![]() |
Erdoğan Tokatlı’nın yönettiği 1972 tarihli Hakikat
filmini seyretmedim. Dolayısıyla fotoğraftaki sahnenin hikâye içindeki yerini ve karakterler
arasındaki ilişkiyi bilmiyorum. Beni fotoğrafa baktıran, filmden çok oyuncu
İsmail Hakkı Şen’in sol elinde tuttuğu kitap oldu: Emile Burns’un Para ve
Enflasyon’u.
Sahnenin bir parodi olarak kurulduğu aşikâr. Şen;
kollarını iki yana açmış, ağzını abartılı biçimde aralamış, koyu renk
gözlükleri, boynundaki desenli fuları ve gevşek bedeniyle bir “entel”, bir
züppe, entelektüel görünmeye çalışan bir pozör taklidi yapıyor. Elindeki kitap
da bu karakter tasarımının tesadüfi olmayan parçalarından biri.
Para ve Enflasyon, Köz Yayınları tarafından 1970
yılında yayımlanmış. Yazarı Emile Burns, Türkiye’de daha çok Marksizmi
açıklayan giriş kitaplarıyla tanınmış bir İngiliz komünisti. Altmışlı ve
yetmişli yıllarda Türkiye yayıncılığının dünyadaki siyasal ve düşünsel literatürü
neredeyse telaşla ve açlıkla izlediği bir dönem yaşanıyordu. Yeni yayımlanan
kitaplar hızla çevriliyor, sosyalizm, Marksizm, emperyalizm, sınıf ve ekonomi
üzerine cep kitapları dolaşıma giriyordu. Burns’un başka eserleri de kısa süre
sonra Türkçeye çevrilmeye başlayacaktı.
Peki böyle bir kitap neden bu adamın elinde?
İlk ihtimal, kitabın gerçekten karakterin siyasal veya
düşünsel kimliğini göstermesi olabilir. Fakat fotoğrafın görsel grameri buna
pek izin vermiyor. Burada kitap okuyan ciddi bir adamdan çok, kitap
aracılığıyla ciddiyet taklidi yapan biri var. Kitap, iddia ve içeriğinden
koparılmış, gözlük, fular ve başucundaki ciltli kitaplarla aynı dekoratif
seviyeye indirilmiş.
İkinci ve bana daha kuvvetli görünen ihtimal, kitabın
yalnızca başlığı nedeniyle seçilmiş olması: Para ve Enflasyon. Para
zaten Yeşilçam ahlakında hazzedilmeyen, kuşkulu bir şeydir. Paradan söz eden,
paraya düşkün olan veya ilişkilerini para üzerinden kuran biri, hiç şaşmaz,
hikâye tarafından cezalandırılmayı bekleyen kişidir. Enflasyon ise başlı başına
sevimsiz ve trajikomik bir kelime. İki sözcük yan yana geldiğinde, karakterin
maddiyatçılığını ve ruhsuzluğunu açıklayan hazır bir karikatür üretir.
![]() |
Karede bundan biraz daha fazlası yok değil. Moda
gözlükler, boyna alelade dolanmış o “anşante” fular, abartılı el ve ağız
hareketleri, yatağa jartiyerli siyah çoraplarla yayılmış o gevşeklik… Dönemin
görsel kodları içinde bu adam yalnızca entelektüelleştirilmemiş, aynı zamanda
kadınsılaştırılmış gibi duruyor. Burada “kadınsı” sözcüğünü biyolojik veya
gerçek bir özellik olarak değil, Yeşilçam’ın erkeklik repertuvarı içinde
kullanıyorum: narin, edilgen, yapmacık, bedensel güçten ve cinsel inisiyatiften
uzak bir tanımlama.
“Tam erkek” olmadığı sezdirilen bir karakterle karşı
karşıyayız. Fazla okumuş, fazla süslenmiş, fazla konuşmuş veya en azından
bunların taklidini yapmış biri. Bu fazlalıklar, Yeşilçam’ın dünyasında bir
erkeklik eksikliğinin işaretleri olarak kodlanır demek istiyorum.
Yanındaki Aynur Aydan’ın yüzü ise ona bakarken hafif
şaşkın, daha çok da sıkılmış görünüyor. Aydan, yıllar sonra dönemin İçişleri
Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in istifasıyla sonuçlanan ilişkinin tarafı olarak
magazin tarihine “bakan düşüren kadın” diye geçecekti. Bu fotoğrafta ise henüz bir
bakan düşürmemişse de yanı başında iktidarını çoktan kaybetmiş, toplumsal ve
bedensel bir iktidarsızlıkla kuşatılmış bir erkek var.
Yeşilçam’ın erotik komedilerinden ve onların sık sık
ödünç aldığı İtalyan modellerinden tanıdığımız bir formülü hatırlayalım:
Zengin, yaşlı, züppe veya fazla okumuş erkek, genç ve bedensel erkeklik
karşısında kaybeder. Kaybedenlerin kaderi bellidir: maddi gücü vardır ama
cinsel kudreti yoktur. Kültürlü görünür ama hayat bilgisi eksiktir.
Anaakım sinema bu karşıtlıkları sever: kötülere karşı
iyiler, yaşlılara karşı gençler, yapay olanlara karşı doğal olanlar,
aseksüellere karşı seksapeller kazanır. Böyle bir hikâyede Aynur Aydan’ın
başroldeki genç ve “hakiki” erkekle vuslata ermesi bizi şaşırtmazdı diyelim.
Belki filmde bunların hiçbiri olmuyordur. Filmi görmeden
yaptığım bu okuma, kaçınılmaz olarak tek bir fotoğrafın spekülasyonudur. Ama
fotoğrafın anlattığı şey yine de açık: Yeşilçam’da kitap her zaman bilgi veya
kültür göstergesi değildir. Bazen tam tersine, karakterin sahicilikten
uzaklığını, erkekliğindeki gedikleri ve yaklaşan yenilgisini haber veren bir
aksesuardır.
İsmail Hakkı Şen’in elindeki Para ve Enflasyon,
okunmak için değil, beyefendiyi deşifre etmek için sahneye katılmıştır.
![]() |




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder