" yazmış bir kadın. Gerçekten okuma özürlü bu insanlar.

Related Posts with Thumbnails