İlk bakışta sıradan bir mizah sayfası-karikatür gibi
duruyor. Oysa 27 Mayıs’ın hemen sonrasında, Yassıada duruşmaları sürerken
yayımlanmış. Menderes’i tahkir etmek amacıyla kimi ilişkiler ortaya dökülüyor,
kimileri uyduruluyor, dedikodular bile isteye büyütülüyordu. Basın adeta bir
linç yarışı içindeydi.
Mizah dergisi Tef
de meseleyi iştahla bir “görev” saymış, bu linçe hizmet etmeye soyunarak
Menderes’le ilişkilendirilen dört kadını arka kapağına taşımış. Görsel işte o
sayıdan. Daha neler neler var…
İnsanların özel hayatlarıyla yaptıkları işleri
birbirinden ayırmak gerekir deriz. Bu konuda hemen hepimiz hemfikirizdir.
Gelgelelim bu kaideye pek uyulmaz. Hele ortada bir “kavga” varsa…
Linç kalabalığı çoğunlukla linççi davrandığını düşünmez,
bunun farkına bile varmaz. İnsanlar çoğu zaman kötülük yaptıklarını değil,
haklı bir öfkeye katıldıklarını sanırlar.
Linç iklimlerinde kadın düşmanlığı mutlaka cephane
yapılır. Popüler kadınlar çeşitli biçimlerde yaftalanır, linç edilen kadınlara
“orospu” denir veya demeye getirilir. Erkeklerse ya eşcinsel ilan edilir ya da
kadın düşkünü. Menderes için ikisi de kullanılmıştır.
Çocukken Deniz Gezmiş’le ilgili bir palavra dinlemiştim. O
zamanlar palavra olduğunu bilmiyordum tabii. Güya bir haremi varmış da ODTÜ’nün
yeraltındaki büyük havalandırma odalarındaki yataklara kızları sıralıyormuş, şu
bu…
Sağcı bir mahallede büyüdüğüm için böyle hikâyeleri çok
dinledim. Ne var ki ben o yaşta haremden çok havalandırma koridorlarına ve
odalarına takılmıştım. Rüyalarıma giriyordu: Askerler gelince “haydutlar”
havalandırma kapaklarından pat diye içeri atlıyor, koridorlarda koşuyor, başka
bir uçtan dışarı çıkıyordu. İşim gücüm serüvendi.
Aradan zaman geçince o harem vurgusunu başka türlü
yorumlamam gerektiğini anladım.
Menderes ile Deniz Gezmiş’i siyaseten bambaşka yerlerde
olsalar da benzer araçlarla mahkûm etmeye çalışan ortak bir linççi erkek aklı
var demek istiyorum. Siyasi kamplar değişiyor, hedefler değişiyor ama
suçlamaların dili pek değişmiyor. Kadın bedeni, cinsellik ve mahremiyet yine
silah olarak kullanılıyor.
Linçin en tekinsiz tarafı, kendisini ahlak ambalajıyla
sunmasıdır. Kalabalığın içindeki kişi kötülük yaptığını düşünmez, tam tersine
bir yanlışlığı düzelttiğine inanır. Belki de bu yüzden empati yalnızca bir
duygu değil, ahlakın en temel sınavıdır.
Empati kurmayan, kendisini başkasının yerine koymayan
biri gerçekten iyi olamaz. Kabul edilmiş ve meşrulaşmış iyiliklerde
bulunabilir: Yoksullara yardım eder, sokak hayvanlarını besler, zekât verir,
kadınlara karşı kibar davranır, şu bu…
Bunların hepsi değerlidir ama iyi olmak yalnızca
bunlardan ibaret değildir. Herkesin öfkelendiğine öfkelenerek, herkesin
güldüğüne gülerek iyi olunabiliyorsa eğer… Bilemiyorum Mıstık abi…
Asıl mesele, kalabalığın alkışladığı o anda bile durup
“Ya haksızsak?” diye sorabilmektir. Daha zor, daha belirsiz ve her an değişen
sınırlarda gezinen bir iyilikten söz ediyorum.
Çünkü kötülük çoğu zaman nefretle değil, haklı olduğuna
duyulan sarsılmaz bir inançla yapılır.
1 yorum:
Mösyö, bu yazıya yapılan bir yorumu okudum. "Menderes vatan hainidir" yazmış bir kadın. Gerçekten okuma özürlü bu insanlar.
Yorum Gönder