Perşembe, Temmuz 16, 2026

"Diğer" Ferdi Tayfur

Popüler kültür tarihimizde iki Ferdi Tayfur var. İlki, “zamana yenildiği” için ikincisi kadar hatırlanmıyor. Dublaj ve seslendirme tarihimizin öncü isimlerinden olan bu ilk Ferdi Tayfur, yaratıcı zekâsı, nevi şahsına münhasır karakteri ve özel hayatıyla döneminin en ilgi çekici figürlerinden biriydi. Cumhuriyet’in ilk kırk yılında adı kolayca hatırlanan, hikâyeleri anlatılan, şöhreti tartışılmayan isimlerden biriydi.

Bugün neyi nasıl yaptığını, mutfakta neleri değiştirdiğini tam olarak bilemiyoruz. Seslendirdiği filmlerin neredeyse tamamı kaybolmuş durumda, dolayısıyla dublajlarını yeniden dinlemek ya da seyretmek ne yazık ki mümkün değil. Yine de özellikle komedi filmlerindeki başarısı, Arşan Palabıyıkyan’ı (Groucho Marx) ve Lorel-Hardi’yi (Laurel-Hardy) seslendirirken metne kendi mizahını kattığı, doğaçlamalar yaptığı ve esprileri yerelleştirdiği konusunda ortak bir hafıza var.

1946 yılında Şen Çocuk dergisi, Lorel ve Hardi çizgi romanını yayımlarken ilginç bir tercihte bulunmuş. İlk karede yalnızca ünlü komedyen ikilinin değil, Ferdi Tayfur’un da portresine yer vermiş ve altına şu notu düşmüş: “Yazan: Ferdi Tayfur”. Bu tercih, en azından derginin nazarında Tayfur’un Lorel Hardi kadar popüler olduğunu ya da onlarla birlikte hatırlandığını gösteriyor.

Bu konuya girmeyeceğim için geçerken küçük bir not düşeyim. Sayfaların çizeri belirtilmemiş. Balonların önemli bir kısmı okunması güç bir el yazısıyla hazırlanmış, yer yer balonların okuma sıralanışı yanlış istiflenmiş.

Biz, kuru bir çeviri olmayan esprili metinlere dönelim. Tayfur, perdede karakterleri konuştururken yakaladığı ritmi ve fonetiği doğrudan kağıda, yazı diline aktarmış. Balonlardaki harfleme ve vurgular da bu “konuşma” duygusunu destekleyecek biçimde tasarlanmış. İşte asıl ilginç olan nokta da burada başlıyor.

Bir çocuk dergisinde, standart yazı dilini ve imla kurallarını bilinçli olarak terk eden bir metin yayımlanıyor. Dönemin pedagojik hassasiyetleri düşünüldüğünde bu gerçekten de şaşırtıcı bir cesaret. O yıllarda çocukların “yanlış Türkçe” öğreneceği, çizgi romanların dili bozacağı ve okuma alışkanlığını baltalayacağı yönündeki kaygılar epeyce revaçtaydı. Buna rağmen Şen Çocuk, konuşma dilini doğrudan sayfaya taşıyan bu metni basmakta hiçbir beis görmemiş.

Aslında Tayfur’un yaptığı şey teknik olarak “yanlış yazmak” değil, telaffuzu görünür kılmak, yani konuşmayı doğrudan resmetmek. Karakterlerin ağzından çıkan sesleri harf harf taklit ediyor: öledir (öyledir), diyilizdir (değilizdir), aadam (adam), güüzel (güzel), niden (neden) Karınca bile senden akıllıdırmış (akıllıdır), naasel (ne güzel), biliyorsunmu (biliyor musun), şimde (şimdi), birdenbiyre (birdenbire), ne yapceksindir (ne yapacaksın) gibi……

Popülerliğin getirdiği gayriresmî imtiyazlar vardır, bazen kimi katı kuralları esnetebilir, kimi istisnaları mümkün kılabilir. Ferdi Tayfur bu kadar sevilmeseydi, beyazperdede bir ses yıldızına dönüşmeseydi ve her şeyden önemlisi güçlü bir ticari karşılık üretmeseydi, bir çocuk dergisinde bu ölçüde konuşma diline yaslanan bir metne izin verilir miydi? Hiç sanmıyorum.

Unutmamak gerekir ki o yıllarda çocuk dergileri Millî Eğitim’in yakın gözetimi altındaydı. Sorumlu yazı işleri müdürleri çoğu zaman öğretmenlerden seçiliyor, düşük tirajlar nedeniyle yaşayabilmek için okul aboneliklerine ve resmî kurumların desteğine ihtiyaç duyuyorlardı. Dolayısıyla yalnızca ekonomik değil, pedagojik bakımdan da sürekli denetleniyorlardı.

Ferdi Tayfur’un o dönemki şöhreti, devletin ve pedagojinin o gri duvarlarında mecazen küçük bir gedik açmış ve bu dilsel serbestliği mümkün kılmış gibi görünüyor.  Bugün bu sayfalara baktığımızda yalnızca eski bir çizgi roman okumuyoruz. Türkiye’de konuşma dilinin böylesine rahatlıkla yazıya dönüştürüldüğü ilk örneklerden biriyle de karşılaşıyoruz.


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails