Bugün herhangi bir şey için “Efsanedir” dendiğinde kimsenin aklına olumsuz bir anlam gelmiyor. Oysa “E, var böyle bir efsane” dediğinizde, aslında anlatılanın abartılı, kuşkulu, hatta pek doğru olmadığını söylüyorsunuz. Ne var ki bu ikinci anlam artık pek anlaşılmıyor; daha doğrusu, insanların aklına gelmiyor.
Tam da mizah dergileri hakkında konuşurken işime yarayan anlam bu.
Bir “efsaneyi” benden beklenen hararetle anlatmadığımda, onu küçümsediğim düşünülüyor. Bu blogu takip edenler defalarca okumuştur: Gırgır’ın dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi olduğu söylenir. Ben de ortada böyle bir sıralama bulunmadığını, bu bilginin doğru olmadığını yazıp dururum. Fakat kimse buna inanmak istemez.
Çünkü mesele yalnızca bir bilginin doğru veya yanlış olması değildir. İnsanlar böyle bir iddiadan vazgeçtiklerinde, geçmişe ilişkin güzel ve gurur verici bir hikâyeyi de kaybedeceklerini düşünürler. Üstelik yıllarca kandırılmış, hiç değilse yönlendirilmiş olabileceklerini kabul etmek zorunda kalırlar. Efsaneler çoğu zaman gerçek oldukları için değil, ihtiyaç duyuldukları için yaşarlar.
Dergiler konusunda eskiden beri romantik ve hararetli bir inanış vardır: Neredeyse bütün dergilerin bir ideal uğruna çıkarıldığı, yaşatıldığı ve sürdürüldüğü varsayılır. Herkes ticaret yapabilir ama dergiciler, yazarlar, çizerler, gazeteciler ve yayıncılar yapmaz; daha doğrusu yapmamalıdır.
Matbaacı sizden para alır. Dağıtımcı sizden para alır. Kâğıt, mürekkep, büro, ulaşım, emek; her şey para karşılığında dolaşıma girer. Ama dergilerin sanki para için çıkmadığı düşünülür.
Niye inanıyoruz buna?
Gırgır neden satıldı? Yüksek kârlı bir yayın olduğu için.
Gırgır gibi dergiler neden çoğaldı, benzerleri neden üretildi? Elbette kimse masaya oturup yalnızca “Kâr amaçlı bir mizah dergisi çıkaralım” demedi. O dergileri ortaya çıkaran yetenek, heves, itiraz, rekabet, yaratıcılık ve gençlik enerjisiydi. Fakat sonuçta yaşayabilen, sürdürülebilen ve çoğaltılan yayınlar para kazandıranlardı.
Oğuz Aral, Gırgır satıldığında “Madem satacaklardı, bana satsalardı” demişti. Bunu söyleyebiliyordu, çünkü dergiyi satın alabilecek kadar gelir elde etmişti.
Gençler Gırgır’dan neden ayrıldılar? Mikrop, Limon ve Hıbır neden çıktı? Kuşkusuz estetik, siyasal ve kişisel anlaşmazlıklar vardı. Ama daha bağımsız olmak, kendi yayınlarını yönetmek ve öyle ya da böyle daha yüksek ya da daha sürekli bir gelir elde etmek isteği de vardı.
Bugün mizah dergileri yok denecek kadar azsa bunun nedenlerinden biri de az satmalarıdır. Az sattıkları için iyi telif ödeyemiyor, iyi telif ödeyemedikleri için yetenekli insanları bünyelerinde tutamıyorlar. Yetenekli insanlar da emeklerinin karşılığını alabildikleri başka alanlara yöneliyorlar.
Dergileri yalnızca paraya indirgeyip “Aslında hepsi bundan ibaretti” demiyorum. Bu da her şeyi tek bir nedene bağlayan kolaycı bir açıklama olurdu. Sadece, neredeyse hiç konuşulmadığı için parayı ve ekonomik koşulları hatırlatıyorum.
Gırgır dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisi değildi demek, bir efsaneye saldırmak değildir. Kimseyi yargılamıyor, buna inanılmasına da şaşırmıyorum.
Doğrusu, iddianın doğru olup olmamasından çok, insanların onun doğru olmasını neden bu kadar çok istedikleri ilgimi çekiyor.
Çünkü bazen bir efsaneyi savunurken geçmişi değil, geçmişe dair kendimizi savunuyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder