Pazartesi, Temmuz 27, 2026

Kıyıda Bekleyen Fotoğraf

Fotoğraf muhtemelen 1960’ların ikinci yarısında çekilmiş. Altan Erbulak, destek amacıyla katıldığı bir eylemde, grev sözcüsü önlüğünü takarak objektife poz vermiş. Otuzlu yaşlarının sonunda olmalı, her zamanki neşesiyle gülümsüyor.

Erbulak, siyasetle meşbu bir sanatçı değildi. En hararetli dönemlerde bile doğrudan siyasal üretimleriyle öne çıkmadı. Daha çok iyimserliği, neşesi ve gündelik hayatın küçük tuhaflıklarını yakalayan mizahıyla hatırlandı. Galiba diyorum, ondan fazlası da pek beklenmedi.

Belki de bu nedenle, 1970’lerin ikinci yarısında giderek politize olan Gırgır’dan ziyade, cinsellik etrafında dönen esprileriyle kendini var eden Fırt’la hatırlandı, daha çok onun bir parçası oldu. Manşeti besleyen birinci sayfa karikatürlerinden çok spor sayfalarının ve hafta sonu eklerinin çizeriydi.

Hiç siyasal karikatür yapmadığını söylemiyorum; Yeni Sabah’ta yıllarca bunu da denedi. Ancak güncel siyasetle, döneminin kimi karikatürcüleri kadar yoğun ve sürekli bir ilişki kurmadı. Bana kalırsa bu, beceremediği değil, bile isteye tercih etmediği bir alandı.

Fotoğraf tam da bu yüzden ilginç. Erbulak’ın zihinlerdeki alışıldık imgesinden küçük ama anlamlı bir sapmayı gösteriyor.

Belki bunu, Erbulak’ın siyasal dönüşümünden çok dönemin ruhuyla açıklamak daha doğru olabilir. 1961 Anayasası’nın sağladığı haklarla grev yapmanın, sendikalaşmanın ve çalışma koşullarını iyileştirme talebinin giderek bir “memleket normali” hâline geldiği yıllardayız. Çok değil, on yıl önce böyle bir fotoğrafı çektirmek de gazetelerde yayımlatmak da neredeyse imkânsızdı.

Erbulak bu normalleşmeden faydalanmış şüphesiz, ama hakkını da teslim etmek gerek: O normalleşmenin pekişmesi ve yaygınlaşması için elini taşın altına koymaktan da çekinmemiş... Üstelik gazetelerin kitleselleştiği, aynı gün ülkenin dört bir yanında okunup satıldığı altmışlı yıllardayız. Onun eylemcilerle yan yana poz vermesi, yalnızca kişisel bir dayanışma jesti değil, görünürlüğü yüksek toplumsal bir kamuoyu desteği demekti.

Ne var ki fotoğrafların kaderi, yaşadıkları rejimlerin karakterine bağlı…

Bugün Gezi’de çekilmiş bir fotoğraf, aradan yıllar geçmesine rağmen bir insanın karşısına suçlama, fişleme ya da hesap sorma vesilesi olarak çıkarılabiliyor. 12 Eylül rejimi açısından da bir grev fotoğrafında yer almak, eyleme katılmak ya da destek vermek benzer biçimde bir kovuşturma malzemesine dönüşebilirdi. Apolitik sayılan Altan Erbulak’ın bu neşeli fotoğrafı, o yıllarda cevval bir savcının eline geçseydi, mutlaka bir soruşturmanın konusu olurdu.

Bir dönemde yurttaşlık hakkının en olağan görüntüsü olan şey, başka bir dönemde suç deliline dönüşebiliyor. Değişen fotoğrafın kendisi değil ona bakan iktidarın gözü elbette.

Cemal Süreya, “Ülkemin ırmakları dışarı akar / Neden bilmem can havliyle akar” der ya…

Zaman da öyle “canhıraş” akar gider. Fotoğraf ise zamanı durduran, akıp gitmesine izin vermeyen o nadir şeylerden biri. Zaman akar ama fotoğraf durur diyelim Mıstık abi, neyin normal, neyin “zararlı” sayıldığını tarihe hatırlatmak için bir kıyıda sessizce bekler.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails