Perşembe, Eylül 24, 2026

Biir tesellli verr!

Benim bu topraklardan ve yaşadıklarımdan çıkardığım şeylerden biri şu: Biz memleket olarak, tek tek bireyler olarak kendimizi çok önemsiyoruz. Hep yazıyorum, bu kadar gökdelen, bu kadar en uzun bayrak direği, bu kadar “en büyük” vurgusu boşuna değil. Sadece Z kuşağı değil, hepimiz “müdür” olmak istiyoruz.

Kendini önemsemek kulağa hoş geliyor olabilir. Tabii ki kendimizi önemseyeceğiz denebilir. Bizi bir şey yapmaya, üretmeye iten temel motivasyonlarımızdan biri benliğimiz ve önemsenme arzumuz. Benim sözünü ettiğim, insanın kendisine dünyada olduğundan daha merkezi bir yer ve değer biçmesi.

Üstelik bunun bir hastalığa dönüşme ihtimalinin de farkındayız. Kişisel ilişkilerimizde başkalarının kibir ve büyüklenme hevesinden şikâyetçi oluruz hep. Birine kızarken burnu havada, elitist, götü kalkmış, kendini ne sanıyor deriz. Kendisiyle alay edebilen insanları ise severiz. Neşe ve mizah, “benlikten” çok daha iyi gelir bize.

Önemsenme iştahıyla acı arasındaki ilişkiye de buradan bakıyorum. Gündelik ilişkilerimizde pek çok insan arkasından konuşulduğunu, yersiz yere eleştirildiğini, göz ardı edildiğini, haksızlığa uğradığını düşünüyor. Bunu iddia ediyor, diline doluyor. Öyle ya da böyle keskinliklerini o “saldırı tahayyülüyle” besliyorlar.

Çünkü kendinizi ne kadar merkeze koyarsanız başkalarının yaptıklarını da o kadar kendinizle ilgili sanıyorsunuz. Birinin susması size karşı susmak oluyor, birinin konuşması size laf sokmak, başarısı sizi geçmek, eleştirisi sizi küçümsemek… Tesadüf azalıyor, niyet çoğalıyor. Yankı vadisinde birileri “manidarrr” diye bağırıyor.

Memlekete dönelim. Medyaya, siyasete, popüler kültüre ve ahalinin ağzına dikkat kesilince de benzer bir zihniyet hemen fark ediliyor. Yabancılar bize güvenilmez geliyor, herkesin düşmanımız olduğuna kolaylıkla inanabiliyoruz. Bizimle aynı fikirde olmayanları Türk düşmanlığıyla, hatta bizden olmamakla suçlayabiliyoruz. Türk dediğime bakmayın, Kürtler de farklı değiller. Havasına suyuna, zeybeğine, halayına… bir başkayız biz Mıstık abi…

Laf uzamasın, çook iyi biliyoruz “büyük resmin” ne olduğunu (!): Oyunlar, kumpaslar, manipülasyonlar hiç bitmiyor. Hep kandırılıyoruz. Çinliler bizi savaşarak değil kurnazlıkla kandırmışlardı, ders kitaplarından öyle hatırlıyorum. Hikâye çok eski yani. Bize deprem bombası attılar mesela.

Yav “niye bizimle uğraşıyorlar?” diye sormuyoruz. Türkiye’nin jeopolitik önemi falan denir. Asya’yla Avrupa arasında köprüdür, Türki devletlere açılan kapıdır, İslam âlemi için modeldir… Yıllardır duyarız bunları. Bir ara bor madeni vardı filan.

Türkiye önemsiz bir ülke demiyorum. Mesele o değil zaten. Mesele, önemli olmakla herkesin sürekli bizimle uğraştığı kanaati arasında kurduğumuz tuhaf ilişki.

Bir ülkenin stratejik önemi olabilir. Başka devletler onun politikalarını etkilemeye, ondan yararlanmaya, önünü kesmeye çalışabilirler. Devletler birbirlerine zaten bunları yapıyorlar. Ama buradan, dünyanın gözünü bize diktiği, herkesin gizli veya açık biçimde bizimle uğraştığı sonucuna nasıl geliyoruz?

Ne dersek diyelim, abarttığımızı hepimiz az çok biliyoruz. Üstelik bütün bunları çoğunlukla biz konuşuyoruz zaten. Soruları biz soruyor, cevapları biz veriyoruz. Büyük ölçüde kendi kendimize konuşuyoruz. Önemsenmek istiyoruz ama yeterince önemsenmiyoruz ve galiba bunun farkındayız.

“Avrupa, Avrupa duy sesimizi” psikolojisi milim değişmiş değil. Cümlenin kendisi bile tuhaf aslında. Bizi duy. Bizi gör. Bizi hesaba kat. Biz önemliyiz.

Bu psikolojinin tek tek hepimizi çeşitli ölçülerde etkilediği, mantığımızın içine sızdığı aşikâr değil mi? “Bizimle uğraşıyorlar” ile “benimle uğraşıyorlar” aynı ana babanın çocukları.

Devlet buna inanırsa öğretmen de öğrenci de inanabilir. Fikir dolaşımdadır çünkü: okuldan eve, tivitırdan yeni nesil kahveciye, siyasetten gündelik ilişkilere geçer, biçim değiştirir, her meşrebe uyar. Bir noktada “Türkiye’nin yükselmesini istemiyorlar” olur, başka bir noktada “beni çekemiyorlar”.

Fonda “Bir teselli ver” çalıyor, birilerinin sizinle uğraştığına inanmak acı vericidir ama aynı zamanda o insana bir önem atfeder. Kim sıradan biriyle uğraşır ki? Kim önemsiz bir ülkeye kumpas kurar ki?

“Büyük olduğuna” inanan özne için sıradan olmak tahammül edilmesi zor bir şey olsa gerek be abi. “Bana düşman olmaları, beni önemsememelerinden iyidir!”

2 yorum:

sevgili günlük dedi ki...

İnanın son zamanlarda okuduğum en dönüştürücü yazı. Elinize sağlık. Kimse için sandığımız kadar önemli değiliz, 43 yaşında anladım bunu hem bireysel hem toplumsal manada. Başka övünecek bir şeyimiz olmayınca başkalarının bizi ''kıskanması'' ''bizimle uğraşması'' vb ilkel tarafımıza iyi geliyor. Bu kadar basit.

Aziz dedi ki...

O ana baba kimse onları bulalım :)

Related Posts with Thumbnails