![]() |
Şapka giyilmemiş. Peki neden? Madem fotoğrafın parçası
olacak kadar önemli, neden başında değil de sandalyede duruyor? Büyük mü geldi
acaba? Delikanlının başıyla kıyaslayınca gerçekten de biraz iri duruyor.
Belki de o şapka ona ait değildir. Belki babasının… Belki amcasının… Belki de birazdan gelip
o sandalyeye oturacak evin gerçek sahibinin.
Cemal Süreya’nın dizelerindeki gibi: “Adam şapkasına
rastladı sokakta / Kim bilir kimin şapkası.”
Fotoğrafın üzerine 1929 tarihi düşülmüş. Kıyafet ise tam
dönem modası, alamode. Duble paçalı dar pantolon, üç düğmeli ceket, kapaklı
cepler, özenle seçilmiş bir kravat ve cep mendili… Mevsim yaz olmalı; zira yelek
yok. Oysa o yıllarda takım elbisenin doğal, ayrılmaz bir tamamlayıcısıdır
yelek. Demek ki epey sıcak bir gün. Büyük ihtimalle evin bahçesindeler. Hali
vakti yerinde bir ailenin oğlu ya da torunu, özenle objektif karşısına
çıkarılmış.
Ama bu fotoğrafın asıl kahramanı, bence o şapka.
Cumhuriyet’in o ilk yıllarında şapka yalnızca bir
aksesuar değildi. Erkekliğin, modernleşmenin, devletle aynı hizaya gelmenin,
eğitimin, şehirli olmanın ve sınıfsal konumun da açık bir işaretiydi. Başınıza
taktığınız şey, toplumun içinde kim olduğunuzu ilan ediyordu.
Bu yüzden sandalyedeki şapka, orada öylece, sıradan bir
nesne gibi durmuyor.
O şapka neyi imliyor dersiniz? Erkekliği, o tarih için
siyasi aidiyeti, hiyerarşik olarak yukarıda olmayı… Sınıfı, kültürel sermayeyi,
otoriteyi... O sandalyede adeta "diplomalı" bir şapka var; köşkün
şapkası… Sanki sahibi görünmeyen ama varlığı her an hissedilen biri, makamından
kısa süreliğine çıkmış da birazdan geri dönecekmiş gibi.
Delikanlı ise bambaşka bir hikâyenin eşiğinde duruyor.
Onun aklı çoktan o ağırbaşlı bahçeden çıkmış gibi. Beyoğlu’na gitmek istiyor
Mıstık Abi; rakı süzen, âşık üzen, şiir düzen kızlarla merabalaşmak istiyor.
Onun şapkası sandalyede değil; içi çiçekle dolu, içinde
kavak yelleri…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder