![]() |
Erbulak, siyasetle meşbu bir sanatçı değildi. En
hararetli dönemlerde bile doğrudan siyasal üretimleriyle öne çıkmadı. Daha çok
iyimserliği, neşesi ve gündelik hayatın küçük tuhaflıklarını yakalayan
mizahıyla hatırlandı. Galiba diyorum, ondan fazlası da pek beklenmedi.
Belki de bu nedenle, 1970’lerin ikinci yarısında giderek
politize olan Gırgır’dan ziyade,
cinsellik etrafında dönen esprileriyle kendini var eden Fırt’la hatırlandı, daha çok onun bir parçası oldu. Manşeti
besleyen birinci sayfa karikatürlerinden çok spor sayfalarının ve hafta sonu
eklerinin çizeriydi.
Hiç siyasal karikatür yapmadığını söylemiyorum; Yeni Sabah’ta yıllarca bunu da denedi.
Ancak güncel siyasetle, döneminin kimi karikatürcüleri kadar yoğun ve sürekli
bir ilişki kurmadı. Bana kalırsa bu, beceremediği değil, bile isteye tercih
etmediği bir alandı.
Fotoğraf tam da bu yüzden ilginç. Erbulak’ın zihinlerdeki
alışıldık imgesinden küçük ama anlamlı bir sapmayı gösteriyor.
Belki bunu, Erbulak’ın siyasal dönüşümünden çok dönemin ruhuyla
açıklamak daha doğru olabilir. 1961 Anayasası’nın sağladığı haklarla grev
yapmanın, sendikalaşmanın ve çalışma koşullarını iyileştirme talebinin giderek
bir “memleket normali” hâline geldiği yıllardayız. Çok değil, on yıl önce böyle
bir fotoğrafı çektirmek de gazetelerde yayımlatmak da neredeyse imkânsızdı.
Erbulak bu normalleşmeden faydalanmış şüphesiz, ama
hakkını da teslim etmek gerek: O normalleşmenin pekişmesi ve yaygınlaşması için
elini taşın altına koymaktan da çekinmemiş... Üstelik gazetelerin
kitleselleştiği, aynı gün ülkenin dört bir yanında okunup satıldığı altmışlı
yıllardayız. Onun eylemcilerle yan yana poz vermesi, yalnızca kişisel bir
dayanışma jesti değil, görünürlüğü yüksek toplumsal bir kamuoyu desteği demekti.
Ne var ki fotoğrafların kaderi, yaşadıkları rejimlerin
karakterine bağlı…
Bugün Gezi’de çekilmiş bir fotoğraf, aradan yıllar
geçmesine rağmen bir insanın karşısına suçlama, fişleme ya da hesap sorma
vesilesi olarak çıkarılabiliyor. 12 Eylül rejimi açısından da bir grev
fotoğrafında yer almak, eyleme katılmak ya da destek vermek benzer biçimde bir kovuşturma
malzemesine dönüşebilirdi. Apolitik sayılan Altan Erbulak’ın bu neşeli
fotoğrafı, o yıllarda cevval bir savcının eline geçseydi, mutlaka bir
soruşturmanın konusu olurdu.
Bir dönemde yurttaşlık hakkının en olağan görüntüsü olan
şey, başka bir dönemde suç deliline dönüşebiliyor. Değişen fotoğrafın kendisi
değil ona bakan iktidarın gözü elbette.
Cemal Süreya, “Ülkemin ırmakları dışarı akar / Neden
bilmem can havliyle akar” der ya…
Zaman da öyle “canhıraş” akar gider. Fotoğraf ise zamanı
durduran, akıp gitmesine izin vermeyen o nadir şeylerden biri. Zaman akar ama
fotoğraf durur diyelim Mıstık abi, neyin normal, neyin “zararlı” sayıldığını
tarihe hatırlatmak için bir kıyıda sessizce bekler.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder