![]() |
Fotoğrafçı, müşterileri rahatsız etmeden masalar arasında
gezinen, kimden ne alacağını, kime ne satacağını bilen bir çakal olmalı…
Kendini sanatçıdan sayan, Maltepe’yi üst üste fosurdatan, deri ceketli, geniş yaka gömlekli bir
oğlan. Yakınlarda Karaköy’den İspanyol paçalı kaçak bir “Amarikan” kot bulmuş,
onu giyince iyi hissediyor kendini… Dal gibi, ipince. Garsonlarla, kızlarla
gevezelik etse de aklı, alelacele tabedip satacağı fotoğraflarda.
Beyabiyi görür görmez bellemiş zaten, iyi tanıyor
böylesini. Kaportacı kılıklı, diye geçirmiş aklından, en iyi ihtimal yedek
parça satıyor sanayide. “Getir koçum koyun pennirini” derken hanfendinin birini
masaya çağırtacak filan… “Mümkünse yani” diye ekleyip filimlerdeki gibi başını
sağa doğru eğecek.
Ha, kız oturduysa gözünü masadan ayırmamak lazım. Beyabi kızı
koluyla sarıp yanağına dodağına yumulurken flaşı patlatacak… Fotoğrafçının
hesabı belli: O kız, gündüz vakti yolda görse yüzüne bakmaz adamın. Böylesi fotoğrafı
bir daha nereden bulacak?
“Hatıra işte beyabi” diyecek, “zulalarsın bi yere…”
Ölçülü ölçülü gülümseyerek, utanır gibi yaparak…
Masadaki kızı mı soruyorsun, e onu da anlatayım…
Kız, soranlara
yirmi iki yaşındayım derdi, kaç yıl bunu söyledi, halbuki ilk
geldiğinde otuz ikiydi, günbegün
daha yaşlı gösterdi, Cavidan
abla makyajdan diyordu, “canımmm
alıp götürüyor o kremler, uçuruyor yüzünün rengini...” Almanya'dan sipariş vermiş
iyisini, yazın izne geldiğinde getirecek, komşusunun eltisi...
Kız Çorumlu,
Ankara'ya gideyim derken Bursa'ya,
hiç aklında yokken İstanbul'a
gelmiş… Zamanında Nazmi diye bir oğlanı sevmiş. Liseyi bitirememiş, sınıfta filan
kaldığından değil, bırakması icap etmiş. Orası yanlış anlaşılmasın diyor.
Kız mı konuşsun istiyorsun, e konuşsun Mıstık abi…
“İş işte canım, yoksa ne zorum var benim kalıntı kartoloş
herifle… Tiner kokuyordu elleri, artık ne iş yapıyorsa…”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder