Pazar, Eylül 27, 2026

il vampiro

Anlatacaklarımın yalnızca benim başıma geldiğini sanmıyorum, kimle konuşsam benzer bir hatırası var çünkü…

Büyüdüğüm mahallede bir halk kütüphanesi vardı. Bir apartmanın giriş katında, küçücük bir yer… İlkokul ve ortaokul çocuklarının ödevlerini yapmasını kolaylaştıran bin beş yüz kitaplık, akıllara ziyan bir kıtlık içinde, izbe bir kütüphane düşünün.

Mecburen gidiyordum, çünkü raflarında okumamıza izin verilen serüven kitapları vardı. En fazla dokuz on yaşındayım, gün aşırı kitap almaya gidiyorum. Şişedeki Mesaj, Limandaki Yabancı ve Lancelot…

Kütüphane görevlisi kadın, kitapları okumadığımdan şüphelenmiş olmalı ki bir gün beni durdurdu. İade ettiğim kitabı eline aldı, bir kaşı havada, romanla ilgili saçma sapan sorular sormaya başladı. Garip bir “Okudun mu bakalım?” sahnesiydi. Çocuksunuz, “Ne münasebet?” diyemiyor, aldığınız terbiye gereği sorulara cevap veriyorsunuz. Sorguya çekilmek kimin hoşuna gider ki? Beni öyle germişti ki bir süre kütüphaneye gidemedim.

Altı üstü kartona damga vuruyor. Bırak çocuk gelsin gitsin, alışsın sevsin, gezinsin, sana ne? Okumamış olsa ne yazar? Beni küstürecek ki işi azalsın… Senelerce o kadına gıcık oldum. Üstelik bunca zaman onun herhangi bir şey okuduğunu da görmemiştim, masasında örgü örüyordu.

Sorsan kitapları seviyordu. İşi buydu. “Okumak lazımdı”, “Halk cahildi” vesaire…

İyilik, diğerkâmlık, sevmek, hayal kurmak filan ta buralardan başlıyor. Hep düşmandan, hıyanetten, teröristten, reröröden bahsediliyor ya… Bence o kadının bizi hizaya çekmesi, höt zötle çocukları korkutması, yağmacılığın, gaspın ve terörün beslendiği yerden besleniyordu: Elindeki küçücük iktidarı, karşısındakini sindirmek için kullanmaktan.

Gerçekten o ölçüde bir şeydi. Çünkü çocukken sizi kitaplardan soğutan biri, yalnızca canınızı sıkmış olmaz, hayal kurabileceğiniz bir dünyanın kapısını da yüzünüze kapatır.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails