Çarşamba, Eylül 23, 2026

Fotoromanzi

Faruk Geç’in Günah isimli gazete tefrikasını okudum. Birisi günbegün gazeteden kesip istiflemiş, nereden elime geçmiş hatırlamıyorum. Geç, uzun seneler Hürriyet gazetesi için İtalyan fotoromanlarını birebir çizgiye uyarlayan çalışmalar üretti. Kopyalaması isteniyordu, kopyaladı diyelim.

Akıllı, maharetli, algısı açık bir çizgi romancıydı, dil biliyordu, yurt dışına çıkıp işine yarayan tecrübelerle döndü. Üslubunu değiştirerek yerli hikâyeler anlatmaya başladı, yaptığını da “Gerçek Hayat Hikâyeleri” olarak adlandırdı.

Günah, 1980’de yayımlanmış. Geç’in çizgisi zaten memleket ortalamasının üzerindeydi, dönemi için yeni ve moderni temsil ediyordu. Ne ki, okuyunca anladım, hikâyesi epeyce karışıkmış…

Taşrada başlıyor. İstanbullu zengin bir ailenin oğlu, taşralı bir ailenin güzel kızıyla evlenmek istiyor. Kız yanaşmıyor, İstanbul’a, halasının yanına üniversite okumaya gitmek istiyor filan… Beyefendi fikritakibini, genç kadına yönelik ısrarını sürdürüyor, nihayet evleniyorlar. Sonra adam içkiye düşüyor, karısını yeni işe aldığı sekreteriyle aldatmaya başlıyor. Kadının da etrafında birileri var ama o, hikâyenin “temiz” tarafında kalıyor. Buna rağmen ailesi, günaha girdiğine, kocasını aldattığına inanıyor. Erkek kardeşi, aile adına genç kadını öldürüyor ve hikâye bitiyor.

Bu final bende pek oturmadı. Aile, baştan itibaren o denli sert, baskıcı veya “bağnaz” çizilmiyor, kızlarını okumaya gönderiyorlar örneğin. Elbette bu, şiddete başvurmayacaklarının güvencesi değil ama kızları üzerindeki denetimleri, namus anlayışları, öldürmeye varabilecek tutumları hikâye boyunca yeterince işlenmiyor. Cinayet, gelişmelerin içinden çıkacağına hikâyeyi bitirmek üzere devreye sokulmuş bir çözüm gibi duruyor. Bir de sekreterin sonradan ortaya çıkan gizemli sevgilisi filan var, o kısım unutuluyor…

Faruk Geç, bu evliliği yıkmak istemiş belli ki. Bir ya da iki karakter hariç güvenilecek kimse bırakmaması da ilginç. Genç kadının etrafı kalabalık ama başı sıkıştığında sığınabileceği pek kimse yok.

Şunu anlamıyor değilim: Soap operada evlilik, finalde olursa mutluluk vericidir, hikâyenin başında olursa sürdürülmesi gereken bir meseleye dönüşür. Kurulan denge, kendi başına uzun süre ilgi çekmez, birilerinin veya bir şeylerin o evliliği tehdit etmesi gerekir. Hele gönülsüzce başlanmışsa, aldatma ihtimali daha baştan hikâyenin üzerine kabus gibi düşer. İçki için de benzer bir yorum yapılabilir. Günah’ta içki, bir zafiyetin, yaklaşan felaketin işareti oluyor, adamın elindeki kadehin hikâyede bir vazifesi var.

Genç bir akademisyenken özellikle kadın seyircilerin tepkileriyle ilgili epey soap opera araştırması okumuştum. İlk fark ettiğiniz, seyircinin size “mantıksız” gelen pek çok unsura takılmaması oluyor. Aksiyon filmlerinde kahramanın bir türlü ölmemesi gibi bir şey bu. Kavuşma ihtimali ve ayrılma endişesi, hikâyenin gerçekçiliğinden daha fazla önemsenebiliyor. İnsanlar tutarsızlıkları fark etseler bile sevdikleri karakterin başına ne geleceğini merak ederek izlemeyi sürdürebiliyorlar.

Ben unutulan sevgiliye, hazırlanmamış cinayete takıldım. Hikâyeyi her gün küçük parçalar hâlinde okumanın başka bir ritmi var elbette, beklemek de okumaya dahil oluyor. Elimdeki tefrikayı kesip saklayan kişinin ne düşündüğünü bilmiyorum. Belki o da aynı şeylere takıldı ama ertesi gün gazeteyi açıp genç kadına ne olduğunu öğrenmek istedi. Makası elinden bırakmadığına göre Geç, onu hikâyede tutacak bir şey yapmış demek ki.

1 yorum:

Levent Cantek dedi ki...

Sefa (sofuoğlu) bana ayrıca yazmış, faydalanan olabilir diyerek paylaşayım istedim:
“Genç kadının ailesi baştan itibaren o denli sert , arkaik veya "bağnaz" çizilmediği için hikaye önemli ölçüde havada kalıyor, kızlarını okumaya gönderiyorlar örneğin... Veya sekreterin, sonradan ortaya çıkan gizemli sevgilisi filan o kısım unutulmuş vs...Faruk Geç, evliliğin yıkılmasını istemiş, bir ya da iki karakter hariç kimsenin iyi olmaması ilginç duruyor, insanlara güvenmediğini hissettirmiş bize.”

1- Hikaye dağınıklığı yazıp-çizenlerde çok sık görülen bir durum. Hikayeyi senin bana yolladığın gibi “senaryo”şeklinde yazdıklarını sanmıyorum.
2- Gazetelerde günlük yayınlanan çizgiromanların bitirilip gazeteye teslim edilmiyor diye biliyorum. Günlük veya bir-kaç gün yedekli üretiliyor.
3- Günlük oyarak yayınlandığı içinde okurların bu tip hikaye dağılmalarının farkına bile varmıyordur gizemli sekreterin sonradan ortaya çıkan gizemli sevgilisini bile merak etmiyordur. :))

Bu gazete “tefrika” çizgiroman üretimi başlı başına bir mevzuu…

NOT: Keşke Faruk Geç ikili olarak bir çizgiroman yazarı ile çalışabilseymiş.

Related Posts with Thumbnails