![]() |
Her dönemin olumlanan ve olumsuzlanan kendine özgü eğilimleri var.
Değişmeyen şey ise yaşanan zamanın bir “bunalım çağı” olduğuna ilişkin kolaycı
yargı galiba. Geçmişte yazılmış güncel metinlere bakınca bu tavır kendini ziyadesiyle
belli ediyor. Aktüel olmayı bağırmakla karıştırdığımızdan, yaşadığımız zamandan
“tiksindiğimizi” herkese duyurmak istiyoruz.
İslimyeli, bunalımı zamanın ruhu olarak işaretlemiş; skandal
arayışını da bunun bir parçası saymış. Salvador Dali ile hakkında pek bir şey bilmediğimiz bir başka sürrealist ressamı aynı kültürel çöküşün belirtileri (hastalıksa eğer semptomları) arasında
değerlendirmiş. Dahası, o bunalım gün gelip sona erdiğinde Dali’nin
tuvallerinin “2500 yıllık sanatın o müstesna ahenginden” düşeceğini (kaybolup
gideceğini) ileri sürmüş.
Bu faslı ayrıca tartışmaya gerek yok sanırım. Unutulup giden Dali’nin
eserleri değil, skandalları oldu.
Metindeki “normalin dışında olan yaratıklar” sözü ise ayrıca dikkat
çekici. İslimyeli’nin kimi kastettiğini bilemiyorum. Cinsel tercihlerle ilgili
bir iddiada mı bulunuyor acaba? Her durumda, farklı olanı “yaratık” diye
niteleyen cümlesi, savunulduğu söylenen sanat anlayışından çok daha fazlasını
anlatıyor.
İşte tam da burada, “farklı olanı” yaratık ilan eden bakışla
“bunalım çağı” teşhisinin aynı kaynaktan beslendiğini anlıyoruz: kendi ölçüsünü
şaşmaz ve sapmaz ölçüsünde mutlak sayan bir zihniyeti okuyoruz.
Tek ve değişmez bir “sanat tanımı” elbette yok. Fakat sanatı bir tanıma
sabitlemek, sonra da o tanımın koruyuculuğuna ve hamiliğine soyunmak isteyen
çok. “Bunalım” denilen şey belki de buralardan başlıyor. Farklı sanat anlayışlarının
ortaya çıkması ya da yeni oyuncuların itibar kazanması, eski hamileri tedirgin
ediyor, mutlaka öfkelendiriyor.
Bourdieu, Sanatın Kuralları kitabında özetler: bir kültürel alan;
yerleşik/tanınmış figürler ile alana yeni giren üreticiler arasında gelişen,
alanın “meşru tanımı” üzerine yaşanan, bitimsiz bir mücadeleye sahne olur. Yeni
gelenler mevcut güç dengesini sarsmaya çalışırken, yerleşikler bu dengeyi
korumaya çalışır. Bana kalırsa bu direniş çoğu zaman kişisel bir çıkar kaygısı
olarak değil, “alanın çöküşü” endişesi olarak sunulur.
Bugünden tiksinmek de yeni oyunculardan hazzetmemek de bu iktidar
kaygısının bir parçası. Her kuşak, kendi zevkini sanatın ezelî ve ebedî ölçüsü
sanıyor. Sonra zaman geçiyor, sanat kalıyor, ölçüler ve terziler berhava oluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder