Pazar, Temmuz 12, 2026

Rehavet bozucu hareketlerden fütüristler

Fotoğraf bir filmden sahne mi, yoksa çekim arasında verilmiş bir moladan mı bilmiyorum. Hoş, benim için bunun çok önemi yok.

Fotoğrafın asıl kahramanı rehavet.

İki genç kadın oyuncu ve ortalarında Cumhuriyet tarihinin en tuhaf komedyenlerinden biri, Öztürk Serengil var. Haz duygusunu, keyfi, gevşemeyi ve aylaklığı neredeyse başlı başına bir komedi unsuruna dönüştürebilen ender oyunculardan biriydi.

Üç oyuncu da merdivenlere yayılmış, dünyayla ilişkilerini birkaç dakikalığına askıya almış gibiler. En azından fotoğraf bize bunu söylüyor.

Fotoğraftaki gibi bir yayılmışlık hâlini ne zaman görsem aklıma bir muziplik düşer. O konforu, o rahatlığı sabote edecek bir şey olsun isterim. Serengil’in kulağının dibinde ansızın çalan bir korna mesela… Bir megafondan yükselen anlamsız bir bağırış…

Hınzırca ve rahatsız edici bir fikir olduğunu biliyorum. Ama mizahın önemli damarlarından biri de tam burada çalışıyor. Rahatlığı bozmak, beklenmedik olanı araya sıkıştırmak.

Bir adım daha ileri gidelim.

Yüz yıl önce İtalyan Fütüristleri tam da bunu estetik bir gösteriye dönüştürmüşlerdi. Gürültüyü, kışkırtmayı ve huzursuz etmeyi bir sanat yöntemi olarak görüyorlardı. Hatta, bu, onlar için yalnızca yöntem değil, aynı zamanda bir erdemdi. İnsanın konforunu parçalamak, onu alışkanlıklarından koparmak istiyorlardı. “Ayağa kalk!”, “Harekete geç!”, “Uyan!” diye bağıran ajitasyonun kökleri buralarda aranabilir. Başta müze ve kütüphanelere olmak üzere geçmişin bütün ağırlığına savaş açmaları da bundandı. Onlara göre insan(lık) ancak sarsılırsa uyanabilirdi.

Bugünden bakınca insan ister istemez duraksıyor. Çünkü gürültüye maruz kalan açısından bakıldığında bu neredeyse küçük çaplı bir işkence. Mantık dışı, huzur kaçıran, hatta zaman zaman dehşet verici bir müdahale.

Fotoğraftaki Serengil’in kulağının dibinde biri korna çalsa, mutlaka sağlam bir küfür yerdi.

Ama işin tuhaf yanı şu: Fütüristler tam da o küfrü, o öfkeyi, o huzursuzluğu başarı sayarlardı. Çünkü rahatını bozup küfrünü yiyemedikleri bir insanı uyandıramadıklarını düşünürlerdi.

Serengil’e özellikle onu yakıştırmamın sebebi ise bıyıkları. O aşağı sarkan bıyıklar, bana sorarsanız, şey gibiydi, turp gibi, iyi tarafları toprağın altında kalmıştı.  Fütüristler görsel bir simge arasalardı, belki de o bıyıkları geçmişin ağırlığını temsil eden küçük bir buluntu olarak görürlerdi.

Yanlış anlaşılmasın, ben de o merdivenlerde oturuyor olsam, kulağımın dibinde korna çalan adama küfrederdim. Demem o ki Mıstık Abi, provokasyon her zaman başkasına yakışıyor. Teorik olarak güzel tabii korna çalmak. DütDüttt!

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails