![]() |
Roman iki katmanlı ilerliyor. Bir yanda genç işadamı
Şadan’ın “bugünde” geçen hikâyesi, öte yanda tesadüfen eline geçen bir günlük. Asıl
ilginç olan da bu günlük. Genç bir kadın, ilk cinsel deneyimlerini ve giderek
başka kadınlara duyduğu arzuyu son derece açık bir dille anlatıyor. 1946 için şaşırtıcı
bir cesaret örneği. Bildiğim kadarıyla kitap hakkında herhangi bir dava da
açılmamış.
Benim dikkatimi çeken ise günlüğün kahramanı değil, onun
çevresindeki yan karakterlerden biri oldu: Süzan. Romanın bir yerinde Şadan’ın
arkadaşları, sıradan bir sohbet havasında Süzan’ın altı ay önce Cerrahpaşa’da
ameliyat olduğunu, artık “Süleyman” adını kullandığını anlatıyorlar. Üstelik
bunu bir trajedi ya da skandal gibi değil, neredeyse hayranlıkla aktarıyorlar:
“Öyle gösterişli bir delikanlı oldu ki görme.”
Bugünden bakınca bu, tuhaf bir anlatı çözümü gibi
görünüyor. Kadınlardan hoşlanan bir kadın karakter, romanın ortasında cerrahi
bir müdahaleyle erkeğe dönüştürülüyor. Bunun gerçekten tıbbi bir olasılığa
dayanıp dayanmadığından çok, anlatıdaki işlevi önemli. Yazar ya döneminin ahlak
anlayışı içinde “sakıncalı” görülebilecek bir ilişkiyi anlatılabilir kılmak
için bedeni değiştirmeyi seçiyor ya da bunu bilinçli bir sansür önlemi olarak
kullanıyor. İki kadın arasındaki ilişki, taraflardan biri erkek ilan edildiği
anda ahlaki bakımdan daha güvenli bir zemine taşınmış oluyor.
Her iki ihtimalde de değişen şey arzu değil, onun
toplumsal tercümesi. Günlük bölümünde bir kadının başka bir kadına duyduğu istek
rahatlıkla yazılabiliyor; ama bu arzunun taraflarından biri kalıcı olarak
“erkek” olduğunda aynı ilişki heteroseksüel bir çerçeveye oturuyor ve anlatılması
kolaylaşıyor. Şehvet değişmiyor, yalnızca adı değişiyor.
Tam bu noktada bana hep ilginç gelen bir örtüşme var.
Ahlakçının şehveti ile şehvetlinin ahlakçılığı çoğu zaman aynı noktada
buluşuyor. Şehvet Geceleri bir
yandan dönemine göre şaşırtıcı ölçüde cüretkâr; öte yandan bu cüreti sonuna
kadar taşıyamadığı yerde en muhafazakâr çözüme başvuruyor. Bunun sansür
korkusundan mı, yazarın kendi ahlaki sınırlarından mı kaynaklandığını kesin
olarak söylemek zor.
Romanın genelindeki dağınıklık (karakterlerin kaybolup
yeniden belirmesi, günlüğün ikinci defterle aniden yön değiştirmesi, Şadan’ın
günlüğün yazarının kendi karısı olduğunu öğrenince neredeyse ölmesi) tipik pulp
zaafları olarak görülebilir. Ama Süzan/Süleyman meselesi bunlardan biri değil.
Tam tersine, anlatının en bilinçli hamlelerinden biri gibi duruyor. Yazar
burada dikkatsiz davranmıyor, tam da çözmesi gerektiğini düşündüğü noktada,
meseleyi ameliyatla çözüyor.
Bu yüzden Şehvet Geceleri yalnızca ortalama bir pulp roman örneği değil. Aynı zamanda 1946 Türkiye’sinde
arzunun hangi koşullarda anlatılabilir sayıldığını gösteren küçük ama öğretici
bir belge. Arzu yasak değildir, yeter ki bedenler ve kimlikler onu ahlaken
kabul edilebilir bir biçime tercüme edebilsin. Şehvet değişmez, yalnızca adı
değiştirilir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder