![]() |
Her şehri bilmiyorum ama Ankara’daki Yıldırım Ekipler
Stadyum’un hemen yanında konuşlanıyor. Sadece motosikletler değil, hafif
Jeep’ler de filoya katılıyor. Bilmeyenler için söyleyeyim: Eski Ankara, tren
istasyonu ile Kale arasında gelişmiştir. Cumhuriyet ise şehri Dışkapı ile
Çankaya Köşkü arasına doğru büyütür ve başka bir hat kurar. Yıldırım Ekipler’in
Eski Ankara’ya hâkim bir noktaya yerleştirilmesi tesadüf değil demek istiyorum.
Kale’nin eteklerinde şaraphaneler, kumarhaneler ve kerhaneler
var; kabadayıların hüküm sürdüğü bir Ankara underground’u var. Polis, suçun
yoğunlaştığı yerlere mümkün olduğunca hızlı ulaşmak istiyor. Eskilerin
deyişiyle, Bentderesi’ne “vınn!” diye iniveriyor.
Yukarıdaki fotoğraf, o ekiplerden birinin -muhtemelen
İstanbul’un- gazetelere servis edilmiş tanıtım fotoğraflarından biri. Eski
gazeteleri karıştırırsanız motosikletli polis fotoğraflarına, özellikle de
böyle sıra sıra dizilmiş toplu karelere sık rastlıyorsunuz. Bu
kadar çok yayımlanmaları, yeni teşkilatı tanıtma isteğinin yanı sıra bir tür
gövde gösterisine de işaret ediyor. Devlet, vatandaşına “yanındayım” demek
isterken, suçluya da “her an karşına çıkabilirim” mesajı veriyor.
Siren sesi, düdük sesi gibi motosikletin gürültüsü de
caydırıcılığın bir parçası oluyor. Teknolojinin sağladığı üstünlük, psikolojik
üstünlüğe dönüşüyor. Yakın dönemde bilgisayarların, mobese kameralarının ya da
yüz tanıma sistemlerinin yarattığı etkiyi düşünün. Bunların hepsi aynı saksıdan
çıkıyor: Devletin hem maddi hem de psikolojik olarak daha görünür, daha
erişilebilir ve daha hızlı olma arzusu.
“Tahakküm” dediğimizde gündelik dilde biraz geriliriz.
Oysa tahakküm yalnızca zor kullanmak değildir, büyük ölçüde rıza ile işler.
Bizi koruyup kollaması için devlete bazı haklar devreder, kanunu uygulama
yetkisini ona teslim ederiz. Ama aynı anda, o yetkinin sınırlarını
aşabileceğinden de korkarız. Koruyucuya ihtiyaç duymakla birlikte onun fazlasıyla güçlenmesinden de hoşlanmayız. Devletle kurduğumuz
ilişki biraz da bu medcezir hâlidir.
Telsizin yaygınlaştığı yıllarda bunlara “Radyolu
Polisler” deniyordu, o bile ürkütücüydü. Bugün cep telefonlarımız sayesinde
nerelere gittiğimiz, kimlerle görüştüğümüz, hangi güzergâhları kullandığımız
tespit edilebiliyor ya da en azından buna inanmamız bekleniyor. “Suçlular
korksun” deniyor ama aslında hepimiz, bir ölçüde, korkunun dolaşıma sokulduğu
bir düzenin içinde yaşıyoruz. Belki de bu yüzden gösteri, korku, ritüel, suç ve
teknoloji birbirinden ayrılmıyor. Geceyle gündüz gibi iç içe geçiyorlar.
Üstelik çoğu zaman şayiası, hakikatinden daha etkili oluyor.
Ve zihnimize hâlâ o ses düşüyor.
Vınn…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder